BAŞARI VE İLİM

İLİM

İlimde Başarı Göstermek İsteyenler İçin...

Başarı ve İlim

Bugünkü yazımda başarı üzerine konuşmak istiyorum. Kısaca “başarı, kişinin hedeflediği şeyi başarmasıdır.” Kimisi için evlilik bir başarıdır, kimisi için manevi mertebeler bir başarıdır, kimisi için makam ve mevki bir başarıdır. Dolayısıyla tek bir başarı hedefi olmadığını belirtmek lazımdır. Bugün daha çok manevi ve ilmi başarıları konuşacağız inşallah. Peygamberimiz zaman zaman canlılara görev vermektedir. Bir sineğe görev veren Allah, Nemrud’u cezalandırmıştır. Rabbimize meydan okuyanların sonu bu dünyada veya ahirette hüsranla mutlaka sonuçlanacaktır. Kur’an-ı Kerim’de belirttiği üzere Rabbimize eli sıkı demişler ve O da Rabbiniz cömerttir demiştir. Bu sözü diyenleri ise rezil rüsva etmiştir Rabbimiz. Kur’an-ı Kerim’in bir benzerini getirmelerini istemiş ve buna cür’et edenler rüsva olmuşlardır.

Her şeyden önce Peygamberimiz ümmî idi. Yani “okuma-yazma” bilmezdi. Rabbimizin ilimden önce ahlaka baktığını belki burada görmekteyiz. Onu seçerken onun “emin” sıfatını ve ahlakını çok beğenmişti. Kadim anlatıya göre de ilk Nebi’nin ruhu yaratılmıştı. Senedi bulunamamakla birlikte şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: “Levlâke levlâke lemâ halaktü’l-eflâk.” Yani “Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” demiştir. Kur’an-ı Kerim’de kendisine ve Resulüne itaat etmemizi ister. Onu ayrıca âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Bu büyük insan, Allah dostu, büyük bir ilim medeniyeti kurmuştur. İlmi çalışmaların yapılabildiği ilk ciddi ortamın Müslümanlar tarafından kurulduğu söylenir. Müslümanlar o kadar ilme açtırlar ki 40 yıla varana kadar gurbetlerde ilim talep edenler olmuştur. Gurbet insanı çok yorar. Ama aynı hâlet-i ruhiyye içerisinde olduğunuz insanlar sizin rahat etmenizi de sağlarlar. Sosyoloji, aynı kanı taşıyanların değil, aynı dünya görüşünü benimseyenlerin bir arada olacağını söyler.

Peygamberimizin zamanındaki başarı Rabbin rızasını kazanmak idi. Önceden savaşlar şan, şöhret ve kahramanlık demekti. Nebimiz bunları elinin tersiyle itti ve gerçek şehit Rabbi için ölendir buyurdu. O zamana kadar topluluklar kâğıt kaleme pek değer vermezdi. Erkek çocuklar askerlik için yetiştirilirdi. Nebimiz “Âlimin mürekkebi şehidin kanını geçer” buyurdu. Senedinden emin olmamakla birlikte “İlim Çin’de bile olsa gidin alın” dedi. Bu, Çin’in o dönem medeniyetindeki yerini göstermesi bakımından da ayrıca önemlidir. Bunu Müslümanlar gerçekleştirdiler. Birçok âlim, Çin’e gidecekleri yol kadar rıhle zaten yaptı. Belki Çin kadar birçok yolu defaatle aldılar. Nebinin işaretine Rabbim bereket verdi. Onun yaşadığı şehir Medine’den medeniyet kavramı türedi. Öylesine büyük bir medeniyetti ki insanlığa çok uzun yüzyıllar huzur ve nizam getirdi.

Peygamberimiz ve onun yolundan giden âlimlerimiz “Biliyorum” demezler. “Biliyorum” diyenden kaçının derler. Peygamberimiz de Müslümanlara kendisini şöyle tanıtıyordu: “Lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ.” Yani bizde bir ilim yok, ancak Senin (Allah’ın) öğrettiğin var. Âlemlere rahmet olan, âlimlere kendisini varis kılan Peygamberimiz, kendisinde bir ilim olmadığını söyledi. Dolayısıyla Rabbimiz ilim verirse kibirden de uzak buyursun.

