FİLİSTİNLİLER İÇİN ÇOK ÜZÜLÜYORUM NE YAPMALIYIM?

0

Filistinliler için çok üzülüyorum ne yapabilirim?

Değerli arkadaşlar, ülkemin güzide insanları ve bu yazıyı okuyup derdime ortak olan değerli ağabeyler ve kardeşler. Öncelikle kendi halimize üzülmekle başlayalım. Filistinlilerin bizi üzecek tarafları var ama ondan daha fazlası biz kendi halimize üzülmeliyiz. Filistinliler için neredeyse hiç bir şey yapmıyoruz, üzülmesi gereken biziz ve eminim ki Filistin içerisindeki sağduyulu insanlar bizim halimize üzülüyorlardır.

Üniversite yıllarımda Filistin meselesinin ayyuka çıktığı zamanlar oldu. Bu duruma çok üzülüyordum ve aşırı hassastım. Medya beni, bizi ve insanları yönlendiriyordu. Sadece üzüldüğümüzle kalıyorduk. Bir kaç basit miting ve sonra her şeyin unutulması. Yine herkes hayatına devam ediyordu. Gülüyorduk, eğleniyorduk, evleniyorduk, çoluk çocuğa karışıp ve her şeyden bihaber yaşayıp gidiyorduk. Lakin kendime bir soru sordum ve ben bu durum karşısında sadece üzülüp üzgünler kervanına mi katılacaktım.? Hayatıma o şekilde devam mı edecektim.? Filistin’de olanları göz ardı mı edecektim.? Sonra bunu yapmaya vicdanım elvermedi ve ben bir şeyler yapmaya karar verdim. Çünkü çok sinirli ve çok üzgündüm . Sinirimi ve üzgünlüğümü giderecek bir şey de bulamadım. Medya bizi aldatmıştı, o sadece bizim algımızı oluşturuyordu. Sonrasına karışmıyordu. Yol göstermiyordu. Verdiği üzücü haberlerden sonra güçlü bir adım atılmıyordu ve üzüldüğümüz ile kalıyorduk.

Ben ise kendimce bu durumu değiştirmeye karar verdim. Pasif olmaktan vazgeçtim. Filistinlileri ve İsrail’i tanımaya meseleyi anlamaya karar verdim. Bir tarihçiydim ve ilk işe onların  tarihini öğrenmekle başladım. Fark ettim ki hiç bir şey bilmiyormuşum. Ne Filistinlilerin tarihi hakkında ne de İsrail’in tarihi hakkında bir şey bilmiyormuşum. Birçok insanin yaptığı gibi İsrailden korkmadım ve inandığım şeylerin peşinden gittim. Insanlar Filistin’i Twitter’dan gündelik ve ucuz bir şekilde savunuyordu. Ben bununla yetinmedim ve farklı şeylerin peşinden koştum.

