BİTMEYEN İÇ SAVAŞ: LİBYA

0

BİTMEYEN İÇ SAVAŞ: LİBYA

Ertuğrul YEŞİLKAYA

        Giriş

       Tunus ile başlayan ve tüm coğrafyayı etkisi altına alan Arap Baharı bir domino misali bölgenin tüm liderlerini ya devirmiş ya da sistemlerini işlemez hale getirmiştir.Tarih Şubat 2011’i gösterdiğinde Libya ve onun ‘devrik’ lideri Albay Muammer Kaddafi’nin ve kurduğu ‘cemahiriyye’ sisteminin sonunu getirecek hareketler başlamıştı.17 Şubat 2011 de Bingazi’de başlayan ‘Öfke Günü’ gösterileri çok geçmeden diğer şehirlere de sıçramış, Kaddafi karşıtı tüm muhalefeti beraber mücadeleye itmiştir. BM’nin de müdahalesi ile uluslararası bir mesele haline gelen bu çatışma şekil değiştirse de günümüzde hali hazırda devam etmektedir.

       Bu çalışmanın amacı Libya’da yaşanan çatışmanın çözümleri bağlamında tarihsel arkaplanını, var olan çatışmaları, çatışma nedenleri, aktörleri ve çatışmanın sonlandırılmasına ilişkin temel düzeyde bilgi vermektir.

       Bu çalışmada Stratejik-Diyalog Planı Çerçevesi yöntemi kullanılarak, yaşanan çatışmalar değerlendirilecektir. Bu kamsamda ilk bölümde basitçe çatışma ve çatışma çözümü kavramları tanımlanıp Stratejik-Diyalog Planı Çerçevesi yöntemi hakkında bilgi verilecektir. İkinci bölümde Stratejik-Diyalog Planı Çerçevesinde Libya sorunu incelenecektir. Üçüncü bölümde çözüm önerileri ve sorun ile ilgili öngörülere değinilecek ve çalışma sonlandırılacaktır.

 

       Bölüm I: Çatışma, Çatışma Çözümü Kavramları ve Stratejik-Diyalog Planı Çerçevesi

       Bu çalışmada ve çatışma çözümlerinde kullanacağımız çatışma kelimesinin sözcük anlamı Türk Dil Kurumu sözlüğünde “1. Aynı anda ortaya çıkan birbirine karşıt ya da eşit derecede çekici dilek ve isteklerin bireyde yarattığı ruhsal durum. 2. Birbirleriyle uyuşmayan dilek, istek ya da ereklerin yarışmasından ortaya çıkan üzücü ya da kıvanç vermekten uzak bilinç durumu.” Şeklinde tanımlanmıştır.Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere çatışma, iki yada daha fazla tarafın  birbirleri ile uyuşmayan çıkarlarının olduğu yahut olduğunu düşündükleri durumlarda ortaya çıkar. Çatışma, hayatın doğal bir parçasıdır, gündelik hayatımızda çeşitli düzeylerde farklı düzeylerde çeşitli çatışmalar ile karşılaşırız. Bunlardan bir kısmı çözülür iken, bir kısmı çözümsüz kalabilir.

       Çatışmaların hayatımızdaki doğal yeri olduğu gibi çatışma yönetiminin de önemli bir yeri vardır. Şayet çatışmalar iyi yönetilir ise taraflar için iyi bir sonuç alabilir. Bu noktada “çatışma yönetimi nedir ?” sorusunu cevaplamak gerekir. Çatışma Yönetimi kavramı uluslararası ilişkiler literatüründe disiplin olarak çok yenidir fakat kökeni uzun yıllara dayanıri. Bu neden ile üzerinde uzlaşılmış bir çatışma yönetimi tanımlaması yoktur. Bu çalışmada kullanacağımız kavram Axt, Milososki ve Schwarz’ın tanımladığı kavramı kullanacağız. Bu tanımlamaya göre çatışma yönetimi, potansiyel veya gerçek bir çatışma durumunu azaltmak ya da çözmek amacıyla örgütlü, diyolog temelli, ve partizan olmayan bir üçüncü tarafın (arabuluculuk, kolaylaştırıcılık, uzlaştırıcılık danışmanlık, barışı koruma ve tahkim) müdahalesidir.[1]

       Devletlerin kendi içerisinde yahut devletler arası alanda yaşadıkları çatışmaları yönetmek ile özdeşleşen çatışma çözümleri kavramı ve disiplini, çatışma konularını barışçıl yollar ile müzakere ederek çözülmesi adına üçüncü tarafların müdahale etme çalışmaları günümüz uluslararası ilişkiler çalışmalarında önemli yer tutmaktadır. Özellikle gelişen diploması ve uygulama alanlarının gelişmesi ile sorunların karşılıklı iletişim ile aşılması çatışma çözümlerinin önemini arttırmaktadır.

