FATMA ALİYE HANIM’IN EĞİTİM HAYATI

0

Fatma Aliye Hanım, babasının entelektüel ve siyasî kişiliği sayesinde Osmanlı zurefâsından bir çocuk olarak dünyaya geldi. Babası Ahmet Cevdet Paşa, 1839’da Fatih Medreseleri bünyesinde, Hâfız Seyyid Efendi, Doyranlı Mehmed Efendi, Vidinli Mustafa Efendi, Kara Halil Efendi ve Birgivî Hoca Şâkir Efendi; haricen Miralay Nûri Bey ve Müneccimbaşı Osman Sâbit’ten matematik, astronomi, tarih ve coğrafya konularında eğitim gördü.  1844’te Rumeli kazaskerliğine bağlı Premedi kadılığı ile başlayan memuriyet hayatına başka kadılıklar, müderrislik, Adliye ve Maarif nazırlığı, kanunî ıstılah heyeti üyelikleri ve valilikler sığdırmıştır. Ahmet Cevdet Paşa, devlet adamlığı kimliğinin getirdiği entelektüel yönünü geliştirmiş üretken bir Osmanlı kibarıdır. Osmanlı Devleti’nin 1774-1825 seneleri arasındaki tarihini anlatan Tarih-i Cevdet; Hz. Adem’den başlayarak Sultan İkinci Murat’a kadar gelen peygamberlerin, raşit halifelerin ve Osmanlı sultanlarının tarihini yazdığı Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa; kendi dönemine yönelik siyasi ve içtimai çıkarımlarda bulunduğu Tezakir-i Cevdet; Sultan İkinci Abdülhamit’e 1839-1876 tarihleri arasındaki siyasî ve tarihî olayları aktardığı Maruzat; Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye tarafından hazırlanan ve ilk Osmanlı medenî hukuk çalışması niteliğini taşıyan Mecelle; gençliğinde kaleme aldığı şiirlerini topladığı Divançe-i Cevdet; ilk Türkçe dil grameri kitabı niteliğini taşıyan Kavaid-i Osmaniye; mantık ilmi üzerine kaleme aldığı Miyâr-ı Sedat gibi, çeşitli alanlarda verilmiş sanat, siyaset, tarih ve felsefe eserleri söz konusudur. Ahmet Cevdet Paşa’nın bu aristokrat ve üretken tarafı, Fatma Aliye Hanım’ın entelektüel şahsının gelişim ve oluşumunda çok etkiliydi. Fatma Aliye Hanım’ın kaleme aldığı eserlere baktığımızda muhteva olarak birbirinden ayrı olsa da tür ve hizmet ettiği ilim dalı açısından Ahmet Cevdet Paşa ile neredeyse bir aynîlik söz konusudur.

Fatma Aliye Hanım, henüz çocukken zekasının farkını ortaya koyarak daha 2-3 yaşlarındayken fasih cümleler kurabiliyor; [1] beş yaşında iken nesih yazı okuyabiliyordu.[2] 1864’te babası Ahmet Cevdet Paşa, Halep valiliğine atandı. Fatma Aliye Hanım ile ise daye denilen görevliler, lalar ve bakıcılar ilgilendi. Ancak Fatma Aliye Hanım, kendisine sıradan bir çocukmuşçasına davranan lalasından ya da diğer kapı halkından hoşlanmaz. O, kendisini ciddiye alan, mühim meselelerden bahseden, Fatma Aliye’nin sorularını önemseyen ve bir yetişkine anlatırcasına cevaplayan, babası Ahmet Cevdet Paşa’nın kahvecibaşısı Süleyman Ağa’dan çok hoşlanırdı. Bu bağlamda Fatma Aliye Hanım’ın belagat kabiliyetinin gelişimindeki önemli ve ilk faktörlerden birisi Kahvecibaşı Süleyman Ağa’ydı. Kahvecibaşı Süleyman Ağa’yı müteakip sohbet arkadaşı ise yazar, gezgin ve aynı zamanda İngiltere’nin Halep konsolosu olan James Henry Skene idi. Fatma Aliye Hanım kendisini çocukları seven ve onlara saygı göstererek söylediklerini dinleyen birisi olarak anlatır.[3]

İlk eğitimini 1867’de İstanbul’a döndüklerinde ağabeyi Ali Sedat’ın hocası Lofçalı Hacı İbrahim Şevki Efendi’den aldı. Dolaylı olarak katıldığı bu dersler sayesinde henüz beş yaşındayken Kur’an-ı Kerîm’i hatmetti, Mızraklı İlmihal, Mevlid-i Şerîf’i okudu. Nesih hat metinleri okuyabilir hale geldi. [4] Bu noktadan sonra Lofçalı Hacı İbrahim Şevki Efendi, kendisine temel matematik dersleri vermiştir.[5] Hacı İbrahim Şevki Efendi, aynı zamanda Fatma Aliye’ye kıraat ve yazma eğitimi de verdi. Ahmet Cevdet Paşa’nın emrindeki memurlardan birisi, Fatma Aliye Hanım’a Türkçe imla kurallarını ve rik’a yazısını öğretti. Fransızca rakamları da öğreterek onun Fransızca ile tanışmasını sağladı.

