MAKALE | AHLAKİ TEMELLER KURAMI VE SURİYELİ MÜLTECİLER: İstanbul’da Çalışan Taksi ve Minibüs Şoförleri Örneği

0

Özet

Türkiye jeopolitik konumu ile Ortadoğu ve Batı arasında bir geçiş ülkesi olması nedeniyle son yüzyılda yaşanan politik ve sosyal olaylar ile birlikte göç alan ülke konumuna gelmiştir. 2011’de başlayan Suriye İç Savaşı ile birlikte ülkemize Suriyeli mülteciler kabul edilmeye başlanmıştır. Bu tarihten itibaren sayıları giderek artan Suriyeli mültecilerin çok büyük bir kısmı Geçici Barınma Merkezleri dışında yerli halk ile birlikte yaşamaktadır. Bu durum bazı toplumsal sorunlara neden olmaktadır. Bu bağlamda Türkiye vatandaşlarının Suriyeli mülteciler ile ilgili düşünce ve tutumları önem arz etmektedir. Bu araştırmada Suriyeli mültecilerin günlük yaşantı içinde en sık münasebet kurduğu meslek gruplarından biri olan ulaşım hizmeti veren taksi ve dolmuş şoförlerinin mülteciler ile ilgili tutum ve düşünceleri Haidt’ın Ahlaki Temeller Kuramına göre değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Mülteci, Ahlaki Temeller Kuramı, Yabancı, Öteki.

Abstract

Turkey has been a transit country between the Middle East and the West due to its geopolotical position and has become an immigration country following the political and social events of the last century. As 2011, Syrian Civil War commenced, the Turkish Government started to accept refugees from Syria. As of this date, the majority of the Syrian refugees are living with the local people outside the Temporary Acommodation Centers. This situation causes some social problems. In this context, the thoughts and attitudes of Turkish people regarding Syrian refugees are vital. The aim of this study is to evaluate the attitudes and thoughts of taxi and minibus drivers- one of the occupational groups that Syrian refugees interact with most in their daily lives- regarding refugees according to Haidt’s Moral Foundations Theory.

Keywords: Refugees, Moral Foundations Theory, Stranger, Other

  1. Giriş

Tarih boyunca canlı varlıklar farklı sebeplerden dolayı yaşadıkları yerleri terk ederek yeni yaşam yerleri arayışında olmuştur. Göçler, hem fiziksel/sosyal/ekonomik olarak daha iyi koşullara sahip olmak için gönüllü olarak yapılabilirken hem de savaş gibi durumlardan kaçmak için zorunlu olarak yapılabilmektedir.

Her topluluğun kendine özgü kültürel ve ahlaki yaşam kodları vardır. Göç durumlarında gönüllü veya zorunlu olarak bir araya gelen yabancı kültürler birtakım uyum sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Çünkü topluluk üyeleri farklı olan toplulukları kendi kültür ve ahlak kodları üzerinden algılamaya ve yargılamaya devam etmektedir.

2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş sonrasında Türkiye’ye kabul edilmeye başlanan Suriyeli mülteciler de kültürel ve ekonomik olarak bir takım uyum sorunlarına neden olmaktadır. Bu sorunların doğru algılanabilmesi ve çözüm geliştirilebilmesi için “ev sahibi” konumunda olan Türk vatandaşlarının Suriyeli mülteciler ile ilgili düşünce ve tutumlarının doğru algılanması ve analiz edilmesi gerekmektedir. Bu araştırmada da Türkiye’nin nüfusu en yüksek ili olan İstanbul’da Geçici Barınma Merkezleri dışında yaşayan Suriyeli mültecilerin yerli halk gibi günlük yaşantı içinde en çok münasebet kurduğu meslek gruplarından biri olan ulaşım hizmeti veren taksi ve minibüs şoförleri tarafından nasıl algılandıkları ve değerlendirildikleri Haidt’ın Ahlaki Temeller Kuramına göre sınıflandırılması ve yorumlanması amaçlanmaktadır.