       Çatışma yönetiminde, ilgilenilen çatışmanın tüm ayrıntıları ile net bir şekilde anlaşılması gerekir. Çatışmayı anlamak için kullandığımız çatışma analizi, basit anlamda çatışmanın geçmişini , bugününü, nedenini ihtiva ettiğinden oldukça önemli bir aşamadır. Çatışma analizi bir çatışmanın tarihsel arkaplanını, nedenleri, aktörleri ve barış sürecini etkileyen dinamikleri anlama, planlama ve stratejiler geliştirmeden oluşan süreçlerin sistematik bir şekilde incelenmesidir.[2]

       Bu çalışmada kullanacağımız yöntem yukarıda değindiğimiz tüm hususları ihtiva etmesi nedeniyle Stratejik-Diyalog Plan Çerçevesi olacaktır. SDPÇ unsurları aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Tablo-1 Stratejik- Diyalog Planı Çerçeve Unsurları
 

 

A.    Sorunu Tanımlama

A.1 Arkaplan analizi
A.2 Çatışmanın mevcut durumu
A.3 Yönlendirici güçlerin etkisi
 

B.     Aktör Analizi

B.1 Aktör/ koalisyon (SWOT) analizi
B.2 Karşılaştırmalı aktör analizi
 

C.    Strateji Oluşturma

C.1 Diyaloğun stratejik hedefleri
C.2 Stratejik konu ve öneriler
 

 

D.    Uygulama

D.1 Eylem planı
D.2 Ayrılan kaynaklar
D.3 İzleme süreci

       Bölüm II : Stratejik-Diyalog Planı Çerçevesinde Libya Sorunu

       A.Sorunu Tanımlama

       A.1 Tarihsel Arkaplan

       A.1.1 Devrime Giden Yol

       20. yüzyılın başlarında Osmanlı yönetiminde bulunan bölgeye gelen İtalya, Osmanlı’nın zayıflaması aynı anda ortaya çıkan Balkan Savaşlarına yoğunlaşması nedeniyle bölgeyi eline geçirdi. İtalya’nın bölgedeki hakimiyeti direnişler ile beraber 2. Dünya Savaşı’nın da başlaması ile zayıflamış ve sonunda yerini müttefik kuvvetler idaresine bırakmıştır.

       1945-1951 yılları arasında devam eden müttefik kuvvetler ittifakı idaresinin ardından Libya, bir Senusi lider olan Kral İdris önderliğinde bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu yıllarda fakir ve kaynakları kıt olan Libya, ülkenin kuzeyinde petrol bulunması ile ülkenin kaderi değişmiştir.[3] Petrol ile elde edilen gelirin halka eşit şekilde dağılmaması bir kesimi Kral İdris’e karşı hareketlerin başlamasına sebep olmuştur. Bir taraftan da Cemal Abdul Nasır’ın sosyalist Arap milliyetçiliği fikri de Kral İdris’e karşı önemli bir etken olmuştur.1969’da Kral İdris’in yurtdışına çıktığı bir tarihte, Albay Muammer Kaddafi öncülüğünde ortaya çıkan genç subaylar darbe yapmış ve ülkenin yönetimini ellerine almışlardır.

       Kaddafi yönetiminin ilk yıllarında yukarıda da bahsettiğimiz Arap sosyalizminden etkilendiği bir sistem ortaya atmıştır. “Cemahiriyye” adını verdiği sistem temelde Arap sosyalist rejimleri ile benzerlik göstermiştir. Ortaya attığı bu sistemde kendisini devlet lideri olarak tasavvur etmiştir. Gün geçtikçe kendi iktidarını sağlamlaştıran Kaddafi, ülkesindeki kabilelerin desteğini de alarak güçlü bir iktidar dönemi geçirmiştir. Bürokraside ve  askeriyede kendisine yakın ve destek aldığı kabilelerden kişileri görevlendirmiştir. Diğer bir ifade ile Libya’daki iktidar Kaddafi’nin kendine bağlı bürokratların gücü koruduğu ve büyük kabilelerin prestijlerini muhafaza ettikleri bir ittifak üzerine kurulmuştur.[4]

       Yaklaşık 42 yıllık iktidarında muhalifler ile karşılaşmış olan Kaddafi yönetimi, bunları her defasında saf dışı bırakmıştır. Siyasi partilerin kurulamadığı sistemde ses çıkaran muhalifler ya yurtdışına sürgüne gönderilmiş ya da hapis cezası ile karşı karşıya gelmiştir.Bu dönemde mahkumlara cezaevlerinde işkenceler uygulanmıştır. Sonuç olarak Kaddafi muhalif hareketlere karşı oldukça sert bir tutum sergilemiştir.Kaddafi’nin bu tutumu da toplum nezdinde ciddi bir korkuya neden olmuştur.

       Kaddafi yönetimi ilk yıllarında benimsediği ideoloji ile dış siyasetinde Arap Birliği’nin kurulması ve İsrail-Amerika karşıtlığını benimsemiştir. Bir dönem sonra, ki bu yaklaşık olarak 1970 li yıllara tekabül eder, Arap Birliğinden yönünü Afrika’ya çevirmiştir.[5] Özellikle Afrika’nın güneyindeki ülkelere yardımlar göndermiş sıcak ilişkiler kurmuştur. Fakat Bu tablo Batılı devletler ile benzer bir durum sergilememiştir. Özellikle 1980 sonrasında ABD ile ilişkileri gergin olan Libya, 1986 yılında ABD’nin yaptığı hava saldırısına engel olamamış bu saldırı neredeyse olmayan ilişkileri daha da kötü bir duruma getirmiştir.

       1980 li yıllarda Libya ile Batılı ülkelerin ilişkileri en kötü halini almıştır. 1988 yılında Lockerbie kasabasında yaşanan uçak kazasından Libya sorumlu tutulmuş ve Batılı üllkeler Libya’ya ticari ve askeri ambargo uygulamaya başlamıştır.  Petrol üzerinde temellenmiş bir ekonomiye sahip olan ve ihracatının %80’i petrol olan Libya’yı bu ambargo maddi anlamda oldukça zora sokmuştur.

