TÜRK SİYASAL HAYATINDA TURGUT ÖZAL (ANAP) VE RECEP TAYYİP ERDOĞAN (AK PARTİ) KARŞILAŞTIRMASI

0

 TÜRK SİYASAL HAYATINDA İKİ ÖNEMLİ PARTİ: TURGUT ÖZAL LİDERLİĞİNDE ANAVATAN PARTİSİ VE RECEP TAYYİP ERDOĞAN LİDERLİĞİNDE ADALET VE KALKINMA PARTİSİ

Giriş

Türk siyasal hayatına cumhuriyetin kuruluşundan beri baktığımızda tek partili iktidarların bu yelpazenin önemli kilometre taşlarını oluşturduğunu görmekteyiz. Bu kilometre taşlarından 1983-89 Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi ile 59. 60. 61. Hükümetlerinin kurucusu Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Türk siyasal hayatındaki yeri göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir.

Tabi bu karşılaştırmada cevabı aranacak kritik soru “Bu hükümetlerin Türk siyasal hayatında yer edinmesinde temel dinamikler nelerdir?” sorusudur. Ayrıca bu soruya yanıt aramakla birlikte bu dinamiklerin bu hükümetlerin Türk siyasal hayatı yelpazesindeki konumlarını nasıl etkilediklerini anlamak açısından farklılıklarını ve benzerliklerini de görmüş olacağız.

Partilerden Önceki Siyasal Süreç

İlk olarak, Özal hükümetinin kuruluşu öncesine bakarsak 12 Mart 1971 muhtırası ile ülkede istikrarlı bir hükümet kurulamamış, kurulan koalisyon hükümetleri de yapıcı ve uzlaşmacı bir siyaseti benimsememişlerdir. Siyasetteki bu belirsizlik toplumun her kesimine yansıyarak sağ-sol, Alevi-Sünni kutuplaşmasını oluşturmuştur. Toplum içindeki bu kutuplaşma, cepheleşme beraberinde binlerce gencin ölümüne sebep olan sokak çatışmalarına sebep olmuştur. Bunun yanı sıra toplumu daha derinden etkileyen ekonomik bunalım yaşanmış, enflasyon tavan yapmış, temel ihtiyaç maddeleri karaborsalaşmış ve dış borçlanma artmıştır.

Ülkede yaşanan bu kaos ortamı 12 Eylül 1980 askeri darbesini de beraberinde getirmiştir. Bütün siyasi partiler kapatılmış, parlamento feshedilmiş ve tüm kamu kurum ve kuruluşlarının idaresine Milli Güvenlik Konsey’i tarafından el konulmuştur. Ülkedeki siyasi belirsizliğe ve iç çatışmalara son vermek için yönetime el koyan komuta kademesi ilk olarak anayasayı yeniden yapılandırmış ve 24 Nisan 1983 tarihli MGK kararı ile yeniden siyasi partilerin kurulmasına izin verilmiştir.

Bu kararla birlikte Milliyetçi Demokrasi Partisi(MDP), Halkçı Parti(HP) ve darbe sonrasında kurulan Bülent Ulusu hükümetindeki görevinden istifa ederek 20 Mayıs 1983 de Turgut Özal’ın liderliğinde Anavatan Partisi(ANAP) kurularak 6 Kasım 1983’de seçime gidilmiştir. Seçimin sonunda, kendisine ciddi muhalefet olma potansiyeline sahip partilerin kapatılmış olmasının ve toplumun içinde bulunduğu durumu dikkate alarak Özal’ın kullandığı sosyo-ekonomik düzeni kurma ve ekonomik kalkınma söylemlerinin de etkisiyle Anavatan Partisi seçimi kazanarak tek başına hükümeti kurmuştur.

