50 DİL BİLEN JOHAN HOCADAN DİL ÖĞRENİMİNE DAİR 50 PÜF NOKTA (2)

0
  • Johan Hoca 1960 doğumlu ve mimarlık üzerine okumalar yapacakken, Doğu dillerine yöneliyor ve bu bağlamda her yıl bir dil olmak üzere toplamda 50’ye yakın dili öğreniyor. Belçika’da en çok dil bilen kişilere verilen Babil ödülünü kazanıyor. Eşi ile birlikte Türkçe öğrenimi üzerine çalışmaları var ve ülkesinde Doğu Dilleri Merkezini kuruyor. Hocanın bilgisayar ile dil öğrenme üzerine ciddi çalışmaları bulunuyor. Johan bildiği diller içerisinde en çok sevdiği dilin Türkçe olduğunu söylüyor. 1973 yılı civarında 13 yaşında Türkiye’ye geliyor (İstanbul), o zaman 20 kadar Türkçe kelime öğreniyor, Türkçe ve Türkiye sevdası o zamanlarda başlıyor.

Püf Noktası 11

Kendi anadilinizi iyi öğrenin: paylaşımdaki sözün kime ait olduğunu bilmiyorum ama yüzde yüz katılıyorum. Yabancı dil derslerinde “özne, nesne, fiil, isim, sıfat, edilgen fiil, ettirgen fiil,…” gibi dilbilgisi kavramlarının kullanılması kaçınılmazdır. İnsan bu kavramları en iyisi kendi anadiline uygulandıklarında anlar. Bunları anadilinde anladıktan sonra yabancı dili çok daha kolay öğrenir. Çok iyi hatırlıyorum, ortaokul birde ilk defa Latince dersi görecektik. Öğretmenimiz ilk haftada bize bir tek Latince kelime öğretmedi, ama Latinceye hazırlık olarak Hollandaca (anadilimiz) cümle tahlili dersleri verdi. Ancak anadilimizdeki cümle yapılarını tam manasıyla kavradıktan sonra Latince cümle yapılarına adım attık.

Püf Nokta 12

Zamanınızı iyi kullanın: Siz bilirsiniz ki mən Gent Universitetində işləyirəm. İndi qatarla Gent şəhərinə gedirəm. Vaxtımı Azərbaycan dilini öyrənərək istifadə edirəm.

Püf Nokta 13

Beyninizde patikalar yapın: Bir insan tanımadığı bir arazide yolunu bulmak için önce pusula ve harita kullanmak zorunda kalır. Belirli aralıklarla birçok insan yine pusula ve haritanın yardımıyla aynı güzergâhtan geçerse zamanla onların ayak izleri o arazide bir patikanın oluşmasına yol açar. Patika oluştuktan sonra hareket noktasından hedefe gitmek çok kolaylaşır. Ne pusulaya ne de haritaya gerek kalır, patikayı izlemek yeter ve bu patikayı ne kadar çok insan izlerse patika o kadar belirginleşir. Yeni bir dil öğrendiğimiz zaman aynı olayla karşılaşırız. O dili konuşurken bilinçli ya da bilinçsiz olarak zihnimizde yeni dilsel yapılar kurarız. Başlangıçta bunu bir örneğe öykünerek ya da bir kuralı uygulayarak yaparız, ancak belirli aralıklarla aynı yapıyı kurarsak beynimizdeki hücrelerin arasında bağlantılar oluşur. Bu bağlantılar oluştuktan ve pekiştirildikten sonra artık örneklere ya da kurallara ihtiyacımız kalmaz. Zihnimiz bağlantıyı izleyerek çok kolay bir şekilde bize gerekli olan yapıyı kurar. Beynimizdeki bağlantıların işlevi tıpkı o arazideki patikalarınki gibi. Google Earth’ta bulduğum fotoğrafta Londra’daki Richmond Parkı’nı görüyorsunuz. Parkla birlikte tasarlanan yolların arasında, çimenlerde, organik bir şekilde oluşmuş onlarca patika görülüyor. Bu patikalar park içindeki yaya ulaşımını kolaylaştırıyor. Bu parkın fotoğrafı beynimizin fotoğrafı gibi. Yabancı dili konuşurken sık sık aynı veya benzer şeyleri ifade etmeye çalışarak beynimizde bu gibi patikaların oluşmasını sağlayabiliriz.