       Yaptırımlar aşılmaya başlamış ve Libya batılı ülkeler ile ilişkilerini düzeltmeye başlamıştır. 2006 yılına kadar Libya’ya uygulanan tüm ambargolar kaldırılmış ve Libya maddi olarak refaha kavuşmaya başlamıştır.[6]

       Son yıllarda yaşanan hem ekonomik hem de siyasi başarı çizgisi iç siyasette rejime karşı ciddi bir gelişme yoktu. Artan gelirlerin halk arasında paylaşımı ile ilgili hoşnutsuzluklar vardı fakat bu durum hükümete karşı bir isyanı tetikleyecek durumda değildi.[7] Tunus’ta başlayan ve tüm arap dünyasını etkileyecek olan Arap Baharı Libya’ya da sıçrayacaktı.

       A.1.2. Kaddafi’nin Düşüşü

       Tunus’ta bir seyyar satıcının kendisini yakması ile başlayan ve Tunus Devlet Başkanı Zeynelabidin Bin Ali’nin ülkesini terk etmesi ile sonuçlanan ”Yasemin Devrimi” Libya’yı da etkisi altına alacak ve bu durum Kaddafi’nin 42 yıllık iktidarına son verecekti.

       Kaddafi’ye karşı mualifler Arap Baharı dalgasından önce de vardı. Zaman zaman kendisini küçük sokak gösterileriyle gösteren muhalifler genellikle ağır şekilde bastırılmıştı. Ülkede oluşan bu muhalefet birikimi ve Kaddafi’nin 42 yıllık iktidar yorgunluğu bölgede yaşanan köklü siyasal hareketliliği de arkasına alarak 15 Şubat’ta Bingazi’de polis karakolu önünde bir insan hakları aktivistinin tutuklanmasını protesto amacıyla toplandığında, artık Kaddafi yönetiminin sonuna gelinmişti.[8]  Rejim bu gösteriyi de ağır bir şekilde bastırmak isteyince, halkın 17 Şubat 2011’de organize ettiği “Öfke Günü”, Libya’daki rejim karşıtı ayaklanmanın dönüm noktası oldu.

       Ocak 2011 de başlayan ve 17 Şubat’daki “Öfke Günü” ve Kaddafi’nin Bingazi’de kontrolü kaybetmesi sonrasında Libya’da bir iç savaş patlak vermişti.[9] Güçlü kabilelerin Kaddafi karşısında yer almaları ülkenin bir kısmının rejimin kontrolünden çıkmasına neden oldu.

       Bu gelişmelerin yanında muhaliflerin bir arada durabilmek ve koordinasyonu sağlamak adına ortak bir çatı oluşturuldu. 27 Şubat 2011 de kurulan Uluslararası Geçiş Konseyi kuruldu. Kapsayıcı olan ve Kaddafi sonrası akılcı bir geçiş planı öngörmüş olan UGK’nın başkanlığına Kaddafi döneminde de Adalet Bakanlığı yapmış olan Mustafa Abdulcelil seçilmiştir.[10] Ülke genelinden 31 temsilciden oluşan meclis yalnızca muhalifleri bir çatı altında birleştirmemiş aynı zamanda da uluslararası alanda muhalefet adına iletişimde bulunmuştur. 23 Mart’a gelindiğinde, Ulusal Konsey, Kaddafi dönemi bürokratlarından, fakat reformcu kimliğiyle tanınan Mahmut Cibril’e geçici bir hükümet kurma görevini verdi.[11]

       Çatışmalar iç savaş halini almıştı. Başlarda Kaddafi güçlerine karşı başarı elde eden muhalif güçler, süreç ilerledikçe ordu ve silah avantajına sahip Kaddafi güçlerine karşı kesin bir sonuç alamamış ve bu avantaj ile Kaddafi muhalif güçleri püskürtmeye başladı.[12] Muhalifler başladıkları noktaya geri dönmenin ötesinde merkezleri Bingazi’de bile Kaddafi güçlerine karşı savunmaya geçmişlerdir.

       Muhaliflerin başarısızlığa uğrama ihtimalinin arttığı sırada BM Güvenlik Konseyi 17 Mart 2011 de Libya’da ateşkes çağrısı ve çatışmaların durdurulması yönünde 1973 Sayılı Karar’ı aldı.[13] Bu çağrıya uymayan Kaddafi’ye BM koalisyon güçlerinin müdahalesi kapıda idi. Kaddafi muhaliflere yönelik operasyonlarını sürdürmeye devam edince, başta Fransa ve İngiltere olmak üzere BM’den alınan ve güç kullanmaya yetki veren karar doğrultusunda 19 Mart’ta koalisyon ülkeleri Libya’ya operasyon için düğmeye bastı. Koalisyon güçlerinin havadan ve denizden desteğini alan muhalifler 20 Ağustos’a kadar süren çatışmalar sonucunda Trablus’u 20 Ekim’de de Kaddafi’nin doğduğu yer olan Sirte’yi ele geçirdiler. 42 yıl süren Kaddafi dönemi, Kaddafi’nin ölümü ile son buldu.

