İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Sigara içilmesi tercihe bağlı olarak sunulur. Ancak bu tercih çoğu zaman bireyin bir çok şeyinden vazgeçmesine vesiledir. Peki sigara içen insan, her satın aldığı paketin ardından nelere sebebiyet verdiğinin farkında mıdır acaba? Sigara içenin hayattan azar azar çekilmesini bir tek sigara içmeyen mi görür?
Sigara belki de şekerden sonra insanın hazlarına tahakküm kurabilmiş ikinci üründür. Bu iki madde aslında alkol ve uyuşturucu bağımlılıklarını bile niceliksel boyutta büyük farkla aşmaktadır. Belki şeker tüketimi ve sonuçları için farklı bir yazı başlığı oluşturabilir, dolayısıyla biz merceklerimizi sigaraya tekrardan büyütelim; yani hayattan diskalifiye olma yolu olan sigaraya.
İnsan, erken yaşlarından itibaren geliştirdiği bir reflekse sahiptir; Şimdiki bir birim faydanın yarım saat sonraki iki birim faydadan iyi veya kötü olması. Aslında basit gibi gözüken bu tercih insanın hayatını büyük ölçüde değiştirmektedir. Yapılan deneylerde, birbirlerinden bağımsız ortamlarda gözlemlenen 4-6 yaş aralığındaki çocukların karşılarında bulunan masanın üzerine, bir adet marşmelov bulunan tabak konulmuş. Ardından tabağı koyan araştırmacı odadan ayrılmış ve çocuğa eğer odaya geri dönene kadar marşmelovu yemezse iki tane marşmelov alacağı söylenmiş; yani marşmalov yenilmez, sabredilirse ödül kazanılacaktır. Deneyin sonunda bazı çocuklar (özellikle fakir ailelerden gelen çocuklar) kısa sürede marşmelovu büyük bir keyifle yemişler. Bunun aksine bazı çocuklarsa marşmelovdan dikkatlerini ayırmayı başarmışlar ve iki marşmelov yemeye hak kazanmışlar. Tabii deney burada bitmemiş, yıllar sonra çocukların ileriki yaşamlarıda rapor edilmiş; ikinci marşmelovu bekleyemeyen çocukların özdenetimi bir çok konuda düşük çıkmış. Dolayısıyla kısa süreli hazları tercih etmeye meyilli olmuşlar! Bunun aksine ikinci marşmelovu bekleyen çocuklarınsa özdenetimi daha yüksek olmasından ötürü, neredeyse her konuda sabırsız çocuklardan daha başarılı oldukları gözlemlenmiş. Aslında sigarada bu deneyde konulan marşmelov gibidir. Neticede insan büyür, belki masalarda büyür ama o "Marşmelov" da isim değiştirsede hep aynı yerde durmaktadır.

Dolayısıyla burada sigaranın bir dengesizlik yaratmaya meyilli olduğunu söyleyebiliriz; anlık haz, uzun vadeli bedel ödememize sebep oluyor. Yani sigara, adeta irade eğitimimizi elimizden alan bir güç olarak karşımıza çıkıyor. Beynimizin en ucundaki sinir hücreleri ilk sigara sonrasında başta masumane dürtüler yollayarak arzularını dile getirmeye başlıyor. Bunu bilmemin sebebi kendi sigara tüketimim deneyimimden ötürü değil; bunu bilmemin sebebi sigaradan daha kötü sayılabilecek nargileyi sadece üst üste birkaç kez tecrübe edişimdi. Tadını halen hatırlıyorum, aslında tadı hoş olsada yoğun veya haz verici değildi. Ancak vücudum bir kez o nikotini aldıktan sonra bir kaç ay boyunca sık sık nargile içmeyi defalarca istiyordu İçmesem bile sık sık aklıma geliyordu işte, kendimi fırsat olursa içerim diye geçiştiriyordum. Yoksa erken yaşlarında bile ailesinin sigaralarını kırıp camdan aşağı atarak o sigara plantasyoncularının en büyük düşmanı olmayı başaran çocuk ironik bir şekilde nargile bağımlısı mı olmuştu? Tabii kide hayır. Ama kesinlikle nikotin bağımlılığının başlangıcını deneyimlediğimi düşünüyorum, ama her zaman sigaraya mesafeliydim. Ama bu bağımlılığın insan zihninin içinde ne denli güçlü bir konum alabileceğini tahayyül edebiliyorum. Netice itibarıyla belki ilk başta tercihimiz olan bir ürüne kısa sürede bağımlılık geliştirdiğimiz gün gibi ortadadır.
