HAK GEÇER!

DENEME

Yaşamak muammalara doğmaktır bir anlamda, her daim bir sürprizle karşılaşma ihtimalidir.

Bazı anlar vardır, insan donup kalır, ne yapacağını bilemez. Birkaç gün önce, böyle bir manzaraya yakından şahit oldum, anlatayım hemen.

İkitelli'den Esenler'e doğru ilerleyen otobüsün içindeydim. İkindi sonrası, yol henüz kalabalıklaşmamış, otobüsün içinde de epeyce oturacak yer var. Arkada sağa doğru bir koltuğu beğendim, sakince yerleştim.

Hemen önümde iri yapı bir adam vardı, üstü başı biraz dağınık gibiydi. Yanında da bir kadın oturuyordu. Sonra birden adam fenalaştı, sola doğru devrildi, otobüsün zeminine pat diye düştü. Şok oldum, ne olup bitiyor anlamadım. İçeridekiler genel olarak biraz endişelendi ama sanırım kimse yerdeki adama el atmak istemedi. Ben de ürpertiyle ayağa kalkıp bağırdım:

- Şoför Bey birisi düştü, adam bayıldı!

Dikiz aynasından olan bitenleri izledi, öylece bizlere baktı. Daha da şaşırmıştım, sonra yanıma bir kadın geldi ve "daha önce de düştü, hastaneye gidecekmiş, sara hastası galiba" dedi. Bu defa iyice bir garip oldum, anlaşılan adamın ikinci baygınlık nöbetiydi bu ve kimse yarasına merhem olamayacağını düşünüyordu. Şoför de sanırım "yapacak bir şey yok, uyanır belki" edasıyla usuldan hareket ediyordu.

Vicdanen rahatsız oldum, panik ve ter eşliğinde yerde boylu boyunca yatan adamın yanına çömeldim. Yanımdaki teyzelere "Ne yapmam gerekir peki?" diye sordum, "ellerini aç" dediler.

Sanırım en son çocukken böyle bir hastaya müdahale etmiştim, biraz da ürpertiyle adamın önce sol eline yapıştım. Uğraştım, uğraştım, bir müddet sonra parmakları gevşedi, yumruğunu sıkmayı bıraktı. Sonra sağ eline geçtim, yavaş yavaş gevşetip açmaya çalıştım kaslarını, bir müddet sonra sağ eli de açıldı şükür.

Bir yandan da ya yanlış bir şey yapıyorsam korkusu vardı içimde, öyle ya, insan bilgi eksikliğinden dolayı iyi niyetli de olsa kaş yapayım derken göz çıkartabilirdi. İş başa kalmıştı artık, geri dönemezdim. Derken biri kolonya verdi, yüzüne sürdük, masaj yaptık, uyandırmaya çalıştık.

Adam bir ölü gibi baygındı, kendinden geçmişti, hafiften kendine geldiği an tutup koltuğuna geri kaldırdık. Ben tabii çaresizlik içinde adama sordum:

- Neyin nesidir bu, ne yapmamız gerekiyor sizin için, lütfen söyleyin.

Adam biraz da çaresizce "epilepsi bu, sara hastalığı, ilaçlarımı alamadım da, ondan oldu" dedi. Kadınlardan biri dayanamadı sordu, kaç lira kaldı diye, meğer 600 TL yetişmemiş, maaşını alınca alacakmış ilaçlarını. Ben yine dayanamadım sordum:

- Abicim, bu ilaçları almayınca hep böyle mi oluyor, ne yapmak gerekir ki böyle durumlarda sana?

- Evet, böyle oluyor, ellerimi açarsanız iyi olur..

O sırada kadınlardan biri "bizler verelim eksiğini, alsın ilaçlarını" dedi merhametle. Tamam dedik, iki üç kişi el attı, kısa sürede fazlası toplandı. Adama "bunu cebinize koyun, acilen ilaçları alın beklemeyin lütfen" dedim, "hak geçer" cevabını verdi.

Suphanallah, şaşırdım tabii. "Yok yok, lütfen alın, bizim hediyemiz" dedik, ağlamaklı hâlde "hak geçer" dedi, kabul etmek istemedi. Israrla cebine koyduk, birkaç saniye gözyaşları içinde kaldı.

Otobüs Bezm-i Alem Hastanesi'nin oradan geçeceği için, baygınlık geçiren adamın orada ineceğine dair kanaat oluştu bizlerde. Lakin birkaç durak sonra, Esenler'e yakın bir yerde adam aniden kalktı, indi. Yürürken başını tutuyor, yüzünde yere düşmenin verdiği acı hissediliyordu.

Sonra gözden kayboldu..

On dakika içinde, bir başka aleme gitmiş gibiydim. Yere pat diye düşen bir adam, taş gibi sıkılan ve gevşemeyen eller, yapılacak bir şey yok bakışları, dikiz aynasında hissettiğim soğukluk, suskunluk.

Doğrusu hepimiz adına üzüldüğüm bir andı, sanki insanlığımızı yavaştan bir yere bırakmıştık ve onu oradan almak istemiyor gibiydik. Adam belli ki "düşkünlerden" biriydi, "tutunamamış" bir vaziyetteydi, garipti. Atılsa atılmaz, satılsa satılmazdı. Bir anlamda, tutanın elinde kalacaktı, kimse hâliyle o yükü almak istemiyordu.

Belki de numara yaptığını düşünen de vardı otobüste, kim bilir. Lakin ağlayarak söylediği o cümle, çok manidardı: "Hak geçer." Bir anlamda, "böyle bir şeye hakkım yok, çok mahcubum vallahi, tutunamadım hayatta ama inanın kimseyi istismar etmek için yere düşmedim, gerçekten hastayım ve çaresizim" der gibiydi.

Yaşamak muammalara doğmaktır bir anlamda, her daim bir sürprizle karşılaşma ihtimalidir. Düşünüyorum da şimdi, acaba bizim mi ona hakkımız geçti yoksa onun mu otobüstekilerde hakkı kaldı, Allah bilir.

Bildiğim şudur, toplum olarak insanlığımızı yaşatmak zorundayız, biz eğer fedakarlık, yardımseverlik, cömertlik gibi değerleri küçük görmeye devam edersek, düştüğümüzde bizi de izleyeceklerdir ve belki de daha kötüsü gıyabımızda "düşmeseydi canım, madem düştü, hak etmiştir" bakışları atacaklar çıkacaktır.

Hakk olan Allah'tır, gerçeğin ta kendisidir Rabbimiz, birbirimize sırt dönersek Allah'a sırt dönmüş olmaktan korkarız. Allah bizleri Peygamber Efendimiz'in şu tavsiyesinden uzak kılmasın, amin:

“Kul, kardeşinin yardımında bulunduğu sürece, Allah da kuluna yardım eder.”

Huu..

18 Haziran 2025
Süleyman Ragıp Yazıcılar

Süleyman Ragıp YAZICILAR
Süleyman Ragıp YAZICILAR

1984, İstanbul doğumlu. Gençliği Esenler’de geçti. İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Din Psikolojisi dalında yüksek lisansını tamamladı. Ş ...

Yorum Yaz