BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’DE YAPILMASI GEREKEN REFORMLAR

0

Dünya barışının sağlanması fikri dünya ülkelerinin gündemini geçmişten günümüze kadar meşgul eden en önemli fikirlerin başında gelir. Bunun için geçmişten günümüze çok sayıda fikir ve önerme mevcuttur ama asıl soru; bu fikirsel ve batı eksenli oluşumlar dünya barışını sağlamak için yeterli mi? Ve Dünya barışı barışını sağladı mı? Bu makalede küresel bir örgüt olan Birleşmiş Milletler(BM)’in organsal olarak yapısı yazılmamakla beraber tarihsel zemini ile birlikte kuruluşundan ve yüzeysel olarak icraatlarından bahsedilecektir. Bunun neticesinde dünya barışının sağlanması ve BM’nin daha adaletli ve işlevsel hale gelmesi için alternatif fikirler sunulacak ve bu amaç doğrultusunda bölgesel örgütlere düşen görevlere değinilecektir.

Bugüne dek dünyanın yaşadığı en büyük iki felaket hiç tartışmasız birinci ve ikinci dünya savaşlarıdır. Bu iki savaşın da çıkış noktası olarak Avrupa eksenli olması ve bunlardan önceki en büyük savaşların da yine Avrupa’da yaşanması,[1] Avrupa’yı olası üçüncü bir dünya savaşını önlemek ve global barışı sağlamak üzere harekete geçirtti.[2] Çünkü sürekli savaşın faili olmanın verdiği sorumluluk ya da suçluluk duygusu Avrupa’nın bu noktada barışın varisi olmasını zorunlu kılmıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası barışı sağlamak görevini üstlenen Batı dünyası, galip devletlerden oluşan Milletler Cemiyeti adı altında bir örgüt kurdu. Galip devletlerce kurulması ve yine kurucu devletlere ayrıcalık tanınması bu cemiyetin barışı sağlayacağı fikrini pek inandırıcı kılmamıştır. Nitekim Milletler Cemiyeti’nin, kuruluşundan yaklaşık yirmi-yirmi beş yıl gibi kısa bir süre içinde yıkılması ve yerini daha büyük ve küresel bir felakete bırakması bunun en önemli göstergesidir.[3]

Galip devletlerce bir cezalandırma ve tahakküm aracı olarak görülen Milletler Cemiyeti; tüm dünyayı kapsayan ve atom bombalarının da kullanıldığı ve sonunda yaklaşık olarak elli milyon insanın katledildiği 2. Dünya savaşına engel olamadı. İkinci dünya savaşının da sona ermesiyle büyük zarar gören dünya ve özelde Avrupa, tekrar barışı sağlamanın yollarını aramaya koyuldu. İki savaşında çıkış noktasının Avrupa olması ve sebebinin de Avrupai devletlerin emperyalist görüşleri olması Avrupa’yı bir üçüncü savaşı ne pahasına olursa olsun engellemek için arayışlara sevk etti. Daha savaş sona ermeden uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için fikirler üretilmiş ve nihayet savaşın son bulmasıyla 24 ekim 1945 de Milletler Cemiyetinin ilerlemiş bir versiyonu olarak kabul edilen ve arka planında ABD-İNGİLİZ anglosaxson düşüncesi olan  Birleşmiş Milletler yine galip devletlerce yürürlüğe konulmuştur. BM, Milletler Cemiyetinden iki temel mirası devraldı; kapsama alanının tüm dünya olması ve uluslararası barış ve güvenliği sağlama, yani silahlı çatışmaları önleme fikri.[4]

Kuruluşundan itibaren statükocu bir örgüt olma özelliğini bünyesinde barındıran BM, kuruluş yıllarında verdiği vaatlerle devletlerin ilgi odağı haline geldi. Kurucu metninde geçen ‘’bütün devletler egemen ve eşittir’’(madde;2) ilkesi, barışın sağlanacağı yönünde umutların artmasına yol açtı ise de, dünyanın kaderinin galip beş devletin inisiyatifine bırakılması (veto hakkı) beraberinde bu ilkeye tereddütle bakılmasına yol açmıştır.[5] Dünya barışını sağlamak için kurulmuş bir örgüt olan BM, kendi antlaşmasıyla çelişiyor ve böylece devletlerin eşitliği ilkesi fikri rafa kaldırılmış bulunuyordu.  Dünyanın kaderi; bir satranç tahtasında beş daimi ülkenin atacağı adımlara bağlanmıştır, yani beş üyeden herhangi birinin hassas hamleyi kaçırması halinde, dünya mat olacaktır.

