İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Dünden beri Türkiye 16 yaşındaki Atlas'a ağlıyor, içimiz yanıyor, "aman Allah'ım bu nasıl bir acıdır" diyoruz dertli dertli.
Atlas'ı katleden canileri gördüğümde, 90'lı yıllar yani çocukluğumun Esenler'i canlandı hayalimde. Öyle tanıdık geldi ki o serserilerin davranışları, tavırları, akıllarını yitirmiş halleri. Ah çektim derinlerden.
Biz de Esenler'deki ilk gençlik yıllarımızda sokaklarda ürpererek yürürdük bazen, başımıza bir şey gelmesinden korkardık. Çeteler, serseriler, belalı tipler eksik olmazdı. Kimi tiner kullanırdı, kimi azılı hırsız idi kimisi ise âdi suçlarda ustaydı, hapse girip çıkmaktan zerre korkmazlardı. Kaldı ki sanki birçoğu da ne hapse girer ne de cezasını çekerdi, hayatın bütün güzelliklerine musallat olmuş gölge gibilerdi, yakalanmazlardı bir türlü.
Doğrusu, bir belaya bulaşmamak için azami dikkatliydik çocukken, aklını yitirmiş bir serserinin yapamayacağı yoktu çünkü, bunu bilir ve gücümüz yettiğince tehlikleli insanlardan uzak dururduk. "Onlar cesaret hapı alıyor aman bulaşmayın" diye arkadaşlarımızla birbirimizi uyarırıdık.
Unutmuyorum, bir ara belalı tipler mahallemizde iyice azıtmıştı ve yaptıkları kötülüklere karşı içimizde üzüntü, korku, kin ve öfke birikmişti. Lakin onların seviyesine inmek mümkün değildi, böyle bir şey hem içimizden gelmezdi hem de doğru değildi. Fakat mahallede estirdikleri terör havası küçük kalbimizde endişeye sebep olur, bir şekilde onların hakkından gelmeyi yürekten isterdik.
Hiç unutmuyorum, serseriler komşu mahalleden bir çocuğa tam bizim gecekondunun önünde delice saldırmışlardı. Normalde onlar karşısında sus pus olurdu herkes lakin o gün öyle olmamıştı. Selçuk isyan etti olan bitenlere, karşısındaki belalı tiplere direniş gösterdi. Bir kartal gibi kollarını açtı, kendini cesurca savundu, aşağılık serserilerden birini tuttuğu gibi yere çaldı.
Bu sahneleri izlerken hem çok sevinçliydim hem de çok korkuyordum. Sevinçliydim çünkü Selçuk hepimizin iç sesi olmuştu adeta, yapılan onca kötülüğe "yeter" deme cesareti göstermişti ve gerçekten de rezil bir serseriyi hak ettiği şekilde yere sermişti. Korkuyordum çünkü sonrasında ne olacaktı? Selçuk nasıl bir yürek yemişti de tek başına o kötülere meydan okumuştu? Ya ona pusu kurarlarsa, nasıl savunacaktı sonrasında kendini?
Hele son sahne, ağır çekimde bugün bile aklımdadır, film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor hâlâ:
Selçuk o denli zulüm görmüştü ki, canına tak ettiği noktada tüm asaletiyle gücünü ortaya koymuş ve serserileri yenmişti. Aralarındaki en iflah olmaz tip yere düşmüştü, Selçuk hızını alamayıp onun yüzüne öyle bir tekme atmıştı ki inanması sahiden zordu. O an çocuk kalbimizde "hak geldi bâtıl zail oldu" manası yankılanıyordu resmen, zafer nidaları yükseliyordu, eninde sonunda iyilerin kazanacağına dair inancımız pekişiyordu. Şaşkınlık, hayret, endişe, ümit, sevinç, ürperti, tüm duygular iç içe geçmişti gönlümüzde.
Sonra sanırım haber alamaz olduk Selçukların ailesinden, mahalle dar geldi onlara, muhtemelen kötü bir akıbete uğrama endşesiyle daha fazla duramadılar ve mecburen taşındılar.
Geride ise bir kahraman adı kaldı benliğimde; dünyanın tüm kötülerine karşı bir Selçuk öfkesi durur hâlâ içimde, yeryüzünün bütün zalimlerine karşı bir Selçuk duruşu saklarım bağrımda. O benim kahramanlarımdan biridir, net tarifle şerefsiz serserilerin yüzünde patlattığı o tekme, hayatımın en ibretlik anlarındandır, şecaatin çocuk yüreğimdeki aziz temsilidir.
Çocukluğu o tür korkularla geçmiş bir insan olarak, sonrasında Esenler'de gördüğüm güzel gelişmeler doğrusu beni çok mutlu etmişti. Uyuşturucu ve kötülük yuvası olan birçok yer güvenli park alanına dönmüş, sokaklarda asayiş büyük ölçüde sağlanmış, güvenlik tebdirleri artırılmıştı.
Son senelerde ise genç kardeşlerimizin çocuk yaştaki serseriler tarafından katledilmesi yeniden ürpertti içimizi. Geçen sene Kadıköy'de yine Ocak ayında henüz 15 yaşındayken katledilen Ahmet Minguzzi'nin yüzünü kim unutabilir, nasıl bir dramdır o, tarife sığar mı? Şimdi de 16 yaşındaki Atlas Çağlayan aramızdan ayrıldı, bir hiç uğruna.