Bir gün İsrail’e karşı bir miting düzenlenecekti ve ben onlara Israil’in  adının nereden geldiğini sordum ve bilmiyorlardı. Basit bir bilgidir. İnsanlar karşı oldukları şeyin yani Israil’in isminin nereden geldiklerini bile bilmiyorlardı. Bende önceden bilmiyorum ama İsrail’i tanımaya çalışmam bütün bunları bilmemi sağladı. Herzl’i, Ben Gurion’u, Golda Meir’i, 1948 savaşını, 1967’i savaşını Yom Kippur Savaşını, Aliyaları, Filistinlilerin çektiği acıları, Gazze’yi, Batı Şeria’yı, Hayfa’yı, Tel Avivi, Ramallah’ı Kudüs’ü bilmiyordum. Sonrasında çalışarak bunları öğrendim. Dillerini öğrendim ve buralara gittim. Meseleyi daha yakından inceledim. Çünkü benim bir hedefim vardı İsrail’i tanımak. Bu uzun vakitler gerektiren bir eylemdi. İşe İsrail’in dilini öğrenmekle başladım. İbranice öğrendim. Üniversite hazırlığa başlamadan önce herkesin İngilizce öğrendiği bir zamanda kafama İbranice öğrenmeyi koymuştum. Amcamın oğlu, bana çok yardımı dokunan Onur’a bunu öğrenip ögrenemeyeceği mi sordum o da o zaman Türkiye’de İbranice öğreneceğim bir yer olmadığını ve çok zor olduğunu söyledi. Ben ise İbranice hevesimi içinde tuttum ve İngilizce öğrenmeye başladım. Yaklaşık 8 yıl öncesinden bahsediyorum. Üniversitenin son senesinde tekrardan İbranice ögrenmem gerektiğini hissettim. İsrail tarihi çalışmaya başlamıştım. Bir hoca İbranice ders anlatıyordu. Ben de zaten önceden öğrenmek istemiştim. O düşüncelerim tekrardan canlandı ve öğrenmeye karar verdim. Çünkü demiştim ya hedefim vardı. O zamana kadar dil tecrübem vardı ve iki dil öğrenmiştim. İngilizce ve Farsça. Kendime aşırı güvenim vardı dil konusunda. Ta ki İbranice ile karşılaşana dek. Beni gerçekten zorladı. İnsanlara kolay bir dil diyorum çünkü öğrenmelerini istiyorum. Sadece sloganlarla hareket etmelerini istemiyorum. İbraniceyi öğrenen bir Sahabe biliyordum. 2 hafta gibi bir sürede İbranice öğreniyordu. O zamanlar belli bir seviye Arapça öğrenmiştim. 2 ay kursa gitmiştim sonrasında hikayeler okuyup belli bir seviyeye getirmiştim. Bunları birazdan anlatacağım şeyi açıklamak için anlatıyorum. Beni tanıyanlar zaten biliyorlar ve dil bilmekle övünecek birisi değilim elhamdulillah. İsteyen herkes öğrenebilir diyorum ama çalışmak şartıyla. Sahabe iki haftada öğrenmişti bende dedim ki ben Sahabe değilim onun ayağının tozu bile etmem. O Arapça biliyordu bende idare eder şekilde biliyordum. O 2 hafta da öğrendiyse ben de hadi olsun 1 ayda öğreneyim dedim. Bir ayda gerçekten ama gerçekten öğrenebileceğime inandım

Çünkü önümde bir örnek vardı. Farsça kolay bir dil olmasına rağmen onu bile bir ayda öğrenememiştim ama öğrendikten sonra da bu ne kadar bir dilmiş diye şaşırdığımı çok iyi hatırlıyorum. Farsça İbraniceye göre çok kolaydı. Ama ben İbraniceyi bir ayda öğreneceğime inandım. Ne mi yaptım inandığım gibi çalıştım. Deliler gibi çalıştım ve üniversitenin son döneminde yükümlülüklerin de vardı tez yazmak gibi. 1 ayımı neredeyse bu işe verdim ve kendimden de emindim. Bir defterim vardı, hep kelimelerle dolmuştu ve ben bir ayın sonunda acı bir gerçekle karşılaşmıştım İbraniceyi bir ayda öğrenememiştim. Ama olsun temel seviyede bazı şeyler öğrenmiştim ve sonrasında işime yarayacaktı. Hayal kırıklığı yaşamadım. Adeta gözümden perde kalktı ve daha sonra mantıklı şekilde düşününce öğrenmenin zaman alacağını fark ettim. Ama benim sahabe gibi olmaya çalışmam işime yarayacaktı. Bir sahabe gibi İbranice konusunda hızlı davranmıştım. Bunu biraz ilerde anlatacağım. O yüzden kendimi sahabe ile kıyaslamıyorum. Bu yanlış anlaşılmasın onların ayağının tozu bile olamam. Sadece hızlı davrandım ve bu davranışımı sahabenin hızlı öğrenmesiyle kıyaslıyorum ilerde bu konuya değineceğim. (hızlı davranarak iki yıl içerisinde gramer kitabı yazma başarısı gösterdim) Sonrasında Rabbimin takdiri karşıma bir program cıktı. Hoppala İbranice öğretiyorlar hem de İsrail’e gönderiyorlar. Karşıma eşsiz bir fırsat çıkmıştı ama ben ise son sınıftaydım. Program bunu kabul etmiyordu. Giremeyeceğim diye üzülmüştüm. Ama yine de programa başvurmak kendimi tanıtmak istedim. Çünkü artık idealim Filistin olmuştu. İsrail olmuştu. Ortadoğu olmuştu. (özellikle İran-İsrail) Amcamın oğlu Onur ve Selman Hocanın desteğiyle programa kabul edildim. Çünkü diğer öğrencilerden beklenen şeyleri yerine getirmiştim. Bizim programa birinci sınıflardan daha çok alım yapılır veya ilk sınıflardan. Bu da onları yetiştirmek için. Ben kendimi dil konusunda geliştirmiştim zaten. Bizi sınava tabi tuttular. Sınava yanlışlıkla Arapça’dan girdim. Çünkü Selman Hoca bana Arapça çalışmamı sınava Arapçadan gireceğimi söylemişti. Ben sandım ki sadece Arapça bilenleri İbranice bölümüne alacaklar. Neyse Arapçaya daha da asıldım. Meğersem İngilizceden de sınava girebiliyormuşuz. Bunu bilmiyordum. Sınava girdim. Sonuç benim için harikaydı. Barajı geçmiştim hem de Arapçadan. Yani yanlış hatırlamıyorsam 50’nin biraz üzerinde almıştım. Bu benim için başarıydı çünkü Arapça benim için yeni bir dildi ve bir sene bile olmamıştı. Allah var sorularda zor değildi. Söylediklerine göre barajı geçemezsem mülakata çağırmayacaklarmış. Ben de hamd olsun geçmiştim. Onların karşısına İngilizce ve Farsçadan iyi bir Yds puanı olan ve sınavı da Arapçadan geçen biri olarak çıkmıştım. Şaşırmışlardı ve İbranice talep ediyordum. Ön mülakatları geçtim ve hedefim sadece İbranice öğrenmekti. Diğer şeyler benim için tali derecede önem taşıyordu.

