İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Disiplin Kazanmanın Müslümanca Yolu
Günümüz Müslümanlarının en önemli sorunlarından birisi disiplinli olmaktır. İslam tembelliği kırmak istemektedir. Peygamberimiz (sav), "Tembellerden olmayayım" diye dua ederdi. O’nun hayatı bize en önemli rehberdir. Disipline Müslümanca bakmak istiyorsak O’nun hayatına bakmak gerekir. Peygamber varislerinden sayılan âlimlerimizden bir tanesi, "Tembellerin bu ümmetten nasibi yoktur" buyurmuştur.
İman bu bağlamda disiplin verir. İmanın verdiği bir gücü de zaman zaman insanlar olarak hissederiz. Mesela normalde bir öğün aç kalamayız ama Ramazan’da saatlerce aç kalabiliriz. Rabbimiz o zaman bize bir güç verir. Hazzı bugüne kadar zannediyorum en iyi Müslümanlar ertelemişlerdir. Fatihler kadar âlimlerin de hayatlarını bilip merak ettiğimizde toplumumuz farklı bir seviyeye ulaşacaktır. Bugün Fatih Sultan Mehmet’in adını biliriz ama O’nun döneminin âlimlerinin hayatlarını da bilmeliyiz. Bugün birileri toprak fethederken, birileri de kalpleri, ruhları ve akılları fethetmektedir. Kadim Âlimler 30-40 yıl rıhle yapıyorlardı ve memleketlerine döndüklerinde öğrendikleri hadisleri ücretsiz öğretiyorlardı. "Benim ücretim Allah’adır" diyorlardı. Bu dünyadan zevk ve eğlence namına âlimlerimiz ne gördüler? Bu bağlamda yazılmış bir şiir vardır:
Savaşları yücelttik. Kör ve kana susamış krallar, Destansı bir müzikle tahtlarına doğru ilerlediler. Niçin bu en asil savaşı yüceltmediniz? Işığı bulabilmek için savaşmış, ancak kazanılmasına katkıda bulundukları Bu zaferi hayal bile edememiş olanların, Sessiz kaşiflerin, yalnız kalmış öncülerin Mahkumların ve sürgün edilmişlerin [bilimin] /ilimin/ meşalesini Nesilden nesile aktaran hakikat şehitlerinin savaşını…
Savaşlarda kazandığımız başarılarla gurur duyduğumuz kadar âlimlerimizin başarılarıyla da gurur duymalıyız. Çocuğumuzun âlim olmasını istiyorsak da İmam Gazali’nin dediği gibi her istediğini ona vermemeliyiz. Âlim de olsa ileride kendi nefsini kontrol edemez. Anne babalar olarak da bizler ne kadar disiplinli olursak çocuğumuz da o kadar disiplinli olur. Dış disiplini bazı aileler sağlayabiliyor. Örneğin belli saatler ödev saati olarak ayarlanıyor ve öğrenci o saatte ödevini yapıyor. Bir de "iç disiplin" denilen; dış şartlardan bağımsız, öğrencinin kendi isteğiyle ders çalışma seviyesine çıkması vardır.
Toplumda insanların etki aşamaları seviye seviyedir. Hocalara da öğretmenlere de toplumu eğitme görevi verilmektedir. Bakıldığı zaman Aydınlanma yazarları harekete geçerken şunu düşündüler: Toplum en temel dünyevi konuları bile yanlış biliyor. Bugün bakıldığında halkımız hem dini hem de dünyevi konuları yanlış biliyor. Mesela bazı kilolu kişilerin sağlığını düşünmemesi, "Benim dedem sigara içiyordu ve 90 yaşına kadar yaşadı" diyenleri çokça görüyoruz. Demek ki halkın zihni yapısında sorunlu bölgeler bulunmaktadır. Bunları da düzeltmeye çalışacak insanlarımız olmalıdır.