  1. Ahlaki Temeller Kuramı

Ahlak çalışmaları genel olarak ahlaki muhakeme üzerine şekillenmiştir. Bunun en temel sebebi sosyal bir varlık olan insanların ahlaki muhakemeyi bir iletişim aracı olarak kullanmasıdır. Ahlak çalışmalarında ahlaki muhakemeyi merkeze alan kuramlar, muhakemenin rasyonel bir karar olduğunu ileri sürer. Fakat Haidt’a göre, ahlaki muhakemeden önce ahlaki yargıda sezgi ve duygulara dikkat çekmek gerekmektedir. Bunun için Haidt, rasyonalistlere karşı olan kendi kuramına temel oluşturan Sosyal Sezgisel Model’i ortaya koymuştur. Bu modele göre ahlaki muhakeme ahlaki yargıdan sonra gelir. İnsanlar ahlaki bir yargıda bulunurken otomatik ve sezgisel olarak karar verir ve daha sonra bu kararı üzerine muhakeme eder. Hatta, bu kişiler sezgisel olarak verdikleri karar üzerine düşünmeye başladıklarında, verdikleri kararları temellendiremeseler bile, kararlarında ısrarcı olmaya devam etmektedir. Haidt bunu “Ahlaki Şaşakalma” olarak açıklamaktadır (Cesur, 2018: 182). Haidt, bu modeli kanıtlamak için insanlara birtakım kışkırtıcı hikayeler sunarak bu konu hakkındaki ahlaki yargı ve muhakemelerini ortaya koymaya çalışmıştır. Bu hikayelerden biri bir yaz tatilinde cinsel birliktelik yaşayan iki kardeş ile ilgilidir. Kardeşler doğum kontrol yöntemi kullanmış ve cinsel birliktelik yaşamıştır ve bundan keyif almış fakat bir daha tekrar etmemeye ve kimseye söylememeye karar vermiştir. Kişilere bu hikâye hakkında ne düşündükleri sorulduğunda hepsi yanlış olduğunu belirtmiştir. Daha sonrasında bu hikâyenin neden yanlış olduğu üzerine muhakeme etmeleri istendiğinde kişiler yargılarını temellendirmekte zorlanmış ve fakat sebebini açıklayamasalar da bu yargılarının doğru olduğunu düşünmeye devam etmiştir (Haidt, 2001: 814).

Haidt, Sosyal Sezgisel Model’e dayandırdığı Ahlaki Temeller Kuramı’nı ahlaki çoğulcu bir bakış açısıyla ele alarak ahlak konusunda kültürü önceleyen Shweder ve Fiske’in kuramlarını birleştirmeyi amaçlamıştır. Bu kuram için gerekli olan dört önerme vardır. Eğer bu önermelerden biri terk edilirse teorinin kendisi de terkedilmek zorundadır (Graham et al, 2013: 66).

  1. Doğuştancılık. “Doğa, daha sonra revize eden ilk taslağı sunar (Marcus’tan aktaran Graham et al, 2013: 66). Bir diğer ifade ile, ahlak doğuştandır ve yaşam boyunca çevresel etkiler ile şekillenir.
  2. Doğuştan gelen ilk ahlak taslağı belirli bir kültüre spesifik olarak şekillenir. Örneğin geleneksel Hint kültürü içinde doğmuş bir kız çocuğundan yaşlıların ve misafirlerin önünde eğilmesi beklenir ve bunu öğrenir fakat Amerikan kültürü içinde doğmuş bir kız çocuğundan bu beklenmez (Cesur, 2018 sf. 190).
  3. “Bir kişinin günlük yaşamının çoğu, bilinçli niyetleri ve kasıtlı seçimleriyle değil, bilinçli farkındalık ve rehberlik dışında faaliyet gösteren çevrenin özellikleriyle harekete geçen zihinsel süreçlerle belirlenir (Bargh & Chartrand 1999: 462). Yani, ahlaki yargı sezgiseldir ve ahlaki muhakeme sezgisel olarak verilen kararı temellendirmek için daha sonra yapılır.
  4. Yaşamdaki çeşitli sosyal zorluklara göre var olan çeşitli ahlaki temeller vardır.

Haidt, beş tane ahlaki temel tanımlamaktadır.

  • Bakım/Zarar Temeli

Memeli canlılar az sayıda olan yavrularının uzun süren gelişimi için çok fazla yatırım yapmaktadır. Bu bakım zor bir süreçtir. İnsanlar da evrimsel süreç boyunca bu bakım işleri ile savunmasız, korunmaya muhtaç olan yavruların ihtiyaçlarına hassas hale gelmiştir. İlk başta sadece kendi yavrusuna karşı gösterilen bu ilgi zamanla tüm muhtaç olanlara karşı olarak gerçekleşmiştir (Cesur, 2018: 193).

2.2 Adalet /Hilekârlık Temeli

Bu temel tarihsel süreçte topluluk olarak yaşamını sürdüren insanların var olan kaynakları koruma gerekliliğinden doğmuştur. Bu kaynakların korunması için adalet sağlanmak zorundadır. Özgecilik ve Karşılıklı Özgecilik kavramları bu süreçte gelişmiş ve günümüze dek aktarılmıştır. Adalet duygusunun sağlanması sırasında bize karşı iyi olanlara iyi oluruz, bizden faydalanmaya çalışanlara karşı ise öfke ve hatta tiksinti duyabiliriz. Adalet duygusunun günümüzdeki ifadeleri karşılıklılık ve aldatma eylemleridir (Cesur, 2018: 194).

