NE SENLE NE SENSİZ: MUSUL

0

Kara sevdamız,..

Sevip de kavuşamadığımız,..

Nazlı nazlı, uzaktan uzaktan üzerine titrediğimiz,..

Aslına bakarsanız platonik aşkımız: Musul-Kerkük!

Dayayıp on dörtlüyü kafamıza, her adını duyunca heyecanla ‘’Misak-ı Milli’dir kardeş!’’ diye irkildiğimiz Sancak-ı Musul.

1 koyup 3 almayı hayal ettiğimiz topraklar..

Ah, Rahmetli Özal ah…

catsa

Bir zamanlar: 1990’lı yıllarda Özal’ın sinir harbi atakları..

Musul Operasyonu gündem şuan… O kadar yazılacak konu, ayrıntı var ki bu mesele üzerine. Nereden başlasam bilemiyorum. Tarih anlatmayacağım. Merak eden açıp okuyor zaten.

Lozan’da Musul’u çözemediğimizi bilin yalnız. 1926 Ankara Antlaşması ile İngiltere Mandası’na bağlı Irak’ın bir parçası olduğunu kabul ettik.

Şeytani İngiliz oyunları diyor gibisiniz.

Baba bırakın artık şu tekerlemeyi. İngilizler tamam çok uyanık bir millet çok fırıldakçılar da biz çok mu aptalız acaba?! Öyle basit hatalar, yapılmaması gereken hamleler yapılmış ki!

O zamanın şartları öyleydi filan da demeyin! Yanlışa yanlış, doğruya doğru, eğriye eğri deyin! Bize bu yakışır. Ne diyordum? Ben demeyeyim de Ali Şükrü Bey meşhur Trabzon Mebusu’muz, şehit milletvekilimiz bir bakın ne diyor Lozan Görüşmeleri için:

‘’Mehmetçiğin süngüsüyle kazanılan muazzam zafer Lozan’da heba edildi.’’

Sağlık olsun…

O zamanlar yapılan eleştirilerden bazıları yine çok ilgi çekici: ‘’Musul’u kaybetmemiz demek bütün doğu vilayetlerimizi kaybetmek anlamına gelmektedir.’’ Siirt Mebusu Necmettin Efendi.

Bu kadar önemli bir toprak işte Musul…

DEAŞ için sembolik bir öneme sahip olan Musul’u Irak askerlerinin nasıl onursuzca aşağılık bir biçimde kaçarak terk ettiklerini hepimiz hatırlıyoruz. Üniformalarından silahlarına kadar her şeylerini teröristlere bırakıp kaçan kartondan askerler…

Şimdi komik olan bu Irak askerleri Musul’u geri almak için operasyonun asıl kara gücü… Bizim eğittiklerimizle birlikte bir 30.000 kadar ediyorlar.

Umarım yine kaçmazlar.

Tehlikeli bir savaş olacağını herkes biliyor. Etnisitenin bozulması demek dengelerin alaşağı edilmesi anlamını taşıyor. Türkiye’nin üzerine titrediği mesele bu. Amerika Humeyni sonrası düşmanlaştırdığı Şii unsurlara bugün artık daha farklı yaklaşıyor. Geleneksel müttefiki olan Sünniler yerine Şiiler’e yavaş yavaş alan açmaya öne çıkarmaya başladılar. Şapkaları değiştirdiler velhasılı. Türkiye’nin endişesi mezhep heterojenliğinin bozulması, DAEŞ’ten temizlenen bölgelere yapılacak yerleşimlerin ana yapıyı kırması üzerine yoğunlaşıyor.

Terörün doğumhanesi haline gelen Suriye-Irak hattından en çok zararı kim görüyor? Türkiye..

Erdoğan’ı dinleyelim:

‘’Bizim Suriye ile olan sınırımız 911 kilometredir. Suriye ile yakından uzaktan alakası olmayanların Suriye’ye girmesi hak, bize gelince ‘Sizi katil Esed çağırmadı ki nasıl girersiniz’. Kusura bakmayın gideriz. Ne diyorlar; Türkiye Musul’a girmesin. Nasıl girmeyeyim? 350 kilometre sınırım var. Tehdit altındayım. İlgi alakası olmayanlar gelip giriyor.’’

Biz girince hopluyorlar. Hep böyle olmuş, Musul deyince yaşanan korku, tedirginlik, şaşırtmaca, aldatmaca hepsi bir arada.

catsas

Bir zamanlar: 1988, Girersek hep beraber girermişiz!.. Bunlar hep aynı halt!

Vekâlet vere vere savaşıp duruyorlar. Buna bir son vermek lazım. Giremesek de girecekmiş gibi hazır ve nazır olmak lazım. Zaten biz hep hayallerde hep girdik de belki bu sefer farklı olur kim bilir?

Musul başkadır..

Türk’ü, Kürt’ü, Türkmen’i ve Arap’ı yan yanadır..

Bu yüzden vazgeçilmesi asla mümkün değildir..

Yazı sonrası bir Altın Hızma Mülayim dinleyin.

Ama Belkıs Akkale’den olsun.

Şii propagandası üzerinden devam edeceğiz..

 

 

 

 

About Author

Eşref TUĞRA

Muckraker Daily Column esreftugra@gmail.com

Leave A Reply