       A.1.3. Hükümet Kurma Çabaları

       Albay Muammer Kaddafi’nin düşüşünden sonra, ülkeyi Ulusal Geçiş Konseyi yönetmeye başladı. Kaddafi döneminde Adalet Bakanlığı yapmış ve süreçte muhaliflerin safına geçmiş olan Mustafa Abdulcelil başkanlığındaki bu konseyde ülkenin tamamından temsilciler bulunmakta idi. Halihazırda kullanılan Libya Anayasası da bu konsey tarafından 10 Ağustos 2011 de oluşturulmuş idi.

       Geçiş Konseyi, yürütme yetkisini önce Mahmut Cibril’e verdi ve Mahmut Cibril başkanlığında geçici hükümet oluşturuldu. Mahmut Cibril hükümeti 23 Ekim 2011’de fesh edildi ve 31 Ekim’de Abdurrahman El-Kib önderliğinde yeni hükümet oluşturuldu.

       Abdurrahman El-Kib hükümeti, cemahiriyye sisteminin aksaklıklarını çözerek ülkeye uluslararası standartlarda yeni kurumların tesisi için uğraş verdi.[14] Bu geçişte cemahiriyye sisteminin barındırdığı halk kongreleri yerine bakanlıklar geçirildi ve Kaddafi döneminde etkisiz olan polis ve ordu teşkilatlarında yeniden yapılandırmaya gidildi. El-Kib hükümetinin en önemli görevi ülkeyi seçime taşımaktı.

       Ulusal Geçiş Konseyi seçimlerden sonra yerini Milli Genel Kongre’ye bıraktı. 7 Temmuz’da seçimler tamamlandı. Yeni mecliste Mahmut Cibril önderliğinde liberal kimlikleri ile ön plana çıkan Ulusal Güçler İttifakı ve Müslüman Kardeşler’e yakınlığı ile tanınan Adalet ve İnşaa Partisi ön plana çıktı. Meclis başkanlığına tüm grupların ittifakı ile Muhammed Yusuf el-Mugaryef seçildi. Bu görev aynı zamanda cumhurbaşkanlığı statüsünde idi.[15]

       Yapılan seçimin ardından hükümet kurma çalışmaları da başladı. ilk önce meclis Mustafa Ebu Şagur’a hükümet kurma yetkisi verdi fakat oluşuturlan kabile listesi nedeniyle meclisten güvenoyu alamadı. Yeni adaylar arasından Ali Zeydan hükümeti kurmak ile görevlendirildi ve 17 Kasım’da güven oyu alarak görevine başladı.[16]

       Ali Zeydan hükümeti oluşturduğu kabinede bakanların ayrılıkçı tutum sergilemesi ve Zeydan hükümetinin Adalet ve İnşaa Partisinin istediklerini yapmamasını gerekçe göstererek 5 bakanını kabineden çekti. Ali Zeydan hükümetinden güvenoyunu çekmeleri için çalışmalar yürüttü. Ali Zeydan hükümetinden güvenoyunu çeken Konsey  yolsuzluk soruşturması başlatınca Ali Zeydan Libya’yı terk etti.[17]

       Ali Zeydan hükümetinin dağılmasından sonra Adalet ve İnşaa Partisinin ve diğer islami grupların desteği ile Ahmed Maetig 25 Mayıs’ta başbakan seçildi ve güvenoyu alarak hükümeti kurdu.[18]

       Ahmed Maetig’in başbakan olması ve kurduğu hükümet, yoğun olarak ülkedeki İslamcı düşünceye sahip olanların ve Adalet ve İnşaa Partisinin destekleri ile olmuştu. Bunun karşısında durmak isteyen fakat heterojen yapısı ile bir arada duramayarak dağılan Ulusal ittifak Güçleri bu özellikleri nedeniyle Halife Hafter’in yaptığı darbeye destek olacaklardı.

       A.1.4. Berka’da Federalizm İsteği

       Ülkenin doğusunda bulunan, Bingazi’nin de içerisinde bulunduğu Berka bölgesi, Libya içerisnde çatışmaların en yoğun yaşandığı bölgelerden biridir. Devrim sonrasında bölgede federalizm talebi ortaya çıktı. Bu doğrultuda 6 Mart 2012’de Berka Geçiş Konseyi kuruldu. Daha sonra adı “Libya Berka Konseyi” olan konseyin temel iddiası merkezi yönetimden bağımsız bir yönetim oluşturularak yeraltı ve yerüstü kaynaklarının bölge halkı tarafından kullanılmasını sağlamak idi.[19] 6 Kasım 2013’te Konsey’in yürütme organı olan “Berka Siyasi Ofisi” ilan edildi.

       İbrahim Cudran’ın silahlı gücünden destek alan bu hareket Sidre, Res-Lanuf ve Zuveytuna limanlarını kontrol altına alarak petrol üretimini ve ihracatını engellemeye başladı. Mart 2014 te uluslararası bir sorun halini alan Kore bandıralı bir gemiye merkezi hükümetten bağımsız şekilde petrol yüklenip ihrac edilmesi, diğer ülkelerden de yoğun tepkiler aldı.

       A.1.5. Halife Haftar’ın Darbe Girişimi

       Halife Haftar Libya ordusunda önemli görevler almış bir komutan idi. Amerika’da ikamet eden Halide Haftar devrimden yaklaşık iki ay sonra Libya’ya dönerek kendisini devrim orduları komutanı ilan etti.[20] Ancak Libya Ulusal Geçiş Konseyi, kendisine bir makam vermedi ve onu devrim birlikleri dışarısına itti. Haftar, gerek Ulusal Geçiş Konseyini gerek Milli Genel Kongreyi eleştirerek Libya’da oluşan güvenlik sorununu çözebileceğini iddia etti.[21] Haftar devrim sonrasında kendisi için istediği yeri Libya siyasetinde elde edemedi. UGK ve MGK kendisine ne askeri ne de siyasi bir yetki verdi.

