İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Son verilere göre dünya üzerinde sekiz milyardan fazla insan yaşamaktadır. Hepimiz aynı canlı türüne, yani insan türüne ait olmamıza rağmen hiçbirimiz birbirimizin aynısı değiliz. Düşüncelerimiz, duygularımız, tepkilerimiz ve hayata bakış açımız birbirinden oldukça farklıdır. Bu durum, insanın doğası gereği akla şu soruları getirir: Neden bu kadar farklıyız? Bu farklılıklar bize mi aittir, yoksa baştan mı belirlenmiştir? Daha da önemlisi, kendi kimliğimizi gerçekten kendimiz mi seçiyoruz? Bu yazıda, insanları birbirinden ayıran faktörleri ve bireyin bu süreçteki rolünü ele alacağız.
İnsanoğlunun birbirinden farklı olmasında etkili olan iki temel faktör vardır: kalıtım ve çevresel etkenler. Kalıtım, bireyin anne ve babasından aldığı genetik mirası ifade eder. Her insan, kendine özgü bir genetik yapıyla dünyaya gelir. Bu yapı; fiziksel özelliklerin yanı sıra mizaç, duyarlılık düzeyi ve bazı davranış eğilimleri üzerinde de etkilidir. Kimi insanlar daha sabırlı ve sakin bir yapıya sahipken, kimileri daha sinirli ya da fevri olabilir. Bu özelliklerin önemli bir kısmı doğuştan gelen genetik farklılıklara dayanır.
Ancak kalıtım her şeyi tek başına açıklamaz. Genetik özellikler bir kader gibi görülmemelidir. Her ne kadar bazı eğilimler doğuştan gelse de, bu eğilimlerin nasıl ortaya çıkacağı büyük ölçüde çevresel faktörlere bağlıdır. Aile ortamı, eğitim, sosyal çevre ve yaşanan olaylar bireyin kişiliğini zamanla şekillendirir. İnsan, hayatı boyunca edindiği tecrübelerle değişir ve dönüşür.
Çevresel faktörler, insanın karakteri üzerinde derin izler bırakır. Yaşadığımız olaylar, karşılaştığımız zorluklar ve kurduğumuz ilişkiler bizi olduğumuz kişiye dönüştürür. Örneğin, hayatında terk edilme duygusunu yoğun şekilde yaşamış bir birey, bu duyguyu hiç tatmamış birine göre insanlara güvenme konusunda daha temkinli olabilir. Aynı şekilde zor şartlarda büyüyen bir insan ile daha korunaklı bir ortamda yetişen birinin hayata bakışı farklı olacaktır. Bu farklılıklar, çevrenin insan üzerindeki güçlü etkisini açıkça ortaya koyar.
Peki, tüm bu özellikleri gerçekten kendimiz mi seçiyoruz? Bu soruya net bir “evet” ya da “hayır” cevabı vermek oldukça zordur. Kalıtımsal özellikler bizim seçimimiz değildir; kimden ve hangi genlerle doğacağımızı belirleyemeyiz. Ancak bu özellikler değiştirilemez de değildir. İnsan, farkındalık kazandıkça ve kendini geliştirdikçe bazı genetik eğilimlerini kontrol altına alabilir. Örneğin öfkeye yatkın bir birey, zamanla bu yönünü yönetmeyi öğrenebilir.
Çevresel özellikler ise büyük ölçüde yaşanmışlıklarla kazanılır. Bu noktada bireyin sorumluluğu daha fazladır. Kişinin zeki olup olmaması kendi elinde olmayabilir; ancak bilgili, donanımlı ve bilinçli biri olması büyük ölçüde kendi çabasına bağlıdır. İnsan, hangi alışkanlıkları edineceğini, kendini hangi alanlarda geliştireceğini ve hayata nasıl bir anlam yükleyeceğini zamanla seçer.
Sonuç olarak, insan ne tamamen kendini seçen ne de tamamen belirlenmiş bir varlıktır. Birey, doğuştan getirdiği özellikler ile hayatın ona sunduğu koşullar arasında bir denge kurarak kimliğini oluşturur. Genler bize bir başlangıç noktası sunar, çevre ise bu yolculuğun yönünü belirler. Ancak bu yol üzerinde atılan adımlar, verilen kararlar ve gösterilen çaba insana aittir. Bu nedenle insan, tamamen özgür olmasa da, kendini inşa edebilen ve değişebilen bir varlıktır.
Kader Meşe
Yorum Yaz