HİNDİSTAN’IN ENERJİ TALEBİ VE GÜVENLİĞİ POLİTİKASI

0

Zengin tarihi, doğal güzellikleri, verimli toprakları ve insanoğluna ilk ev sahipliği yapan topraklardan biri olan Hindistan, son yıllarda bu özelliklerinin yanı sıra gerçekleştirdiği ekonomik kalkınma hamleleri ile de adından söz ettirmektedir.

Özellikle 2000’lerden sonra gerçekleşen bu iktisadi atılımda şüphesiz Hindistan ekonomisinin ileriye dönük uzun vadeli büyüme, genç nüfus, düşük bağımlılık oranı, sağlıklı tasarruflar ve yatırım oranları ve küresel ekonomiye bütünleşmesinin artması gibi faktörler etkin rol oynamaktadır. Hint ekonomisi, önümüzdeki on yılda dünyanın üçüncü büyük ekonomisi ve yüzyılın ortasındaki en büyük iki ekonomiden biri olma olasılığına sahiptir. IMF’ye göre kısa vadeli büyüme görünümünde de iyi olan Hindistan ekonomisi, küresel planda da “parlak nokta” olarak nitelendirilmektedir Hindistan, 2017-2018 döneminde Dünya Bankası büyüme görünümünde %7,4 büyümüştür. Bu normlara sahip Hindistan’ın en büyük dezavantajlarından biri ise istihdamın yaklaşık %25’ini sağlayan sanayi sektörüne ihtiyaç duyduğu doğal kaynaklarıdır. Doğal kaynaklar açısından fakir olan bu ülke ihtiyacının büyük kısmını ithal etmektedir. Bu da Hindistan için ihtiyacı olan enerjiyi en hızlı şekilde temin etme ve güvenliğini sağlamayı zorunlu kılmaktadır. Çalışmamızda Hindistan’ın enerji talebi ve bu doğrultuda aldığı enerji güvenliği politikalarını ele almaya çalışacağız.

A.    HİNDİSTAN’A GENEL BAKIŞ

Hindistan sahip olduğu stratejik konumu, geniş nüfusu ve kültürel çeşitliliği ile geçmişte olduğu kadar günümüzde de ilgi duyulan bir ülke olarak bilinir. Bu bilinirliğinin yanında özellikle ikinci milenyum ile yakaladığı ekonomik ivme de dikkat çeken bir diğer özelliği olarak öne çıkmaktadır. Yıllık ortalama %7 büyüyen ekonomisi, bünyesinde bulundurduğu geniş iş gücü potansiyeli, uzay-bilim ve nükleer alanındaki yatırımları da Hindistan’ın adını duyurduğu alanlardandır. Bu alanların yanında büyüyen sanayisi de ekonomisinin katalizörü niteliğini taşır. Fakat bütün bu ilerlemeler aynı zamanda doğal kaynaklar açısında yetersiz olan bu ülkeyi enerji açısından büyük oranda dışa bağımlı kılmaktadır. Bu bağımlılığına örnek olarak petrol ihtiyacının %70’ini ithalat yolu ile gerçekleştirmesi bağımlılık durumunu yansıtması bakımından önemli bir göstergedir. Bu ithalatın da büyük oranda Ortadoğu ülkelerinden ve okyanus kanalıyla gerçekleşmesi Hindistan’ı bu alanla alakalı güvenliği sağlamak için çeşitli tedbirlere başvurma duruma itmiştir. Bu tedbirler arasında enerji güzergahı üzerinde yer alan Malakka, Babülmendep ve Hürmüz gibi boğazlarda çeşitli vasıtalarla donanma bulundurma gayreti, korsanlık ya da ticaret gemilerine karşı olumsuz faaliyetlere karşı çeşitli üsler kurma, bölgesel rakiplerine karşı diğer bölge ülkeleri ile iş birliği kurma v.b gibi girişimleri sayılabilir.

Hindistan’ın bu önlemlerine başlamadan önce kısaca ülkeyi tanımak, akabinde gelecek bilgiler açısından arka-plan taşıması bakımından önem arz etmektedir.

Hindistan Güney Asya’da yer almakta olup; güneyinde Hint Okyanusu, batısında Pakistan, kuzeyinde Çin, Bhutan ve Nepal, doğusunda ise Bangladeş ve Myanmar ile komşudur. Yüzölçümü bakımından dünyanın yedinci büyük devletidir. Hindistan’ın güneyinde tropikal muson iklimi hâkim iken kuzeyinde iklim ılımandır. Hindistan’ın güney ve orta kesimleri platolardan oluşurken batısında çöller, kuzeyinde ise Himalaya Dağları yer alır.