2.3 Sadakat / İhanet Temeli

Bu temel, tarihsel süreç boyunca gruplar halinde yaşayan atalarımızı bu grupları sürdürme ve onları dış grupların saldırılarından koruma mücadelelerinden doğmuştur. Grupların korunması için sadakat gerekmektedir. Bunun ihlali ihanet olarak değerlendirilmekte ve cezalandırılmaktadır. Bu temelin en genel tetikleyicisi olarak içinde bulunduğumuz grubun başka bir grup ile mücadele ederken grubumuza ihanet eden kişilere duyduğumuz hisler olarak ifade edilmektedir (Cesur, 2018: 194).

  • Otorite / Yıkım Temeli

Doğada gruplar halinde hayatta kalan canlılar, bu grupları bağlılık ve uyum içinde tutabilmek için hiyerarşik bir düzen içinde yaşamaktadır.  Bu düzeni korumak adına bir anlaşma ile uygulanan hiyerarşik düzeni bozan davranışların cezalandırılması gerekmektedir. Hiyerarşinin üst kısmında bulunanlar düzeni korumak adına sorumluluğu alırlar ve bunun karşılığında alt kısımda bulunanlardan itaat etmeleri beklenmektedir fakat otoriteyi elinde tutanlar bu gücü alt kısımda bulunanları sömürmek için de kullanabilirler. Bu temelin günümüz tetikleyicileri itaat etme/itaatsizlik, saygısızlık, isyan gibi eylemlerdir (Cesur, 2018: 195).

2.5 Kutsallık / Bozulma Temeli

Bu temel fiziksel temas ve yakınlık ile bulaşabilecek olan zararlı maddelerden kaçınma isteğinden doğmuştur. Fakat bu temelin günümüzdeki tetikleyicileri sadece zararlı olabilecek maddeler değil, farklı ve “yabancı” olan şeylerden kaçınma olarak tezahür etmektedir. Farklı kültürler, yeni fikirler, eşyalar ve teknolojilerden de korkulmaktadır. Günümüzde göçmen ve mültecilere karşı olan genel olumsuz tutum bu temele örnek gösterilebilmektedir.

Ayrıca, bu temel durum ve şeyleri iki yönlü olarak dokunulmaz kılmaktadır. Birincisi, bir şeyden kirletilmiş olduğu için kaçınmak, ikincisi ise o şeyin kutsallığını bozmamak ve onu korumak için kaçınmaktır (Cesur, 2018: 197).

  1. Mültecilik Kavramı ve Türkiye’deki Suriyeli Mültecilerin Kısa Tarihi

Mültecilik, 1951 yılında Cenevre’de imzalanan Mülteci Durumuna Dair Sözleşme’de “…ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen şahıs” olarak tanımlanmaktadır (Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme, 1951).

15 Mart 2011’de başlayan Suriye İç Savaşı ile birlikte Suriyeli vatandaşlar çevre ülkelere sığınma talebinde bulunmaya başlamış ve Mayıs 2011 tarihinde ilk Suriyeli Mülteci kampı Türkiye’de açılmıştır (Suriye İç Savaşı’nda Mülteciler, 2019). O tarihten bu yana ülkemizdeki Suriyeli mülteci sayısı giderek artmış ve Türkiye Cumhuriyeti İç İşleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre 18.04.2019 itibariyle ülkemizde geçici koruma statüsünde bulunan 3.613.389 Suriyeli mülteci yaşamaktadır. Bu kişilerin 138.645’i Geçici Barınma Merkezlerinde kalırken, geri kalanı Geçici Barınma Merkezleri dışında yaşamaktadır (Geçici Koruma, 2019).

Zaman içinde Suriyeli mültecilerin ülkemizde giderek artan mevcudiyeti istihdam, eğitim, barınma ve sosyal uyum gibi birçok toplumsal sorunu da beraberinde getirmiştir. Bu sorunlar, Türkiye vatandaşlarının büyük bir çoğunluğunun Suriyeli mültecilere karşı giderek artan düşmanca bir bakış açısı ve tavır geliştirmesine neden olmuştur.