Püf Noktası 14

Dilde en sık kullanılan 2000 kelimeyi mutlaka öğrenin: Yeni bir dili öğrenirken hem yeni dilbilgisi yapıları hem de yeni bir sözvarlığı öğrenmek zorunda kalırsınız. Dilin dilbilgisi kısmı sınırlıyken sözvarlığı sınırsız gibidir. Örneğin Türkçe Sözlük’ün on birinci baskısında toplam olarak 122 423 kelime bulunmaktadır. Genel nitelikli bu sözlüğe bir de belirli uzmanlık dalları için hazırlanan sözlükleri eklemek gerekir: Tıp sözlükleri, Hukuk sözlükleri, Teknik sözlükler, vs. Türkçe için bir rakam bulamadım ama İngiliz diline gelince Harvard Üniversitesi’ne bağlı bilim adamları Google şirketiyle birlikte çalışarak bunu 2010 yılında araştırmış ve İngilizcenin toplam sözvarlığının 1 022 000 kelime olduğunu tespit etmiş. Üstelik bu sayıya her yıl 1000 tane yeni kelime eklenirmiş. Hemen anlaşılıyor ki hiç bir insan ömründe bu kadar çok kelime öğrenemez. Başka bir deyişle: Bir tek dili tamamen öğrenmek için bir ömür yetmez. Dildeki terimleri anlayabilmek için (örnek olarak “kuantum sıçraması” terimini verebilirim) terimle ilgili teoriyi de iyice kavramanız gerekir, ki bu çok zaman alır.

Yabancı dil öğrenirken, tabii ki, daha düşük bir sayıyla yetinmek zorundayız. Çok önemli bir ilke, en sık kullanılan kelimelerden başlamamız olur. Her dil için zaten sıklık listeleri hazırlanmıştır. Paylaşımdaki grafik ve tabloda görüldüğü gibi en sık kullanılan 2000 kelimeyi öğrenirseniz herhangi bir uzmanlık alanına girmeyen, normal bir metindeki kelimelerin aşağı yukarı %80’ini anlar hâle gelirsiniz. Geri kalan %20’nin anlamını ya bağlamdan yararlanarak tahmin edebilirsiniz ya da sözlükten arayabilirsiniz. 2000 sayısı ve %80 oranı gazete gibi normal metinler için gerçekten birer altsınır oluşturuyor. Sözvarlığınız daha az ise metindeki bilinmeyen kelimelerin anlamlarını tahmin etmek için yeteri kadar bağlam bulamazsınız ya da sözlükte aranacak kelimelerin sayısı çok yüksek olur. 2000’den daha düşük bir sözvarlığı ile sadece o yabancı dilin öğretimi için özel olarak hazırlanmış, basitleştirilmiş kitapçıklar okuyabilirsiniz. Dünyada çok öğrenilen diller için genelde bu gibi kitapçıklar piyasada bulunur ama az öğrenilen dillerde bunlar eksik olabilir.

