İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Davos 2026 Dünya Ekonomik Forumu (WEF)’nda devlet, iş dünyası, sivil toplum ve akademi dünyasından liderler, küresel sorunları ele almak için bir araya geldiler. Gazze’nin yeniden inşasından Rusya-Ukrayna savaşına, ABD–Avrupa ilişkilerindeki gerilimlerden küresel ticaret düzenine kadar birçok başlığın ele alındığı zirvede, Arktik bölgesi ve Grönland meselesi de ana gündemlerden birisi oldu.
Davos 2026 Zirvesi’ne damgasını vuran gerilim, ABD’nin Grönland’ı güvenlikleştirerek ulusal bir güvenlik sahası olarak ilhak etme arzusuyla yaşandı. Bu ilhakın amaçlarıyla ilgili ABD’nin küresel güvenlik gereksinimleri vurgulandı. Bu bağlamda, birçok ülke ve lider tarafından Davos 2026 Zirvesi’nde ve zirveyle bağlantılı olarak çeşitli açıklamalar yapıldı.
Davos 2026 Zirvesi’nde ve zirveyle bağlantılı olarak öne çıkan bazı açıklamalar şunlardı:
Donald Trump (ABD Başkanı):
Trump, Grönland'ın ABD ulusal güvenliği için hayati önem taşıdığını ve buraya kurulacak olan "Altın Kubbe" (Golden Dome) füze savunma sistemi için adaya ihtiyaç duyduklarını belirtti. ABD için inşa edileceğini söylediği Altın Kubbe füze savunma sisteminin Grönland'ı da kapsayacağını ve bunun hem Danimarka hem de Avrupa'nın güvenliğine katkı yapacağını ifade etti.
Sahiplik iddiasını da öne sürerek bir bölgenin kiralanarak savunulmasının mümkün olmadığını, yasal olarak sahipliğin gerektiğini savundu. Danimarka ve diğer Avrupalı müttefikleri, Grönland talebine direnç göstermeleri halinde gümrük vergileriyle tehdit etti. Ancak NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşme sonrası "bir çerçeve anlaşmaya" vardıklarını iddia ederek bu tehdidi geçici olarak geri çektiği görüldü. Ayrıca Mark Rutte ile görüştükten sonra sosyal medyadan bir açıklama yaparak "Grönland ve tüm Arktik bölgesi ile ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduklarını" duyurdu. Bu anlaşmanın ABD'ye "tam erişim" sağlayacağını ve "sonsuza kadar" süreceğini iddia etti. Rutte'nin aksine, Trump bu anlaşmanın "minerallerle" (nadir toprak elementleri) de ilgili olduğunu ve ABD'nin bu haklara dahil olacağını belirtti.
Trump, tarihsel bir referans vererek sitemde de bulundu. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD'nin adayı koruma geçmişini hatırlatarak, Danimarka'yı "nankörlükle" suçladı. ABD'nin adanın kontrolünü Danimarka'ya iade etmesini de “aptallık” olarak ifade etti.
Coğrafi gafta da bulunan Trump, konuşması sırasında birkaç kez Grönland yerine yanlışlıkla "İzlanda" ifadesini kullandı.
Kanada’nın Trump’ın Grönland konusunda taleplerine ve bazı savunma projelerine karşı mesafeli durmasıyla birlikte iki ülke arasındaki gerilimler zirve sonrasında da devam etti. Kanada Başbakanı Mark Carney’i “Vali” olarak adlandıran Trump, "Çin, Kanada'yı diri diri yiyecek” dedi. Eğer Kanada, Çin ile bir anlaşma yaparsa, ABD'ye giren tüm Kanada mal ve ürünlerine derhal yüzde 100 gümrük vergisi uygulanacağını da dile getirdi.
Mark Rutte (NATO Genel Sekreteri):
Rutte genel olarak krizi yatıştırmaya çalışan bir arabulucu gibiydi. Trump’ın taleplerini toprak talebinden ziyade güvenlik için iş birliği olarak aktarmaya çalıştı. Rusya ve Çin tehdidini öne sürerek “ortak düşmanı engelleme” stratejisi uyguladı.