BM’nin, kuruluşundan sonra vuku bulan olaylarda tamamen yanlı davranarak haklının değil; güçlünün yanında yer almış olması, örgütün itibarını yerle bir etmiş ve örgüte duyulan güveni sarsmıştır. Beş devlete (ABD-SSCB-ÇİN-FRANSA-İNGİLTERE) verilen veto hakkının karşılıklı birer koz olarak kullanılması, sorunların çözümünde yetersiz kalınmasına neden olmuştur. Soğuk savaş döneminde sürekli artan üye sayısına rağmen bağlayıcı kararı elinde bulunduran Güvenlik Konseyi, bir anlamda dünyanın diğer devletlerinin hayati meselelerde bile saf dışı bırakılabileceğini ve bu devletlerin kendi kaderlerine terk edilebileceğini açıkça göstermiştir. Bunların en başta gelenleri olan Filistin ve Keşmir meseleleri BM’nin kendi değerleriyle ne denli çeliştiğini açıkça göstermektedir. Yaklaşık olarak BM’nin kuruluşundan bu yana devam edegelen bu sorunların çözüme kavuşturulamaması, bu örgütün barışı sağlamada ne kadar istekli olduğunu tartışılır hale getirmiştir.[6]

BM’nin yapması gereken reformlara gelmeden önce, şu da açıkça belirtilmelidir ki; BM’nin bir bütün olarak işlevsiz bir örgüt olduğunu söylemek yersiz olur. Nitekim BM’nin özellikle insan hakları evrensel beyannamesi bağlamında yaptığı olumlu icraatları yok saymak büyük haksızlık olur.[7] Burada belirtilmek istenen asıl maksadın BM’nin değil güvenlik konseyinin kötü ve işlevsiz olduğudur. Tam aksine BM’nin varlığı insanlık için iyi bir durumdur ama İkinci Dünya Savaşı şartlarında kurulan bu örgütün organlarından olan Güvenlik Konseyi’nin, insanlık ve insan hakları açısından bekleneni yerine getiremediği açıktır. Şüphesiz ki pek çok konunun faili, Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin kendi kendilerine bağışladığı veto hakkıdır.

BM’nin özellikle de Güvenlik Konseyi’nin nasıl reforme edilmesi gerekiyor? sorusunun yanı sıra, yıllardır tavsiye edilen reformlara ek olarak alternatif fikirler nelerdir?

Yapılması gereken ilk ve en önemli reform, dünya sorunlarının çözümüne karşı büyük engel teşkil eden güvenlik konseyinin beş daimi üyesine verilen veto hakkı üzerinedir.[8] Savaş şartlarında yapılmış olan ve sınırsız yetkiyle donatılmış bir güvenlik konseyinin günümüzde aynı şekliyle devam etmesi sorunların çözümünde yetersiz kalmasına neden olmaktadır.[9] Yapılması gereken ise daimi üyeliklerin kaldırılması ve tüm dünyanın eşit şekilde temsil edilebileceği bir sisteme geçmektir. Daimi üyeliklerin kaldırılasının şartının yine daimi üyelerin ortak kararına bağlı olması da değinilmesi gereken başka bir gerçektir.[10] Daimi üyeliklerin kaldırılamayacağı varsayıldığında ise, bunu dengelemek adına, daimi üyelerin sayısının coğrafi özellikler göz önüne alınarak çoğaltılması düşünülmelidir. Coğrafi dağılım göz önüne alınarak yapılması gereken daimi üyelik artışıyla beraber küresel çapta hem kıtalar-arası hem de insan hakları bağlamında bireyler-arası eşitlik sağlanmış olur. Örneğin; Milletler Cemiyeti’nin çökmesine neden olan ve hali hazırda birer devasa ekonomik güç haline gelen Almanya ve Japonya ile birlikte bölgesel güç haline gelen Nijerya, Brezilya ve Hindistan bunların en belirgin örnekleridir.[11] Ek olarak, yapılması gereken daimi üyelik artışında, farklı medeniyetler arasında denge gözetilmiş olacağından, bu sistemin olayların çözümü ve uluslararası barış ve güvenliğin temini açısından olumlu olacağı ileri sürülebilir.