Püf Noktası 15

Tanımlıkları nasıl öğrenebilirsiniz, dilbilgisini çalışırken nasıl yaratıcı olabilirsiniz? Batı dillerinde isimlerden önce genellikle bir tanımlık (article, Artikel, lidwoord,…) bulunur (Bu yazıda belirtili tanımlığa odaklanacağız). İngilizcede tanımlık hep aynı iken (“the”), Fransızca ve Hollandacadaki iki farklı tanımlık ismin cinsiyetine ve sayısına göre değişir (Fransızcada tekil: “le/la, çoğul: les”, Hollandacada tekil: “de/het, çoğul: de”). Almancada üç farklı cinsiyet ve tanımlık ayırt edilirken (tekil, yalın durum: “der/die/das”), tanımlık sayının yanısıra kullanılan ad durumuna göre de değişir (üstteki tabloya bakın). Bu tanımlıkları nasıl öğrenebilirsiniz? Cevap: İsimleri hep tanımlıklarıyla birlikte ezberleyin, yani, “masa = Tisch; kapı = Tür; oda = Zimmer” şeklinde değil, “masa = der Tisch; kapı = die Tür; oda = das Zimmer” şeklinde. Farklı cinsiyeti olan isimleri farklı renklerle de not edebilirsiniz, ayrıca onları farklı sütunlarda toplayabilirsiniz. Bu şekilde isimlerin cinsiyetini kolaylıkla hatırlarsınız. Tanımlıkların Almancada ad durumlarına göre aldıkları değişik şekillere gelince paylaşımda üstte gösterilen tabloya bakın. Bu tabloda kategoriler geleneksel biçimde sıralanmış. “Cinsiyet-sayı” kategorileri: 1. eril, 2. dişil, 3. yansız, 4. çoğul. “Ad durumu” kategorisi: 1. yalın durum, 2. ilgi durumu, 3. yönelme durumu, 4. belirtme durumu. On beş hücreden oluşan muazzam bir tablo ortaya çıkar. Ancak bu gibi tablolar çalışırken yaratıcı olabiliriz. Örneğin, sıralamayı değiştirebiliriz. Belirtme durumunu yalın durumun hemen altına, yansız cinsiyetini ise eril cinsiyetinin hemen sağına getirdiğimizde (alttaki tabloya bakın) çok daha basit bir tablo ortaya çıkar. Artık pek çok hücre birleştirilebildiğinden dolayı tablomuz sadece sekiz hücreden oluşan bir tabloya dönüşür. Böyle bir tablo üstteki tablodan çok daha kolay ezberlenebilir. Aynı yaratıcılığı dilbiligisinin diğer alanlarında da gösterebiliriz: kendi özetlerimizi, kendi listelerimizi, kendi tablolarımızı hazırlayabiliriz.

Püf noktası 16

Sabırlı olun: “Es-sabru miftâhu’l-ferec / Sabır başarının anahtarıdır” meşhur bir sözdür. Yabancı dil öğrenimi için de geçerlidir. Yeni bir dilin öğrenilmesi uzun soluklu bir iş olduğu için epey sabır ister, ancak yabancı dil öğreniminde deneyimi olanlar, er geç başarıya ulaşacaklarından emin oldukları için o sabrı göstermekte zorluk çekmezler.

Ramazan ayı, Müslümanların sabrı öğrendikleri aydır. Bu vesileyle hepinize “Ramazanınız mübarek olsun!” diyorum.

Püf Noktası 17

Fiil ve ad çekimlerini şarkıya çevirin: Türkçede sadece bir çeşit fiil çekimi ve sadece bir çeşit ad çekimi bulunmaktadır. Bu tutumluluk, Türkçenin matematiksel yapısının bir göstergesidir. Öğrendiğiniz yabancı dil bu kadar tutumlu olmayabilir. Biraz basitleştirerek şunu söyleyebiliriz: Bütün Romen dillerinde, bütün Slav dillerinde, Almanca ve İzlandaca gibi Cermen dillerinde ve Yunancada fiil çekimi birden fazla çeşittir, ad çekimi isi Bulgarca hariç bütün Slav dillerinde, Almancada, İzlandacada ve Yunancada birden fazla çeşittir. Bu dilleri öğrenirken çekimleri karıştırmamak önemli, yoksa siz konuşurken insanların dikkati sürekli olarak sizin ne söylediğinize değil, bunu nasıl söylediğinize çekilecek. Zorluğu nasıl yenebilirsiniz? Örnek olarak Latincedeki meşhur 5 fiil çekiminin en çok kullanılanını alalım: “-are” ile biten fiillerin çekimi. Öneğin, “amare” (sevmek) fiilinin şimdiki zamanı (yani “seviyorum, seviyorsun, seviyor, seviyoruz, seviyorsunuz, seviyorlar”) şöyle: “amo, amas, amat, amamus, amatis, amant”. Bu diziyi olduğu gibi ezberleyebilirsiniz ya da diziyi eklere indirgeyerek ezberleyebilirsiniz: “-o, -as, -at, -amus, -atis, -ant”. Biraz önce kendim ölçtüm, bu ek dizisini ard arda 100 defa yüksek sesle söylemek 5-6 dakika alır. Eğer bu yetmezse diziyi hatırlayıncaya kadar bu alıştırmayı her gün tekrarlayabilirsiniz. Latincede “amare” modelini izleyen öneksiz 360 fiil bulunmakta, önekli olanları da katarsak sayı bini aşar. Sözünü ettiğimiz ek dizisini ezberlemeyi başardığınız an hatasız bir biçimde bütün bu fiillerin şimdiki zaman kipini türetebilirsiniz.