Trump ile yaptığı görüşmede Grönland'ın egemenliği veya mülkiyeti konusunun gündeme gelmediğini, bu konuda taviz verilmediğini belirtti. Varılan uzlaşı neticesinde NATO müttefiklerinin Arktik'teki güvenlik önlemlerini "hızla artırmasını" ve 2026 yılı içinde sonuçların görüleceğini ifade etti. Müzakerelerin temel amacının, Rusya ve Çin'in Grönland ekonomisine veya askeri sahasına girmesini engellemek olduğunu söyledi. Rutte, Arktik'e sınırı olan 8 ülkenin 7'sinin NATO üyesi (tek istisna Rusya) olduğunu hatırlattı ancak Çin'in kendisini bölgede aktif bir oyuncu olarak konumlandırmaya çalışmasına da dikkat çekerek Trump'ın endişelerini aktardı.
Fakat Trump'ın aksine, görüşmede minerallerin işletilmesinin konuşulmadığını söyledi ve bu da bir şüphe uyandırdı.
Jens-Frederik Nielsen (Grönland Başbakanı):
Grönland yönetimi, bu süreçte kendilerinin dışlanmasını hoş karşılamadı ve egemenlik vurgusunu dile getirdi. Trump'ın duyurduğu "Çerçeve Anlaşması"nın içeriğini bilmediğini belirterek, "Benim ülkemle ilgili anlaşmanın içinde ne olduğunu bilmiyorum" dedi.
Toprak bütünlüğü, uluslararası hukuk ve egemenliğin "kırmızı çizgileri" olduğunu ve bunların pazarlık konusu yapılamayacağını belirtti. Grönland ve Danimarka Krallığı olmadan hiç kimsenin bizim hakkımızda anlaşma yapma yetkisi yoktur diyerek NATO ve ABD'ye de mesaj verdi. Ve bir tercih yapmaları gerekirse de bunun ABD olmayacağını belirttiler. Ayrıca ABD’nin askeri müdahale ihtimalini de göz ardı etmediklerini ve bu söylemlerin kabul edilemez olduğunu söyledi.
Mette Frederiksen (Danimarka Başbakanı):
Danimarka zirveye davet edilse de bir heyet göndermedi. Bazı kaynaklar Grönland krizinden ötürü boykot ettğini belirtiyor. Ancak Başbakan Frederiksen Brüksel'deki AB zirvesi ve medya aracılığıyla net mesajlar verdi. Krizin doğrudan muhatabı olarak egemenlik haklarının tartışmaya kapalı olduğunu her fırsatta vurguladı.
Her türlü siyasi, güvenlik ve ekonomik konuyu müzakere edebileceklerini ancak egemenliklerini müzakere edemeyeceklerini ve bu konunun tartışılamayacağını ifade etti. Yine de ABD’nin Arktik’teki güvenlik endişelerini gidermek üzere yapıcı bir diyağola açık bir tutum sergiledi. NATO’nun bölgedeki varlığının artırılmasına (Altın Kubbe dahil) açık olduklarını fakat bunun toprak bütünlüğünün korunması kaydıyla olması gerektiğini belirtti. Bu müzakerelerle ilgili değindiği önemli bir nokta da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Danimarka adına müzakere yetkisi olmadığını hatırlatmasıydı.
Lars Løkke Rasmussen (Danimarka Dışişleri Bakanı):
Trump'ın güç kullanmama açıklamasından sonra "Gün başladığından daha iyi bitti" dedi ancak Trump'ın hırslarının değişmediğini ve sorunun ortadan kalkmadığını vurguladı. Danimarka, Grönland ve ABD'nin artık sağlıklı bir diyalog kurması gerektiğini söyledi.
Ursula von der Leyen (AB Komisyonu Başkanı):
AB kanadı, Trump'ın taleplerine karşı Grönland'a tam destek verdi ve gümrük vergilerine karşı ekonomik bir savunma hattı kurdu. Leyen, Grönland'ın toprak bütünlüğünün pazarlık konusu olamayacağını ve AB'nin Danimarka ile tam dayanışma içinde olduğunu belirtti.
ABD’nin gümrük vergisi tehditlerinin de müttefikler arasında bir hata olduğunu söyleyerek ABD’yi eleştirdi. “Dostlar el sıkıştığında bunun bir anlamı olmalıdır” diyerek diplomatik güvenin sarsıldığına da işaret etti.
“Bizi tehlikeli bir aşağı yönlü sarmala sürüklemek, yalnızca her ikimizin de stratejik manzaranın dışında tutmaya kararlı olduğu düşmanlara (Rusya ve Çin) yarar" uyarısında da bulundu.