Unutmayacağım bir konuşmayı anlatayım. Son mülakata gelmiştik. Onu da geçersek eğer programa kabul alınıyorduk. Selman Hoca beni tanımadığım ama programa alınanların son aşamada gördükleri bir kadının yanına çağırdı. Ben onlara sadece İbranice öğrenmek istediğimi ve ne verdikleri bursu ne de sonrasında gelecek makamı istemediğimi söyledim. Sadece derslere girmek istiyorum dedim. Teklifim reddedildi. Aslında yer kaplamak istemiyordum. Çünkü şartlara göre beni almamaları gerekiyordu. Çünkü son sınıftım. Program ilk 3. Sınıfa kadar alıyorlardı. Vicdanım rahat değildi zaten, hedefimde İbranice öğrenmekti ve başarısız bir bir aylık İbranice deneyimim olmuştu. Sonra kaynak yetersizliğinden öğrenemeyecektim  veya çok fazla uğraşacaktım.

Teklifimi kabul etmediler ve sağ olsunlar beni programa aldılar. Şaşırıyordum çünkü her ay 500 tl veriyorlardı. İlk başlarda bu para gözüme çok büyük gözükmüştü. Ne yapacağım bu parayla diye düşünmedim değil. Sonra ise yetmemeye başlamıştı. Yurt dışı imkanları da vardı sanki cennete düşmüştüm. O derece program zengindi.  Yapım gereği haksızlıklara hep karşı olmuşumdur. Kendi ailem bile yapsa kabul etmem mümkün değil. Anadolu’dan gelmiştim ve babamda bir atarabacıydı. O zamana kadar elime o kadar para bile geçmemişti. Paranın değerini iyi biliyordum. O para yani 500 tl benim için çok büyük paraydı ağırlığını kaldıramıyordum. Karşılığında ne yapacağımı bilemiyordum. Diğer insanların yerini gasp ettiğimi programı hak etmediğimi çok düşündüm. Ama İbranice öğrenmem gerekiyor olması beni programda kalmaya sevk etti. Yoksa asla şartları yerine getiremediğim bir programda durmazdım. Programın bize sunduğu imkanlar karşısında kendimi sorumlu hissettim. Bu yüzden çok  ders çalışıyordum ve bu insanlar bizden bir şey bekliyorlar ve bende o bekledikleri şeyi gerçekleştirmek gerekir diye çok çalıştım. Program dil ağırlıklıydı yolda giderken bile kelime ezberlediğimi hatırlıyorum. Hatta İbranice gramer kitabı yazmamın altında olan sebeplerden biri de bir kişinin yerini kapladığımı düşünüyordum. İbranice öğrenmek isteyen bir kişinin yerini kaptığımı dolayısıyla onun öğrenmesi için bir kitap yazılması gerektiğini düşünmeye başladım. Arkadaşlarım haksızlıkla hocamla yarıştığımı felan iddia etseler de ben sadece İbranicenin yaygınlaşmasının ülkemin menfaatlerine olduğunu fark etmiştim. Eski güzel günlerdi. Kötü şeyler olmadı mı oldu. Programı çok eleştirmeye başlamıştım. Özellikle hedefim İbranice öğrenmekti ve bunu hayat gayesi haline getirmiştim çünkü bu benim atlamam gereken bir eşikti. Eğer o eşiği atlamazsam İsrail’i hakkıyla tanıyamayacaktım. Programda da İbranice dil sıkıntısı vardı. Dersler boş geçiyor ve ben çok fazla istekli olmama rağmen İbranicede ilerleyemiyordum. Hocamı sıkıştırmaya başladım. Çünkü kaybedecek vaktim yoktu. Hocanın bize verdiği kitabı yalayıp yuttum. Sonrasında hoca da bize kitaptaki hikayeleri 4 er kez okutmaya ve ezberletmeye felan başlatınca vakit boşa geçmeye başladı. Durumu hemen yetkili kişilere bildirdim. Sonuç yine aynıydı değişen bir şey olmadı. Arkadaşlarım da rahatsız olsa da seslerini çıkaran neredeyse yoktu. Dili öğrenemiyorduk ve ben hayat felsefemden saptırılmıştım. Bunu düzeltmeye çalıştım gidebildiğim herkese gittim ve söyledim. Dersler boş geçiyordu bazı dersler hiç İbranice işlemiyorduk. Sorun düzelmedi ve ben çıldıracak noktaya geldim. Bir çocuğun elinden oyuncağını alırsanız nasıl tepki verir ben de öyle oldum. Hedefim, gayem elimdem alınıyordu. Sabredemedim ve kendi sonumu hazırladım. Sesim çok çıkmaya ve eleştirinin boyutunu artırmaya başlayınca vakıftan kovulma derecesine geldim. Sonra sadece kendi işlediğim kabahatten yani hocama karşı sınırı aştığımdan dolayı özür diledim ve bir süre daha programa devam ettim. Bir yılda programı erken bitirdim. Bu ani bir karardı. Ben de nasıl erken bitirdiğimi anlamadım.