Ezberlemeyi kolaylaştıran tanınmış bir teknik ise dizileri şarkıya çevirmektir. Belirli bir melodi seçersiniz, bunu diziye uygularsınız. Google veya YouTube arama motoruna örneğin “grammar sing” sözcüklerini girerseniz şarkıya çevirmenin sıkça kullanılan bir teknik olduğunu göreceksiniz. Bugünkü paylaşımda görülen örneği ben Türkçedeki iyelik eklerini (” -m, -n, -i, -miz, -niz, -leri”) öğrenen kendi öğrencilerim için hazırladım. Melodi olarak çok tanınmış bir çocuk şarkısı olan Fransızca “Frère Jacques” şarkısını seçtim.

Püf Noktası 18

Küçük yaştan itibaren yabancı dil öğrenmeye başlayın: Bu posttaki “Et-ta’lîmu fi’s-sığari ke’n-nakşi ala’l-haceri” sözünün anlamı “Birine küçük yaşta bir şeyi öğretmek onu taşa kazımak gibidir”. Bir sitede bu söz “Mısır’dan bir hikmet” olarak sunuluyor. Gerçekten çocukken öğrenilen şeyler kolay kolay unutulmaz, bu yabancı dil için de geçerli. İnsanın yaşı ilerledikçe öğrendiklerini hafızada tutması daha çok gayret ister.

Püf Noktası 19

Yabancı dil öğrenen başka kişilerin çalışma yönteminden ilham alın: Çok dil bilen her kişinin mutlaka bir çalışma yöntemi var, bu paylaşımda kendi yöntemimden söz etmek istiyorum. Şimdiye kadar öğrendiğim 50 civarında dilin arasından hâlen üç tanesine odaklanıyorum. 1) AZERBAYCAN TÜRKÇESİ: Önümüzdeki aylarda Azerbaycan’dan kişilerle iki önemli toplantım olacak. O toplantılarda Azerbaycan Türkçesi konuşacağıma karar verdiğim için kırk yıl önce öğrendiğim Azerbaycan Türkçemi uykusundan uyandırmak istedim. 85 sayfalık bir Azərbaycanca-Rusça konuşma kılavuzunu art arda iki defa baştan sonuna kadar yüksek sesle okudum: her gün 10-20 sayfa. Aynı zamanda kulak dolgunluğu oluşsun diye Azərbaycan Radiosu’nu dinlemeye başladım. Toplam 25 dersten oluşan “Basic Course in Azerbaijani” adlı eski ders kitabımı da tekrar elime alıp çalışmaya koyuldum: günde 2-3 ders. 2) DANCA: Aşağı yukarı bir ay önce bende birden tekrar Danca roman okuma hevesi uyandı. İki dilli kitap okuma yöntemiyle (bkz. PÜF NOKTASI 01) Tove Ditlevsen’in birkaç romanını okumaya karar verdim. Dört romanını bitirdim, iki gün önce Peter Høeg’ün bir romanına başladım. Günde ortalama 20 sayfa okurum. Her gün bir de Danca haber bültenini seyrederim. Danca konuşulduğunda en zor anlaşılan Skandinav dili olduğu için dinleme pratiği her zaman yararlı olur. 3) FİNCE: Kızımız bir buçuk yıl önce Finlandiya’da yüksek lisans okumak üzere Helsinki’ye hareket ettiği gün ben de Finceye öğrenmeye başlamıştım. Bu öğrenimimi bir ay öncesine kadar Fince roman okuyarak yoğun şekilde sürdürdüm. Dancaya tekrar başladığım gün ise Fince öğrenimimi en aza indirdim: artık sadece Fince Yle televizyon kanalının sitesinde yayımlanan Basit Fince haber özetlerini okurum. Bunları bir Word dosyasında toplayarak kendi Basit Fince derlemimi oluşturmaktayım. Demek ki, hâlen bu üç dille uğraşıyorum. İki üç ay sonra hangi dillerle uğraşıyor olacağımı şimdiden bilemiyorum. Eski dillerimden birini/birkaçını mı ilerletiyor olacağım, dillerime bir yenisini mi katıyor olacağım?