Fatma Aliye Hanım, ağabeyi Ali Sedat’ın müderrislerinden Hoca Mustafa Efendi ile birlikte Kavâid-i Osmaniye [6] , Dürr-i Yekta okumaları yaptı ve coğrafya, tarih, astronomi dersi aldı. [7] Fatma Aliye Hanım, yalnızca pozitif ilimler dahilinde aldığı eğitimlerde değil; dinî ve içtimâî görüşlerinde de Hoca Mustafa Efendi’den etkilenmiştir.[8]

Fatma Aliye Hanım, henüz 10 yaşındayken Darü’l Muallimat öğretmenlerinden muhtedî Refika Hanım’dan gizlice Fransızca dersleri aldı. Talimde bulunduğu Fransızca kitabıyla Ahmet Cevdet Paşa’ya yakalansa da beklediği gibi olumsuz bir tepki almadı. Babasının desteğiyle artık resmen Fransızca dersleri almaya başladı.[9] İlyas Matar Efendi’den 3 yıl boyunca Fransızca eğitimi aldı. Bu eğitimleri esnasında yalnızca yabancı dil öğrenmekle kalmamış; Batılı dünya görüşüne dair bilgiler de edinmişti.

1875 / 76 senelerinde vuku bulan Yanya Seferi yüzünden Ahmet Cevdet Paşa, Yanya vilayetine görevlendirildi. Akabinde Ahmet Cevdet Paşa’nın, ailesini de yanına aldırmak istemesi ile Fatma Aliye Hanım’ın Fransızca eğitimi bir süre sekteye uğradı. Ancak Yanya yolcuğu esnasında gemide Türkçe bilen bir personelin olmaması, Fatma Aliye’nin Fransızcasını annesinin gözünde de kıymetli bir konuma yükseltti.[10]Kısa bir süre sonra Ahmet Cevdet Paşa’nın Maarif Nezareti’ne atanması ile ailecek İstanbul’a döndüler. İlyas Matar Efendi, memleketi Beyrut’ta olduğu için Fatma Aliye Hanım’ın Fransızca dersleri bir süre daha aksadıysa da İlyas Matar Efendi’nin dönüşünde kaldıkları yerden devam etmişlerdi.[11]

Fatma Aliye Hanım, on üç yaşına geldiğinde adet gereği tesettüre girdi. Yetişkinliğe geçiş aşamasındaki genç bir kız olduğu gerekçesiyle on dört yaşında İlyas Matar Efendi ile yaptıkları dersler sonlandırıldı.[12] Onun yerine, muhtedî Mösyö Faber’in kızı Alpha ile Fransızca eğitimini sürdürdü. Bu esnada Fatma Aliye Hanım, Alpha’dan “tarihe, edebiyata, ahlâkiyata kadar” dersler aldı. Başta Fransız olmak üzere Avrupa kültürüne dair izlenimler edindi.[13]     Alpha ile girdiği sohbetler, Fatma Aliye Hanım’ı felsefeye yaklaştırdı. Artık okuduğu metinleri yalnız haz için değil; bir şeyler öğrenmek ve çıkarım yapabilmek için okuyordu. Öncelikle yakın çevresinde şahit olduğu bir örnek olarak aşk meselesi üzerine birtakım düşünceler geliştirdi. Akabinde Fransızca eğitim kitaplarında bir olgunun keyfiyeti, kaziyesi ve illiyeti ile ilgili betimlemelerinin yapılmasından etkilenerek bu hususta okumalar yaptı. Kendisini bilime ısındıran metinlerden birisi de Ahmet Mithat Efendi’nin 1873 – 1876 tarihleri arasında çıkardığı Kırkambar Mecmuası bünyesinde yayınlanan “Bir Makine Temaşasından Ne İbret Alınır?” makalesiydi.[14] Fatma Aliye Hanım gerek bu mecmuadan okuduğu gerekse de takip ettiği Fransız dergilerle fizik bilimine ilgi duymaya başladı. Akabinde Ağabeyi Ali Sedat için evlerinde kurulmuş olan kimya laboratuvarında iştigal ederek kimyaya dair temel bilgiler öğrendi.[15]

1878’de Ahmet Cevdet Paşa’nın Suriye valiliğine tayini ile Fatma Aliye Hanım da beraberinde Şam’a gitti. 9 ay sonra Ahmet Cevdet Paşa’nın Suriye valiliğinden azli neticesinde kendisini geliştirebilecek bir imkân bulamamış bir vaziyette tekrar İstanbul’a döndü.