İbraniceyi öğrenemeyince alternatif yollara başvurdum. Hemen kaynak taraması yaptım vaktim hiç İbranice kaynak yoktu. Bir kişi ben İbranice öğrenmek istiyorum dese öğrenemez, önünde engeller var. Kaynak yok. Elimi taşın altına koydum ve hemen bir gramer kitabı yazmaya giriştim. Hep yaptığım gibi bir şeye inanırsam deliler gibi çalışırım. O zaman rahatsızdım yine de tüm vaktimi gramer kitabıma vererek, yüksek lisansımı da ihmal ederek İbranice gramer kitabı yazmaya çalıştım. 2 yıllık bir tecrübem vardı dilde. Buna rağmen gramer kitabını yazdım. (Kendimi Sahebenin hızlı öğrnmesiyle kıyaslıyorum ve mutlu oluyorum) Yazarken de çok öğrendim. Harika bir kitap değil ama alanında tek. Samimi bir öğrenci oradan temel şekilde İbraniceyi öğrenebilir sonra kendisi geliştirebilir. Kitap beklemediğim bir ilgiyle karşılaştı. Gece gündüz çalıştım ve kitabı yazabildim. Burada Fatih Çoşar Hocama teşekkürlerimi iletmek isterim onun desteği olmasaydı kitabı yazamazdım. Aklıma Tügva’da iken bir proje gelmişti. Dil sıkıntısını halletmek için Fatih abiden kitap alabilmemiz için 250 (veya 500) dolar istemiştik her bölge için. O da kabul etmişti. Sonrasında kitapları getirdik. Çoğunu, neredeyse hepsini ben seçtim hamd olsun. O kitaplardan bir gramer kitabı yazdım. Ve vakfa böyle bir eser yazdığımı yayınlamalarını istedim. Onlar yanaşmadılar iyiki de yanaşmamışlar çünkü benim için daha avantajlı oldu. Kitabı ilimvemedeniyet isimli siteden yayınladım. Kendilerini çok değerli bulduğum ve aralarında olmaktan gurur duyduğum bu site yazarlarıyla arkadaşlık ettiğim için kendimi şanslı hissediyorum. İyi ki Rabbim onlarla beni karşılaştırmış diye düşünüyorum. İsimlerini yazsam unuttuklarım olabilir diye isimlerini yazmıyorum. Hepsine tek tek müteşekkirim. Onlar olmasaydı yazılarımı yayınlayamaz ve birçok şeyi yine başaramazdım. Rabbim etrafımdaki şeyleri hazırladığı için birçok şeyi başarabiliyorum. İlimvemedeniyet ekibi ile tanışmam da orada yazar olanlardan bazılarının arkadaşım olması ile oldu. Aydın ve Mehmet orada yazan arkadaşlarımdı ve bende zaten yazı yazmak istiyorum bir yerlerde. Bende onların arasında olmak istedim ve sağ olsunlar beni kabul ettiler. Kendileriyle birlikte yol yürüdük yürüyoruz ve inş. Gelecekte de yürürüz diye Rabbime dua ediyorum. Ben onlardan razıyım umarım onlarda benden razıdır.