       MGK da İslamcı grupların artan gücü ve Ulusal Güçler İttifakı’nın dağılması, İslamcı gruplar karşısındaki siyasi ve toplumsal kesimlerin bu karşıtlık üzerinden bir araya getirdi ve bu gruplar tarafından Haftar’ın desteklenmesine neden oldu.

       Haftar 14 Şubat 2014’te Milli Genel Kongre’yi fesh ettiğini ve Libya Askeri Geçiş Konseyi’ni ilan ettiğini kamuoyuna duyurdu. Bu açıklama çok etki görmedi fakat Haftar, 16 Mayıs 2014’te Bingazi’de başlattığı “terörist” olarak nitelendirdiği İslamcı milis birliklerine karşı başlattığı Onur Operasyonu ile Libya siyasetini farklı bir zemine taşımıştır.[22]

       Onur Operasyonuna ülke içerisinden ordu birliklerinden ve milis kuvvetlerden destek geldiği gibi Mısır’dan Suudi Arabistan ve BAE’den destek geldi.[23]

       Bu çerçevede siyasi tabloda iki blok oluşmuştur. Bunlardan ilki İslamcı çizgide ilerleyen ve Müslüman Kardeşlerin başını çektiği bir blok ile bu bloğa karşı Halife Haftar’a  destek verenlerin oluşturduğu blok.[24] Bu durum Libya’nın iki meclisi, iki hükümeti, iki ordusu oldu.

       A.2. Çatışmanın Mevcut Durumu

       Libya’da Şubat 2011’ de başlayan “Öfke Günü” gösterileri ile kısa zamanda tüm ülkeyi saran çatışma ortamı aktörlerin ve durumların değişmesi ile varlığını sürdürmektedir. Kaddafi’ye karşı başlatılan ayaklanma sonrasında muhalifler başarılı olmuş ve Kaddafi’yi devirerek Libya için yeni bir süreç başlatmışlardır. Kaddafi ve muhalifler arasında başlayan çatışma Kaddafi’nin devrilmesinin ardından ülkedeki otorite ve güvenlik boşluğu nedeniyle farklı çatışmalara evrilmiştir.

       Günümüzde HIIK Çatışma Barometresi verilerine bakıldığında Libya’da halihazırda devam eden 3 çatışma vardır. Bunlar sırası ile milis kuvvetleri bulunan Kabileler arasındaki çatışmalar, Tobruk Temsilciler Meclisi ve Trablus Milli Genel Kongre arasındaki çatışma ve son olarak Barka’da Federalizm talep eden meclis ile hükümetin çatışması.

       Bu veriler ışığında bir iç savaş olarak nitelendirilebilecek Trablus Meclisi ve Tobruk Meclisi arasındaki çatışma büyük öneme sahiptir. Mayıs 2014’te emekli General Halife Hafter’in Zintan merkezli milis gruplarla başlattığı “Onur Operasyonu” ve darbe girişimi, Trablus ve Misrata’daki devrimci gruplarla ortak hareket eden Trablus’taki merkezi yönetim tarafından engellenmişti. Ali Zeydan’ın Mart 2014’te başbakanlıktan azledilmesi ve Haziran 2014’te seçimlerin gerçekleştirilmesinin ardından iki başlı hükümetin temeli atılmıştı. İkinci hükümetin desteğini alan Hafter ise birliklerini ülkenin doğusundaki Tobruk’a çekmiş ve ülke iç savaşa sürüklemişti.

       Libya’nın batısı Trablus’daki Milli Genel Kongre tarafından yönetiliyor ve Trablus’taki hükümetin askeri güçlerinin birleşmesi ile oluşan “Libya Şafağı” birliği ile askeri açıdan kontrolünü sağlıyor. Bu birliği büyük ölçüde Misrata başta olmak üzere Trablus ve Zaviye’den milis kuvvetler oluşturuyor. Aynı zamanda Geriyan ve Tuaregler de bu askeri birliğin içerisindeler.

       Tobruk’taki hükümet ise Hafter’e bağlı özel kuvvetlerinin, İbrahim Cudran’a bağlı askerlerin, federalist Barka askerlerinin, Libya hava kuvvetlerinin ve Zintan ve Tebu aşiretlerinin milis kuvvetlerinden oluşan askeri birlikler ile bölgede kontrol sağlıyor.

       Bu iki kutubun dışında, Derne ve Sirte’de IŞİD, Bingazi’de ise İslamcı milislerin ve birliklerin dahil olduğu Devrimci Şura Konseyi varlık göstermektedir. Askeri varlıklarını sürdüren çeşitli oluşumlar içerisinde şiddet içeren çatışmalar yaşanmaktadır.

       Libya’da yaşanan bu durum dışarıdan liberal-seküler güçler ile İslamcı güçler arasında iktidarı ele geçirmek amaçlı bir çatışma olarak görünebilir. Fakat iki hükümetlilik dolayısı ile yaşanan iktidar çatışmasının yanı sıra yukarıda da bahsettiğimiz unsurlar da çatışmaların içerisine dahil oluyor. İdeolojik tabanda görülen bu çatışma, milis kuvvetler ve kabileler arasında kaynakların kullanımı, kaçakçılık yolları üzerinde hakimiyet, bölgeler ve şehirler arası güç mücadeleleri, etnik gruplar arasında çatışmalar ülkedeki çatışmaların kesintisiz olarak sürmesine neden olmaktadır.