Grönland’taki etki alanını tamamen ABD’ye bırakmamak için AB'nin Grönland’a yönelik kapsamlı bir yatırım paketi hazırladığını ve bölgedeki varlığını artıracağını (örneğin Avrupa buz kıran gemileri) duyurdu.
Mark Carney (Kanada Başbakanı):
Carney, zirvede yaptığı konuşmayla Trump'ın politikalarına karşı en sert çıkışı yapan liderlerden biri oldu.
Düzenin bozulduğunu ifade ederek dünyada bir geçiş değil, bir kopuş yaşandığını ve büyük güçlerin (ABD’yi kastederek) ekonomik birliği silah olarak kullandığını belirtti. Orta güçlere seslenerek "Masada yer almazsak, menüde yer alırız" dedi ve birlikte hareket etme çağrısında bulundu.
Grönland ve Danimarka'nın kendi geleceklerini belirleme haklarını tartışılmaz bir şekilde desteklediklerini ifade etti.
Emmanuel Macron (Fransa Cumhurbaşkanı):
Macron, Trump'ın yaklaşımını sert bir dille eleştirdi ve Avrupa'nın stratejik özerkliğini dile getirdi. AB ve ABD arasındaki krizler arasına Grönland da eklenince "Zorbalara karşı saygıyı, kabalığa karşı hukukun üstünlüğünü tercih ederiz" diyerek Trump'ın zorbalayıcı üslubunu hedef aldı. Trump’ın taleplerini emperyal hırslar olarak tanımladı. Dünyanın "kuralsız bir düzene" ve "güçlünün hukukuna" doğru kaydığını belirterek bir uyarıda bulundu. ABD'nin tarife tehditlerine karşı AB'nin "anti-koalisyon mekanizmasını" (ekonomik misilleme aracı) kullanmaktan çekinmemesi gerektiğini söyledi.
Friedrich Merz (Almanya Şansölyesi):
Merz, Almanya'nın ekonomik çıkarlarını gözeterek daha pragmatik bir ton kullandı. Trump'ın güç kullanmayacağını açıklamasını ve diplomasiye dönmesini memnuniyetle karşılayarak "Bu doğru yoldur" dedi. Almanya'nın Arktik'te NATO çerçevesinde daha fazlasını yapmaya hazır olduğunu da belirtti. Ancak bunun "egemenlik ilkeleri temelinde" olması gerektiğini vurguladı. Amacıysa Trump'ı NATO çerçevesinde tutarak ikili çatışmayı önlemek yönünde.
Bart De Wever (Belçika Başbakanı):
De Wever, Trump'ın baskılarına boyun eğmenin Avrupa'nın onurunu zedeleyeceğini belirterek çok sert bir metafor kullandı. "Mutlu bir vasal olmak bir şeydir, sefil bir köle olmak başka bir şeydir. Eğer şimdi geri adım atarsanız onurunuzu kaybedersiniz” diyerek Avrupa'nın Trump'a karşı "sefil bir köle" olamayacağını, onurunu koruması gerektiğini ve kırmızı çizgilerin aşıldığını söyledi. 80 yıllık Transatlantik ittifakının sona erme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.
Scott Bessent (ABD Hazine Bakanı):
Grönland'ın "yabancı işgaline" (Rusya ve Çin) açık hale geldiğini ve çatışmayı önlemek için ABD'nin parçası olması gerektiğini savunarak Trump'ın tezlerini destekledi.
Vladimir Putin (Rusya Devlet Başkanı):
Tartışmalar sürerken Putin, Grönland'da ne olduğunun Rusya için "hiçbir önemi olmadığını" söyleyerek Batı’nın kendi içindeki bölünmüşlüğüne dair stratejik bir kayıtsızlık sergiledi. ABD'nin sömürgeci bir geçmişi olduğunu öne sürerek "Alaska ile kıyaslandığında Grönland'ın fiyatı 200-250 milyon dolar eder, ABD bunu karşılayabilir" şeklinde ironik bir fiyat biçti. Ayrıca Danimarka'nın Grönland'a her zaman "acımasız bir sömürge" gibi davrandığını iddia etti.
Sergey Lavrov (Rusya Dışişleri Bakanı):
Grönland'ın "prensipte Danimarka'nın doğal bir parçası olmadığını" ve "sömürge kazanımı" olduğunu iddia ederek Batı ittifakındaki çatlağı daha da deşti.
