TÜRKİYE – AVRUPA EKONOMİ TOPLULUĞU (AET) İLİŞKİLERİ

0

Türkiye, yarım asırdan fazla bir süredir Avrupa Birliği (AB)’ne girmek için çaba sarf etmektedir. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan ilişkileri 1958 yılında Roma Antlaşması ile yürürlüğe giren Avrupa Ekonomi Topluluğu(AET)’na dayanmaktadır.

1952 yılında, Türkiye artan Sovyet tehdidine karşı kendisini Batı Bloğunun oluşturduğu güvenlik çemberine almak için Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)’ne dâhil olmuştur. Türkiye’nin NATO’ya üye olması, II. Dünya Savaşından sonra takip edilen ‘Batılı’ dış politikayı kurumsallaştırmıştır. Bunun yanında ABD, Türkiye’de askeri üs ve tesisler kurmakla birlikte Türkiye’ye askeri yardımda bulunmuştur.

Türkiye askeri alanda Batı ile bütünleşmenin yanı sıra, demokrasi ve ekonomi alanlarında da Batı ile bütünleşmek için 31 Temmuz 1959 yılında AET’ye ortaklık başvurusunda bulunmuştur. Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya üye olması ve 1959 yılında ilk defa AET’ye başvurması Adnan Menderes’in başbakanlığı döneminde gerçekleşen iki önemli dış politika gelişmeleridir.

Türkiye’nin AET’ye başvurmasında demokratik ve özellikle ekonomik bütünleşme isteği önemli bir yer tutsa da, bu başvurunun altında yatan önemli bir sebep de Yunanistan faktörüdür. Zira o dönemlerde Türkiye ve Yunanistan’ın dış politikalarında özellikle Kıbrıs meselesi yüzünden bir rekabet söz konusudur. 15 Temmuz 1959’da Yunanistan’ın AET’ye ortaklık başvurusu yapmasından 16 gün sonra, Türkiye de 31 Temmuz 1959 yılında AET’ye ortaklık başvurusunda bulunmuştur. Ancak 27 Mayıs 1960 yılında Türkiye’de meydana gelen askeri darbe sebebiyle henüz çok yeni başlayan Türkiye – AET ilişkiler askıya alınmıştır.

1960 darbesiyle askıya alınan Türkiye-AET ilişkileri 1963 yılından itibaren tekrar görüşülmeye başlanmıştır. Bu bağlamda 1963 yılında Türkiye ve AET arasında Ankara Anlaşması imzalanmıştır. Ankara Anlaşması ‘hazırlık’, ‘geçiş’ ve ‘nihai’ aşamalarından oluşmaktadır. Hazırlık aşamasının en fazla 9 yıl sürmesi öngörülmüş ve daha yüksek ekonomik büyüme hedeflerinin yakalanmasına yönelik adımları kapsamaktadır. Geçiş aşamasında ise AET’de uygulanan ‘gümrük birliği’ne Türkiye’nin uyum sağlaması için en fazla 20 yıl sürmesi öngörülmüştür. Son aşamasında ise Türkiye’nin gümrük birliğine tam olarak geçişi için düzenlemeleri kapsamaktadır.

Ankara Anlaşması ile Türkiye’nin AET’den Türk işçilerinin serbest dolaşımı ve ekonomik uyumun gerçekleştirilmesi taleplerinde bulunmuştur. Öte yandan ise Türkiye gümrük vergilerinin kaldırılmasıyla gelir kaybına uğramaktan endişe duymuştur.

Türkiye’nin AET ile yaşadığı önemli dönüm noktalarından biri de 1970 yılında imzalanan Katma Protokolü’dür. Katma Protokolü’nün önemi gümrük birliğine geçiş için bir takvimin belirlenmesi ve bunun 25 yıl olarak açıklanmasıdır. Ancak Katma Protokolü ‘teknik’ bir antlaşma olduğu için Türkiye kamuoyunda olumlu karşılanmamıştır. Hatta Devlet planlama teşkilatı (DPT) Katma Protokolü çerçevesinde Türkiye’nin AET üyelerinin yapacağı ithalatta gümrük vergilerinin kaldırılacağını bunun karşılığında AET üyelerinin sadece sanayi ürünlerini ihraç edeceğini ve bunun Türkiye ekonomisi için sorun teşkil edeceğini savunmuştur. Ancak Dışişleri Bakanlığı da ‘Batı yanlısı’ dış politikanın göstergesi olarak AET ilişkileri bağlamında Katma Protokolü’nü savunmuştur.

1973 yılında Türkiye’nin kısmi olarak istekleri göz önünde bulundurularak Tamamlayıcı Protokol imzalanmıştır.