       İkidarı ele geçirmek adına sürdürülen mücadele, merkezi hükümetin gücünü tesis etmesini imkansızlaştırmıştır. Uluslararası aktörlerin duruma müdahil olmak istemeleri, çatışmalara sebep olan yerel sorunların merkezden kaymasına neden olmuştur. Bu durum Libya’da özellikle  milis kuvvetler arasında ve kabileler arasında yaşanan çatışmaların derinliklerini artırmaktadır.

       Bir taraftan çatışmalar sürerken diğer taraftan da özellikle BM öncülüğünde görüşmeler sürdürülüyor. Tobruk ve Trablus hükümetleri ile görüşmeler sürerken bu gelişmelere ülkenin diğer güçleri de kimi zaman destek verirken kimi zaman alınan kararları kabul etmiyor.

       Bu görüşmeler çerçevesinde Ekim ayı içerisinde Libya’da barışı sağlamak adına önemli bir adım atıldı. Fiilen iki hükümet ile yönetilen ve çatışmaların sürdüğü Libya’da ortak bir hükümet tesisi için mütabakata varıldı. Aralık ayı içerisinde bir anlaşmaya varan Trablus merkezli Milli Genel Kongre ile Tobruk da yer alan Temsilciler Meclisi arasında anlaşma imzalandı.

       A.3. Yönlendirici Güçlerin Etkisi

       Devrim öncesinde batılı ülkeler, başta Libya’da yaşananlara kulak asmasa da sonralarında askeri operasyondan muhalifleri silahlandırmaya, ambargodan uçuşa yasak bölge ilanına kadar pek çok seçeneği masaya getirmiş ve uygulamıştır.

       Bu nedenledir ki modern Libya’nın oluşumunda başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası toplum çok önemli bir rol üstlenmiştir. Libya’ya uluslararası müdahale yolunu açan BM Güvenlik Konseyi’nin 18 Mart 2011 tarihli 1973 sayılı kararı Libya’da bir dönüm noktası olmuştur.[25] 19 Mart’a gelindiğinde ise Fransa öncülüğünde Paris’ten operasyonlar başlatılmış daha sonra koalisyon güçlerinin liderliğini ABD devralmıştır.

       Libya sorununun iki  önemli boyutu vardır. Bunlar, Libya içerisinde iki ayrı hükümetin görev yapması ve bu durumun içeride yarattığı  istikrarsızlık nedeniyle şiddet içeren çatışma halinin devam etmesidir.

       Bu noktada Libya’da vücud bulan en önemli nokta iki hükümet arasında ortak bir nokta sağlanamamasıdır. İdeolojik temelli farklılık üzerinde temellenen ayrım, ülke yönetiminde bir iktidar mücadelesi haline dönüşmüştür. Başta Trablus merkezli Ulusal Geçiş Konseyi’ni ve sonrasında kurulan Milli Genel Kongre’yi  meşru kabul edip destek veren uluslararası camia, gelişen askeri darbe girişimi ve Tobruk içinde oluşan Temsilciler Meclisi uluslararası camiada tanınır hale gelmiştir.

       Bu değişimin temelinde İslami kimliği ile ön plana çıkan ve Müslüman Kardeşler hareketinin Libya’da bir uzantısı gibi görülen Adalet ve İnşaa Partisi’nin Milli Genel Kongre’de etkilerinin artması ve Milli Genel Kongre’de kendilerine alan açamayan liberal-seküler grupların Tobruk’ta oluşturulan mecliste kendilerine ifade imkanı bulmaları neden olmuştur.

       Devrimden sonra yaşanan hükümet ikiliğini kırmak ve istikrarı sağlamak adına BM görüşmeler yürütmüştür. Bu görüşmelerin amacı ülkede bulunan farklı güçleri Libya’nın geleceği için bir araya getirmek ve çatışmalara son vermektir. Bu bağlamda Birleşmiş Milletlerin Libya için oldukça önemli bir rolü vardır.

       B.Aktör Analizi

       B.1. Aktör/Koalisyon Analizi

       Libya sorunundaki aktörler dört kategoride sınıflandırılabilir. Bunlar, devrim öncesi birincil aktörler olarak Muammer Kaddafi ve rejimi ile Muhalifler; devrim öncesi ikincil aktörler BM ve içerisinde bulunan İngiltere, Fransa ve ABD; devrim sonrası birincil aktörler olarak Milli Genel Kongre ile Tobruk Temsilciler Meclisi; devrim sonrası ikincil aktörler; BM, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleridir.

       B.2.Karşılaştırmalı Aktör Analizi

       Devrim sonrasında oluşan yeni durum ve devam eden çatışmanın birincil aktörlerinin Trablus’da bulunan Milli Genel Kongre ile Tobruk’ta bulundan Temsilciler Meclisinin olduğunu aktarmıştık. Bu iki aktör devrim öncesinde Kaddafi’yi devirmek adına bir arada durmuş ve Kaddafi rejimini sonlandırmıştı. Sonrasında Kaddafi rejimi yerine oluşturulan Geçiş Konseyi ve Milli Genel Kongre’de birlikte bir süre çalışmışlardı.