Yazdığım gramer kitabımı ilimvemedeniyet isimli siteden paylaştım. Siteye kaç kişinin girip yazıya tıkladığını ve yazıyı okuduğunu görebiliyorsunuz. Bende üzerinden zaman geçtikten sonra bir baktım ki binlerce kişi yazdığım kitabı görmüşler. Çok şaşırdım çünkü İbranice Türkiye’de yaygın bir değil ve insanların ilgisini çekmiyor. Şuan en son baktığımda 250 bine yakın insan kitabı görmüş ve içlerinden yalnızca bin tanesi öğrenmeye başladıysa bence gayet başarılıyım diyebilirim. Sürekli bakıyorum kaç kişi giriyor bakıyor diye çünkü çok önemsiyorum. Ülkemde İbranicenin yaygınlaşması Türkiye’nin çıkarınadır. İsrail’in tanınması ve planlarının önlenmesi de Türkiye’nin en önemli gündem maddelerini oluşturuyor. İslam coğrafyasındaki yangın ve ülkemizdeki sıkıntılar İsrail ve İran tanınmadan anlaşılabilir mi? O yüzden İbranice öğrenmek ve İsrail’in tanınmasına çocuklarımızın adanması gerekiyor. Yoksa Fil metaforunda olduğu gibi karanlık bir odada herkes filin bir tarafına dokunup farklı ve yanlış yorumlar yaptığı gibi bizde yanlış değerlendirmelerde bulunuruz. Birinin ışığı yakması lazım. O zaman herkes İsrail’de nelerin döndüğünü anlayabilir. İyi taraflarını ve zalim taraflarını görebiliriz. Yoksa herkes karanlıkta İsrail’i tanımaya çalışır ve yanılırlar.

Sonrasında bir yazı daha yazdım. İbranice ve Arapça’nın  birbirine ne kadar benzediğini kelimeler üzerinden anlatmaya çalıştım. Bu yazımda çok ilgi gördü. 165 bin kişi tarafından okundu. Bu da benim için ikinci büyük başarıydı. Çünkü Arapça bilenler İbraniceyi daha kolay öğrenebileceğinden onların öğrenmesini teşvik etmek için bu yazıyı yazmıştım. Tahminimden daha çok ilgi gördü. İnsanlar şaşırdılar. Bu kadar benzediklerini tahmin etmiyorlardı. Sayılar aynıydı birçok kelime aynıydı ve bu insanları şaşırttı. İnsanların kafasına İbranice öğrenmeyi sokmak için elimden geleni yaptım. Çünkü İsrail’in tanınması benim hedefimdi. Sadece kendim tanımak ve kendimi yetiştirmeye çalışmadım. Benimle birlikte yetişecek insanlara ihtiyaç vardı. Bunu sadece Tügva yapamazdı. Ülkemin Ortadoğu’yu içerden tanıyacak insanlara ihtiyacı vardı. Ortadoğu’nun birçok açıdan en güçlü ülkesi olan İsrail’in es geçilmesi ise düşünülemezdi. Kabul edin veya etmeyin ama bilin ki bu bölgenin yani Ortadoğu diye adlandırılan bu bölgenin en büyük askeri ve ekonomik gücü İsrail’dir. O zaman tanınması gereken en elzem devlette İsrail’dir.

Bu iki yazım o kadar çok okundular ki sitedeki yaklaşık bin yazıdan en çok okunan ilk ona girmeyi başardılar. Bir de insanların İran’ı anlamaları ve dillerini öğrenmeleri için bir yazı yazdım. Farsça dilindeki 3 yıllık tecrübemi yazdım ve 135 bin kişi tarafından okundu. İnsanlara ilham vermiş oldum ve Farsça öğrenirken işlerine yarayacak her şeyi yazdım. Önemli siteleri, gramer kitaplarını ve sözlükler gibi ihtiyaç duydukları her şeyi yazdım. Bu yazının da gördüğü teveccüh beni oldukça şaşırttı şuan Google’a Farsça yazdığınız da ilk sayfada benim yazım çıkıyor. Birisi Farsça öğrenmek istediği zaman ilk benim yazımla karşılaşıyor. Bütün bunları Rabbimin bana nasip etmiş olduğu için Rabbime ne kadar şükretsem azdır. Aynı şekilde Google’a İbranice öğrenmek yazın veya İbranice ile alakalı bir şey yazın benim yazım çıkıyor ilk sayfada. İnsanlar benim sayemde ve benim onlara yol göstermem sayesinde ilk önce dile başlıyorlar. Bunları başarmamı Rabbim nasip ettiği için çok müteşekkirim.