BM’nin reformu açısından bir diğer husus ise; tüm üyelerin yetki ve temsil hakkının eşit olduğu BM Genel Kurulu’nun yetkilerinin arttırılmasıdır. Burada ki temel maksat ise, BM’nin ikinci maddesinde belirtilen devletlerin egemen ve eşitliği ilkesinin de gerçek anlamda uygulamaya konulmasının istenmesidir. Yetkilerinin artacağı bir Genel Kurulu’n etkilerinin de artacağı şüphe getirmez bir gerçektir. Böyle bir durumda, dünya meselelerinin çözümüne dünya ülkeleri karar vermiş olacaktır. Buna ek olarak da, BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi’nin de yetkilerinin arttırılması, küresel boyutta bireyler ve bölgeler arasındaki gelir ve gelişmişlik farkını azaltacaktır.[12]

BM’nin ‘haklı’nın yanında değil de ‘güçlü’nün yanında olmasının kısmi bir nedeni ise; mali açıdan güçlü olan devletlerin örgüt üzerinde hegemonyaya sahip olmasıdır. PROF. DR. Berdal ARAL’ın da belirttiği üzere; kendine özgü mali kaynaklara sahip olan bir BM, uluslararası barış ve adaleti sağlamak konusunda daha bağımsız olacaktır. Küresel boyutta uluslararası bir örgüt olmanın en büyük şartlarından biri olan üyeler arası eşitlik ilkesi, örgütün mali açıdan hegemon  devletlerin baskısından  kurtulmasıyla daha belirgin hale gelecek ve böylece alınacak olan kararlarda haklının hakkı gözetilmiş olacaktır.[13]

Güvenlik Konseyi’nin,  sorunları adalet ve eşitlik bağlamında çözememesindeki bir diğer neden ise; Güvenlik Konseyi’nin yargısal denetimden yoksun olmasıdır. Güvenlik Konseyi’nin kararları herhangi bir yargısal denetime tâabii değildir; bu da uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden konularda alınan kararların, adaletten yoksun olmasına neden olmaktadır.  Buna çözüm ise; BM Uluslararası Adalet Divanı’nın, Güvenlik Konseyi’nin kararlarına karşı yüksek yetkilerle donandırılması şeklinde olabilir. Böylece uluslararası barış ve güvenliği yakından ilgilendiren meselelerde Güvenlik Konseyi bir yargı mekanizması altında karar vereceği için, bu organ daha dikkatli ve sağduyulu adımlar atmak zorunda kalacaktır. Hesap verilebilirlik mekanizması çerçevesinde alınacak olan kararların daha şeffaf olması kaçınılmazdır. Öyle ki; mevcut sistemde bir olayın ‘tehdit’ olup olmadığına dahi Güvenlik Konseyi karar vermektedir. Dolayısıyla Uluslararası Adalet Divanına verilecek bir yargısal denetim hakkı, güvenlik konseyinin alacağı kararların daha adil olmasında büyük rol oynayacaktır.[14]

Bölgesel örgütlere, uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için DAİMİ ÜYELİK hakkı tanınabilir mi?

Güvenlik Konseyi; global temsil kabiliyetine sahip bir kurum değildir.

Uluslararası barış ve güvenliğin temini açısından BM’nin reforme edilmesi gerektiği belirtilmişti. BM’nin yeniden yapılandırılması sürecinde, söylenegelen reformlar dışında, bir takım alternatif öneriler de önem kesbediyor. Örneğin; bölgesel örgütlerin BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olmaları bir ihtimal olarak düşünülebilir.

