TASAVVUF VE TARİKAT ÜZERİNE: HAKKI ARAMAK, BATILDAN SAKINMAK

İSLAM

Yazı, tasavvuf ve tarikatın İslam’ın özündeki ahlâk, takva ve nefis terbiyesini derinleştirmeyi amaçlayan bir yol olduğunu; ancak bunun şeriat, Kur’an ve sünnet ölçülerinden kopması hâlinde batıla dönüşeceğini vurgular. Sonuç olarak Müslümanın görevi, sorgusuz teslimiyet ya da toptan reddiye değil, sahih ilim ve basiretle hakkı batıldan ayırmaktır

Giriş

Alemde Hz. Âdem’den zamanımıza kadar hak ile batıl hep var ola gelmiştir; zira her şey zıddıyla kaimdir. Tasavvuf ve tarikat meselesi de böyledir. Geçmişte de günümüzde de bu sahada çeşitli yorumlar ortaya çıkmıştır. Peki biz istikamet üzere yürüyebilmek ve hakkı batıldan ayırabilmek için ne yapacağız? Elbette işin kaynağına bakacağız.

Tasavvuf nedir? Tarikat nedir?

Tasavvuf, fıkıhsız olmaz; eğer fıkıhtan koparsa insanı zındıklığa kadar sürükleyebilir. Kelime olarak “saflık” anlamına gelir. Âlimler ise onu Ehl-i Suffe’ye nispet ederek, o çizgiden günümüze ulaşan bir gelenek olarak tarif etmişlerdir. Ehl-i Suffe’de sahabe efendilerimiz neyle meşguldü? İlim ve ibadetle. Öyleyse tasavvuf da bu iki hasletten ayrı düşünülemez. Tasavvuf, tarih boyunca İslam’ın dışında ayrı bir yapı olarak değil, dinin özündeki ahlâk ve takva boyutunun derinleşmesi şeklinde tezahür etmiştir. İlk dönem zühd hareketlerinde olduğu gibi, maksat dünyayı terk etmek değil; dünya ile olan ilişkiyi kalbi kirletmeyecek bir ölçüye oturtmaktır. Abdülkadir Geylânî’den İmam Rabbânî’ye, Mevlânâ’dan Yunus Emre’ye kadar pek çok isim bu çizgiyi temsil etmiş, kulluğu hayatın merkezine alarak insanı Rabbine yaklaştırmaya gayret etmiştir. Dolayısıyla sahih tasavvuf, ne dinin yerine geçen mistik bir yapı, ne de sırf duygusal bir arayış alanıdır; bilakis, imanı derinleştiren ve ahlâkı kemale erdirmeyi hedefleyen bir terbiyedir.

İbadetler ilimden yoksun yapılırsa şuur eksik kalır. Şuursuz ibadet kişiye lezzet vermez. Ancak maksadımız yalnız lezzet değildir; asıl olan ibadet bilinciyle kul olmaktır.  Bu bilinç, yalnızca ibadetlerin dışına değil, insanın iç dünyasına da sirayet etmelidir. Zira tasavvufun temel gayesi, nefsi dizginlemek ve kalbi arındırmaktır. Nefis terbiyesi olmadan bilgi insanı yüceltmez, bilakis kibirle kirletebilir. Bu sebeple hak tasavvuf, insanı başkalarını küçümseyen bir üstünlük iddiasına değil; tevazu, merhamet ve sorumluluk şuuruna taşır. İhsan mertebesi de işte bu noktada anlam kazanır: Kul, Allah’ın kendisini her an gördüğünün farkında olarak yaşar, sözünde ve davranışında samimiyeti esas alır. Böyle bir yolculuk, Müslümanı yalnızca daha fazla bilen değil, daha iyi bir insan yapan bir iç eğitimdir.

Lezzet, bunun ardından gelen bir lütuftur. Bir kimse “Herhangi bir tarikata girmeden de Ehl-i Sünnet çizgisinde ilmimi tahsil eder, ibadet şuuruna erişirim” diyebilir; bunda bir beis yoktur. Zira tasavvuf ve tarikat, dinin asli kaidelerinden değildir.