Kısaca söylemek gerekirse İran ve İsrail’i tanırsak eğer Ortadoğu’yu anlamış oluruz. Ben bunun için uğraştım ve hala da uğraşıyorum ve yaşadığım sürece de ülkemin çıkarları gereği bu dilleri yaygınlaştırmaya ve her iki ülkenin uzmanlarının yetişmesine ömrümü adayacağım inş. Bu bizim ülkemizin çıkarınadır. Her iki dili öğrendikten ve üzerlerine yazılar yazmaya başladıktan sonra yüzde 90 iyi geri dönüşler aldım. Aldığım ilginç yorumlar da oldu. İbranice gramer kitabını her yıl tüm sitelerde paylaşmaya karar verdim. Paylaşıyorum yorumlardan birisinde diyor ki sen o dili Mason locasında öğrenmişsindir diye yorum geldi. O kişi güya benim Mason locasında bu dili öğrendiğime inanıyor ve Tügva’da böyle bir dil öğretileceğine inanmıyor. Bende biraz ağır bir cevap yazdım ama o cevaptan sonra geri dönüş olmadı. Birazcık aklı olsa zaten araştırır Tügva’da İbranice öğretildiğini öğrenirdi. Bir başkası lanetli Yahudilerin dilini öğrenip ne yapacağız diyor. Birçoğu İbranicenin ne işe yaracağını soruyor bana. Hiçbir işe yaramadığını söylüyorlar. Arapça öğrenmenin daha önemli ve elzem olduğunu söylüyorlar.

Tügva içinde de bu böyle oldu. Neredeyse elle gösterilir oldum. Çünkü hocalarımda şaşırdılar. Kimse beklemiyordu iki yıllık bir öğrencinin kalkıpta gramer kitabını yazmasını. Öğrencilere de örnek oldum hamd olsun. Eski güzel günlerdi. Belki hala beni öğrencilere anlatıyorlardır. Dili işte bu şekilde öğrenmeniz gerekir diye. Benim avantajım şuydu İbranice üzerine yazılmış, bir insanın alıpta öğrenebileceği bir kitap yoktu. Her dil için bu böyle değil. Buradaki boşluğu doldurmayı Rabbimin bana nasip ettiği için ne kadar şükretsem az. Benim kitabımdan öğrenenlerin yaptığı her amelden bende sevap alacağım inş.

İbraniceyi yaygınlaştırmak için kendimce karar verdim ve bu dili öğretmeye karar verdim. Yaklaşık 40-50 kişi programa başvurdu. 10-15 civarında öğrenci derse gelmeye başladı ve kala kala 3-4 kişi kaldı. Dili öğretmek için elimden geleni yaptım ama öğrenciler onlara ne kadar iyi davransam da ne kadar üzerlerine gitsem de dili öğrenmeye yanaşmadılar. 2. Sene de dili öğretmeye çalıştım ama sonuç aynıydı öğrenciler onlardan beklediğim şartları yerine getirmiyorlardı. Bunun birçok sebebi vardı elbette. Başta programın ücretsiz olması sıkıntılıydı. Paralı öğretmeye karşıydım çünkü ben paralı öğrenmemiştim. Ayrıca üniversitede para ile öğretemezdik. Üçüncü sene ise öğretmekten vazgeçtim. Çünkü bir nevi hayal kırıklığına uğradım. İnsanları ne kadar çaba harcasam da istediğim kalıba sokamadığımı fark ettim. Çok büyük tecrübeler kazandım elbette. Yetişecek bir kişi için yapmayacağım bir şey yok. Ücretsiz İbranice öğretirim tüm tecrübemi ona aktarırım. Ama gelen öğrenciler ne İbraniceye ne de İsrail’e benim atfettiğim önemi atfetmediler. Çünkü başka öncelikleri vardı. Dolayısıyla sorun karşılıklıydı hem hocalarda hem de öğrencilerde. Ama hamd olsun vicdanım rahat çünkü elimden geleni yaptım. Vakit harcadım enerji harcadım ve öğrencilerde karşılığını bulamayınca ara verdim. Pes ettim demiyorum sadece ara verdim. Elbet bir gün olurda yaşarsam istediğim öğrencileri bulacağıma eminim. Öğrencilerime neredeyse her gün Watsapp’tan mesaj attım. Kitapları temin ettim ama karşılığını bulamadım. Benim de sorumlarım vardır elbette. Ama gerçekten öğretmeyi istedim. Ama belkide doğru kişilerle, doğru ortamda, doğru şekilde karşılaşamadım. Problem ondan kaynaklandı.