BM’nin savaş şartlarında dünyanın ağababaları tarafından kurulmuş olması, günümüz sorunlarına çözüm sunamamalarına neden olmaktadır. Bir dizi reforma alternatif olarak; bölgesel örgütlerin uluslararası barış ve güvenliği ilgilendiren meselelerde BM bünyesinde söz sahibi olması da söz konusudur. Bölgesel ya da global barışı sağlamayı kendine amaç edinmiş örgütlerin, BM’nin Güvenlik Konseyi’ne daimi üye olmaları halinde, olaylara küresel boyuttan çözüm sunabilmenin yolu açılacaktır. Burada eşitlik ilkesi de hayata geçirilmiş olacağı için BM yeniden itibar kazanmış olacaktır. Bu durumda dikkat edilmesi gereken en önemli husus ise; üye olacak olan örgütlerin coğrafi dağılımının ve amaçlarının göz önünde bulundurulması gereğidir. Mevcut sistemin engellerini aşmanın yolu tüm dünya ülkelerinin Güvenlik Konseyi’nde adil bir biçimde temsil edilme hakkına sahip olmasından geçer. Üye olacak olan örgütler yılda bir veya iki defa uluslararası barış ve güvenliğin tesisi hakkında toplanabilir ve böylece küresel düzeyde sorun teşkil edebilecek bölgesel sorunlar da ele alınabilir.  Bu örgütler her seferinde farklı kıtalarda bir araya gelerek uluslararası toplumun da güvenini kazanabilir. Nitekim böyle bir dağılım farklı bakış açıları sunabilecek olan konseyin alacağı kararlara yönelik bağlılık duygusunu da pekiştirir.

Bunun da iki şekilde ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Birincisi; kıtasal dağılım, yani her kıtadan bölge ülkelerinin belirttiği ve dâhil olduğu bir örgütün üyeliğidir. Böyle bir dağılım evrensel insan haklarını temsil etmesi açısından oldukça önemlidir. Örneğin Amerikan kıtasının kuzey ve güney olarak ikiye ayrıldığını dikkate alırsak; Amerikan kıtasından iki örgüt, Avrupa’dan Avrupa Birliği olarak bir örgüt, Afrika kıtasını temsil etmek üzere Afrika Birliği, ve Asya’dan da nüfus dağılımı göz önüne alınarak iki örgüt. İkisi Amerika’dan, ikisi Asya’dan, biri Afrika’dan ve biri de Avrupa’dan olmak üzere altılı daimi güvenlik konseyi üyeliği (Bu sayı yukarıdaki şartlar çerçevesinde arttırılabilir). Mevcut sistemde batının ağırlığı olayların çözümsüz kalmasına ya da adil olmayan bir şekilde çözülmesine neden oluyor. Öyle ki; ‘meşru müdafaa’ ile ‘saldırı’yı bile ayıt edemez hale gelen bir BM Güvenlik Konseyi’nin, olayları tamamen çıkar çatışması perspektifinden ele aldığı aşikardır.[15] Nitekim beş daimi üyenin, yerini, coğrafi koşullar dikkate alınarak kurulmuş olan örgütlere bırakması ve örgütler arası alınacak olan kararların da üçte ikilik bir oy çokluğuyla alınacak olması, olaylara şeffaf çözümler bulmak açısından son derece önem arz etmektedir.