  1. Araştırmanın Amacı

Türkiye’nin nüfusu en yüksek ili olan İstanbul’da Mayıs 2019 tarihi itibariyle 546.326 kadar Suriyeli mülteci barınmaktadır (Geçici Koruma, 2019). Bu kişilerin günlük şehir yaşantısı içinde en çok temas ettiği meslek gruplarından biri ulaşım hizmeti veren meslek gruplarıdır. Bu bağlamda İstanbul’da ulaşım hizmet veren taksi ve minibüs şoförlerinin Suriyeli mülteciler ile ilgili bakış açıları merak edilmiş olup işbu araştırma kapsamında bu bakış açılarının Haidt’ın Ahlaki Temeller Kuramına göre değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

  1. Araştırmanın Yöntemi ve Örneklemi

Araştırmanın örneklem grubu İstanbul’da ulaşım hizmeti veren taksi ve minibüs/dolmuş şoförlerdir. Dört minibüs/dolmuş şoförü ve altı taksi şoförü olmak üzere toplam on kişi ile görüşülmüştür. Araştırma verileri derinlemesine görüşme yöntemi ile toplanmış olup içeri analizi yöntemi ile analiz edilmiştir.

 

  1. Bulgular
  • Bakım / Zarar – “Kendini onların yerine koyacaksın.”

Yapılan görüşmelerde katılımcıların Türkiye’de bulunan Suriyeli Mültecilerin durumunu genel olarak muhtaçlık ve acıma/merhamet duygusu ile değerlendirdikleri görülmüştür.

 

“Yani biraz acıyarak bakmak lazım onlara. Kendini onların yerine koyacaksın.” (Dolmuş Şoförü Ali)

 

“Bakın biz zaten insan olarak bir kere merhamet duygusu tavan yapmış bir ülkeyiz üzülürüz yaparız birisi yardıma muhtaçsa ona muhakkak bir şeyler yapmaya çalışırız.” (Taksi Şoförü Harun)

 

“Bizde merhamet duygusu üst düzeyde olduğu için ne yapıyoruz ülke olarak yazıktır ülkeleri savaşta…” (Taksi Şoförü Harun)

 

“Ya topluma insanları kazandırmak gücün varsa seviyorsan başta tabi sevmek saymak gücün varsa elinde tutup kaldırabiliyorsan iyi kaldıramıyorsan hiç olmasa tekmeleme incitme o da senin gibi kardeşi var dayısı var çocuğu var belki senin bir çocuğun onu yanında akraban ona iş veriyor veya iş alıyor böyle geniş düşünmek lazım.” (Dolmuş Şoförü Hamza)

 

Öte yandan, bazı katılımcılar, mültecilerin durumunda bir ayrışma yapmak gerektiğini ve sadece dul kadınlar, yetim çocuklar gibi savaşamayacak durumda olanları kabul etmemiz gerektiği yönünde görüş bildirmiştir.

 

“Yani şimdi kocası ölmüştür savaşta. Abisi, ablası… Yani dulu vardır yetimi vardır bu işin. Yani ayırmak lazım bence. Elekten geçirmek lazım davranışları, davranmak gerekirse yani.” (Dolmuş Şoförü Ahmet)

 

Bir katılımcı ise mültecileri ülkemize kabul etmemizin aynı dine mensup olduğumuz için gerekli olduğunu ifade etmiştir.

 

“Kardeşim düşenin dostu olmaz diye bir laf, öyle bir laf olamaz. Düşenin dostu olmaz olur mu Müslümansa düşmüşse kaldıracaksın. Birlik beraberlik olmadan Suriyeli olsun, benim için Iraklı olsun fark etmiyor düşeni kaldıracaksın, başka bir şey yok Müslüman ise kaldıracaksın kafirse uzak duracaksın.” (Taksi Şoförü Osman)

 

  • Adalet /Hilekârlık – “Biz onu misafir aldık, o haneye tecavüz ediyor.”

Topluluk yaşamını sürdürebilmek için grup içinde adaletin sağlanması gerekmektedir. Bu süreç fedakârlık gerektirir. Tarihsel süreçte benzer özellikleri olan ya da daha önce aynı gruba mensup olup daha sonradan ayrışmış olan üyeler birbirleri için fedakarlıkta bulunmuştur. Bu fedakarlıkların karşılığı hemen verilmese de zaman içerisinde gerekli olduğunda yerine getirilmelidir. Bu gerekliliğin bilinci nesiller boyunca aktarılmıştır. Katılımcılardan biri bu duruma örnek olacak nitelikte bir açıklama ile Suriyeli mültecilere yardımın gerekliliğini ifade etmiştir.