       İslamcı grupları ihtiva eden ve Adalet ve İnşa Partisi’nin başını çektiği Trablus merkezli Milli Genel Kongre ile liberal ve seküler grupları ihtiva eden Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi’nin bu çatışması temelde yeniden oluşan Libya’da daha çok söz söylemek ve oluşacak kurumları ‘kapmak’ için birbiri ile yarışıyor.

       Gerçekleştirilen müzakere süreci tarafların barıştan yana olduklarını fakat çıkarlarını korumak istedikleri görülmektedir. Uluslararası bağlamda tanınan Tobruk hükümeti’nin çözüm görüşmelerinde eli daha kuvvetli. Bu durum MGK hükümetinin çıkarlarını sekteye uğratacağından sürecin yavaş işlemesine yahut tıkanmalara sebep olacaktır. Fakat iki tarafın da barış için istekli davranması çatışmanın seyri için olumlu olacaktır.

       C.Strateji Oluşturma

       C.1. Diyaloğun Stratejik Hedefleri

       Trablus ve Tobruk hükümetleri arasında yaşanan ve tüm Libya’yı etkileyen ve istikrarsızlaştıran bu çatışmanın çözülmesi adına uluslararası alanda çalışmalar yapılmıştır. Özellikle BM’nin başlattığı barış müzakereleri halihazırda devam etmektedir. Ancak çatışmanın devam etmesi ve istikrarın olmaması nedeniyle bölgede artan aktör ve çatışmalar çözümü zorlaştırmaktadır.

       BM Eylül 2014’te başlattığı müzakere sürecinde tarafları uzlaştıracak bir anlaşma oluşturmak istemekte idi. Taraflara anlaşma taslakları sunan BM, yürüttüğü görüşmeler ile tarafları bir yol haritası üzerinde uzlaştırarak uluslararası bir güvenlik sorununa doğru evrildiğini düşündüğü Libya’daki iç savaşa bir son vermeyi amaçlamaktadır. [26]

       C.2. Stratejik Konu ve Öneriler

       BM’in yürüttüğü müzakere çalışmalarında yakın dönemde somut başarılar elde edilmiştir. BM Libya Özel Temsilcisi Bernardino Leon tarafından yürütülen Ulusal Birlik Hükümeti’nin kurulmasını içeren müzakerede Fas’ta bir araya gelen taraflar Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı olarak Faiz Serrac, Meclis Başkanlığı için Abdurrahman Suvayhili olarak mutabakata vardılar. Ulusal Birlik Hükümeti Başkan Yardımcıları olarak Ahmed Mutik, Faide el-Mecberi ve Musa Kuni, Devlet Bakanı olarak ise Ömer el-Esved ve Muhammed el-Ammari isimleri kararlaştırıldı. [27]

       Libya Siyasi Anlaşması, ülkedeki çatışmalara ve krize çözüm bulmak amacıyla bir ulusal birlik hükümeti kurulmasını, Trablus ve Tobruk yönetimlerinin konsensüsüne dayalı işleyecek bir siyasi çözüm süreci öngörüyor. Anlaşma, bir yıl sürmesi beklenen geçiş sürecinde, Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’ni asıl yasama organı olarak kabul ederken, Trablus’taki meclis üyelerinin ağırlıklı olarak temsil edileceği bir “Yüksek Devlet Konseyi” kurulmasını da içeriyor.

       D.Uygulama

       Libya’da çatışmaların sürmesine rağmen BM’nin oluşturduğu yol haritası takip edilmekte ve önemli aşamalar kaydedilmektedir. Ulusal Birlik Hükümeti için müzakereler yapan BM, yakın tarihte bu müzakerelerden önemli sonuçlar almaktadır.

       Ulusal Birlik Hükümeti ile çatışmanın çözümünü öngören BM, tarafların anlaşmalarını sağlamıştır. Bu anlaşmaya göre bir yıl sürecek olan geçiş hükümeti kurulacak ve bu geçiş hükümeti Tobruk ve Trablus meclislerini yönetime dahil ederek ortak bir hareket sağlayacak. Bu anlaşmaya göre bir yıl sürecek bu geçiş hükümetinde Tobruk Temsilciler Meclisi yasama organı olarak kabul edilecek, Trablus Meclisi buraya entegre edilecek.

       Ayrıca anlaşılan maddelerin içerisinde siyasi katılımı artırmak adına konseyler kurulacak . Siyasi birlik ve katılım sağlandıktan sonra da milis kuvvetlerin ortaya koyduğu parçalanmışlık ortadan kaldırılıp güvenliği sağlamak adına ulusal bir ordu oluşturulacak.[28]

       Bölüm III: Değerlendirme ve Sonuç

       Çatışmaların başladığı tarihten günümüze kadar olan süreçte Libya’da yaşanan çatışmaların azalmak yerine her geçen gün arttığını gördük. Devrim öncesinde birleşmeleri  ile güçlü bir ses çıkaran muhaliflere BM’nin askeri müdahale ile destek vermesiyle Kaddafi’nin sonu hazırlanmış oldu.

       Başta Kaddafi rejiminin devrilmesinin tüm sorunları çözmesi beklenirken, ortaya devrim sürecinden çok daha zorlu bir süreç çıktı. Yeni Libya’nın inşası Kaddafi Libya’sının düşüşünden zor olacaktı. Devrimden sonra yaşananlar anlaşmazlıklar, her kesimin oluşacak yeni Libya’da söz sahibi olmak istemesi ve farklı Libya tasavvurunun bulunması ülkeyi yeni çatışma ortamlarına sürükledi. Yaşanan darbe girişimi ve akabinde gelişen iki hükümetli yönetim de bu minvalde iki kutubun görüşlerini, arzularını ve çıkarlarını temsil ediyor.

