İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Hayatta insanı insan yapan birçok farklı haslet vardır. Bir diğeri adına sevinebilmek, hoş sözler edebilmek hatta kalp kırabilmek... Bu hasletlerin arasında bir tanesi vardır ki, ne toprağın üzerinde olan varlıklarda ne de altında olanlarda vardır. Siz ne kadar kendi bakiyenizden harcasanız, borçlu duruma da düşseniz; pişmanlık gidenin yerine daha fazlasını ve bereketlisini koymanın en asil biçimidir.
Pişmanlık, insanı -özellikle hâlâ vicdanını soldurmamış olanları- ziyaret eder. Çoğu zaman giderken sizlere iyi paketlenmiş hediyeler bırakır. Her bir paketin hazırlanması, hediyenin seçilmesi şahsa ve pişmanlığı gönlünde ne kadar misafir edeceğine göre değişir. Bu ihtiyar teyze uzaklarda bir yerde bir gün kapısını çalacağınızdan emin ancak bir çınar kadar da sabırlıdır. O gün geldiğinde kimisi bir karıncanın ahından incinmiş olur, kimisi ise birinin gönül meydanında bombalar patlattıktan sonra...
Bu duygunun böylesine girift, böylesine birleştirici olması bana hep efsunlu gelmiştir. Dün aranıza kıtalar kadar mesafe girenle bugün neredeyse nefesini duyacak kadar yakın olabilmeniz, bu teyzemizin en gizemli maharetlerindendir. Yaşadığımız asırda bir türlü sevemediğim, zaman zaman tiksindiğim bir uğraş var. Devamlı bir şeylerin büyüsünü, sırrını açığa çıkarma; onu insanlara teşhir etme arzusu. Oysa bazı sırların sır olarak kalması, onların asalarının kırılmaması gerekir. Aksi hâlde hâlâ yaşama bu denli açken arada sırada önümüze atılan kırıntıları da kaybetmekle karşı karşıya kalırız. Bendeniz ise açlıktan ölmeye hiç meraklı değilim.
“Neden pişman oluruz?” sorusu insanın aklında yer edinir ve kurcalar. Sahi neden pişman olunur ki? İnsana acı veren, kimi zaman sefil duruma düşüren de odur. Gururumuzu bir başka insanın önüne halı yapar. Bunu yaparken de tüy kadar utanma duymaz. Çektirdiği tüm bu elemlere rağmen bizler pişman olmaya devam ederiz.
Pişmanlık bizim kadar eski olan birkaç refikten biridir. Öyle ya Âdem babamız evinden çıkarıldığı andan itibaren pişman olmuş, Allah’a yalvar yakar nidalarda bulunmuştur. Pişmanlık duyma ondan aldığımız ve bizi hâlâ insan tutan sayılı hasletten biridir. Geri kalan hasletleri yolda ağırlık yapmasın diye atan, pişmanlığa ise bir türlü dokunamayan insanoğlu ne de yücedir! Var mı başka düşerken yükselebilen?
İnsanın aynı yemeğe farklı zamanlarda verdiği tepkiler dahi farklıdır. Bir gün ona leziz, diğer gün ise açlıktan ölse yiyemeyecekmiş gibi gelir. Oysa yemek aynı, insan aynıdır. En azından görünüşte. Fakat içten içe insan değişmiş, geçenki hâliyle bugünkü arasına gezegenler girmiştir. Böylesine -tabirimi mazur görün- yanar dönerli bir mahluka verilen en büyük hediye pek tabii pişmanlıktır.
Pişman olabilmek kadar önemli olan bir başka şey pişman kalabilmektir. Aksi hâlde insan kendine bir anlık kötülük yapmaktan öteye gidemez. Çünkü bir hatam ve bunun neticesi olarak da haklı hüznüm vardır. Birinin kafasına attığım top, aynı zamanda benim içime de çarpmalı ve orada bir süre kalmalıdır.
Tüm bu güzelliklerine rağmen bir de pişmanlık kullan-atçıları vardır. Bunlar, bilerek ve isteyerek diğerinin zararına iş yapar, sonrasında ise pişman olur gibi görünürler. İlk zamanlarda gerçekten pişmanlık duymalarına rağmen zamanla o kadar sık pişmanlık üretir hâle gelirler ki, bu pişmanlıkların niteliği düşer. Bir zamanlar tek bir özürle kapılar açılırken, şimdilerde aynı özür insanın önüne duvarlar örer.
Umut Can Zan
Yorum Yaz