 

“Yani Çanakkale’de birçok şehidimiz Şam’dandır yani bizim, Osmanlı tarihine bakarsan. Gelsinler. (…) Bizim başımıza da gelmeyeceğinin bir kanunu yok. Yani o yüzden herhangi bir sorun yok.” (Dolmuş Şoförü Ahmet)

 

“Adaletin orijinal tetikleyicileri, insanların bize karşı gösterdiği iş birliği veya bencillik eylemleridir. Bize karşı iyi olanlara iyi oluruz, bizden faydalanmaya kalkanlara öfkeleniriz” (Cesur, 2018: 194). Bu bağlamda bazı katılımcılar, Suriyeli mültecileri ülkemize kabul etmemizin iş birliği ve uyum gerektiren bir fedakârlık olduğunu fakat bunun karşılığının verilmediğini ve yapılan fedakarlığın suiistimal edildiğini belirtmişlerdir.

 

“Biz bunlara esnek davrandığımız müddetçe, biz bunları insan yerine koyduğumuz müddetçe, biz bunlara mülteci olarak davranmadığın sürece, bunlar bunu işlerler. (…) Yani sen taviz verdiğin her zaman söylerim, taviz tavizi doğurur, sen buna ne kadar göz yumarsan o kadar senin tepene çıkarlar.” (Dolmuş Şoförü Selim)

 

“Şöyle söylüyorum, burada suç işleme hakları bile yok öyle bir hakları yok buradaki eğer biz seni mülteci olarak bağrımıza basmışsak buradaki kurallara uygun şekilde yaşayacaksın hiç kimsenin hatta ben ağır suçların çok iyi cezalandırılmasın diğer ufak kabahatler karşılığında hemen sınır dışı edilmesine bir daha bu ülkeye gelmemesini sağlamak, en güzel yaptırım olur diye düşünüyorum.” (Taksi Şoförü Harun) 

“Yoksa insan ayırt etmek asla bizim ülkemizde taşınan bir olay değildir, bizde ırkçılık yoktur. Ne zenciye karşı ne başkasına karşı biz yaratandan ötürü sevdiğimiz için, herkesi yaratan Allah, yaratandan ötürü sevdiğimiz için böyle sıcak davranıyoruz ama bunlar bunu suiistimal ediyor maalesef.” (Taksi Şoförü Harun) 

“Yani bu suçlar benim vatandaşım Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapıyorsa ceza veriliyorsa ve bu vatandaş buraya gelmişse bir Suriyeli olarak o suçu yapıyorsa ona da ceza verilmesi lazım. Hatta onunki daha ağır olması lazım, niye, biz onu misafir aldık. O haneye tecavüz ediyor. Yani onunki daha ağır olması lazım.” (Dolmuş Şoförü Selim)  

Öte yandan bazı katılımcılar ise Suriyeli mültecilere ülkemizde adaletli davranılmadığını düşündüklerin belirterek bir iç grup eleştirisinde bulunmuşlardır.

“Bizimkilerde de var kabahat. Mesela sanayide hep Suriyeliler çalışıyor hiç başka yerden insan yok, bir de çok düşük rakamlara çalışıyorlar (…) Adamlar hem ülkelerinden olmuş, bir de burada kullanmaya çalışıyorlar onları.” (Dolmuş Şoförü Ali

“Hakkını yiyorlar bi’ kere. Çalıştırıyorlar. Yani sigortayı geçtim. Sigorta artık, yani kaçak çalışıyor olabilir ama hakkını vermiyorlar. Bu bir gerçek. Eksik veriyorlar. Kul hakkını sokuyorlar mesela.” (Dolmuş Şoförü Ahmet)

  • Sadakat / İhanet – “Vatanını satan insandan kimseye hayır gelmez.”

Atalarımızın kendi gruplarını dış gruplardan koruma mücadelesi evrimsel süreçte bize de aktarılmıştır. Bu bağlamda katılımcıların içinde bulundukları grubu -bu araştırmada bir ülke vatandaşı olmak- her koşulda korumak gerektiğine dair inançları üzerinden Suriyeli mültecilerin ülkelerini terk etmelerini eleştirdikleri görülmüştür.

“Gereksiz olduklarını düşünüyorum, vatanını satan insandan kimseye hayır gelmez.” (Taksi Şoförü Kaan)

“Vallahi onların bu Türkiye içinde gezmelerine ben hiç razı değilim. Biz mülteci olarak başka bir ülkeye gidemez zaten. Biz Türk kanı taşıyoruz, biz toprağımızı terk etmeyiz. Onlar belki zevkinden geldi burada yerleşmek için.” (Taksi Şoförü Ferhat) 

“Biz Türkler olarak, genel anlamda konuşuyorum, vatanını seven insan biz canımızı burada veririz yine mülteci olarak başka yere gitmeyiz. Yani vatan bizimdir. Biz Türkleri zaten hiçbir ülke mülteci olarak kabul etmez çünkü korkuyorlar sevmiyorlar bizi, ondan ziyade biz kanımızı burada verir toprağa gideriz, mülteci olarak yine gitmeyiz.” (Taksi Şoförü Kaan) 

  • Otorite / Yıkım – “Ona verip bana vermiyorsan haksızlıktır.”