Bugün tevafuk o ya, emekli olmuş bir polis memuruyla karşılaştım, hayatı olay yeri incelemeyle geçmiş, sayısız operasyona katılmış olan beyefendiye neden böyle oluyor dedim çaresizce. Şu cevabı verdi:
— Hukuk, her şey hukuka bakar, mevcut yasalar suçluları korkutmaktan çok teşvik edecek nitelikte, asıl sorun bu! Yasa iyileri cesaretlendirir kötüleri korkutur. Tam tersi oluyorsa bir şeyler yanlış demektir!
Sözlerini açmasını istedim çünkü derdimiz sahiden bize ne düşüyor onu da öğrenmekti. Şöyle devam etti:
— Mesela bir hırsız eve girse ve yakalansa, mahkeme süreçlerinin sonunda bir iki seneye indirilebiliyor cezası. Onu da paraya çevirdiler mi, yaptıkları hırsızlıktan daha az bir bedelle yakayı kurtarmış olabiliyorlar. Trajedi burada!
Hüzünden sözlerini tam anlayamadım, detay vermesini istedim. Meselenin teknik bir boyutunun olduğunu net şekilde ifade etti, cezalar artırılmazsa, ibret-i alemlik yasalar olmazsa, bu döngüden kolay çıkılamayacağını ifade etti. Bu tezini şu sözlerle pekiştirdi:
— 2006-2007 yıllarında, kapkaç olaylarından dolayı Türkiye'de kadınlar yerlerde sürüklenmeye başlamıştı, önüne bir türlü geçilemedi, sonunda yasa değişikliğiyle cezalar artırıldı, yirmi yıla yakın hüküm giymeye başladılar, bu tür olaylar hızla azaldı!
Ben tabii bir yandan "acaba" diyordum içimde, bir yandan da onun tecrübelerinden istifade etmek istiyordum. Şu tespiti ibretlikti aslında:
— Süleyman Kardeşim, sen henüz bir yaşındayken (1985 senesini kast ediyor) Milli futbolcularımızdan biri suça karışmıştı, ona özel yasa çıktı sonrasında, Milli futbolcumuz diye oldu bittiye getirildi mesele lakin bu tarz uygulamalar hep büyük yaralar doğurdu sonrasında. Adalet çok hassas bir mevzudur.
Kendisine bunca yıldır sahada görev yapmış bir insan olarak, çözümün diğer boyutlarıyla ilgili fikirlerini de sordum, Ahmetleri Atlasları kaybetmemek için ne yapmamız gerektiğini paylaşmasını istedim. Şu cevabı da manidardı:
— Bu işin en mühim boyutlarından biri Milli Eğitim'e düşüyor. Özellikle ilkokul öğretmenlerinin çocuklar üzerindeki etkisi o kadar büyük ki anlatamam. Bütün değerleri, güzellikleri, idealleri orada öğreniyoruz, bugün asıl problem mesleğine âşık ilkokul öğretmenlerinin azlığıdır, yüce idealleri benimsemiş ve hakikatli bir nesil derdi taşıyan öğretmenler olmadan olmaz. Milli Eğitim özellikle ilkokul öğretmenleriyle ilgili acilen büyük bir reform gerçekleştirmeli, oraya odaklanılmalı. İlkokulda kaybedilen, yüreklerine dokunulmayan gençler, ortaokul ve lisede problem olarak karşımıza çıkıyor, ilkokulda dikiş tutturamayanlar sonrasında çeşitli suçlarla haberlere konu oluyor.
İşte böyle.
Kendi payıma yazarlık düştüğü için kayda geçsin istedim bu hasbihalimiz.
Yüreği yanıyor insanların, acımız büyük, derdimiz gençlerimiz.
Hepimiz bir ucundan tutacağız meselelerin, elbette sorumluluğu birilerine ve bazı kurumlara havale ederek işin içinden çıkamayız, biliyoruz ki hakikatte her şeyden dolayı her şeyden sorumluyuz. Ne mutlu elindeki gücü iyiliğe, güzelliğe, hayra sarf edenlere.
Burası dünya, bir ucundan tutmak zorundayız hayatın, vebalin, dertlerin. Ümitsiz olmadan, karamsarlığa düşmeden, kötü örneklerin irademizi felç etmesine izin vermeden çabalayacağız.
Hayal edin, vesilenizle bir genç belki de kötülüklerden uzak duracak, hapislerde çürümeyecek, gösterdiğiniz çabalar yüzünden belki bir ailenin ahı daha göklere yükselmeyecek, az bir şey midir bu?
Kim bir insana en ufak bir olumlu dokunuş yaparsa, en küçük bir iyi katkıda bulunursa, sanki bütün insanlığı diriltmiş sayılıyor inancımızda, çalışanlar bunun için çalışsınlar.
Gidenler geri gelmiyor, Rabbim ibret almayı, benzer acılar yaşamamak için sorumluluğumuzun farkında olmayı nasip etsin, amin.
Ahmetlerimiz, Atlaslarımız için dertlenmeye devam edenlere selam olsun.
Acılı ailelerine sabır dilerim.
19 Ocak 2026
Süleyman Ragıp Yazıcılar
Yorum Yaz