Püf Noktası 20

Ünlü poliglotları tanıyın, online sohbetlerini izleyin, bloglarını okuyun: Azerbaycan Türkçesi dâhil birçok dilde “çok dil bilen kişi”ye “poliglot” adı verilir (İngilizce: “polyglot”). Size bu paylaşımımda tanıtmak istediğim poliglot, büyük hayranı olduğum ve çok takdir ettiğim iyi arkadaşım Richard Simcott’tur. Richard 1977 Büyük Britanya doğumlu, ancak hâlen ailesiyle birlikte Kuzey Makedonya’nın Üsküp kentinde oturuyor. Türkçe dâhil elliyi aşkın dil öğrenmiş olan Richard’ın yardımsever, canayakın ve mütevazı bir kişiliği var. Yabancı dil öğrenenler camiasına büyük hizmetlerde bulunuyor. Richard, her pazar akşamı yabancı dil öğrenimi konusunda online bir sohbet yapar ve izleyenlerin sorularını yanıtlar. İngilizce bilirseniz bu sohbetleri onun @speakingfluently Instagram hesabından veya “Richard Simcott” Facebook profinden izlemenizi tavsiye ederim. Richard’ın ayrıca https://speakingfluently.com/blog/ adresinde blog’u bulunmakta. Kendi @richardsimcott Instagram hesabından ise genellikle dille ilgili olmayan, daha özel karakterli paylaşımlar yapar.

Richard’ın Youtube’da mutlaka seyretmenizi tavsiye ettiğim bir videosu var. YouTube arama motoruna “Richard Simcott a Polyglot Bridge” sözcüklerini girerseniz videoyu bulursunuz. (Linki: https://www.youtube.com/watch?v=MEv0bAeGylI ). Bu videoda Richard Türkçe dâhil 20 dil arasında köprüler kurarak öyküsünü anlatıyor ve yabancı dil öğreniminin niçin kendisi için o kadar önemli olduğunu açıklıyor.

Richard’ın hayatını adadığı iş, her yıl düzenlediği Polyglot Conference’tır. 2013 yılında kurduğu ve ilk defa olarak Budapeşte’de düzenlediği Polyglot Conference, sadece dünyanın dört bir köşesinden poliglotları bir araya getirmez, aynı zamanda poliglotluk ve çokdillilik alanlarında çalışan bilim adamlarına da araştırmalarını tanıtabildikleri bir ortam sunar. Poliglotluk, bilim dünyasında hâlâ az araştırılan ve az bilinen bir alandır. Richard, konferansıyla bu boşluğu bir nebze olsun doldurmaya çalışıyor. Ben kendim 2017 yılında Reykjavik’te düzenlenen Polyglot Conference’ta Richard’la tanıştım. O konferansta Türk lehçeleri ve komşu dilleriyle olan ilişkileri üzerine bir sunum yaptım.

Johan Vandewalle

İnstagram Hesabı: https://www.instagram.com/johan.vandewalle/

Dil Öğrenme Maceranı İnşa Et!

 

About Author

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tarih-YL / Filistin Çalışmaları [email protected] Polyglot, Dillere dair.

Leave A Reply