Kur’an-ı Kerim’de başarı için özel dualar vardır ve hadislerde de geçer. Büyük peygamberlerin dualarını da mutlaka bilmek lazımdır. Dualardan bir tanesi: “Ve mâ tevfîkî illâ billâh, aleyhi tevekkeltü ve ileyhi unîb.” Yani “Başarım ancak Allah’ın yardımıyladır. Ona tevekkül ettim ve O’na yöneldim.” “Zidnî ilmen, zidnî fehmen ve elhiknî bissâlihîn.” Rabbim ilmimi ve kavrayışımı artır ve beni salihler arasına kat demektir. Hafıza için “Senukriuke felâ tensâ” yani “Sana okutacağız ve unutmayacaksın” şerefli sözlerini unutmamak lazımdır. Müminler için dua her zaman işe yarar. İlim bir de üstünlük sağlar insana. Bunu en iyi Rabbim bilir ve biliyordu. Hz. Yusuf’a rüya ilmini vermişti; çünkü o dönemde kralın rüyasını tefsir etmesi gerekti. Hz. Yusuf bütün bir halkı açlıktan ve sefaletten kurtardı o dönemde. İlim dolayısıyla bütün bir insanlığı kurtarmaya hizmet etmeli ve dünya ve ahiretleri heba etmemelidir. Rabbimiz “Hz. Yusuf’u üstün kıldık” der. Bu üstünlük ilim ile olmuştur. Tembellik sorununuz varsa da mutlaka korkmayın. Peygamberimiz “Tembellikten Sana sığınırım” derdi Rabbine. Bu müzmin bir hastalık gibidir ve mutlaka bu konuda dua da etmek gerekir. Rabbimize ayrıca “İlmi bana sevdir” diye de dua edebiliriz. Peygamberimiz bir konuşmasında “Güzel koku bana sevdirildi” dedi. “Güzel koku seviyorum” demedi. Dolayısıyla “Rabbim bana ilmi sevdir” diye dua edebiliriz.

Kur’an-ı Kerim’de “Leyse lil-insâni illâ mâ seâ” buyuruluyor. Yani insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır buyuruluyor. Hz. Musa peygamber olmasına rağmen Hızır’dan işlerin arkasındaki hikmeti öğrenmek istiyor. “Ben peygamberim, öğrenmeme gerek yok” demiyor. Herkes aslında yeterince zekidir. Herkes aynı zekâda değil, doğru; ama herkes aslında yeterince zeki. Dualara sarılarak ilme sımsıkı sarılmalıyız. Mekkeli müşrikler ile yapılan savaşların birinde esir alınan müşrikler vardı. Bunlar İslam’ı boğmaya gelen insanlardı ve parası olmayanlar için nasıl çözüm buldu Nebimiz? On Müslüman’a okuma yazma öğretsinler dedi. Gayrimüslimden dahi ilim alınmasına o dönem müsaade edildi. Çünkü Efendimiz (sav) ilme gerçekten çok büyük önem veriyordu.

Gustave Le Bon ise bu dönem hakkında şu ifadelere yer veriyor:

“İslam Devleti, bilimlerin gelişebilmesi için gereken sükûnet ve huzur ortamına bu derece sahip olan ilk devletmiş gibi görünmektedir. Bilim, bu cömert ve muhteşem yöneticilerin koruması altındaydı. Yunanlıların antik felsefesi ve astronomi Doğu’da restore edilmiş ve geliştirilmiştir. Mutedil ve dürüst hükümetin kendi geniş imparatorluklarına yaydığı bu huzur, insanlığın merakını yeniden uyandırmış ve onu doğanın bağlayıcı ilkelerini araştırmaya sevk etmiştir.”