Ders çalışmak ve insanlara bir şey öğretmek sanıldığı kadar kolay değildir. Dünyanın en iyi öğreticisi de olsanız, öğrenciniz dinlemek istemiyorsa ve öğrenmeye kapalıysa öğretemezsiniz. Bazen zorlayıcı şartlar olabilir. Sağlık sorunları ve aile meseleleri zaman zaman ilimden koparacak seviyeye getirebilir. Bu durumda çocuk öncelenmelidir. Her akrabanın düğününe gitmek, her hafta sonu eğlence yerlerine gitmek ve çocuğu öncelememek büyük bir hatadır. Çocuğun eline telefon verip iş yapmaya çalışmak kısa süreli rahatlama sağlasa da ileride daha büyük sorunları beraberinde getirecektir. Ders çalışmayı da çay içme eylemi gibi bir eylemle birleştirmeliyiz. Böylece beynimiz ders çalışmanın iyi bir şey olduğunu fark edecek ve o şekilde kodlayacaktır.
Sorunlar olurken sorunları büyütmemek gerekir. Derdini büyütürsen baş edemezsin ama ehemmiyet vermezsen küçülür. Bizler kendi gemimizin kaptanıyız. Gemide stres oluşturabilecek sorunlar olabilir ama dümeni bırakırsak geminin nereye gideceğini bilemeyiz. O yüzden dümeni bırakmamalı ve gözümüzü gelecekten ayırmamalıyız. Geçmişin üzücü anlarını tekrar tekrar hatırlamamalı ve geleceğin endişesinin bizi iş yapmaktan alıkoymasına izin vermemeliyiz. Geçmiş ve gelecek kaygısından kurtularak anı değerlendirmeye çalışmalıyız.
Atalarımız "İşleyen demir ışıldar" demektedir. Bir kızın en büyük hayali gelinlik giymek ve bir erkeğin en büyük hayali emekli olmak ise o toplumda büyük atılımlar beklemek beyhude olabilir. Bir kere mevcut durumumuzdan rahatsız olmalıyız. Başarılı insanların başarılarına değil, neyi uygulayarak başarılı olduğuna bakmalıyız. Çoğu zaman başarılı kişinin sadece sonucuna ve geldiği seviyeye bakıyoruz. Beynimiz ise başarı yolunda tekrara ihtiyaç duyar. Bir bilgiyi aralıklı olarak tekrar etmeliyiz. Şimdi tekrar ettikten 6 saat sonra, ondan sonra ertesi gün, bir hafta ve bir ay gibi süreler içinde tekrarı düşünebiliriz. Her yere araba ile gitmeye çalışıyoruz. Birkaç durak öteye arabamızı park etmek ve akabinde yürümek de disiplin kazanmamızda rol oynar. Evde canımız su çektiğinde Nebimiz’in (sav) kendi eşyasını almak için devesinin üzerinden indiğini düşünmek lazımdır. Dolayısıyla ibadetler ve İslami yaşam kuralları insanı normalde dinç tutarlar. İslam, güçlü Müslüman’ın zayıf Müslüman’dan üstün olduğunu söyler ve Rabbimiz "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" demektedir.
Anlık hazlardan uzak durmalıyız. TikTok ve Instagram'da ne kadar süre geçirirsek ilimden o kadar uzaklaşırız. Gaflete düşüp kullanırsak hemen akabinden hesaplarımızdan çıkıp silmeliyiz. Açmasını ve kullanmasını zorlaştırmalıyız. Ders çalışmaya da mana eklemeliyiz. Mananın büyüklüğüne göre manevi yardımın da büyüklüğü olabilir. Örneğin bir Müslüman şöyle diyebilir: "Bak Rabbim, bugün Senin için dinime, devletime ve ümmetime hizmet yolunda şu kadar çalıştım ve yoruldum. Biliyorum ki Sen Senin için yapılan işleri zayi etmezsin. Senin yolunda çalışmak ne güzel." diyelim ve Rabbimizin bize ne gibi bir adım atacağını bekleyelim.
Beynimiz nasıl çalışıyor? Belki akıl ve kalp mücadele halinde... Nefis ister de ister, "hep bana hep bana" der. Ama kalp ise vermek ister. Kalbi iyi olan Müslüman’ın bütün her şeyi iyidir. Biz çalışmalarımızda akıl ve kalp dengesi kurmalıyız. Yani dünya ve ahiret dengesi kurmalıyız. "Finansal özgürlüğümü sağlamak amacıyla çalışıyorum" demek güzel bir şey ama eksik. "Rabbim ben finansal özgürlüğümü sağlayacağım ve sonrasında gençlere dönük projelere daha çok vakit ayıracağım" demek aliyü’l-alâdır. Yani dünyevi hedefimizi uhrevi amaçlarla birleştirmemizin önünde bir engel yoktur. Önemli olan dengeyi kaçırmamaktır.
