BİR DEVRİM, İKİ BAKIŞ, KISA BİR DEĞERLENDİRME

0

Fransız Devrimi nasıl gerçekleşti? Devrimin Avrupa medeniyetinin gelişiminde nasıl bir etkisi vardır?Devrime karşı yaklaşımlar nelerdir? Devrim pozitivist bakış açısıyla nasıl ele alınır? Devrim Yorumlayıcı bakış açısıyla nasıl ele alınır?

Avrupa şuan itibariyle ön planda olan, kültürel anlamda olsun bilimsel anlamda olsun dünyaya uygarlık bazında hükmeden ve sözü her planda geçen medeniyet denilen tek dişi kalmış canavardır. Bu medyanın işlevini iyice yeryüzünde arttırmasıyla şaha kalkmış, Avrupa insan yaşamına giren tüm unsurlara etki edecek kadar vahşi bir gücü tahakküm altına almıştır.

  • Peki, Avrupa şuan bulunduğu konuma gelirken tarihi seyir bağlamında özellikle sosyal, siyasal ve toplumsal alanda olmak üzere hangi dönüm noktalarından geçmiştir?

İşte tamda bu noktada sayılabilecek önemli dönüm noktaları Sanayi Devrimi , Rönesans , Reform ve Fransız halkının devrimidir. Hepsi birbirleriyle ilintili olmakla beraber az önce vurguladığımız kültürel hegomonya imparatorluğu Avrupa için , Fransız devrimi oluşumu , sonuçları ve siyaset bilimi terminolojisini sarsması bakımından ayrı bir yere sahiptir.

İşte başlık: Kralın karşısındaki halk yani elitizm karşısında yurttaşlar; Fransız devrimi.

Krala bir başkaldırı olarak ortaya çıkan Fransız devrimini ortaya koyan etkenler olarak bahsedersek o dönem halkın içinde bulunduğu durumu ve yaşam standartlarına karşılık kralın ve soyluların ne ahvalde oldukları meseleyi idrak etmemiz noktasında önemli yer teşkil etmektedir.Kral ve soylular sefalet içindeki halka karşılık rahat köşklerinde yaşamlarında devam ederken halk buna karşın sefalet içinde krala vergi yetiştirme memuru olarak yaşamlarını devam ettiriyorlardı. Tüm bu olanlara karşılık dünyada sadece mutlak monarşik yönetim altında ezilen tek halk Fransızlar değildi. Avrupa’nın ortak kaderi olarak halklar bu yaşamı krallar karşısında sürdürmeye zorlanıyorlardı. İşte bir bakıma Fransızların bu devrimi krallara ve soylu takımına artık bir dur demenin vakti geldi mahiyetinde olmuştur.

Devir, düşünce anlamında insanlık tarihi açısından önemli virajlar alıyor, düşünürler mutlak monarşi karşısında düşünsel manada bazı karşı tavırlarda bulunuyorlardı. Montesquie’den Jonh Locke’ye Rouesseau’dan Descartes’e düşünürler siyasi, sosyal, toplumsal konularda kralların karşısında ve insanın, halkın yanında tavırlarıyla tarihin seyrinde önemli adımlar atıyordu. Aydınlanma düşünceleri ile birlikte Descartes, aklın ve özgür düşüncenin varlığına atıfta bulunmuş, Montesquieu ise halkın yönetimde vekiller aracılığıyla temsil edilmesi gerektiğini düşünmüştür. Aynı zamanda güçler ayrılığı fikrinin benimsendiği bir yönetime geçilmesi fikrini topluma aşılamaya çalışmıştır. J.J Rousseau  bütün insanların eşit olduğuna ve halkın söz sahibi olduğu bir yönetim biçiminin hayata geçirilmesi gerektiğini savunmuştur. Fransız düşünürler öncelikle İngiliz İnsan Hakları Bildirgesindeki düşüncenin fikir babası olan “John Locke” in fikirlerini benimsemiştir. Bu fikirler ve fikir adamları ışığında Fransa’da krala karşı ve halkın yanında yer alan bir ışık doğuyordu. Bu zuhur eden olaylar ve fikirler doğrultusunda mutlak hakimiyet karşısında halk krala başkaldırmıştır.