15 Ağustos 1947 tarihinde İngiltere’den bağımsızlığını kazanan Hindistan Cumhuriyeti’nin yönetim şekli federal cumhuriyettir. Hindistan 28 eyalet ve 7 birlik bölgesinden oluşmaktadır. Eyaletler: Andhra Pradesh, Arunachal Pradesh, Assam, Bihar, Chhattisgarh, Goa, Gujarat, Haryana, Himachal Pradesh, Jammu and Kashmir, Jharkhand, Karnataka, Kerala, Madhya Pradesh, Maharashtra, Manipur, Meghalaya, Mizoram, Nagaland, Orissa, Punjab, Rajasthan, Sikkim, Tamil Nadu, Tripura, Uttar-Pradesh, Uttarakhand, West Bengal’dir. Birlik bölgeleri ise Andaman ve Nicobar Adaları, Chandigarh, Dadra and Nagar Haveli, Daman and Diu, Delhi, Lakshadweep ve Puducherry’dir. Hindistan’da yasal altyapı 1950 anayasasına ve İngiliz hukukuna dayanır.

2007 yılında nüfusu 1,13 milyar kişiye ulaşan Hindistan’da 2000-07 yılları arasındaki nüfus artış hızı yıllık %1,5 oranında gerçekleşmiştir. Bu oran 2009 ve 2010 yılında da yaklaşık aynı kalmıştır. 2011 yılında dair nüfus artış oranı beklentisi %1,49’dur. Bu oran 90’lı yıllarda %1,9, 80’li yıllarda %2,1 ve 60’lı yıllarda %2,3 oranlarında gerçekleşmiştir. Doğum hızının düşeceğine dair iyimser beklentilere rağmen 2025 yılında Hindistan nüfusunun 1,4 milyara ulaşacağı ve Çin’i geçeceği tahmin edilmektedir.

2007 yılında yaşam beklentisi erkekler için 66, kadınlar için 71 yıla çıkmıştır. 1951 yılında erkekler ve kadınlar için yaşam beklentisi 32 yıl idi. Kırsal kesimde yaşama oranı diğer gelişen Asya ülkelerine göre çok yüksektir. Halkın yaklaşık %60’ı nüfusu 5000’i geçmeyen yerleşim yerlerinde yaşamaktadır. Buna karşın şehirlere göç hızla artmaktadır. Hindistan’da her yıl yaklaşık 10 milyon kişi işgücüne katılmaktadır. Bu durum hükümetin eğitimin kalite ve miktarını artırmak için yatırım yapması gerekliliğini göstermektedir.

Hindistan doğal kaynaklar bakımından çok zengin bir ülke değildir. Hindistan dünya yüzeyinin %2,4’ünü kaplamasına rağmen, dünya nüfusunun yaklaşık %18’ini barındırmaktadır. Bu yüzden doğal kaynak ihtiyacı fazladır. Hindistan’daki en önemli madenler kömür, demir ve boksittir. Petrol ve gazın büyük çoğunluğu ithal edilmektedir.

Büyük coğrafi ve iklimsel farklılıklar bölgeler arasında gelir dağılımı ve ekonomik gelişmişlik farklılıklarının sebeplerinden birisidir. Gelişmiş ülkelerin tersine bir durum olarak çalışan nüfusun yaklaşık %50’si tarım sektöründe istihdam edilmiştir. Göç artmasına rağmen hala sınırlıdır ve Hintlilerin büyük çoğunluğunun geçimi toprağa bağlıdır. Ekilebilir arazinin yaklaşık %40’ı sulanabilir durumdadır ve geriye kalan arazilerde tarımsal üretim yıllık muson yağmurlarına bağımlıdır.

B.     GENEL EKONOMİK GÖRÜNÜM

Hindistan’ın son ekonomik reformları başlattığı 1990’lı yılların başından itibaren ekonomik büyüme geçici olmaktan çıkmış ve önceki yıllardan daha yüksek bir büyüme oranı yakalanmıştır. Reel büyüme 2003 yılından itibaren her yıl %8’in üzerinde gerçekleşmiş ve 2006 yılında %9,7 ile tepe noktasına ulaşmıştır. 2008 yılında ise küresel ekonomik krizin etkisiyle ekonomik büyüme %6,1 oranında gerçekleşmiştir. Bu yıllarda hükümetin geniş kapsamlı mali canlandırma paketinin uygulamaya konulmaması nedeniyle bu büyüme oranı  daha düşük oranda gerçekleşebileceği görülmüştür. Bu paketle kamu harcamaları büyümenin yaklaşık üçte birine katkı sağlamıştır. Yüksek büyümenin olduğu 2003 ve 2007 yıllarında kamu harcamalarının büyümeye katkısının sadece %6 olduğu düşünülürse, kamu harcamalarının muazzam bir sıçrama yaptığı görülmektedir.