Fatma Aliye Hanım, 1879’da henüz 17 yaşındayken Sultan II. Abdülhamit’in yâveri Mirliva Faik Bey ile evlendi.[16] Mirliva Faik Bey, kadınların roman okuması konusuna geleneksel Osmanlı bakış açısıyla yaklaşmaktaydı. Bu yüzden Fatma Aliye Hanım’ın roman okuduğunu öğrendiğinde aralarında tartışma çıktıysa da Fatma Aliye Hanım, gizliden gizliye roman okumalarına ve Fransızca talimlerine devam etti. [17] Birkaç sene boyunca sonra Fatma Aliye Hanım, bir şeyler yazmaya başladı. Kaleme aldığı ilk yazı, Eugene Sue’nin Sept Peches Capitaux isimli eserinin Gurur başlıklı kısmının Osmanlı Türkçesi tercümesiydi. Ancak bu metin, başka bir kişinin bu eserin daha evvelki başlıklarından birisini tercüme ettiğinin öğrenilmesi ve devamının da geleceğinin tahmin edilmesi gerekçesiyle hiç tamamlanmamıştır.[18]

1885 / 86 senelerinde Anadolu’da yaşanan kıtlık nedeniyle Faik Bey, Konya’ya görevlendirildiği esnada kadınların romanlar ile olan ilişkisi hakkındaki fikrini değiştirdi. Fatma Aliye Hanım da eşi Faik Bey’den aldığı izin ve babası Ahmet Cevdet Paşa’dan aldığı destek doğrultusunda Georges Ohnet’in Volente isimli romanını Osmanlı Türkçesi olarak Meram başlığıyla tercüme etti. Eserin ilk kısım nüshaları çeşitli dergi ve gazetelere yollandı. Bir nüshası da dönemin mühim yazarlarından Reis-ü’l Üdebâ Ahmet Mithat Efendi’ye gönderildi. Fatma Aliye Hanım’ın yazdığı Meram isimli eser, dönemin hâkim Osmanlı kültüründe bir kadının romanla ilgilenmesi hoş karşılanmadığı için Bir Edîbe mahlasıyla imzalanmıştı. Öyle ki gerek Tercüman-ı Hakikatgazetesinde yayımlanmaya başlanan Nisvan-ı İslam, gerek bizzat Fatma Aliye Hanım’ın kendi telifi olan ve kendisinin ilk romanı olma özelliğini taşıyan Muhadarat adlı eser, Fatma Aliye Hanım’ın ağabeyi Ali Sedat’a, babası Ahmet Cevdet Paşa’ya yahut kendisinden üslup ve zihniyet olarak çok etkilendiği Ahmet Mithat Efendi’ye mal ediliyordu. Artık Fatma Aliye Hanım, neşriyat hayatına atılmış ve bir kadın yazar olarak mecmualarda, gazetelerde yazılar kaleme alıyordu. Ancak bu yazılar da Meram isimli tercüme eserden edindiği şöhretten mülhem Mütercime-i Merâm mahlasıyla yayınlanıyordu.[19]

Fatma Aliye Hanım gerek Fransızca bilgisi ve gerekse de düşünsel kabiliyeti sayesinde Ahmet Cevdet Paşa ile özel dersler yapmaya başladı. Ahmet Mithat Efendi, Fatma Aliye Hanım ile yaptıkları mektuplaşmalardan bahsederek, gerçekleştirilen ilmî sohbetleri:

Bu derslerin suret- i güzarından aralıkta bir Fatma Aliye Hanımefendi bizi dahi haberdar eyliyorlardı. İlk mektuplarında mantık ve belagat ve ilm-i münazaraya dair müzakereler cereyanını haber veriyorlardı. Bir aralık Mesnevi-i Şerif’eye başladığından bahsedildi.  Yine o aralık Kaside-i Bürde[20] dersleri dermeyan olundu. İbn Haldun Mukaddime’sinin[21] tercümesi okunarak onun üzerine pederleri tarafından birçok mülahazat ve muhakemat serd edildiğini işittik. Ebu’l Fidâ[22] ve İbni Hallikân’dan[23] nice mebahis, peder tarafından duhter-i maarifpervere telkin ve tefhim olunduğunu duyduk. Hele bir aralık Aristo ve Eflatun ile İbni Rüşd ve İmam Gazali’nin hikmetleri arasında bir mukayeseye girişilmişti ki Fatma Aliye Hanımefendi bu mukayesatı Descartes ve Spinoza ve Darwin ve Auguste Comte gibi Avrupa hükemasının hikmetlerine kadar tevsi eyleyerek ezcümle mevrid-i hayat ve ahval-i ruha dair … birçok tetkikat ve tahkikata girişilmiştir.”[24]  şeklinde ifade eder. Bu dersler, Ahmet Cevdet Paşa ve Fatma Aliye Hanım tarafından Dürûs-ı Aliye ismiyle basılmak istense de bir şekilde bu gerçekleşmemiştir.[25] Ancak Bursalı Mehmet Tahir, Ahmet Cevdet Paşa’nın eserlerini sayarken Mecmu’a-i Aliye isimli bir eserin varlığından ve muhtevasından bahseder. Eserle alakalı olarak şu bilgileri aktarır: “Kerîme-i fâzılası Fatma Aliye Hanımefendi’ye tedris ettiği mecâmî’-i ilmiyedir (bütün ilimler) ki hikmet, felsefe, ilm-i ruh (psikoloji), ulûm-i akliye (mantık), ulûm-i âliye aksamını mübeyyin (yüksek ilimlerin hepsini içine almış) olup hanım-ı müşarünileyhanın kütüphane-i hususîlerinde mütalaa-güzârem olunmuştur…”[26]  Muhtemelen bahsi geçen kitap, baba – kız arasında kalmış ve çoğaltılmamıştır.

[1] Ahmet Mithat Efendi, Fatma Aliye Hanım Yahut Bir Muharrire-i Osmaniyenin Neşeti, Dergah Yayınları, Hazırlayan: Ayşe Aşır , 1. Baskı, Kasım 2016, İstanbul, sf. 25

[2] Ahmet Mithat Efendi, 2016, sf. 31

[3] Ahmet Mithat Efendi, 2016, sf. 30

[4] Ahmet Mithat Efendi, 2016, sf. 32

[5] Özkan, N. 2017, sf. 184

[6] Ahmet Cevdet Paşa tarafından kaleme alınan Türkçe imla kılavuzu.

[7] Ahmet Mithat Efendi, 2016, sf. 38-41

[8] Ahmet Mithat Efendi, 2016, sf. 40-13

[9] Ahmet Mithat Efendi, 2016, sf. 45

[10] Ahmet Mithat Efendi, 2016, sf. 53

[11] Ahmet Mithat Efendi, 2016, sf. 55

[12] Ahmet Mithat Efendi, 2016, sf. 59-60

[13] Özkan, N. 2017, sf. 185

[14] Ahmet Mithat Efendi, 2016, 66

[15] Ahmet Mithat Efendi, 2016, 68-69

[16] Ahmet Mithat Efendi, 2016, 74

[17] Ahmet Mithat Efendi, 2016, 76

[18] Ahmet Mithat Efendi, 2016, 77

[19] Ahmet Mithat Efendi, 2016, 80

[20] Kaside-i Bürde: Mısırlı sufi İmam Muhammed b. Said el-Busirî tarafından kaleme alınan kaside türündeki edebî eser. Asıl adı el-Kevâkibu’d Dürriye fî Medh-i Hayri’l-beriyye’dir.

[21] Mukaddime: İbn Haldun tarafından kaleme alınan Kitabü’l İber ve Divân el-Mübtedâ ve’l Haber isimli eserin, mukaddime kısmıdır. Tarih, iktisat, sosyoloji ve siyaset biliminin temelini teşkil eden görüşlere yer verir.

[22] Ebu’l Fidâ: 13. Ve 14. Yüzyıllarda yaşamış coğrafyacı ve tarihçi

[23] İbn Hallikan: 13. Yüzyılda yaşamış İslam alimi ve tarihçi

[24] Ahmet Mithat Efendi, 2016, sf. 84 – 85

[25] Ahmet Mithat Efendi, 2016, 86

[26] Özkan, N. 2017, sf. 187

About Author

Tarih İstanbul Medeniyet Üniversitesi [email protected]

Leave A Reply