1789 yılında toplanan Parlamento; soylular, din adamları ve halktan kurulan üç kamaradan oluşmaktaydı. Fransa da dış ticarette aktif olarak rol alan Burjuva sınıfı kazandıkları ekonomik güçlerini bir siyasi başarı ile taçlandırmak istiyor ve Parlamento’da daha aktif bir şekilde görev yapmak istiyorlardı. Parlamentonun toplanmasıyla mutlak monarşi olan yönetime yetkilerinin sınırlandırılması gerektiğini düşünen orta sınıf ve varlıklı kesim; iç gümrük uygulamasını kaldırılarak iç ticaretin serbestleştirilmesi ve halkın yönetimde daha çok söz sahibi olması gerektiği fikrini savunmuşlardır. Talepleri Kral Louis tarafından kabul edilmeyen orta sınıf ve halktan oluşan grup Krallık baskısının merkezi olarak gördükleri Bastille Hapishanesine saldırarak hapishaneyi ele geçirmiş ve mahkumları serbest bırakmışlardır. Fransız ihtilalinde çok farklı kesimler bulunmuştur. Bunlardan yoksul halkı temsil eden grup kendilerine Enragee (Öfkeliler) adını vermişlerdir. Devrimi bir halk hareketinden çok toplumsal bir ilerleme olarak gören ayrıcalıklı kesim Jakobenler (radikal ilerlemeci) ve Jirondenler (liberal ve ılımlı ilerlemeci) olarak iki sınıfa ayrılmışlardır.

Bastillle baskınından sonra 1791 yılında ihtilalci gruplar toplanarak bir kurucu meclis atamış, İnsan ve Yurttaş Hakları bildirisi yayınlamışlardır. Kralın da boyun eğmek zorunda kaldığı bu kurucu meclise; kanunları hazırlamak, bütçenin güvenirliğini onaylamak ve hükümetin çalışmalarını kontrol etme yetkisi verilmiştir. İnsan ve Yurttaş Hakları bildirisinin yürürlüğe konmasından sonra kurucu meclis yürütme erkini kullanarak Fransa’daki Feodalite kurumlarını yıkmıştır. Önceki baskılarından dolayı halkın tepkisini çeken soylular ihtilalle birlikte halk yığınlarının karşısında duramamış ve topraklarını bırakarak Avrupa’nın farklı ülkelerine kaçmak zorunda kalmışlardır.

Bu atılımlar karşısında devrim iyice sindirilmiş ve dünyayı etkileyecek biçimde düşünce tarihine adını kalın harflerle yazdırmıştır.

  • Peki bu devrime oluşumu ve sonucu bakımından pozitivist ya da yorumlayıcı bir yaklaşımla ele alınarak bakılsa hangi yorumlarda bulunabilmek daha doğru olur?

Devrimi pozitivist yaklaşımla ele almaya çalışırsak devrimin oluşumu bakımından nedensellik ilkesine bağlı kalınarak şu söylenebilir ki halkın yaşadığı o zor hayat , sefalet içinde geçen ekonomik hayatları ve mutlak manada insanların üzerine baskı oluşturan monarşik düzen insanların bu düzene başkaldırmalarına ve işi bu şekilde halletmelerine neden olmuştur. Bir yasaya bağlayarak şu söylenebilir ki tabii bu yaklaşım esas alınarak söylüyorum: insanların sosyal , ekonomik ve siyasi olarak ezilip büzülmeleri eğer ki toplumsal sınıflar açısından bir dayanışma söz konusuysa bir devrime, bir başkaldırıya sebep olabilir. Kaldı ki, Fransız devriminde dayanışma olarak bahsettiğimiz birlik tezahür etmiş ve halk burjuvayla beraber kralın ve soylu takımının karşısına dikilmiştir. O döneme pozitivist gözlerle yani dışarıdan bir bakışla deney ve gözlem icabı bakıldığında özgürlüğün kısıtlandığı ve baskının , toplumsal eşitsizliğin hakim olduğu bir toplum olarak görüyoruz. Ki zaten bu da az önce işaret ettiğimiz gibi nedenlerin sonuçları doğurmasıyla farklı sonuçların zuhuruna neden olmuş ve halkın daha doğrusu ülkenin yaşamında önemli değişikliklere neden olmuştur. Sonuçlarına dair şöyle bir göz attığımız vakit ise devrimin dünya insanının hem zihninde hem devletle olan ilişkisinde çok yüksek boyutta etki yaptığını görüyoruz. Bu anlamda devrim ortaya farklı kavramlar , farklı atılımlar atması bakımından dünya tarihi açısından önemli bir olay olarak yerini almıştır.