Bazı insanlar her şeyi şarta bağlar. "Bugün kötü uyandım, günüm kötü geçecek" diye düşünürler. "Sabah geç kalktım, o zaman bugün ders çalışmayacağım" demek ne kadar doğru? İşimize 15 dakika geç kalınca hiç gitmemezlik yapıyor muyuz? Sabah erken kalkmak bütün bir insanlığın problemidir. O gün erken kalkamadıysak kalan vakti de heba etmemenin yollarını aramalıyız. Şimdi 100 TL'yi cüzdanımızdan düşürdüğümüzde, "100 TL düştü" diye diğer paraları da yere atıyor muyuz, yoksa eldeki paraları mı korumaya çalışıyoruz?
Zorluklar karşısında genelde insanlar daha çok disiplin kazanıyorlar. Küçük yaşta annesini veya babasını kaybedenler çabuk olgunlaşıyorlar. "İnsanlar askerden sonra olgunlaşıyor" diye bir söz vardır. Askerlik, gerçekten zorluğu miktarında kişiye disiplin kazandırır. Tıp gibi zor bir meslek okuyanlar da disiplin kazanıyorlar. Başlı başına tıpı kazanabilmek zaten büyük bir disipline sahip olabilmeyi zaruri kılmaktadır. İşe gidip gelirken otobüste ayakta kalıyoruz diyelim. İki yol var: Her gün eve gelir ve durumumuzdan şikayet ederiz, bu birinci yol. İkinci yol; spora gideriz, ayakta durabilme süremizi artırır, vücudumuzu dinçleştiririz ve dayanıklılığımız artar. Bu da zorluğa daha zoruna alışarak devam etmeye çalışmak olur.
Müslümanlar olarak baktığımızda bu dünya bir ibadet, hizmet yeri ve fani bir yerdir. "Hiç kimseyi sanmayın gamdan azadedir, mademki ademzadedir." Yani insanoğlu olup da imtihanı olmayan kimse yoktur; insanoğlu olmanın doğası imtihandır. Lakin Rabbimiz Bakara suresi 286. ayette "Allah, kimseye taşıyamayacağı bir yük yüklemez." diyor; mal ve evlatların da bir fitne olabileceğini belirtiyor. Yani eğlence ve keyif namına ne verildiyse onunla bile imtihan olunabilir bir insan. İmtihanı kabullendiğinizde acılara tahammülünüz daha da artacaktır.
İnsanlar geçmişte olan büyük olayları yaşamayacağını sanmasınlar. Peygamberimiz döneminde büyük kıtlıklar oldu ve Efendimiz zoraki sebeplerden karnına taş bağladı. Daha sonra dünyanın farklı yerlerinde kıtlıktan ölenler oldu. Firavun gibi bir zalimi bu dünya gördü. Erkekleri öldürüyor ve kadınları kölesi yapıyordu. Rabbimiz bu imtihana "büyük bir bela" idi diyor. Duamızda "Geçmiş milletlere yüklediğin büyük sıkıntıları bize yükleme Rabbim" demeliyiz. Çünkü kimse ne ile imtihan edileceğini bilemez. Açlık ve korku ile imtihan edilir insanlar. Bugün Batı hiç sorunsuz bir dünya vaat etse de sorunların olmadığı bir dünya ancak cennette mümkündür. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de "Allah iyilerle ve sabredenlerle birliktedir" buyurur. Çoğu yerde de "Sabredenleri müjdele" ifadesinde bulunur. Sabrın sonunun selamet olduğunu inşallah bilmemizi ve O'na inanmamızı ister.
Günde beş vakit namaz kılmak, Kur’an okumak irade ister ama tek başına irade de yetmez. En başarılı sporcular bile namaza üşengeçlik gösterebiliyorlar. Hastalık gibi zorlu süreçler yaşayanlar Allah’a ve ahirete daha yakın oluyorlar. Bu yüzden her zorluğu kötü olarak görmemek lazımdır. Bilim insanlarının açıkladığına göre de zorluklar beyni güçlendiriyor. Haramlardan uzak durmak da büyük bir irade gerektirir. İslam iradeli Müslüman’ı sever.