Yapılmasının gerekliliğine inanılan diğer bir reform önerisi ise; günümüzdeki mevcut bölgesel örgütlerin BM Güvenlik Konseyi’ne daimi üye olmaları fikridir. Hali hazırda beş daimi üyenin bulunması, bu öneriyi iki açıdan ele almamızı zorunlu kılar. Birincisi; bu örgütlerin üye olmasıyla birlikte, mevcut beş daimi üyenin kendi veto haklarından vazgeçerek daimi üyelikleri bölgesel örgütlere bırakmalarıdır. Şu da şüphesiz yadsınamaz bir gerçektir ki; üye örgütlere verilecek bir veto hakkının mevcut sistemden pek öteye geçemeyeceği aşikardır. Dünyanın ağababaları, içinde bulunacakları bölgesel örgütleri, kendi istekleri doğrultusunda yönlendirebilecekleri için veto hakkından yoksun bir düzen gerekmektedir. Böylece hem bölgesel olarak ülkeler arası işbirlikler artar, hem de küresel düzeyde devletler arası entegrasyon hız kazanmış olur. Bunun amacı, gerek bölgesel, gerekse küresel açıdan ülkelerin dengeli ve uyumlu bir şekilde bir arada çalışmalarını sağlamaktır. Burada veto hakkının olmaması, sorunlara çözüm üretmek açısından oldukça önemlidir. Alınacak olan kararların 2/3’lik oy çokluğuyla alınması, kararların insan hakları açısından daha şeffaf ve daha âdil olmasını sağlayacaktır.

İkincisi ise; beş daimi ülke yanında yine daimi üyelik hakkına sahip bölgesel örgütler fikri. (5+5) Bölgesel örgütler coğrafi koşullar dikkate alınarak üyeliğe kabul edilmeli; kararlar ise yine üçte ikilik bir çoğunlukla alınmalıdır. Böylelikle hem kararların olaylar büyümeden alınması sağlanmış olacak, hem de alınan kararların şeffaf olması sağlanacaktır. Üyeliğe kabul edilmesini düşündüğüm örgütler ise; Avrupa Birliği, Afrika Birliği, Şanghay İş Birliği Örgütü, İslam işbirliği Teşkilatı, SEATO. Böylece BM Güvenlik Konseyi’nin üye sayısı 5+5 olmak üzere toplamda on olacaktır (bu örgütlere benzer alternatif örgütler de dâhil edilebilir).  Alınacak olan kararların bölgesel temsil hakkını böylece arttıracağı da açıktır. Burada, devletler yerine daimi üye olan bir örgüt, bölgesel temsil kabiliyetine sahip olacağı için, birçok ülkenin aynı anda temsil edilmesi sağlanacaktır. Ayrıca bu sistem sayesinde bölgesel düzlemde çözüme kavuşturulamayan meseleler çatışmaya dönüşmeden Güvenlik Konseyi’ne taşınacak ve meselenin çözümü için sıcağı sıcağına önlemler alınabilecektir. Bu sistem, aynı zamanda farklı dinlerin ve medeniyetlerin eşit temsil hakkına sahip olmalarının da bir yoludur. Nitekim Afrika’nın ve İslam ülkelerinin temsil edilmediği bir BM Güvenlik Konseyi, olayların çözümünde her zaman eksik ve yetersiz kalacaktır.

BM’nin olaylar vuku bulduktan sonra müdahale etmeyi gündeme getirmesi de uluslararası barış ve güvenliği sağlamak görevini kendisine atfeden bir örgüt için büyük bir eksikliktir.[16] Çünkü küresel boyutta faaliyet göstermeye çalışan bir kurumun ‘önleyici diplomasi’’yi eksiksiz yerine getirmesi gerekmektedir. Önleyici diplomasi sayesinde olayların Güvenlik Konseyi üyelerinin o anki hâlet-i ruhiyelerine bırakılması önlenecek ve böylece BM vadettiği ama bir türlü yerine getiremediği amaçlarına da hizmet etmiş olacaktır.