Bir paket sigaranın 100 TL olduğunu ve günlük satın alındığını hesap edecek olursak: Bir ayda 3000 TL, yılda nominal (enflasyon hesap edilmeden) 36.000 TL masraf olarak oluşacaktır. Ancak bu parayla bir haftalığına Türkiye'nin bir çok ilinde kendimiz ve sevdiklerimizle gerçekleştirebileceğimiz bir gezide düzenleyebilirdik. Bunun dışında bu para (yaklaşık 900 dolar) çeşitli yatırım araçlarıyla değerlendirilerek uzun vadede bileşik faizinde yardımıyla ufak bir servete dönüşebilirdi.
Hayatını önemli ölçüde etkileyecek sınavlara girmeden önce, sınav anında canı çekmesin diye, sigara içen kişiler tanıyorum. Bununla da bitmiyor; sınavın başlamasından yaklaşık 20 dakika sonra tekrardan sigara içme arzusu, kol damarlarından beyin hücrelerine kadar taşınıyor, odağın çöküşü beraberinde gerçekleşiyor, böylelikle sınavın bitmesine daha yarım saat varken sorular yarım yamalak cevaplanıp gözetmene teslim ediliyor: Şimdinin marşmelovu hayat boyu gelecek marşmelovun katili oldu. Bu belki akademik performansı etkilediği boyutuydu, dahası; sportif kabiliyetini, uyku kalitesini, nezaketini, kokusunu, cüzdanını (veya modern tabirle banka hesabını), vücudu etkileme boyutları var. Bunlara teker teker girersek işin içinden çıkamayız. Aslında hayatımızı bu denli etkileyen ve negatif etkisini inkar edemeyeceğimiz problemi tespit etmiş bulunmaktayız. Buraya kadar okuma iradesini gösterdiysen zaten bu problemi değiştirmek istiyorsundur ya da hali hazırda iraden bu problemden güçlüdür; zaten değişim ancak güç sayesinde gerçekleşebilir. Aslında değişim olmazsa bir ömür boyu satın alınacak şey; ağız kokusu, balgam, çabuk tıkanma, hırıltılı nefes, ses tellerinde kalıcı hasar, erken yaşlanma, koku ve tat duyusunun körelmesi, cinsel yaşamı etkilemesi (hormon dengesizlikleri), kronik stres bozukluğu ve dahası. Belki de bunları bilmeye rağmen ısrarcı olmak, sahip olunan özgürlüğün cesaretle birleşimindendir.

Bir paket sigaranın tükettiği su miktarını hayal edebiliyor musunuz? Aslında sadece suyu değil, suyun içinde yaşayan canlılarıda tüketmektedir; bir litre suya düşen tek bir izmarit su pirelerinin tamamını sadece iki gün içinde öldürüyor [1]. Yani göllere, ırmaklara, boğazlara umarsızca fırlatılan her izmarit deniz canlıları için bir havan güllesiyle eşdeğerdir. Buna ilaveten sigara izmaritini gören canlılar onu yiyecek dahi zannedebiliyor ve yemeye kalkışıyorlar [2]. Sanırım sigara yemenin fare zehri yemekle netice bakımından farklı olmadığında hemfikirizdir...