Peki, pozitivist gözlüğü bir kenara bırakarak ve olayların içine kendimizi alıcak şekilde yorumlayıcı yaklaşımla baktığımızda devrim açısından neler söylenebilir? Bu perspektifte gerçeklikler durağan , sabit olmadıkları ve sürekli devam ettiği için devrimi bir neden-sonuç ya da belirli bir yasaya bağlayarak açıklamaktan kaçınmalıyız. Ancak şu söylenebilir ki az önce bahsettiğimiz sürekliliği şu şekilde izah edebiliriz: Dünya en genel anlamda mutlak monarşilerin hüküm sürdüğü, Avrupa özelinde halkın ekonomik anlamda zorluk çektiği bir süreçten geçiyordu ve insan eşitliğine dayalı, ekonomide birilerinin sürekli ekmeğine yağ sürmekten artık gına gelen halkların bu zorba yönetimlere bir dur demenin vakti geldi demesinin zamanı ve koşulları oluşmuştu. Şunu belirtmeye çalışıyorum eğer gerçeklik sürekli oluşuyorsa insanlık tarihi açısından Fransız devrimi önemli bir geçiş noktası olarak görülmektedir. Tabi bu yaklaşımdan eyleme anlam verebilmek için devrimi yapanların eylemi gerçekleştirirken ne anlam verdiklerini tespit etmemiz gerekiyor. Halk ve burjuva bu anlamda ortak bir eylemde bulunmuş olsa da halkın hem yönetim hem ekonomik zorbalıklara göğüs germeye çalıştığını görüyoruz. Burjuva ise kralın yönetiminden şikayet etmekten çok ülke içinde bulunduğu statüyü daha ileri taşımak ve gücünü arttırmak istiyordu. Eyleme verilen bu anlamları görünce bu sosyal hareketin ne anlama geldiğini bu perspektiften daha iyi idrak ediyoruz.

İki yaklaşımı bir ele almaya çalışırsak şunu görüyoruz ki pozitivist yaklaşımın daha nesnel olarak dışarıdan ele almaya çalıştığı konuyu yorumlayıcı yaklaşım işin niyet bölümüne girerek olayın içinden seslenmeye çalışıyor.

Yasa kavramı bu iki yaklaşımda yine önemli yer tutuyor. Pozitivist yaklaşım işi yasaya bağlamak söz konusu olduğunda nerede bu şartlar oluşsa devrimin oluşacağını belirtir ancak yorumlayıcı yaklaşım bu noktada olaya öznel bir yaklaşımla daha doğru bakabilir. Her ülkenin koşulları aynı refleksi göstermeyebilir ve mesela ticaret sınıfı bu denli etkili olmayabilir. Bu yüzden olayların içinden bir okuma, meselenin daha iyi anlaşılabilmesine yol açar. Bize dışarıda bir gözlemci koltuğu vadeden pozitivist yaklaşım değerlendirmelerimizde daha nesnel olmamızı devrimi, onu etkileyen faktörleri daha iyi ortaya koymamızı sağlarken yorumlayıcı yaklaşımda işin içine, devrimin içine girdikçe o sosyal bilimci tavrı yani nesnelliği kaybetmek gibi bir durumla karşılaşıyor. Bu anlamda ikisini karşılaşması bir bakıma öznel ve nesnel tutumun karşılaşması olarak görülüyor.

Hüseyin Nuri ŞİŞMAN

Leave A Reply