Katma Protokolünde gümrük birliği için bir takvim belirtilmiştir. Bu takvimin belirlenmesinde Ankara Anlaşmasının nihai aşamasında gümrük birliği için bir takvimin olmaması üzerine yapılan eleştirilerin etkisi bulunmaktadır. Ancak 1980 yılında yaşanan askeri darbe ile Türkiye – AET ilişkileri yine duraklamıştır.

Darbenin ilk dönemlerinde AET, askeri vesayeti ‘ülkeyi demokratikleştirme’nin aracı olarak görmüş olsa da gözaltı, tutuklama, işkence, gibi insan haklarının ihlali ve demokrasi sorunları gerekçesiyle ilişkiler tekrar askıya alınmıştır.

AET, Türkiye ve Yunanistan’ın dış politikadaki rekabetlerinin farkında olarak Türk-Yunan dengelerini gözetmekteydi. Ancak Türkiye’de 1980 darbesinin gerçekleşmesiyle Türkiye aleyhine olarak bu denge bozulmuştur. Zira 1981 yılında Yunanistan AET üyesi olurken, Türkiye ise askeri vesayetin yönetiminde AET’nin siyasi ve ekonomik kriterlerinden uzaklaşmıştır. Türkiye’de 1980 darbesinin gerçekleşmemesi durumunda, ya Türkiye’nin de Yunanistan ile birlikte AET’ye üye olacağı ya da Yunanistan’ın da AET’ye üye olarak alınmayacağı ifade edilmektedir.

Darbe yönetiminden sonra iktidara gelen Turgut Özal’ın sivilleşmeye ve demokratikleşmeye yönelik politikalar kapsamında AET ile ilişkiler tekrar başlatılmıştır. Ancak Özal döneminde AET ile ilişkilerde bazı sorunlar yaşanmıştır. Öncelikle 1981 yılında Yunanistan’ın AET’ye üye olması ve 1986’da İspanya ve Portekiz’in üye olacak olması AET yeni üye alma konusunda temkinli yaklaşmıştır. Göreli olarak ekonomisi zayıf bu devletler için ‘derinleşme’ gerçekleştirmeden yeni bir ‘genişleme’yi yapmak istememiştir. Bu sebeple Türkiye’nin 1987’de tam üyelik başvurusu uzun süre bekletilmiştir. Diğer taraftan Türkiye’nin özellikle Kıbrıs meselesi ve Ege Denizinde sorunlar yaşadığı Yunanistan’ın AET’ye üye olması Türkiye için sorun teşkil etmiştir. Bu kapsamda Yunanistan, Ortaklık Konseyi’nin toplanmasını engellemiştir. Diğer bir sorun, özellikle Almanya başta olmak üzere Avrupalı devletler Türk işçilerinin serbest dolaşımı konusunda sınırlandırma getirilmesini istemiştir. Son olarak ise, 1980 darbesinden sonra Türkiye’de 12 Eylül rejiminin kalıntılarının devam ettiği, insan hakları ihlalleri ve demokrasi sorunlarının çözülmediği yönünde baskıların artmasıdır.

Bu gelişmeler ışığında Türkiye-AET ilişkilerinin genellikle Türkiye iç siyasetinde yaşanan gelişmelerden dolayı değişkenlik gösterdiği görülmektedir. 1960, 1971 ve 1980 darbelerinin AET ilişkilerinde önemli bir etkisi olmuştur. AET, Türkiye’yi ekonomik yetersizlik ve demokrasi sorunları sebebiyle üyelik başvurusunu bekletirken, Türkiye ‘batı’ ideolojisine uygun bir dış politikanın göstergesi olarak AET ilişkilerinin geliştirilmesi ve AET üyeliğinde ısrarcı olmuştur.

Nasrettin GÜNEŞ

KAYNAK

  • Balcı, Ali, Türkiye Dış Politikası: İlkeler, Aktörler, Uygulamalar, 4. Baskı, Etkileşim Yayınları, İstanbul, 2015
  • Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, CİLT I: 1919-1980, (Ed: Baskın ORAN), İletişim Yayınları, 20. Baskı, 2015

TÜRKİYE AVRUPA BİRLİĞİ’NE GİREBİLİR Mİ?

AVRUPA BİRLİĞİ ‘ÖZGÜN’ BİR PROJE MİDİR?

https://www.ilimvemedeniyet.com

About Author

Nasrettin GÜNEŞ

"... çünkü insana en çok okumak yakışıyor ve mürekkebin kuruduğu yerde kan akıyor!" nasrettingunes[at]gmail.com

Leave A Reply