Sigaranın yetiştirilirken emdiği su, taşınırken dolaylı yoldan kirlettiği su, insan vücudunda harcadığı su, tüketilip havaya ve toprağa karıştıktan sonra zehirlediği su miktarıysa akıl alacak düzeyde değildir. Bu yönüyle sigaraya karşı tepkimizi esirgememek iyi bir vatandaş olmanında yoludur. Çünkü bilinci açık herkesin bileceği üzere Fırat nehrinde seken bir taş dahi İstanbul boğazını etkileyebilecek bir dinamik oluşturabilir. Aynı şekilde ufak bir gölün kurumasını boynumuzdaki altın zinciri kopartıp çöle fırlatmaktan farksızdır; Kaynaklarımız sınırsız değil!
Buna ilaveten İslam inancında doğanın "Allah'ın ölçüsü" ile korunmasından ötürü, bu ölçüyü insan eliyle bozmaya yeltenmek veya bozanlara karşı kayıtsız kalmak zalimlikle bağlantılıdır [3]. Zira zalimliğin esası emanete (kendi koruması altındakilere) kayıtsızlık ve fesatlık ile başlamaktadır. Ayrıca insana emanet edilen bedeninde tabiri caizse uzun vadeli bir intihara sürüklenmesi ve intiharında kesin surette en büyük günahlardan biri olmasından ötürü sigara içilmesine razı olunması pek doğru gözükmemektedir. Bireyin kendine verdiği zararlara ilaveten içtiği sigaranın, anlık zühur eden, dumanından ötürü zehirlediği tanıdık tanımadık kişilerin kul hakkına girdiği şüphesizdir. Çoğu kaynakta güzel kokmak teşvik edilmişken hiçbir esansın zevale uğratamayacağı sigara kokusu, sigara içmeyenler için günlük hayatta karşılaştıkları en kötü kokulardandır. Ayrıca İslam inancının özünde iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak gibi bir ilke mevcutken bu illetin zararlarını görmemezlikten gelmek ne kadar samimi bir davranış olduğu tartışmaya açıktır.
Sigaranın sicili devletler için oldukça kabarıktır; geçmişte ekstra vergi kapısı, günümüzdeyse ekstra vergi kaybı olarak kayıtlarda geçmektedir. Sigara sanayisinin ortaya çıkışının erken dönemlerinde (belki de zararları gözlem yetersizliğinden sahiden bilinmemekteydi) merkez kapitalist ülkelerde sigara kullanımı doktorların dahi tavsiye ettiği bir boyuttaydı. Buna ilaveten sigaranın cinsel kimliğinde öne çıkan unsuru olarak karşımıza çıkartıldığını görüyoruz; Marlboro Erkeği ve Kadını:
Marlboro Erkeği,
genelde vahşi batı filmlerinden tanıdığımız yakışıklı, karizmatik, silah kullanmayı bilen, namı kendisinden önce giden kovboydur yani maskülen erkeğe tekabül eder. Sigara onun atıyla beraber yegane yoldaşıdır. Altı patlarının mermilerinin tedarikine verdiği özeni aynı şekilde sigaralarının kibriti içinde gösterir. Marlboro erkeği belkide 20. yüzyılın ortalarından, son görüldüğü 2000 yılına kadar en iyi pazarlama kampanyalarından birisiydi. Daha önce farklı denemeleri olsada, ürün paketinin içine hazla beraber kimliğinde beraberinde sığdırılması ilk kez bu denli başarılmıştı. O satılan kimlik ise bir çok erkeğin, ideal olarak gördüğü maskülen erkekti. Buna itiraz etmeden önce sayısız film ve dizide sigara içen erkeklerin hangi rolleri oynadığına göz atmanızı istiyorum.
