TEK BİR SÖZLE DEĞİŞEN KADER: YAHYA KEMAL VE "EVE DÖNÜŞ"Ü

EDEBİYAT

Günün sonunda yönümüzü kendi evimize, kendi köklerimize çevirmeyi bilmeliyiz.

Hayatın akışı içinde bazen tek bir kelime, tek bir hoca ya da tesadüfen alınmış kısa bir not, bir insanın tüm yaşam mimarisini yeniden inşa etmeye yeter. İnsan, kader dairesinde karşısına çıkan işaretlere karşı uyanık olmak zorundadır. Çünkü insanın bu dünyada üç büyük doğumu vardır: İlki annemizden dünyaya gözümüzü açtığımız fiziksel doğuş; ikincisi hayat amacımızı keşfettiğimiz dünyevi doğuş; üçüncüsü ise Yaratıcı’yı bulduğumuz, varoluşu idrak ettiğimiz uhrevi doğuştur.

Kimi bu uyanışı 7 yaşında yaşar, kimi 40 yaşında, kimi ise 77 yaşında bir ömrün nihayetinde... Önemli olan, o amaca giden yolda yürürken adımlarımızı büyük görmemek, büyük hedeflere küçük ve samimi adımlarla ilerlemektir. Tıpkı bir ağaç dikmek gibidir bu; diktiğimiz fidanın ömrünü, ileride bir yol yapımıyla kesilip kesilmeyeceğini ya da asırlarca binlerce insana meyve verip vermeyeceğini bilemeyiz. Bizim vazifemiz, o adımı samimiyetle atmaktır.

Bu durumun tarihimizdeki en çarpıcı örneği şüphesiz Yahya Kemal Beyatlı’dır. Paris’e giden Yahya Kemal’in asıl amacı, o dönem "üstün" görülen Batı kültürünü tanımak ve antik Yunan medeniyetini araştırmaktı. Kendi köklerine, ait olduğu topraklara belki de dönemin getirdiği o bildik yabancılaşmayla bakıyordu.

Ancak Paris’te ders aldığı hocası Albert Sorel’in ağzından çıkan tek bir cümle, onun hayat amacını kökten değiştirdi:

"Dünyada keşfedilmemiş iki şey vardır: Biri kutuplar, diğeri ise Türklerdir."

Bu söz, Yahya Kemal’in zihninde devasa bir boşluk açtı ve o, ömrünün geri kalanını bu boşluğu doldurmaya, yani Türk tarihini ve kültürünü araştırmaya adadı.

Buradaki en büyük paradoks şudur: Yahya Kemal bu uyanışı kendi ülkesinde yaşayamazdı. Çünkü o dönemin Osmanlı aydın çevrelerinde, kendi medeniyetine eleştirel gözlük takmadan, nefret etmeden ya da onu küçümsemeden bakabilmek neredeyse imkansız hale gelmişti. Batı’ya gitmek, ona kendi medeniyetine dışarıdan, objektif ve duru bir gözle bakma fırsatı verdi. Batı'nın merkezinde, kendi evinin ne kadar büyük bir hazine olduğunu idrak etti.

Her ağaç her toprakta yetişmediği gibi, medeniyetler de kendi coğrafyalarının, kendi çatışmalarının ve tarihlerinin mahsulüdür. Batı medeniyeti; kilisenin baskısı, feodal beylerin zulmü ve köylü sınıfının mücadelesiyle şekillenmiş bir mantaliteye sahiptir. Onları anlamak için bu dinamikleri bilmek gerekir, ancak onların hikayesini mutlak doğru kabul edip kendi medeniyetimiz karşısında bir aşağılık kompleksine girmek büyük bir hatadır.

Unutmamak gerekir ki medeniyetler de insanlar gibidir: Doğarlar, büyürler; bazen hastalanır, bazen en güçlü dönemlerini yaşarlar. Geçici hastalıklara bakıp koca bir çınarı yok sayamazsınız.

Yahya Kemal, Batı değerlerini yerinde gördü, tarttı ve en nihayetinde "eve dönmeyi" bildi. Bu topraklara, bu millete ve bu değerlere ait olduğunu hissederek üretti. O tek bir sözün peşinden giderek açtığı yolla, kendisinden sonra gelen nesiller için bir kutup yıldızı, bir ağabey ve sığınılacak bir entelektüel liman oldu.

Bizim de bugün gençliğe ve kendimize hatırlatmamız gereken asıl hakikat budur: Dünyayı gezebilir, Batı’yı inceleyebiliriz; lakin günün sonunda yönümüzü kendi evimize, kendi köklerimize çevirmeyi bilmeliyiz.

Ozan Dur

Ozan DUR
Ozan DUR

Ozan Dur, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olup, İngilizce, Osmanlıca, Farsça, Arapça ve İbranice öğrenerek dil alanında uzmanlaştı. Humboldt Üniversitesi, İmam Humeyni Üniversit ...

Yorum Yaz