       İki hükümetin çatışmasıına dahil olan yahut bu çatışma ortamının yarattığı istikrarsız ortamdan faydalanan milis güçler, kabileler bölgelerinde güç sahibi olmaya ve var olan çatışma ortamının derinleşmesine neden oldu.

       BM öncülüğünde yürütülen ve son günlerde somut adımlar atılan iki hükümetin gerçekleştirdiği müzakereler, Libya halkı için umut verici olmuştur. Devrimden sonra tarafların tekrar bir araya gelmeleri Libya adına mutlak suretle iyi neticeler alınmasına neden olacaktır. Halihazırda Libya’nın içerisinde bulunduğu şiddetli çatışmaların sürdüğü bu günlerde, müzakereler sonucunda sağlanacak birlik Libya’nın geleceği hakkında oldukça önemli olacaktır.

[1] Akyeşilmen, Nezir, “Çatışma Yönetimi: Kavramsal ve Kuramsal Bir Analiz”, (ed.) Akyeşilmen, Nezir, Barışı Konuşmak, ODTÜ Yayıncılık, Ankara, 2013. s. 33

[2] UNDP, Framework for  Conflict Analysis, 2004, s.4, http://www.undg.org/index.cfm?P=1252 (16.01.2012);  Leonhardt, Manuela, Conflict Analysis for Project Planning and Management, Eschborn: Dtz, 2001, s.11, http://www.gtz.de/de/dokumente/en-conflictanalysis.pdf (16.01.2012)

[3] Erken, Ali, “Libya Kabile Düzeni Enkazından İstikrar Arayışı”, (ed.) Dağ, Ahmet Emin, Ortadoğu Çatışmaları İHH Yayınları, İstanbul, 2015, s.265

[4] Anderson, Lisa, “Tribe and State: Libyan Anomilies”, Tribes and State Formation in the Middle East, (ed.) Philip Shurkry, Joseph Kostiner, California; University od Berkeley Press, 1990, s.297

[5] Vandewalle, Dirk, “A History of Modern Libya”, Cambridge: University Press, 2006, s.76-78,195-196, Erken, Ali, “Libya Kabile Düzeni Enkazından İstikrar Arayışı”, (ed.) Dağ, Ahmet Emin, Ortadoğu Çatışmaları İHH Yayınları, İstanbul, 2015

[6] “Libya: From Repression To Revolution” (ed) Bassiouni, Cherif, Netherlands: Brill, NV, 2013, s.76-78

[7] Libya Kabile Düzeni Enkazından İstikrar Arayışı, s.268

[8] Kekilli, Emrah, “17 Şubat Devrimi’nden Haftar Darbe Girişimine Libya Siyaseti”,İstanbul, SETAV,2014, s.9

[9] Libya Kabile Düzeni Enkazından İstikrar Arayışı, s.268

[10] Libya Kabile Düzeni Enkazından İstikrar Arayışı, s.269

[11] “Libya meclisi yeni başkanını seçti”, BBC, 10 Ağustos 2012

[12] “Kaddafi Güçleri İlerliyor”, NTV, 15 Mart 2011

[13] “UN Resolution 1973 (2011)”

[14] 17 Şubat Devrimi’nden Haftar Darbe Girişimine Libya Siyaseti, s.10

[15] “Libya National Congress Named Magariaf Interim President”, Bloomberg, 10 Ağustos 2012

[16] “Profile Ali Zeydan”, Aljazeera, 10 Ocak 2013

[17] “Eski başbakan Libya’yı terk etti”, Sabah, 13 Mart 2014

[18] “Libyan parliament elects new PM”, Aljazeera, 4 Mayıs 2014

[19] 17 Şubat Devrimi’nden Haftar Darbe Girişimine Libya Siyaseti, s.13

[20] “Rebel Leadership in Libya Shows Strain”, New York Times, 3 Nisan 2011

[21] “Libya’s Would-Be Defence Minister Unveils Action Plan to Rebuild Military”, BBC Monitoring Middle East, 29 Eylül 2012

[22] “Halife Haftar”, Al Jazeera, 6 Kasım 2014

[23] Kekilli, Emrah, “Libya’da Çıkar Hesapları” ORDAF, 20 Temmuz 2014

[24] Kekilli, Emrah, “Libya’da İslamcı Hareketler  Devrim Sonrası Siyasi Konumları”, ORDAF, 2015, s.19

[25] Yaşar, Nebahat, “Birleşmiş Milletler’in Libya Krizine Yaklaşımı”,ORSAM, 2015 s.7

[26] Birleşmiş Milletler’in Libya Krizine Yaklaşımı, s.13

[27] “Libya’da ‘Birlik Hükümeti’ kuruldu”, Dünya Bülteni, 9 Ekim 2015, “http://www.dunyabulteni.net/haber/342727/libyada-birlik-hukumeti-kuruldu”

[28] Birleşmiş Milletler’in Libya Krizine Yaklaşımı, s.13

About Author

Ertuğrul YEŞİLKAYA

Uluslararası İlişkiler mezunu, Kamu Yönetimi Yüksek Lisans öğrencisi ertyesilkaya@gmail.com

Leave A Reply