“Yusuf” olgunluk çağına erişince ona hüküm ve ilim verdik. İşte biz, iyilik eden ve işini güzel yapanları böyle mükâfatlandırırız.” Bu ayet Kur’an-ı Kerim’de geçmektedir. Hz. Musa’ya ise sihirbazları aciz bırakacak mucizeler vermiştir Rabbimiz. Kur’an-ı Kerim’i de Arapların şiirsel toplum olması dolayısıyla icazlı bir şekilde göndermiş ve “Bir benzerini yazın” diye meydan okumuştur. Her çağa göre farklı bir ilmi Rabbimiz verebilmekte ve planlayabilmektedir. Planlayıcıların en hayırlısı ise O’dur.

Nasıl peki ilim öğrenmeye başlamalıyız? Rabbimiz ilim yoluna çıkanlara “Cennetin yolunu kolaylaştırırım” buyuruyor. Mümin sadece İslami bir hayat yaşasa ve manasını idrak etse başarının belki yüzde 51’i tamamdır demektir. Her cuma hutbede okunur sondaki meşhur ayette: “İnnallâhe meallezînettekav vellezîne hum muhsinûn.” Allah buyuruyor ki Allah muttakilerle ve iyilerle birliktedir. Allah’ın sabredenlerle birlikte olduğunu çoğumuz biliriz ama aynı Allah’ımızın iyilerle birlikte olduğunu da bilir miyiz? Cumaları sıklıkla hutbede bu okunur ve bunun manasını kavrayıp hayatına tatbik eden bir insan başarıya çok yaklaşmıştır demektir.

Eski âlimler 30–40 yıla varan rıhleler yaparlardı. İnsanüstü gayret sergilerler ve memleketlerine döndüklerinde bir kuruş para dahi almazlardı. “Benim ücretim Allah’adır” derlerdi. En önemli hazineleri ise Efendimiz’den nakledilen hadis-i şeriflerdi. Bugün bir ay maaş almasak hemen dünyaya küsüyoruz. Tabii ki herkese geçim kolaylığı dileriz. Lakin üretmek için konforlu ortamlar ararsak bu hiç olmayabilir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi bir devalüasyonlar tarihidir. Hiçbir zaman uzun, istikrarlı ekonomik güzel dönemler olmadı. Birkaç kısa dönem haricinde hep ekonomik sorun yaşadık. Ekonomik sorunlara aldırmadan, işten eve gelince birkaç saatte olsa kültürel işler yaparsak bizler kazançlı çıkarız. Carpe diem anlayışına şöyle bakalım: Üstatlar “Dem bu demdir” derlerdi. Peygamberimiz “Hem ve hazenden Sana sığınırım Rabbim” derdi. Yani üzüntü ve kederden. Birisi geçmişe dair olanı kapsıyor, birisi de geleceğe dair olanı kapsıyor. Her ikisine dair de üzüntü taşımayıp anda kalarak hedeflerinize yönelik çalışıyorsunuz. İmam Gazali’nin de dediği gibi “Zaman içinde zaman ver Rabbim” diye dua edebiliriz.

Lakin insan Kur’an’da da belirtildiği üzere aciz bir varlıktır ve acizliğini bilmelidir. Farsça iki beyitte bu konuya dair bir paylaşım yapmak istiyorum. Birincisi şu şekilde: “Âdemî çend katre-i hûn est ve hezâran endîşe.” Diyor ki insan bir damla kan, binbir endişe. Sadi ise “Bugün ne yiyeceğiz ve yarın ne giyeceğiz diye ömür geçti” der. Bu günlük işlerin arasına kendisi devasa bir külliyat bırakmıştır ve adını tarihe geçirmiştir ama. Günlük olanla fazla meşgul olmayıp ebedî olana ilerlemek lazımdır. İnsan acizdir ve zorlanır. Bu durumda zoru sevmek önemlidir. Mehmet Akif Ersoy “Ben zoru severim” buyurdu. Bugün bazı askerlik dallarında askerler “Zoru sevin” diye sözlerine başlıyorlar. Bununla birlikte Hz. Fatıma da yoruldu. “Babacığım bir hizmetçi tutsan” dedi. Ben dâhil bütün İslam dünyası Hz. Fatıma’nın kölesi olsaydı da ona hiçbir iş yaptırmasaydık. Babası o gelince ayağa kalkar ve onu ölesiye severdi. Dedi ki “Kızım zikir çek.” Ona köle olurduk, para almazdık; çalışır ve ona para kazandırırdık. Onun yorulmasına İslam dünyası dayanabilir miydi? Lakin Rahmet Peygamberi adildir ve adaleti sever. Herkese adilane görevler verirdi. Başarıyı sadece dünya için de istememeliyiz. Duamızda ne diyoruz? “Rabbena âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil âhireti haseneten.” Rabbimiz bize dünya ve ahirette iyilik ver diyoruz. Her ikisini de Rabbimizden istemeliyiz.