Topluluk düzeninin devamını sağlamak amacıyla topluluk içinde hiyerarşik bir düzen bulunmaktadır. Bu düzende otoriteyi elinde bulunduran üst grup bunun karşılığında alt gruptan saygı ve itaat beklemektedir. Görüşmeler sırasında katılımcıların Suriyeli mülteciler ile ilgili devlet politikalarını ve yaşanan sorunları bir otorite sorunu olarak gördüğü tespit edilmiştir. Katılımcılar Suriyeli mültecilere tanınan haklar üzerinden devleti kendi vatandaşları ve mülteciler arasında adaleti sağlayamamakla ilgili olarak eleştirmektedir.

“Ben böbrek nakli oldum bundan 2 yıl önce, dedim ki sosyal yardım alayım devlete başvurdum (…) Türk vatandaşı olarak devletime dedim ki; bana birkaç ay yardım edin. Kaymakamlık bana yardım yapmadı ama Suriyelileri özellikle arıyorlardı, bu benim çok zoruma gitti. O yüzden ben Suriyelilerin bu şekilde burada kalmalarını istemiyorum.” (Dolmuş Şoförü Selim) 

“Devlet bu Hakkı önce kendi vatandaşına vermesi lazım (…) sen bana veriyorsan ona da ver ama ona verip bana vermiyorsan haksızlıktır.” (Dolmuş Şoförü Selim)

“Suriyeliler buraya ilk geldiğinde 1,5 milyondu gelince aşağı yukarı dört yılın üzerinde oldu, bu dört yıl içinde burada sen çoğalamazsın, doğum kontrol, hatta bunların önüne devlet geçmeli. Hiç kimsenin çocuğu ben burada vergi verirken hiç kimsenin çocuğu benden önce hastaneye gidemez, okula gidemez, üniversiteye yazılamaz, hatta işyeri dahi açamaz.” (Taksi Şoförü Harun)

“Bugün yurtdışında gittiğimizde bugün, atıyorum İngiltere’de var Suriyeli, Almanya’da var, Fransa’da var. Bakın bakayım orada hiç düzen dışına çıkabiliyorlar mı? Almanya ne yaptı? Yüz binini dışarı sınır dışı… Suriye’ye gittiler, tekrar geriye almadı. Niye almadı? Bayramda ülkesine bayramlaşmaya giden orada yaşayabilir dedi, kapıları kapattı. Güçlü ülkenin yapması gereken şey budur. O zaman biz gücümüzü sorgulamamız gerekiyor. (Taksi Şoförü Harun)

“Asgari ücret alıyorum, geçinemiyorum. Beş sene evvel belimden ameliyat oldum çalışıyorum mecbur, geçinemiyorum. Onlar buraya sadece, onlar öyle zengin değil ki. Zaten devletimiz onlara her imkânı tanımış; ilaç kuyruğu yok, hastane kuyruğu yok, para yok pul yok. Üstelik devlet onlara para da veriyor, her imkânı sağlıyor. Bizim Türkiye’nin açlarını doyurdu mu? Kendi açlarımız, bir sürü insanımız var aç. Geçinemeyen, evinin kirası var, şey var çocuğunu okutuyor, geçinemeyen bir sürü insanımız var onlara baksın.” (Taksi Şoförü Ferhat) 

“Yanlış. Önce kendi milletine o hakları tanısın. Kendi vatandaşına tanısın. Kendi vatandaşı çoğu burada aç. Evine ekmek götüremeyen bir sürü insan var. (Taksi Şoförü Ferhat) 

  • Kutsallık / Bozulma “Burada asalak gibi yaşıyorlar ve düzenimizi bozuyorlar.”

Kutsallık temelinin günümüz tetikleyicileri dış gruplardan gelen her türlü yabancı şeyden kaçınma olarak tezahür etmektedir. Mülteciler de tanınmayan, bilinmeyen “yabancı” bir grup olduğu için katılımcıların onlara güvenmedikleri ve mevcut olumsuz durumlara ek olarak ileride gerçekleşebilecek olumsuzluklardan endişe ettikleri, bu olası olumsuzlukların ülke düzenini bozacağını, kirleteceğini düşündükleri görülmüştür.

