BEŞER, İNSAN, ADEM; BİR YÖN VE ŞUUR YOLCULUĞU

DENEME

Secdeyle doğrulan, tövbeyle arınan, sınırla özgürleşen bir gençlik… Hazla değil hakikatle büyüyen, hızla değil şuurla yürüyen, kalabalıkla değil kıbleyle yön bulan bir gençlik.

Hepimiz hayata beşer olarak başlarız. Açlıkla, korkuyla, öfkeyle, arzuyla… Aceleciyizdir, çabuk sıkılırız, çabuk kirleniriz. Beşer, toprağın hâlâ üzerinde durduğu hâlimizdir. Yorulan, terleyen, isteyen, savrulan tarafımız. Henüz yönünü bulamamış bir yürüyüştür beşerlik. Hamdır, serttir, dağınıktır. Tepkilerle yaşar, içgüdülerle karar verir, anlık hazlarla yön değiştirir. Düşünmeden konuşur, beklemeden ister, sonuçlarını tartmadan adım atar. Beşerlik, insanın hem başlangıcıdır hem de en büyük sınavıdır.

Bugünün dünyası tam da bu hâli kışkırtıyor: daha hızlı ol, daha çok tüket, daha fazla görün, daha çok haz al. Durmak zayıflık, yetinmek kayıp, susmak geri kalmışlık gibi sunuluyor. Beşerlik büyüyor, gürültü artıyor; fakat içimizde bir şey eksiliyor. Kalabalıklar çoğalıyor ama yön azalıyor. Seçenekler artıyor ama istikamet kayboluyor. Herkes bir yerlere yetişiyor fakat kimse nereye gittiğini bilmiyor. Beşer sürekli meşgul, ama nadiren şuurlu. Sürekli bağlı, ama nadiren bağlı olduğu şeyin ne olduğunu sorguluyor.

İnsan olmak, bu gürültünün içinde durup sormaya başlamaktır: “Ben ne yaşıyorum?”, “Niçin buradayım?”, “Neye dönüşüyorum?” Beşer acıkır, insan utanır. Beşer ister, insan sorgular. Beşer düşer, insan neden düştüğünü düşünür. Vicdan burada doğar. Pişmanlık burada başlar. İnsan olmak, sadece yaşamak değil; yaşadığını anlamaya çalışmaktır. Hayatın önüne sürüklenmek değil, hayatın karşısına geçip bakabilmektir. Kendini sadece hisleriyle değil, değerleriyle de tartabilmektir.

Fakat insan olmak da son durak değildir. Çünkü insan ya yükselir ya da yeniden beşerliğe düşer. Ortası yoktur. Durağanlık yoktur. Ya inşa edersin ya çözülürsün. Ya iç dünyanda bir mimari kurarsın ya da dış dünyanın enkazı sana mimar olur. İnsan, potansiyeldir; ama potansiyel tek başına kurtarmaz. İnsan, ya Âdem’e yürür ya da kalabalık bir beşer olarak dağılır.

Âdem ise yönünü bulan insandır. Topraktan geldiğini unutmadan, kendisine üflenen nefesi taşıyabilen hâldir. Âdem olmak, tarihte kalmış bir isim değil; her gencin bugün yeniden kurması gereken bir bilinçtir. Çünkü Âdem, sadece yaratılan ilk insan değil; sorumluluğu ilk yüklenen, hatayı ilk kabul eden, tövbeyi ilk öğrenen varlıktır. Âdem olmak; güce yaslanmadan durabilmek, eşyaya tutunmadan var olabilmek, kalabalığa karışmadan istikamet koruyabilmektir.

Eşyaya kul olmamayı, güce secde etmemeyi, kendini merkeze koymamayı öğrenmiş insandır Âdem. Hatasını örtmeyen, savunmayan, süslemeyen… Hatasını Rabbinin huzuruna taşıyabilendir. Çünkü Âdem, günahsızlığın değil; tövbenin adıdır. Düşmemenin değil; düştüğünü kabul edip yönelmeyi bilmenin adıdır. Kibrin değil, kulluğun çocuğudur.

Bugün gençliğin en büyük imtihanı, beşer olarak kalıp bunu “özgürlük” sanmasıdır. Tüketmek, haz almak, her şeye anında ulaşmak özgürlük gibi pazarlanıyor. Ama sonuç ortada: hızlanan bedenler, yorulan zihinler, daralan kalpler… Teknoloji büyüyor, dikkat küçülüyor. Eşya artıyor, secde azalıyor. Bilgi çoğalıyor, hikmet eksiliyor. Her şey biliniyor ama çok az şey anlaşılıyor. Her şeye ulaşılabiliyor ama hiçbir şeye derinlemesine bağlanılamıyor.

Gençler insan olduklarını sanıyorlar; oysa çoğu yalnızca beşerî reflekslerle yaşıyor. Canı ne isterse onu “ben” zannediyor. Her dürtüyü kimlik, her isteği hak, her öfkeyi ifade özgürlüğü görüyor. Oysa bu, insanın özgürleşmesi değil; dağılmasıdır. Beşer serbesttir ama parçalıdır. Âdem ise sınırlıdır ama bütündür.

Oysa Âdem’lik, konforun değil emanetin adıdır. “Ben ne istiyorum?”dan önce “Ben kime karşı sorumluyum?” diyebilmektir. Sahip olduğunu sanmamaktır; verilmiş olduğunu bilmektir. Bedeninin, vaktinin, yeteneğinin, öfkenin, sözün, susuşun bile bir emanet olduğunu fark etmektir. Zamanını tüketilecek bir alan değil, hesabı verilecek bir sermaye olarak görmektir.

Bu yüzden Âdem acele etmez. Herkes koşarken durmayı bilir. Herkes bağırırken susmayı. Herkes sürüklenirken yön sormayı. Çünkü yanlış yönde hız, doğru yoldaki yavaşlıktan daha tehlikelidir. Âdem, hızın değil; istikametin insanıdır. Kalabalığın değil; kıstasın tarafındadır. Alkışın değil; hakikatin peşindedir.

Âdem olmak kusursuzluk değildir. Güçsüzlüğünü inkâr etmemektir. Yanıldığını kabullenmektir. Hatasını örtmek yerine tövbeye taşımaktır. Yıkma imkânı varken imarı seçmektir. Ezebilecekken kaldırmaktır. Alabilecekken emanet etmektir. Beşer hayatta kalır, insan anlam arar; Âdem ise şahitlik yapar. Kendi nefsine karşı ayağa kalkmadan, dünyada hiçbir dirilişin başlamayacağını bilir.

Bugün ihtiyacımız olan şey yeni akımlar, yeni sloganlar, yeni kaçışlar değil. Yeniden Âdem olmayı hatırlayacak bir gençliktir. Secdeyle doğrulan, tövbeyle arınan, sınırla özgürleşen bir gençlik… Hazla değil hakikatle büyüyen, hızla değil şuurla yürüyen, kalabalıkla değil kıbleyle yön bulan bir gençlik.

Çünkü beşerlik bizi kalabalık yapar, insanlık bizi arayışa çıkarır; Âdem’lik ise bizi istikamete ulaştırır.

Ercan Aytekin

Ercan AYTEKİN
Ercan AYTEKİN

2005'te Van'da dünyaya gelen Ercan Aytekin, İstanbul'da ikamet etmektedir. Lisans eğitimine Anadolu Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünde devam etmektedir. Şiir, edebiyat gibi alanlarda yazı ...

Yorum Yaz