İkinci olarak 59. 60. 61. hükümetlerin kurucusu olan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin öncesine baktığımızda; 12 Eylül öncesi yaşanan sağ-sol çatışması yerini laik-anti laik, Türk-Kürt, Alevi-Sünni çatışmalarına bırakmıştır. 90’lı yıllar ise terörizm ile mücadele, Kürt sorunu, faili meçhul cinayetler, siyasal İslam, köktendincilik,  Alevi sorunu gibi tartışmalarla geçmiştir. Bununla birlikte ikinci Özal hükümetinde Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle yaşanan istikrarsızlık ülke siyasetine yansımıştır. 20 Ekim 1991’de Özal hükümeti döneminde yapılan bir referandum ile tekrar siyasal hayata dönen darbe öncesi siyasi partilerinin de katılımıyla yapılan genel seçimlerde DYP birinci parti olurken ANAP, SHP, RP ve DSP meclise girmiştir. Bu seçim ile 8 yıllık ANAP iktidarı sona ermiş ve kurulan DYP-DSP koalisyon hükümeti ile yeniden koalisyon hükümetleri sürecine girilmiştir.

28 Şubat, Erdoğan hükümetleri öncesinin hiç kuşkusuz en önemli ve Türk siyasal hayatının en kritik sürecidir. 24 Aralık 1995’de yapılan genel seçimlerde RP’nin birinci parti olarak çıkması bazı çevrelerde memnuniyetsizlik oluşturmuş ve DYP ile koalisyon kurulması engellenmeye çalışılmıştır. Kurulan bu hükümet birçok tartışma ve olaylar silsilesini de beraberinde getirmiştir. Bir taraftan asker, medya ve devletin belirli kademeleri irtica söylemlerini arttırıp başbakanlığını Necmettin Erbakan’ın yaptığı koalisyon hükümeti üzerinde baskı oluşturmaya çalışırken, bir taraftan da PKK terörü artarak büyüyordu. 1996’da kurulan Refah-Yol hükümeti kurulmasıyla birlikte siyasi krizler içinden çıkılmaz bir hal almaya başlamış asker rahatsızlığını açıktan ifade etmişti.  Yaşanan bu süreç 54. hükümeti sarsmaya başlarken Milli Güvenlik Kurulu da 28 Şubat 1997’de “irtica ve buna karşı alınacak tedbirler” gündemiyle toplanarak hükümeti zora sokacak çok kritik kararlar aldı. Bunu izleyen süreçte 21 Mayıs 1997’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı “laik rejimi hedef alan girişimleri” nedeniyle Refah Partisi’nin kapatılması nedeniyle Anayasa Mahkemesine dava açtı. Dava devam ederken Erbakan’ın istifası ile 54. hükümet sonlandı ve bu durum ülkede yeniden hükümet arayışlarını beraberinde getirdi ve ardından kurulan 55. ve 56. hükümetlerde devamlılık gösteremedi.

18 Nisan 1999’da yapılan genel seçimle ülke için yeniden bir siyasi istikrar oluşturulmaya çalışılırken seçimden birinci parti olarak çıkan Demokratik Sol Parti ye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından hükümeti kurma yetkisi verildi ve DSP, MHP ve ANAP koalisyonu ile 57. hükümet kuruldu. Hükümetin kurulması ülke siyasetinde önemli bir adımdı ama diğer taraftan da hükümet ve Cumhurbaşkanı Sezer arasındaki uyumsuzluk ve ardından gelen 2001 Türkiye ekonomik krizi ekonomiyi derinden etkilemiş, borsa çökmüş, enflasyon oranları rekor seviyelere ulaşmış ve birçok esnaf iflas etmişti. Buna bir de Başbakan Ecevit’in sağlık sorunları eklenince üç yılın ardından yeniden seçim söylemleri başlamış ve 3 Kasım 2002’de kapatılan Refah Partisindeki yenilikçi kanadın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisinin de katılımıyla seçimler yeniden yapılmış ve ezici bir çoğunlukla Adalet ve Kalkınma Partisi birinci parti olarak meclise girmiştir.