Ya zaten hepsinin, çoğunun durumu bozuk. Yani, yarın bir gün iyice alıştılar mı buraya şeye başlayacaklar gayrimeşru işlere (…) uyuşturucu satıcılığı falan, hırsızlık…” (Dolmuş Şoförü Ali)

“Suriyeliler misafir olduğu sürece sıkıntı yok. Ama burada Suriyeliler misafir konumunda değil, ev sahibi konumuna geçti. İstemiyorum çünkü niye istemiyorum burada asalak gibi yaşıyorlar ve düzenimizi bozuyorlar.” (Dolmuş Şoförü Selim)

“Bir an önce bunları şutlamak lazım. Çünkü bazı semtlere gidiyorum, hep Arapça dükkanlarda yazılar. Sanki Arabistan’a, değişik bir ülkeye, Suriye’ye gitmiş gibi. Mesela Sancaktepe’ye gittiğinde, Yenidoğan’da bir mahalle var, eczaneler dükkanlar, devlet hastanesi hep Arapça yazıyor mesela. İyi bir şey ama bunlar gittikçe yerleşecek. E yarın öbür gün kalkıp başımıza bir parti kuracaklar (…) Bölmeye yeltenirler. Bizim topraklarımıza sahip çıkmaya başlayacaklar. (Taksi Şoförü Yusuf)    

“Güzel kardeşim zaten hep bunlardan geliyor bu. Uyuşturucu dersen bir numara onlar. Suriyeliler tabi.  Hırsızlık dersen gene bir numara. Nerede pislik çıkarsa gene onlar, hepsi onlarda.” (Taksi Şoförü Ferhat)

 

  1. Tartışma ve Sonuç

Sosyal kimlik, “bireyin, kendisi için duygusal ve anlamlı olan bir sosyal gruba üyeliğine ilişkin bilgisidir” (Turner, 1982:7). Bireyler, benimsedikleri bu kimlik ile sosyal yaşamda varlıklarını sürdürmektedir. Benimsenen bu kimlikler “biz” ve “öteki” kavramlarının oluşmasına sebep olmaktadır. Nitekim Haidt da Ahlaki Temeller Kuramının Sadakat/İhanet Temelinde bu aitlik duygusunun tarih boyunca grupları başka grup saldırılarından koruma mücadelesi sonucunda geliştiğini açıklamaktadır. Araştırma bulguları bu bağlamda değerlendirildiğinde katılımcıların Suriyeli mültecilere karşı genel olarak olumsuz bir tutum içinde olduğu ve bu tutumun temel motivasyonunun katılımcıların Suriyeli mültecileri Türk vatandaşı olarak kendi kimliklerinden dışında, “öteki” ve “yabancı” olarak görmeleri olduğu düşünülmektedir.

Yabancı kavramı belirsizliği de beraberinde getirmektedir. Yabancı olanlar “hiçbir şey olmadıklarından her şey olabilirler” (Ünal, 2014: 85). Bu bağlamda katılımcıların bu belirsizliği ait hissettikleri grubu koruma güdüsü ile genel olarak olumsuz olana yordukları düşünülmektedir. Araştırma bulgularına göre katılımcıların Suriyeli mültecilerin ülkemizde kalmaya devam ettikleri müddetçe daha fazla soruna sebep olacaklarını düşünmeleri, yani, onları var olan düzen için olası bir tehdit olarak algılamalarının buna örnek olarak gösterilebileceği düşünülmektedir.

Diğer yandan bazı katılımcılar Suriyeli mültecilerin ülkemizde bulunmasını yine bazı sosyal kimlik ortaklıkları üzerinden –örneğin, Müslüman olmak, önceden aynı ülke sınırları içerisinde yaşıyor olmak- olumlu olarak değerlendirdikleri ifade edilebilmektedir.

Araştırma bulgularında göze çarpan bir diğer husus ise Suriyeli mültecilerin ülkemizde bulunmasından kaynaklanan sorunların katılımcılar tarafından devletin yanlış ya da eksik politikalarından kaynakladığını belirtmeleridir. Katılımcıların genel olarak bu sorunları bir otorite problemi olarak gördükleri gözlemlenmektedir.