Dünya’nın kaderini beş daimi ülkenin inisiyatifinden kurtarmak adına bu alternatif fikirler üzerinde durulması gerekmektedir. Atılacak olan adımlar hem devletler hem de insan hakları bağlamında önemli mesafelerin kat edilmesine yol açacaktır. Özellikle BM’nin kuruluşundan beri devam eden Filistin, Keşmir meselelerinde ve günümüzde ise Suriye gibi geniş çaplı insan hakları ihlallerinin önüne geçmek için BM’nin global temsil kabiliyetine sahip bir kuruma dönüştürülmesi gerekmektedir. Ayrıca, örgütün, insan haklarını korumada ‘güçlü’nün değil ‘haklının yanında’ olması gerekmektedir. Yeraltı rezervlerinin olduğu Lübnan’a müdahale edip, çıkarların sınırlı olacağı bir Suriye’de yaşanan vahşeti görmezden gelmek BM’nin acilen reformlardan geçirilmesi gerektiğini açıkça gözler önüne sermektedir. Bu yüzden BM, kendi kurucu şartında belirttiği, üyeler arası eşitlik ve uluslararası barış ve güvenliği sağlamak fikirlerinde samimi ise; Güvenlik Konseyi’nin tüm dünya ülkelerinin eşit derecede temsil hakkına sahip olduğu bir kurum haline getirilmesi gerekiyor. Nitekim sunulan bölgesel örgütlerin güvenlik konseyi daimi üyesi olma fikri de bu tezi destekler niteliktedir.

 

                                                                                                                                 Aydın GÜVEN

KAYNAKÇA

  • LANGİOİS Georges – 20. Yy Tarihi (Nehir yayınları-2003)
  • SANDER Oral -Siyasi Tarih 1-2( İmge kitabevi-1-30. Baskı -2016- -2-26.baskı-2016)
  • ÇALIŞ H. Şaban – Uluslararası Örgütler. Çizgi Kitabevi-1. Baskı
  • SWART Lydia – Reform of the Security Council from 1945 to 2013(2013)
  • Mehmet HASGÜLER – Uluslararası Örgütler. Alfa Yayınları-6. Baskı-2014
  • ARAL Berdal – Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Eşitsizlik -Seta-2013
  • DENK Erdem -Birleşmiş Milletler Sistemi( Siyasal Kitabevi-2015)
  • KARDAŞ Şaban – BALCI Ali -Uluslararası İlişkilere Giriş (Küre Yayınları-4. Baskı-2015)

 

DİPNOTLAR

  • [1] Georges LANGİOİS  – 20. Yy Tarihi (Nehir yayınları-2003) s.60-236
  • [2] Oral SANDER -Siyasi Tarih-2. İmge kitabevi. 26.baskı-2016 s.344
  • [3] Mehmet HASGÜLER – Uluslararası Örgütler. Alfa Yayınları-6. Baskı-2014. S. 90-109
  • [4] Şaban H. ÇALIŞ. – Uluslararası Örgütler. Çizgi Kitabevi-1. Baskı. S.43-47
  • [5] Mehmet HASGÜLER – Uluslararası Örgütler. Alfa Yayınları-6. Baskı-2014. S.562
  • [6] Mehmet HASGÜLER – Uluslararası Örgütler. Alfa Yayınları-6. Baskı-2014. S.215-216
  • [7] Şaban H. ÇALIŞ. – Uluslararası Örgütler. Çizgi Kitabevi-1. Baskı. S.66
  • [8] Berdal ARAL – Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Eşitsizlik.Seta-2013. s.20
  • [9] Şaban KARDAŞ –Ali BALCI -Uluslararası İlişkilere Giriş. Küre Yayınları-4. Baskı-2015. S.42-43
  • [10] Mehmet HASGÜLER – Uluslararası Örgütler. Alfa Yayınları-6. Baskı-2014. S.215-323
  • [11] Lydia SWART – Reform of the Security Council from 1945 to 2013-2013. S.3
  • [12] Lydia SWART – Reform of the Security Council from 1945 to 2013-2013. S.4
  • [13] Şaban H. ÇALIŞ. – Uluslararası Örgütler. Çizgi Kitabevi-1. Baskı. S.69-70
  • [14] Berdal ARAL – Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Eşitsizlik.Seta-2013. s.21
  • [15] Şaban H. ÇALIŞ. – Uluslararası Örgütler. Çizgi Kitabevi-1. Baskı. S.66
  • [16] Şaban H. ÇALIŞ. – Uluslararası Örgütler. Çizgi Kitabevi-1. Baskı. S.68

About Author

Aydın GÜVEN

HİNDİSTAN-PAKİSTAN aydinguvenmdnyt@gmail.com

Leave A Reply