Partilerin Bazı Dinamikler Çerçevesinde Türk Siyasal Hayatındaki Konumları

Her iki partinin de kuruluşundan önceki tarihi arka plana bakıldığında; öncelikle içinde bulundukları siyasi ortamı, halkın beklentilerini ve ekonomik durumu da göz önüne alarak onları mevcut siyasi partilerden daha kapsayıcı, daha yenilikçi ve içinde bulundukları siyasi süreçle de çakışmayan bir tanımlamaya itmiştir. Başta Anavatan Partisi 12 Eylül askeri darbesiyle kapatılan tüm siyasi partilerin tabanına hitap eden bir söylemle kendisini “Liberal Muhafazakâr” olarak tanımlayarak parti içerisinde merkez sol, merkez sağ, milliyetçi ve muhafazakâr kesimlere yer vermiştir. Diğer taraftan da Adalet ve Kalkınma Partisi ise kendisinden önceki siyasi istikrarsızlığı ve muhafazakâr kesimin taleplerine irtica söylemleri ile karşılık veren yapıyı göz önüne alarak kendisini “Muhafazakâr Demokrat” olarak tanımlamıştır. Bu bağlamda bakıldığında her iki parti de mevcut konjonktürü baz alarak kendilerini birleştirici ve bütünleştirici yönde tanımlamaları onları Türk siyasal hayatında temelleri sağlam bir konuma oturtmuştur.

İkinci olarak ise; yine tarihi arka planda yaşananlara baktığımızda her iki partinin de öncesinde benzer siyasi, ekonomik ve sosyal süreçler yaşanmıştır. Her iki partinin de öncesinde ekonomik krizler, enflasyon artışları darbe süreçleri ve toplumu ayrıştırmaya yönelik bir takım iç çatışmalar yaşanmıştır. Bu yaşanmışlıklar çerçevesinde bakıldığında ise, 12 Eylül darbesiyle siyasal partilerin kapatılması ve darbe yönetiminin Özal’ın parti kurmasına,  siyasal faaliyetlerine göz yummasıyla; oluşan siyasi boşluktan ortaya çıkan, kısa vadeli ve topluma mal olmamış bir parti olarak Türk siyasal hayatında yer almıştır. Bu durumu ANAP’ın önemli isimlerinden Hasan Korkmazcan şöyle ifade etmiştir; “ANAP 1980 sonrasının siyasal boşluğundan faydalanarak yukarıdan inşa edilmiş bir partidir. ANAP, kitlelere mal olmuş bir parti hüviyetini hiçbir zaman kazanamadı. Bu yüzden, partiye halkın katılımı da sınırlı oldu. Yoksa 1983’ten 1989’a kadar tek başına iktidara gelen bir partinin, sonraki 2 dönemde yok olup gitmesi söz konusu olamazdı.” Yine bu bağlamda öncesindeki süreçlerinin benzerliğine rağmen Adalet ve Kalkınma Partisinin daha rekabetçi bir ortamda seçime gitmesi, tepeden inme değil de toplumun içinden gelen bir kadrosunun varlığı ve daha reformcu yaklaşımı onu Türk siyasal hayatında 3 dönem Recep Tayyip Erdoğan ile olmak üzere 4 dönem iktidarda tutmuştur.

Üçüncü olarak; her iki partinin de iç siyasette sağladıkları istikrar ve kalkınmanın vermiş olduğu öz güvenle ortaya koydukları bölgesel ve küresel bazdaki dış politika onları sadece Türk siyasal hayatında değil Türk dış politikasında da önemli bir konuma taşımıştır. Aslında bu partilerin Türk siyasal hayatındaki konumlarını dış politika çerçevesinde incelediğimizde karşımıza temelde benzer bir felsefeyi benimsemiş, birbirini tamamlayan bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Özal döneminde benimsenen ekonomide liberal politikalar ile dışa açılma süreci başlamış, dış ticaretin arttırılmasıyla küresel dünyaya entegrasyon sağlanmıştır.

About Author

Mehmet Fatih ARGIN

Leave A Reply