Araştırmanın en çok dikkat çeken bulguları ise katılımcıların yine sosyal kimlik ile açıklanabilecek olan Adalet/Hilekarlık Temelinde ifade edilen bulgulardır. Bu temele göre grup için yapılan fedakârlıklar karşılıksız kalmamalıdır. Aksi takdirde grup üyeleri kendisinden faydalanıldığını düşünerek öfke ve nefret gibi olumsuz duygular ile karşılık verebilmektedir. Bu bağlamda katılımcılar “ev” olarak gördükleri vatan topraklarına büyük bir fedakârlık ile kabul edilen “misafirler”in bu fedakârlığın karşılığını veremediklerini düşündükleri görülmektedir. Fakat bu “karşılık” katılımcılar tarafından net bir şekilde tanımlanamamaktadır. Araştırma bulgularında katılımcılar bu durumu Suriyeli mültecilerin “mülteci gibi yaşamadıkları” gibi ifadeler ile dile getirmektedir.

Araştırma bulgularına göre katılımcıların Suriyeli mültecilerin Türkiye’ye kabul edilmelerini uluslararası resmi bir anlaşma olarak değil, bir misafir-ev sahibi ilişkisi gibi geleneksel ve gayri resmi bir anlaşma olarak gördükleri ifade edilebilmektedir. Katılımcılar tarafından Suriyelilerin güncel durumu Türk kültüründe yer alan ve hatta atasözü dahi olan “Misafir üç gün misafirdir.” anlayışı ile değerlendirilmektedir. Katılımcılar, Türklerin merhametli, yardımsever, misafirperver insanlar olarak Suriyeli mültecileri ülkemize kabul edip “gerekenin yapıldığını” fakat bu durumun artık misafirlikten çıktığını ifade etmektedir.

Sonuç olarak, Geçici Barınma Merkezleri dışında yaşayan Suriyeli mültecilerin halkın geri kalanı gibi günlük yaşantı içerisinde en çok karşılaştığı meslek gruplarından biri olan ulaşım hizmeti veren şoförler tarafından genel olarak olumsuz bir tutum ile değerlendirildikleri ifade edilebilmektedir. Ülkemizde bulunan Suriyeli mültecilerin durumu belirsizliğini koruduğu için ilerleyen zamanlarda mevcut sorunlara ek olarak daha fazla sorun yaşanmaması ve Suriyeli mültecileri ayrıştıran söylem ve zihniyetin daha fazla yayılmaması için bu konu üzerinde çalışmalar yapılması gerektiği düşünülmektedir. Halk, mültecilik ile ilgili bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir. Yerli halkın mültecilik konusunda doğru bildiği yanlışların giderilmesinin Suriyeli mültecilere karşı olan olumsuz tutumu olumlu yönde etkileyeceğine inanılmaktadır.

ZEYNEP ÇENGEL AYTÜRK, FURKAN PETEK, MUSA RECEP CANSOY,

HAYRETTİN BERK ERŞİMŞEK, SEDA NUR SAÇ

 

Kaynakça

Bargh, J., & Chartrand, T. (1999, Temmuz). The Unbearable Automaticity of Being. American Psychologist, 7(54), 462-479.

Cesur, S. (2018). Ahlakın Sosyal Psikolojisi. İstanbul: Pales Yayınları.

Geçici Koruma. (2019, Mayıs 16). www.goc.gov.tr: http://www.goc.gov.tr/icerik6/gecici-koruma_363_378_4713_icerik adresinden alınmıştır.

Graham, J., Haidt, J., Koleva, S., Motyl, M., Iyer, R., Wojcik, S. P., & Ditto, P. H. (2013). Moral Foundation Theory: The Pragmatic Validty of Moral Pluralism. Advances in Experimental Social Psychology(47), 58-119.

Haidt, J. (2001). The Emotional Dog and Its Rational Tail: A Social Intuitionist Approach to Moral Judgment. Psychological Review, 4(108), 814-834.

Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme. (1951). Mayıs 16, 2019 tarihinde www.danistay.gov.tr: http://www.danistay.gov.tr/upload/multecilerin_hukuki_durumuna_dair_sozlesme.pdf adresinden alındı.

Suriye İç Savaşı’nda Mülteciler. (2019, Mayıs 16). www.wikizero.biz: http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvU3VyaXllXyVDNCVCMCVDMyVBN19TYXZhJUM1JTlGJUM0JUIxJTI3bmRhX20lQzMlQkNsdGVjaWxlcg adresinden alınmıştır.

Turner, J. C. (1975). Social Comparison and Social Identity: Some Prospects for Intergroup Behaviour. European Journal of Social Psychology, 5-34.

Ünal, S. (2014). Türkiye’nin Beklenmedik Konukları: “Öteki” Bağlamında Yabancı Göçmen Ve Mülteci Deneyimi. Zeitschrift für die Welt der Türken, 65-89.

 

Lütfen takip edip, beğenin
error0

About Author

Konuk Yazar

Leave A Reply