Marlboro Kadını
ise karşımıza güzelliğine zarafet katacak (!) sigarayı tutarken gözükmektedir. Bu kadın sanayi sonrasında geleneksel pragmalarından kurtulmasının ardından, iradesinin tasarrufunu artık elde etmesini temsil etmektedir. Femme fatale mizacıysa fıtratından gelen, değiştirilmesi mümkün olmayan güçlü kadınlığından ötürüdür; cazibesiyle her erkeğin ilgisi için yalvardığı kadın. Bu kadın türü Batı'ya özgü gibi gözüksede bizim sinemamızda mevcuttur; Adanalı Afet (Deli Deli Küpeli filmi). Buna ilaveten afişte dikkatinizi çekmek istediğim iki nokta söz konusu; "Fildişi ipuçları: dudakları koru" olarak çevrilebilecek bir yazı sağ üstte yer almakta. Esasında bu ipucu diğer bir çok afişte yer almaktadır. Oysaki dudakları (ve dişleri) büyük ihtimalle en çok zarar veren şeyi kadın bizzat kendi elinde tutmaktadır. Ayrıca istisnasız her Marlboro Kadını asla dudaklarından kırmızı ruju esirgememiştir! Belki de erkeğin altı patları gibi kadınında dudakları bir silahtır mesajı verilmiştir, bilmiyorum. Dolayısıyla bu kadınlarında rujlarına gösterdiği ehemmiyeti aynı şekilde sigaraya da gösterdiğini söylememiz pek yanlış olmaz. Tüm bunlardan ötürü sigara endüstrisinin feminizmi bir bakımada pazar hacmini büyütmek için kullandığını söylenilebilir. Feminizmse anlaşılan sigara tüketiminin kadın özgürlüğüyle doğrudan bağlantılı olduğunu iddia ederek sigara sanayisiyle adı konmayan bir ittifak kurmuştu. Zira sigara şirketlerinin bu etkisinden önce kadınların sigarayı pek tercih ettiği söylenilmezdi her şeyden önce sigara genelde erkeklerin tükettiği bir şey olarak görülüyordu, kadınların içmesi ayıp bile sayılabilirdi!
1950'lerde sigaranın zararı her ne kadar ortaya çıkmış olsada (akciğer kanseriyle bağlantısı), sermayedarlar ile siyasetçiler mevcut statükoyu değiştirmek istemediler. Ayrıca toplumda bu gerçeği kabul etme taraftarı değildi, sonuçta sigara sinirleri gevşeten bir yardımcıydı, ne zararı olabilirdi ki?
Sigara konusunda asıl kırılma 1990'larda gerçekleşecekti. Tütün şirketlerine karşı toplu davalar ve akabinde şirketlerin suni olarak sigaranın sağlığa ve çevreye saçtığı zararları sakladıkları ortaya çıkması aslında sigaranın zararlı olup olmadığı tartışmalarını bitirmişti. Sigara karşıtlığı belli ölçüde ana akımda yerini bulmuştu. Bunun akabindeyse devletler ilk etapta kapalı alanlarda sigaraların içilmesine yasak koymuştu. Farkında olmadan şirketlerin ekmeklerine uzun yıllar boyunca yağ sürselerde artık kendi ceplerine sigara sayesinde giren paranın yine aynı sebepten ötürü misliyle çıktığının farkına varmışlardı. Çünkü sigara yüzünden yaşanan çevre sorunlarının önlenmesi için harcanan kaynaklardan tutun insanların sigara yüzünden bozulan sağlığını düzeltmeye kadar neredeyse her kalemde sigara büyük gedikler oluşturuyordu. Bundan ötürü sigara devletin düşmanı ilan edilmişti.
Ülkemizde, sigara paketlerine rahatsız edici fotoğraflar konularak caydırıcılığı arttırıldı. Bununla yetinilmeyip bir paket sigaranın %80'inden fazlasının vergi olduğu bir sistematik zam sürecide gerçekleşti. Ancak ne yazık ki ülkemiz 15 yaş üstü sigara kullanımı konusunda ülkeler arasında başı çekmekte (nüfusun neredeyse %30'u). Tüm bunlarla sınırlı değil! Oluşan kamu hasarına ilaveten sigara molalarından ötürü oluşan işgücü kayıpları küçük gibi gözüksede milyonlarca insan hesap edilecek olursa aslında oldukça büyük gözükmektedir. Bu yüzden mecliste dahi sigara içmeyen kişilerinde sigara içenler gibi molası olsun diye görüşüldüğü olmuştur. Bu arada söylemiş miydim? Sigara her yıl terörden daha fazla canı kopartmaktadır...