He Lifeng (Çin Başbakan Yardımcısı):
Açıkça Grönland ve Arktik’teki ABD müdahalesine değinmese de Trump'ın Grönland taleplerini dayatmak için kullandığı gümrük vergisi silahını eleştirdi. “Gümrük vergisi savaşlarının ve ticaret savaşlarının kazananı olmaz" uyarısında bulunarak küresel ticaretin önündeki engellerin kaldırılmasını destekledi. "Her ülkenin kendi meşru haklarını ve çıkarlarını koruma hakkı var. Bir avuç ülkenin güce dayalı ayrıcalığı olmamalı, dünya orman kanununa geri dönmemeli" ifadelerini kullandı.
Giorgia Meloni (İtalya Başbakanı):
Trump’ın Grönland politikasını desteklemeyen Avrupalılara vergi uygulayacağını belirtmesi üzerine bunu bir hata olarak değerlendiren Meloni, “Grönland'ın güvenliğine katkıda bulunan müttefiklere vergi uygulamak Transatlantik bağlarına zarar verir. Ben bu tutumu paylaşmıyorum.” diyerek tepki gösterdi. Daha sonrasında Trump’ın tarifeleri askıya almasıyla Meloni, memnuniyetini belirterek "Müttefik milletler arasında diyaloğun sürdürülmesi esastır." dedi. Ayrıca Meloni, Grönland konusunda Trump'ı hedef tahtasından çıkartarak politikanın "yanlış anlaşıldığını" savunarak ona bir çıkış yolu sundu.
Vlodimir Zelenskiy (Ukrayna Cumhurbaşkanı):
Avrupalı liderleri hedef alarak, Avrupa'yı "Grönland modundan çıkıp" başkalarının kendisini kurtarmalarını beklemek yerine kendi savunmasını yapmaya çağırdı. Hiçbir liderin ne yapacağını dahi bilmediğini de söyleyerek eğer Rus savaş gemileri Grönland çevresinde serbestçe dolaşıyorsa Ukrayna’nın yardımcı olabileceğini öne sürdü. "Şu anda asıl mesele Grönland değil, Ukrayna'dır" diyerek dikkatileri yeniden Rusya cephesine çekmeye çalıştı.
Donald Tusk (Polonya Başbakanı):
"Yatıştırma (appeasement) her zaman bir zayıflık işaretidir" diyerek Avrupa'nın Trump'a karşı geri adım atmaması gerektiğini söyledi. Avrupa'nın özgüvenli ve iddialı olması gerektiğini belirtti.
Gitanas Nausėda (Litvanya Cumhurbaşkanı):
ABD ve AB arasındaki bu çatlağın "kalp kırıcı" olduğunu ve bunun Rusya için "en iyi haber" anlamına geldiğini belirterek ittifakın birliğine vurgu yaptı.
Andrej Plenković (Hırvatistan Başbakanı):
Trump’ın askerî güç kullanmayacağını söylemesinin bir “olumlu mesaj” olduğunu ifade etti ancak çıkış yolunun ve çözümün müzakerede olduğunu vurguladı.
Péter Szijjártó (Macaristan Dışişleri Bakanı):
Grönland konusunun "ikili bir mesele" (ABD-Danimarka) olduğunu savunarak, AB'nin ortak bir bildiri yayımlamasına veya taraf olmasına karşı çıktı. Szijjártó, "Çözüm iki taraf arasındaki müzakerelerle mümkündür, bunu bir AB meselesi olarak görmüyorum" dedi.
Alexander Stubb (Finlandiya Cumhurbaşkanı)
NATO'nun yeni üyesi Finlandiya, krizin NATO içindeki uyumu bozmasından endişe ederek pragmatik çözüm yolları aramayı öne sürdü. Stubb, krizin çözümü için bir "çıkış yolu" bulunabileceğini ve bunun da "gerçek sorun olan Arktik güvenliği" üzerinde çalışmak olduğunu belirtti.
Dick Schoof (Hollanda Başbakanı):
Trump'ın Davos'ta tarife tehdidini geri çekmesini ve askeri güç kullanmayacağını açıklamasını bir "de-eskalasyon" (gerilimi düşürme) işareti olarak memnuniyetle karşıladı.