Tügva programı bir şekilde bitti. Programı elimden geldiğince iyi değerlendirmeye çalıştım. Asıl hedefim iyi bir uzman olmaktı. İyi bir Ortadoğu uzmanı. Bölgeye gitmiş, dillerini bilen, tarihlerini, yemeklerini kültürlerini ve neredeyse temel her şeylerini tanıyan bir uzman. Bunu belli bir derecede gerçekleştirdim. Adımlarımı stratejik atmaya çalıştım ve hamd olsun kısa sürede dersine girdiğim ve tanıdığım tüm hocalarımı belli alanlarda geçtim. Yaşım daha 25 ve İbranice, Farsça, İngilizce ve belli seviyede Arapça öğrendim. İran’a, 2 kere İsrail’e, İngilizce için Almanya’ya ve Ürdün’e gittim. Ortadoğu’nun önemli ülkelerini gördüm. Batıyı da unutmadım ve Almanya’ya gittim. Sadece ayağımın doğu da olmasını değil hem doğuyu hem de batıyı bilen büyük bir entelektüel olmayı hedefledim. Hamd olsun bazı şeyleri başarabildim ve insanların önünü açmak için elimden geleni yaptım.

Param yoktu ve Filistin’e maddi yardım yapamadım. Mevcut param kitap almama bile çoğu zaman yetmedi. Hep bir şeyler çıktı. Abim sıkıntıya düştü ona para gönderdim. Şu oldu bu oldu derken hep maddi olarak enlerde yaşadım. O yüzden Tügva bize 500 tl verdiğinde çok sevinmiştim ama telefon bilgisayar almak ve kitaba para harcadığımdan 500 tl de zamanla az geldi.

Ama yaşadığım zorlukları ve engebeli hayatı zenginlerin şımarıklığına değişmem. Öyle durumlar oldu ki gün boyu çalışıyordum sadece 20 tl alıyordum ve onu da hiç harcamayıp kitap alıyordum İsrail ile alakalı. Böylece Yeni Tarihçilerin Türkçeye çevrilen tüm kitaplarını okudum. Geriye bildiğim dilleri kullanmak kaldı. Türkçe ne bulabildiysem okudum hamd olsun. Geriye İsrail ile alakalı pek kitap kalmadı. Ben Filistin için bir şeyler yapmaya bir bilinç oluşturmaya çalıştım. Bir nesil yetiştirmey bir mum yakmaya, toprağa bir tohum ekmeye çalıştım. Yine de çalışıyorum. Twitter’da üç dilde haber çevirileri paylaşıyorum. Hedefim insanlara örnek olmak. Ortadoğu çalışanlara örnek olmak istiyorum. Bakın ben tüm dilleri öğrendim ve yaşım daha 26 demek istiyorum. Onlara örnek olmak eğer onlara olmazsa onların çocuklarına örnek olmaya çalıyorum. Filistin için elimden başka bir şey gelmiyor. Ama kafam çok rahat. Artık üzülmüyorum ve kafama takmıyorum. Ben elimden geleni yapıyorum ve Allah’a tevekkül ediyorum. İsrail’in atom bombası olabilir. En teknolojik silahlara sahip olabilir. Dünyanın süper gücü Amerika’nın sonsuz desteğine sahip olabilir. Filistinlileri istediği şekilde ezebilir. Ama olurda bir gün gelirse benim sözümün Atom bombasından daha güçlü olursa beni durdurabilir mi? Eğer yaşarsam ve ölmezsem İsrail’e gerçekleri kendi dillerinde aktardığımda ne yapabilir İsrail? Dünyanın önde gelen aktivistlerinden zulme karşı çıkan dünya çapında bir insan olursam İsrail ne yapabilir? Sözlerim İsrail’in silahlarından daha keskin ve acımasız olduğunda İsrail ne yapabilir? Ben kendimi geleceğe hiçbir şeyim cebimde 10 tl para bile olmamasına rağmen kendimi geleceğe hazırlamaya çalışıyorum. Çünkü sadece Allah’a ihtiyacım var. O nasip ettikten sonra o rızkımı verdikten sonra ben inandıklarım için yaşamaya devam edeceğim ve günü geldiğinde konuşacağım. Şimdi konuşsam da kimse dinlemez ama olurda vakit gelirse İsrail’in ve İran’ın yaptıklarını onlara kendi dillerinde aktarabilirsem hedefime ulaşırım. Filistinliler için umut olduğum gün hedefime ulaşırım. Aynı şekilde ülkemdeki insanlara özellikle değer verdiğim gençlere sesim ulaşabilirse hedefime ulaşmış sayılırım. O zaman beni kim engelleyebilir? Allah’tan başka bizi kim durdurabilir?