Nebinin bir sözü var: "Kim ahireti dert edinirse Allah onun gönlünü zengin eder. Ona dünya ve ahireti verir" buyuruyor. Bereketi parayla da satın alamayız. Bazı insanlar korku ile bazı insanlar da umut ile motive oluyorlar. En güzeli ise sevgidir. Kimi öğrenci "Bu sınavı geçtikten sonra hayatım çok güzel olacak" diye umut ederek çalışır. Kimi öğrenci "Sınavı geçemezsem aileme ne derim?" diyerek korkudan çalışır. Kimi öğrenci de okulu ve dersleri sever, sevdiği için çalışır. Sevgi ise bana kalırsa en güzel ve en değerli yoldur. Sevgi de bitmek tükenmek bilmeyen bir hazinedir. Bugün en başarılı insanlar bile hayatlarındaki bazı fırsatlara dair "Keşke daha iyi değerlendirseydim" diyorlar. Lakin onların hayıflandıkları mevzu 2 tane veya 3 tanedir; ama yatan bir adamın ilerleyen yaşlardaki hayıflanması belki 2 bin, 3 bin tane olacak.
Osman Nuri Topbaş Hocamız şöyle buyuruyor: "Ey (Rabbine itaat edip) itminana (huzura) eren nefis! Allah sana ne verdi? Aklını Allah için kullanacaksın, gözünü Allah için, kulağını Allah için, gücünü-kuvvetini Allah için kullanacaksın. Allah’a bir teşekkür halinde, şükrane olarak, hep Cenab-ı Hakk’ın yolunda kullanacaksın. Kul olmanın gayreti içinde olacaksın."
Hiçbir zaman geç kaldığınızı düşünmeyin. İlimde önemli olan samimiyet ve ihlastır. Dört yılda bile büyük başarılar elde edebilirsiniz. Cenneti kazanan bir kadının hayat hikayesi vardır malum; ayakkabısı ile köpeğe su içirir ve Allah ona cenneti verir. Su içirme eylemi belki yarım saat bile sürmedi. Sen Allah yolunda harcayacağın 4 yılın sana ne güzelliklerle döneceğini bilemezsin.
Kendinizi tam ve bütün görmelisiniz. Hiçbir zaman her istediğiniz olmaz. Biz elimizdekilerden razı olduğumuzda her şey tamam olur. (Şa’ravi) Su ve yiyeceğin varsa bile ilim öğrenmeye devam et. Ödemeye kalksan o suyun bile karşılığını ödeyemezsin. Sabahları kalkınca kahve yerine su içmeyi tavsiye ediyorlar. Yunus Emre şu ifadeleri buyuruyor:
“Sensüz yola girer isem çarem yok adım atmağa, Gövdemde kuvvetim Sensin başım götürüp gitmeğe”
Allah’ın izni olmadan yaprağın bile düşmeyeceğini biliriz. O yüzden Allah’ın iradesine teslim olmak ve O’ndan yardım istemek gerekir. Bazen hayatta zorunlu görevler olur. Vatan görevi yaparız ama buna itiraz etmeyiz. Vatan buna layık olduğu için vatani görevden eskiden kimse kaçmak istemezdi. Sevilmeye en değerli varlık ise Allah’tır. O’nun rızasını kazanmak her şeyden daha değerlidir. O’nun sevgisini kazanabilmek için de O’na layık olabilecek çalışmalar yapmalıyız. Rabbimiz bizlere sonsuz nimetler vermiş ve bizden 50 vakit ibadet yükünü de 5 vakte indirmiş. Bu Rabbimize ne iyilik yapsak az gelir.
Son olarak toplum için çalışmanın önemine vurgu yapmak istiyorum. Toplum kendisine hizmet edeni unutmaz. Bunu iyilikle ve güzellikle yaparsanız hele hiç unutmaz. Güzel bir söz vardır: “İnnel insân abdül-ihsân” buyurulur. Yani "İnsan iyiliğin kuludur/kölesidir" denilir. Bugünkü insanlık iyiliğe aç ve iyiliğe özlem duyuyor. Topluma yönelik düşünenler de iyilikte öne çıkmalıdırlar.
Ozan Dur
Yorum Yaz