Maria Stenergard (İsveç Dışişleri Bakanı):
Avrupa'nın ortak duruşunu destekleyerek Trump'ın geri adım atmasını müttefiklerin kararlılığına bağladı. Stenergard, "Şantaja boyun eğmeyeceğimizi gösterdik" diyerek, Avrupa'nın ekonomik tehditler karşısında dik duruşunu vurguladı.
Keir Starmer (İngiltere Başbakanı):
Starmer, müttefikleri baskı altına almak için gümrük vergisi tehdidinin kullanılmasının "tamamen yanlış" olduğunu belirtti. İngiltere'nin Grönland'ın geleceği konusundaki ilke ve değerlerinden, tarife tehditleri altında taviz vermeyeceğini vurguladı. Grönland'ın geleceğine karar verme hakkının yalnızca Grönland halkına ve Danimarka Krallığı'na ait olduğunu söyledi. Trump, İngiltere'nin Chagos Adaları'nı Mauritius'a devretme kararını "büyük bir aptallık" olarak nitelendirdi ve bunu ABD'nin neden Grönland'ı alması gerektiğine dair bir gerekçe olarak kullandı. Ancak Starmer bu bağlantıyı reddetti.
Trump'ın tarife tehdidini daha sonradan geri çekmesi üzerine Starmer, bunu olumlu değerlendirdi ancak Arktik güvenliğini sağlamak için asıl zorlu sürecin şimdi başladığını söyledi.
Yvette Cooper (İngiltere Dışişleri Bakanı):
Cooper, Grönland ve Kuzey Kutbu güvenliği için NATO bünyesinde "Arctic Sentry" (Arktik Nöbetçisi) güvenlik ortaklığı kurulmasını önerdi. Bu öneri, Trump'ın güvenlik endişelerini toprak devri olmadan karşılama stratejisinin bir parçası olarak değerlendirildi. İngiltere’nin Grönland’a asker göndermesini de sadece bir askeri subayı Danimarka'nın talebi üzerine gözlemci statüsünde gönderdiğini belirterek gerilimi düşürdü.
Rachel Reeves (İngiltere Maliye Bakanı):
ABD'nin tarifeleri yürürlüğe koyması durumunda İngiltere'nin misilleme yapma ihtimalini saklı tuttu ancak önceliğin "karşılıklı çıkarlar" olduğunu da vurguladı.
Jonas Gahr Støre (Norveç Başbakanı):
Trump’ın, Grönland’ın statüsü konusunda istediğini elde edemediği takdirde Norveç ve diğer Avrupa ülkelerine tarife uygulayacağını duyurmasını eleştirdi. Støre, bunun ekonomik değil siyasi bir araç olduğunu söyledi.
NATO’nun 32 ülkesinin kolektif güvenlik sorumluluğunu hatırlatarak, bir NATO müttefikinin başka bir müttefikin toprak talebinde bulunmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti. Grönland’ın da bu bağlamda NATO’nun bir parçası olarak istikrarlı ve güvenli tutulmasının önemine işaret etti.
Ebba Busch (İsveç Başbakan Yardımcısı):
Busch, Avrupa'nın duruşunu sertleştirmesi gerektiğini savunarak "Avrupa'nın sertleşmesi gerekiyor. Hattı tutmalıyız. Topraklarımızı bırakmamız için bize zorbalık yapılmasına veya şantaj yapılmasına izin vermeyeceğiz" dedi. Trump'ın söylemlerini "mantıksız ve mantıklı argümanların karışımı" olarak nitelendirdi.
Sonuç olarak, ABD’nin Grönland’ı güvenlikleştirerek ulusal çıkarlarını öncelemesi ve bunu ekonomik baskı araçlarıyla desteklemesi, Danimarka’nın toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarına müdahale etme demeçlerinden ötürü birçok Avrupa lideri bu süreçte Danimarka ile dayanışma sergiledi.
Zirvede Trump’ın agresif başladığı söylemlerine karşın NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, arabulucu rolüyle Atlantik ittifakını korumaya çalıştı. Ayrıca bu kriz, ABD ile Avrupa arasındaki güven sorununun ehemmiyetini de gözler önüne serdi.
Rusya ve Çin’in stratejik suskunluğu ise Batı ittifakı içindeki bu çatlağı jeopolitik fırsat alanı olarak değerlendirdiklerini gösteriyor.
Yasir Güneş
Yorum Yaz