Bu yazımı sitemkar bir ruh hali içerisinde yazıyorum. Çünkü gençlerin gidişatından memnun değilim. Düşmanlarımı ve dostlarımı tanımıyoruz ve bu durum beni kaygılandırıyor. Eğer gençleri kanalize edebilirsek başarılı oluruz. Bir kızı sevipte onun için intihar eden gençlerin idealini kıza değilde inandığı davaya çevirebilirsek o zaman başarılı oluruz. Çünkü bir erkek dünyada başka kız yokmuş gibi bir kızı seviyor ve onun uğrunda intihar bile ediyor. Şu sevdiği kıza bağlanmasına bir bakın. Eğer bir erkek bir davaya bu kadar inanırsa ortaya çıkacak sonuçları bir görün.

Benim kafam rahat hamd olsun. Hem ülkem için hem de inandıklarım için bir şeyler yapmaya çalışıyorum ve vaktimi ona göre ayarlıyorum. Geçmişte çok çalışmamın semerisini yiyorum. Filistinliler için mücadeleye devam edicem. Çünkü Kudüs bize ait. İsrail’in işgal ettiği topraklar bize aitti. Kudüs’ten feragat edebilir miyiz? Mümkün değil. Lakin İsrail’i tanımazsak Kudüs’ü neden kaybetmeyelim. Sadece dua ile Kudüs’ü geri alabilir miyiz? Öyle olsaydı şimdiye kadar alırdık. Artık Duanın yanına katran ekleme vakti. Yani bir sahabi Allah resulüne gelip ya Rasulallah dua etmemi söylemiştiniz ama dua ettim devem hala iyileşmedi diyordu. O da dualarına biraz katran kat dedi. Yani hem iman hem aksiyon. İkisi bir arada yatana bir şey yok.

Filistin için yapılacak çok şey var. Üniversitelerde Nekbe günü ilan edelim. Nekbe günü kutlamaları yapalım. Farkındalık oluşturalım. Kendimizi geliştirelim. İbranice öğrenelim. Arapça öğrenelim. Ortadoğu’yu tanıyalım. Ortadoğu’yu gezelim. Türkiye’nin değil dünyanın en iyisi olmak için kendimizi yetiştirelim. Edward Said’e bakın. Mahmud Derviş’e bakın. İkisi de Filistinlilerin umuduydu. Ama bir Edward Said kolay yetişmiyor. Bir Mehmet Akif’in kolay yetişmediği gibi. Mehmet Akif eğer Mehmet Akif gibi yaşamasaydı İstiklal Marşımızı yazmak ona nasip olmazdı. Bu milletin bu necip milletin istiklal marşını yazmak çapsız bir adama nasip olmazdı. Akif çaplı biriydi ve kendisini çok iyi yetiştirmişti. O yüzden yazımı okuyan gençler basit ve sıradan bir adamın bir dönem yaşadığı olaylara şahitlik ettiniz. Ben sizlere örnek olsun diye hayatımdan bahsettim. Özellikle gençleri önemsiyorum ve tüm çabalarım onlar için. Kendi kardeşime faydalı olamadım. Onu kaybettim ama başka bir kimsenin daha kaybedilmesini istemiyorum. Artık ilimde fire vermeyelim. Yeter artık!!!!

Özgür bir Filistin için çalışan, özgür bir Kudüs için çalışan, çalışmaya niyet eden ve her şeyden önemlisi Filistin için bir şeyler yapanlara özellikle de gençlere selam olsun.

About Author

Ozan DUR

Medeniyet Yüksek Lisans Tarih Bölümündeyim. durozan@gmail.com

Leave A Reply