Sigaraya verilen paradan dolayı oluşan yoksulluk (sistematik problemleri esgeçmemekle beraber), ailede çocuk başta olmak üzere her ferdinin bir çok problem yaşamasına sebep olmaktadır. Yoksulluğun ötesindeyse özellikle çocuk ailesiyle bağ kurma problemi yaşayabilir: düşünsenize annesi çocuğa sarıldığında çocuğun düşündüğü şey güzel koku veya şefkat olmayacaktır: hissettiği tek şey kötü bir koku ve başdönmesi olacaktır. Bu yüzden çocuğun annesini istememesi tabiaten beklenen durum olsa bile anne (veya baba) bu durumu çocuğun itaatsizliği olarak algılayıp onu bile azarlayabilir! Hele ki bu azarlama sonrasında içeceği sigarayı çocuğa göstererek "Bu sigarayı içmeyeceksin!" diye durduk yere azarlamasıda başka bir trajedi doğuracaktır.
Ayrıca sigaranında binbir çeşidi ortaya çıktı: çilekli, çikolatalı aromalısı olandan tutun "elektronik (puff)" sigaraya kadar! İşin özünde marşmelov halen tabağımızda duruyor. Ancak bu marşmelovu kendi özgün ve özgür irademizle satın alıp, kendimiz başta olmak üzere tüm dünyaya bir zararda bulunup bulunmayacağımız halen bize bağlıdır.
Bu yazıyı yazmamın amacı çocukluğumdan beri ailemin her ferdinin (akrabalar, akranlar, komşulardan bahsetmiyorum bile) düzenli aralıklarla sigara içmesiydi. Hatta annemin hamilelik sürecinde bile sık sigara içmesinden ötürü abimle ablam doğum sonrasında elimde sigara olabileceğini bile söylemişler. Ayrıca belirteyim annemin sigara içme alışkanlığı kesintisiz 40 yılı aşmış bulunmakta. Dolayısıyla ben erken, gerçektende çok erken, dönemlerimden itibaren sıkı bir pasif içici olarak bu yazıyı kaleme almaya hakkım olduğu kanaatindeyim. Esasında bu yazıyı yıllardır düşünsem dahi taslaktan tam haline dönüştürmem yaklaşık bir haftamı aldı. Neden mi? Çünkü iki hafta önce geçirdiğim faranjit hastalığı sadece günlerimi heba etmekle kalmadı, sınav haftamda çalışmamı engelleyerek telafisi pek mümkün olmayan neticeler meydana getirdi. Evde, okulda, toplu taşımada, kamu çevresinde yer alan adeta seyyar fabrika bacaları eminim ki daha nice ciğeri bir güzel bayram ettirmiştir (!).
Ancak tüm bunlara rağmen yazıyı asla "neden sigara içiyorsunuz!? Hemen bırakın bu illeti!" üslubunda yazmamaya özen gösterdim zira bu anlatım biçiminin ters tepeceği kesin olmakla beraber, özgüvensiz ve samimiyetten uzak olduğunun farkındaydım. Bu çerçevede olabildiğince meseleleri içselleştirmeden ama empatiyide sakınmadan düşüncelerimi dile getirmeye çalıştım. Günün sonunda sigaranında içilmesinin bir özgürlük alanı olduğunun farkındayım. Buna ilaveten "bir şey yapma" özgürlüğününde aslında oldukça manipülasyona açık bir hak olduğununda altını çizmek istiyorum.
Kamil Berkcan Baltay
[1] http://cobbcounty.org.if-us-east-1.s3.amazonaws.com/s3fs-public/2018-08/Thalweg-Spring-2013.pdf
[2] https://x.com/istockhistory/status/1157126786477510657/photo/1
[3] https://haber100.com/kuranihayat/d/222/d/344/d/372/adalet-islam-toplumunun-olmazsa-olmazidir
[4] https://tobacco.stanford.edu/cigarettes/womens-cigarettes/marlboro/#collection-11
Yorum Yaz