BÖLGE KİMLİKLERİ: LATİN AMERİKA

0

Latin Amerika Greenwich başlangıç meridyeninin güney batısında kalan bir bölgedir. Yaklaşık 421 milyon nüfusa sahip olan bölge 17,840,000 km2 lik bir kara büyüklüğüne sahiptir. Aynı zamanda bu bölgede 12 bağımsız devlet bulunmakta ve bu devletlerin toplam GSYH’si 2017 rakamlarına göre 6.56 trilyon dolardan oluşmaktadır. Bölge halkının çoğunluğu ileride de değineceğimiz sömürge geçmişinden dolayı Portekizce ve İspanyolca konuşmaktadır. Genel olarak bölge uyuşturucu ve kaçakçılıkla bilinse de gelişmekte olan ve G-20 ülkeleri arasında bulunan Brezilya ve onun gibi diğer devletler bu algıyı kırmaktadır.

Toplumsal açıdan bölge Hristiyan çoğunlukta bir nüfusa sahiptir. Aynı zamanda Latin kültürü de bölgeye hakimdir. Bunların sebebi ise coğrafi keşiflerden sonra Portekiz ve İspanyolların bölgeye gelişi ve bu hareketlilikle birlikte gelen insanların yanlarında kültürünü ve dinini de getirmesi bölgede Hristiyan dini ve Latin kültürünün hâkim olmasını sağlamıştır.

Günümüz Latin Amerika devletlerinin bağımsızlık serüveni yaklaşık olarak 200 seneyi dolduruyor. 1492’ye kadar Latin Amerika kıtası ve üzerinde yaşayan üç kadim medeniyet, Avrupa ve Asyalı devletlerin haberdar olmadığı bir bölge konumundaydı. Fakat 1492 yılında Kristof Kolomb’un Amerika kıtasını keşfetmesi Avrupalı devletleri özelde İspanya ve Portekiz’in tüm ilgisinin bu yeni keşfedilen bölgeye kaymasına neden oldu. Bu yeni bölgeye ilgi o kadar artmıştı ki 1494 yılında Papa VI. Alexandre bu iki deniz gücüne aracılıkta bulunmuş ve Tordesillas sözleşmesi ile bu bölgeleri aralarında paylaştırmıştır. Bu iki güç keşfedilen bu bölge üzerinde sömürge yarışına girmişken bölgenin kadim sahipleri olan Aztek, İnka ve Maya kabilelerinde yaşayan insanlar ya savaşarak öldürüyor ya da maden ocaklarında bir köle gibi çalıştırılıyorlardı. Bu bölgenin keşfini iki taraf için de iki ayrı cümle ile özetleyecek olursak; Portekiz ve İspanya için “yeniden doğum” bölgenin kendi durumu için ise “ölü doğum” olarak özetleyebiliriz. Çünkü bu bölgeden çıkardıkları değerli madenler ile Avrupa’da önü alınamaz bir şekilde yükselen Portekiz ve İspanya’ya karşılık 1492 yılından beri ekonomik ve siyasi anlamda tam bağımsız bir yapıya kavuşamamış ve kimi zaman Avrupa’nın ham madde kaynağı kimi zaman ise ABD’nin arka bahçesi olarak nitelendirilmiştir. 1825’e kadar Latin Amerika devletlerinin çoğunluğunu bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi. Özellikle bu bağımsızlıklarını ilan etme sürecinde iki önemli etken vardı. Bunlardan birincisi gücü zayıflamış İspanya ve Portekiz ikincisi ve en önemlisi ise ABD’nin açıkladığı Monroe Doktirinidir. Bu doktirinde ABD özet olarak Avrupalı devletlere kendisinin onların kıtasına karışmayacağının onlarında Amerika kıtasına artık karışmaması gerektiğini açıklaması olmuştur. Bundan sonra Latin Amerika devletlerinin bağımsız devlet olma serüveni başladı.

Ekonomik açıdan bölge tarihi perspektifte genellikle ham madde ihracatı yapan bir profil çizmektedir. Her ne kadar sanayileşme adımları atılsa da bölgenin geneli için ham madde ihraç eden bir yapının var olduğunu söyleyebiliriz. Bölge ekonomik açıdan 2 kırılma sürecinden geçti. İlki 1873 ile 1896 yılları arasında “Büyük Depresyon” olarak bilinen ve Kuzey Atlantik ülkelerinin hızlı büyümesi ile özelikle Latin Amerika’da bulunan ham madde mallarına olan ihtiyaç önemli ölçüde arttı. Bununla birlikte Atlantik ve Avrupalı ülkeler bu bölgeye daha fazla yatırım yapmaya başladı. Ve böylece bölgede bağımsızlıktan sonra ilk gelişim süreci başlamış oldu. İkinci olarak ise İkinci Dünya Savaşı ile birlikte kurulan yeni dünya düzeni çerçevesinde Latin Amerika’nın konumu değişti ve dünya pazarına entegre olmasıyla beraber gelişmekte olan ülkeler statüsüne yerleşti. Günümüz ekonomik durumundan bahsedecek olursak Latin Amerika Brezilya’nın başını çektiği yükselen bir güç konumundadır.

Latin Amerika’nın siyasi ve toplumsal hayatı özelikle soğuk savaş döneminde çok aktif durumdaydı. Adeta soğuk savaşın satranç tahtası niteliği gören bölge iki dünya gücünün kozlarını paylaştıkları yer oldu. Özellikle Küba devrimiyle birlikte yayılan komünizm akımı bölgedeki ordularca tehlike olarak görülmüş ve birçok sivil siyasi yönetim darbelerle indirilmiştir. Darbelerle birlikte otoriter rejimler kuran ordular toplumların keskin bir şekilde görüş ayrılıklarına düşmesine sebep olmuştur. Aynı zamanda bu otoriter yönetimler ve uygulanan birtakım politikalar neticesinde bölgede ciddi bir şekilde gerilla hareketlerinin doğmasına neden olmuştur.

Mehmet AYAYDIN

TÜRKİYE-LATİN AMERİKA İLİŞKİLERİ’NİN SEYRİ: FIRSATLAR VE POLİTİKALAR

KOLOMBİYA’DA TARİHİ BARIŞ VE BİZ

https://www.ilimvemedeniyet.com/kolombiyada-tarihi-baris-ve-biz.html

About Author

Mehmet AYAYDIN

Uluslararası İlişkiler (IR) Indo-Pak mehmetayaydn@gmail.com

Leave A Reply