Bununla birlikte tasavvuf ve tarikatın hedefi; müşahede ve murakabe hasletlerini kazandırarak insanı ihsan mertebesine yaklaştırmaktır. Tarikat, kelime olarak “yollar” demektir. İnsan dünya yolculuğunda hangi yolu seçeceği konusunda hürdür. Ancak İsmet Özel’in dediği gibi: “Eğer insan için bütün yollar yürünebilir hâle gelmişse, o insan kaybolmuştur.” Bu sebeple hak tasavvuf ile batıl tasavvufu ayırmak ve gidilecek yolu doğru tayin etmek gerekir. Burada Müslümana düşen şey, ölçüsüz bir reddiye veya sorgusuz bir teslimiyet değil; sağlam kriterlerle hareket etmektir. Bir yol, şeriatı küçümsüyor, ibadetleri ikinci plana itiyor, mürşidi tartışılmaz bir otoriteye dönüştürüyor ve insanları düşünmekten uzaklaştırıyorsa; orada tehlike vardır. Aynı şekilde para, şöhret ve güç etrafında şekillenen yapılar, hak iddiasında bulunsalar dahi, kalplerde huzur değil bağımlılık üretir. Buna karşılık insanı tevhîde, ahlâka, adalete, sorumluluğa ve hizmet bilincine yaklaştıran, kişiyi Rabbine karşı daha dikkatli kılan yol; hakka daha yakındır. Çünkü hak tasavvuf insanı kendine değil, Allah’a yöneltir.

Kötü örnekler üzerinden tasavvufu toptan reddetmek doğru değildir; çünkü “sû-i misal, emsal olmaz.” Bir şeyin batılı varsa mutlaka hakkı da vardır; bu sünnetullah’ın bir gereğidir.  Ne var ki günümüzde ruhsal arayışların çoğalması, bazı çevrelerin bu zemini istismar etmesine de kapı aralamıştır. Kolay kurtuluş vaatleri, “bizi sev yeter” türü sloganik yaklaşımlar, dinin zahirini gereksiz gören söylemler, insanı sorumluluktan ve muhasebeden uzaklaştırır. Oysa hak tasavvuf, insanı uyuşturan değil uyandıran bir çağrıdır. Aklı dışlamaz, bilakis kalp ile aklı birlikte inşa eder. Bu yüzden Müslüman, duygusal heyecanla değil, basiret ve ilimle hareket etmeli; her daveti sahih ölçülerle tartmalıdır.Müslümana düşen, hakkı arayıp bulmaktır. Esas olan Allah’ın boyasıyla boyanmak, O’nun ipine sarılmak ve takvayı kuşanmaktır. Bütün bunları en mükemmel şekilde yaşayan şüphesiz ki Allah Resulü’dür. O hâlde kendisini Resulullah’a nispet etmeyen, sünnete muhalif giden yollardan sakınmak elzemdir.

Sonuç

Tasavvuf ve tarikat, Müslümanın hayatında yakaza hali oluşturmalı; onu gafletten uyandırmalı ve hakikate yöneltmelidir. Bu yönelişin yolu ise tefekkürdür. Zira Yüce Allah birçok ayette insanları tefekküre davet eder. Tefekkür ve yakaza ile ilerleyen mümin, nihayet ihlasa ulaşır. Eğer bir tasavvuf yolu insanı bu şuur ve samimiyete taşıyorsa haktır; ulaştırmıyorsa batıldır ve terk edilmelidir. Sonuç olarak tasavvuf ve tarikat ne mutlak bir zorunluluk ne de bütünüyle reddedilmesi gereken bir yapı olarak görülmelidir. Mühim olan, hangi yolun insanı Allah’a yaklaştırdığı, hangisinin ise onu kendine ve hevâsına esir ettiği sorusuna doğru cevap verebilmektir. Müslüman; Kur’an, sünnet, akıl ve sahih ilimle hareket ettiği sürece, hak ile batılı ayırt edebilir. Böylece tasavvuf, bir aidiyet göstergesi değil, takvaya yol açan bir bilinç ve ahlâk eğitimi olarak yerini bulur.

Kalp batılda mutmain olmaz ve olamayacaktır. Unutmayalım: Şeytanın batılı varsa, Allah’ın da hakkı vardır ve galip olan yalnız Allah’tır.

Enes ÖZDEMİR

Enes ÖZDEMİR
Enes ÖZDEMİR

Enes Özdemir, 2002 yılında Afyonkarahisar’da doğdu. Konya Karatay Hacı Veyiszade İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (İngi ...

Yorumlar
Yorum Yaz