Nebimizin hayatı başarı için hepimize örnektir. Ona Rabbimiz dünya ve ahiret başarısı nasip etti. 12–13 yıla yakın Mekke’de zalimler arasında kalıyor Nebimiz. Medine’ye geliyor; burada Yahudiler ticarete hâkim. Öldürülmek isteniyor, ailesinin iffetine laf atılıyor. Mübarek dişi kırılıyor. O ise “Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler pes etmem” dedi. Başarı yolu çünkü zorluklarla dolu. Bütün bir insanlığın ahiretini kurtarmakla kalmadı, dünyasını da kurtardı. Bugün birçok devlet ikisinden birine önem veriyor. Bazı ülkeler sadece maneviyata yönelerek ahiret merkezli yatırım yapıyor. Bazı ülkeler dünya merkezli oluyor ve sadece dünyayı esas alıyorlar. Nebimiz (sav) her ikisini ihya ederek büyük bir iş göstermiştir. Onun zamanına gelene kadar insanlık tarihi dinler mezarlığı idi. Savaşlarda yenildiklerinde insanlar “Tanrı bizi terk etti, yenildik” diyor, dinlerini bırakıyordu. Peygamberimiz ise kazanırken de kaybederken de “Allah sizinle beraberdir” buyurdu. Öyle bir Rab’den bahsetti ki ne uyuma onu tutuyor ne de uyuklama.

Birkaç öneri paylaştıktan sonra yazıyı tamamına erdirmek istiyorum. Hz. Ali şöyle buyuruyor: “İki şeye yönel: Birincisi, sana fayda verecek olana; ikincisi, seni o faydalı şeyden alıkoyacak her şeyi terk etmeye.” Bir işi yapabilmek için Ömer Hoca’nın da deyişiyle binlerce işi yapmamak gerekir. Kafelerde sürekli gezmeyi ve dedikodularla ömür tüketme gibi işleri yapmamayı mesela.

Cal Newport ise şöyle diyor:
“Yüzeysel dikkat, yüzeysel başarı getirir. Derin işler derin odakla mümkündür. Derinlik ise gürültüsüzlüktür.”

Bununla birlikte Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz “Râsihûne fil-ilm” derecesinden bahseder. İbn Arabi bu seviyeye çıkabilmek için dua eder. Yüzeysel kaldığınızda gelen bilginin doğruluğunu bilemez ve kandırılabilirsiniz. Bu yüzden derinleşmek çok önemlidir. Bir alanı 50 yıl ve yaşadığım müddetçe çalışacağım diyebilmeliyiz.

İbn Haldun: “İnsan beyni değirmen taşına benzer; içine yeni bir şeyler atmaz iseniz kendi kendini öğütür durur.” diyerek bizlere ciddi bir uyarıda bulunmuştur. İbn Haldun ve diğer üstatların sözlerini sadece okumak yetmez, ayrıca hayata adapte etmek gerekir. Hayata geçirilmeyen bilgi kişiye ve yazara bir fayda vermeyecektir. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Faydalı olması temennisiyle

Ozan Dur

Ozan DUR
Ozan DUR

Ozan Dur, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olup, İngilizce, Osmanlıca, Farsça, Arapça ve İbranice öğrenerek dil alanında uzmanlaştı. Humboldt Üniversitesi, İmam Humeyni Üniversit ...

Yorum Yaz