HARF İNKILABININ SONUÇLARI ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER

0

Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişinde birçok değişiklikle karşılaşmıştır. Değişen siyasi rejim, uluslararası ortam, yaygın evrensel değerler Türk aydınlarını etkilemiştir. Bu yazıda, Türkiye’nin toplumsal dönüşümünün belirleyici süreçlerinden harf inkılabı ele alınacaktır.

Modernleşme olarak adlandırdığımız süreç, Osmanlı’da 18. yy.’dan itibaren Batı karşısında askeri yenilgiler almaya başlamasıyla yöneticiler tarafından reformlar gerçekleştirilmiştir. Askeri alandaki gelişmeleri sosyal, ekonomik ve kültürel alanın modernize edilmesi takip etmiştir. Bu etkilenimler sonucu aydınlar, toplum düzeninin yeniden inşasını gerçekleştirmek amacıyla bir dizi köklü reformları hayata geçirmişlerdir. 3 Kasım 1928’de 1353 Sayılı Kanun ile yürürlüğe giren Harf İnkılâbı ile Arap alfabesinden Latin alfabesine geçiş bunlardan biridir. Tanzimat döneminden itibaren Avrupa ile ilişkiler geliştirilmiş, etkileşim sonucunda tercüme faaliyetleri ve yeni sözcüklerin dilimize girmesi söz konusu olmuştur. Bunun sonucunda Batı ile kültür uyumunun sağlanması yolunda alfabenin değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.[1] (Çelik, 2009,  s.7)

Tanzimat dönemi aydınları arasında başlıca iki görüş hakimdir: Birincisi, Arap harflerinin ıslah edilmesi gerektiğini, diğerleri ise Latin harflerine geçilmesini savunmuşlardır. Benzer görüşler, 2. Meşrutiyet döneminde de görülmüştür. Dilin sadeleşmesi, imlâ ve harflerde değişim gibi meseleler üzerine tartışmalar devam etmiştir. (Çelik, 2009, s.17)

Cumhuriyet rejimine geçildikten sonra meselenin hız kazanması etkileyen yurtdışı kaynaklı faktörler belirmiştir. 1926 yılında Sovyetler Birliği’ndeki Türkî cumhuriyetlerin Latin alfabesine geçmeleri tartışmaları hızlandırmıştır. Bu bölgedeki Türk yönetimleri ile irtibatın koparılmasına mani olmak istemiyle harf inkılabı yolunda gösterilen önemli gerekçelerden biri olmuştur. Ancak, değişimin bahsedilen gerekçeleri dışında hızla gerçekleşmesi, meselenin ideolojik sebeplerine işaret etmektedir. Değişiklikle esas hedeflenen, Türk toplumunu Osmanlı Devleti ve diğer İslâmi toplumların, tarihin etkisinden uzaklaştırmak ve Batı’nın kültürüne yöneltmektir. Bu ulus kimliğinin sağlanması yolunda Latin harflerine geçilmesini ve Arap harflerinin Türkçe seslerin karşılanmasında elverişsiz olduğunun önemi vurgulanmıştır. Halk içinde uygulanan okuma-yazma seferberliği, yetişkinler için açılan Milllet Mektepleri yeni harflerin öğreniminin yaygınlık kazanması amacına sahip olsa da, istenilen okuryazar oranına erişilememiştir. [2] (Zürcher, 2015, s.232)

Yeni Türk harflerinin halka benimsetilmesi yolunda Atatürk, kullanılan Arap alfabesinin anlaşılmaz olduğunu vurgulayarak, yeni harflerin hızla öğrenilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu yeni harflerin toplum içerisinde yaygınlık kazanmasını sağlamak için bu öğrenimin bireyler üzerinde sorumluluk haline getirilmiş, kolektivite bilinci sağlanarak olası tepkilerin yumuşatılması hedeflenmiştir. Bu seferberlik çağrısı, halkın içinde yer alınarak, bahsettiğimiz Millet Mektepleri kurularak yeni harflere entegrasyon sağlanmaya çalışılmıştır. Kullanılan söylemlerde Batı medeniyetine bağlılık temelde yer almaktadır. Ancak, hızla gerçekleştirilen reformun istenilen düzeyde okuryazarlık oranını sağlamaması ve toplumun yeni harfleri benimsemesi üzerine harf devrimini haklı göstermek amacıyla gerekçeler ve kanıtlar üretilmeye başlamıştır. Arap harflerinin öğreniminin zor olduğu, basımının zahmetli olduğu, böylece kültürel aktarım hususunda eksikliklerin yaşandığı iddia edilmişti. 1935 yılına gelindiğinde birçok destekleyici çalışma ile inkılabın haklılığı vurgulanmak istenmiştir. Güneş Dil Teorisi, Türk Tarih Tezi, Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin çalışmaları örnek gösterilebilir. Artan ulusçuluk etkisi, yapılan reformların Orta Asya Türk topluluklarına temellendirmesi tercihine sebep olmuştur.[3] (Lewis, 2003, s.277)

Harf inkılabı, yapıldığı dönemden günümüze kadar birçok Türk düşünür tarafından ele alınmıştır:

Peyami Safa, eserlerinde harf inkılabının milli kültür ile yeni nesil gençlik arasında uçuruma neden olduğunu belirtmiş, nesilden nesile aktarılarak tekamül eden edebi gelişmenin zarara uğradığını belirtmiştir. Safa, Latin harflerine geçilmesiyle okuma yazma oranının düştüğünü, gazete-kitap tirajlarının azaldığını, işsizliğin ortaya çıktığını ve Arap harfleriyle sağlanan birikimin yeni yazıya aktarılamamasından dolayı nitelikli yazıların elde edilememesi gibi sorunların ortaya çıktığını belirtmiştir. Ayrıca öz Türkçecilik gibi fikirlerle dilimize yerleşmiş kelimelerin uydurulma kelimelerle ikame edilmesinin dilimizi fakirleştireceği düşüncesine Osmanlıca – Türkçe – Uydurmaca adlı eserinde yoğunlaşmıştır.[4] (Çitçi, 2011, s.242)

Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü adlı eserinde harf inkılabına yönelik eleştirilerini soru şeklinde aktarmış, böylece inkılabın gerekçelerini sorgulamıştır. Eski harflerin Arap harfleri mi yoksa İslam harfleri mi olduğunu, diğer milletlerin farklı ülkelerin gelişmelerin takip etmelerine rağmen neden alfabelerini değiştirmediklerini, eski harflerin öğrenilmesindeki zorluğun sebebinin harflerden mi kaynaklandığı yoksa tedris metodundaki yanlışlıklardan dolayı mı kaynaklandığını ve eski harflerin halkın tabanına teşmil edilememesi yönündeki iddiaların temelini sorgulamıştır.[5] (Kısakürek, 2012, s.181)

Mehmet Kaplan, Kültür ve Dil adlı eserinde , eski harflerle neşredilmiş eserlerin yeni alfabe ile günümüze aktarılmasındaki sorunlara değinmiştir. Bu çalışmaların gerçekleşmesine yardımcı olacak usüller üzerinde ortak esasları benimsemek gerektiğini vurgulayan Kaplan, inkılap sonrası Dil Kurumu’nun belirli ve nitelikli esaslar belirleyememiş olması, onun ihtilafllara neden olan uygulamalarını eleştirmiştir ve çevirilerde uygulanması gereken önemli ayrıntılara vurgu yapmıştır. Eski Türk kültürü eserlerinin bugünkü dile kazandırılmasının, yalnızca muhteva bakımından değil, dil açısından da birçok katkı sağlayacağını belirtmiştir.  Ayrıca, Kaplan da harf inkılabı sonrasında  etkisini artıran bir düşünce olarak öz Türkçeci hareketin dil ve anlamda bozulmalara sebebiyet vereceğinin;  tarih, kültür ve medeniyet değerlerine zarar vermesiyle ilme aykırı bir hareket olduğunun altını çizmiştir.[6] (Kaplan, 2013, s.187)

Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası adlı eserinde, harf  inkılabıyla yüzlerce yıllık milli kültür ile bağın koparıldığını, bu durumun gençlerin eğitim seviyelerinde gerilemeye yol açtığını belirtmiştir. Topçu, dildeki değişme ile beraber manevi kültürün değersiz kılınmasının topluma zarar vereceğini düşünmektedir.[7] (Topçu, 1997, s.29)

Harf inkılabı meselesi, Cumhuriyet öncesinde birçok açıdan tartışıldığı gibi, cumhuriyetin kuruluş döneminden günümüze kadar olan dönemde de eleştirilere tabii tutulmuştur. Kültür, sosyal yaşantı, dil, anlamlandırma gibi birden fazla alanda yaşamımızın büyük bir parçasına karşılık gelen yazı; aldığı formlar, büründüğü anlamlar ile düşünce dünyamızı etkilemektedir. Geçmiş ile bağın muhafaza edilmesi hususunda gerçekleşen kopukluklar, farklı açılardan inkılabın ve onu izleyen reformların eleştirilmesini önemli kılmaktadır.

 Furkan EMİROĞLU


[1] Çelik, Adem (2009). Harf İnkılabına Giden Süreç(1923-1928), İstanbul: Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Merkezi.s.7.

[2] Zürcher, E. J., Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İstanbul: İletişim Yayınları, 2015, s.232.

[3] Lewis, Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Metin Kıratlı(çev.), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay., 2003,  s.277.

[4] Çitçi, S., Peyami Safa’nın Osmanlıca Hakkındaki Düsünceleri, Sosyal Bilimler Arastırmaları Dergisi. II, (2011), s. 242,243.

[5] Kısakürek, N.F., İdeolocya Örgüsü, İstanbul: Büyük Doğu Yayınları, 2012, s. 181.

[6] Kaplan, M., Kültür ve Dil, İstanbul: Dergah Yayınları, 2013, s.177.

[7] Topçu, N., Türkiye’nin Maarif Davası, İstanbul: Dergah Yayınları, 1997, s.29.


Harf inkılabı ile ilgili aşağıdaki belgesel, meselenin anlaşılması hususunda görsel desteklik sağlayacaktır:


 

Lütfen takip edip, beğenin
error0

About Author

Furkan EMİROĞLU

Istanbul Medeniyet Univ. Political Sciences furkanemirrr@gmail.com

Leave A Reply