Hindistan’ın yıllık reel büyüme verilerine bakıldığında ise, ülke ekonomisinin 2009’da %8,5, 2010’da %10,3, 2011 yılında %6,6 ve 2012’de %5,6, 2013’te %6,6, 2014’te %7,2 büyümüştür. Büyüme 2011,2012 ve 2013 küresel konjonktürün doğrudan ve dolaylı etkileriyle beklentilerin altında gerçekleşmiştir. 2013’ten itibaren yeniden ivmelenen Hint ekonomisi 2015’te ve 2016’da %7,6 oranında büyümüştür. 2017 döneminde %7,1 2018’de ise %7,4 oranında büyüyerek istikrarlı bir görüntü vermiştir.

1.      Sanayi

Hindistan’da sanayi sektörü GSYİH içinde yaklaşık %25 paya sahiptir. Diğer çoğu Doğu Asya ülkesinde bu oran %30 ile %40 arasındadır. 1980’li yıllarda ve 1990’lı yılların ilk yarısında yıllık %7’nin üzerinde gerçekleşen sanayideki büyüme oranı 1990’lı yılların ikinci yarısında yıllık %5 civarına düşmüştür. Buna karşın güçlü tüketici talebi ve ihracat sayesinde 2002 yılından itibaren sanayi üretimi güçlü bir şekilde büyümektedir. 2012 yılında %3,6 büyüyen sektörde, 2013 yılında %5,0, 2014’te %5,9 oranında bir büyüme görülmüştür. 2015 yılında %7,4 olarak gerçekleşen bu değerin, 2016 yılı sonunda %7 2017 yılında %7,2 2018 yılında %7,4 ve 2019 yılı sonunda ise %7,3 olması beklenmektedir.

Her yıl işgücüne katılan 10 milyon kişiye yeni iş alanı yaratabilmek için Hindistan hükümeti, hala küçük olan imalat sanayi sektörünün genişletilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Hükümet, imalat sanayinin GSYİH içindeki payının arttırılması hedeflemektedir. Fakat şu anda enflasyonu körüklemeden hedeflenen büyümeyi yakalamanın imkansız olduğu görüşü hakimdir.

Hindistan’da başlıca sanayi ürünleri/hizmetler: Tekstil sanayi ürünleri, ilaç sanayi, kimyasallar ve metaller, otomotiv ana ve yan yan sanayi ürünleri, gemi inşa sanayi, demiryolu taşımacılığı ekipmanları, bilgi teknolojileri, yazılım ve donanım hizmetleri, tarım ve inşaat makineleri, inşaat malzemeleri, elektrik enerjisi üretimi, dayanıklı tüketim malları, turizm sektöründe yoğunlaşmıştır.

C.    HİNDİSTAN’IN ENERJİ TALEBİ VE GÜVENLİĞİ

2.      Hindistan Ortadoğu İlişkileri

2.1.İran İle İlişkiler 

Hindistan-İran ilişkilerinde genel akış göstermiştir ki, siyasi ve ekonomik faaliyetlerin seyir derecesi zaman zaman değişse de ikili genelde birbirlerini önemseyen bir politika izlemektedir. Öncelikle ilişkinin kültürel boyutunun tarihi bir geçmişi vardır. Stratejik Ortaklık Anlaşması ile sıkı olan ekonomik ilişkiler daha derinleştirilmiştir. Siyasi boyut ise küresel ve bölgesel aktörlere göre yeniden şekillenebilme ihtimali içermektedir.   Her iki medeniyetinde çok eskilere dayanması aralarında kimya uyumu sağlarken, bazı durumlar da ise ayrılıklar yaşanmasına sebep olmuştur. Özellikle son yıllarda ABD’den gelen telkin ve uyarılar sonucu Hindistan kimi hususlarda geri adım atmak durumunda kalmıştır. Örneğin en büyük enerji projelerinden biri olan İran-Pakistan-Hindistan (İPİ) doğal gaz boru hattı projesinden 2009 yılında (uzun süredir devam edegelen fiyat ve geçiş ücreti tartışmalarını gerekçe göstererek) çekildiğini deklare etmiştir. Burada 2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Hindistan’a nükleer anlaşma ile uranyum satışına onay vermesi etkili olmuştur. Hindistan dahası, nükleer enerji çalışmalarındaki tavrı yüzünden BMGK’nin İran’ı kınayan kararlarını 2006 yılından bu yana onaylamaktadır. Belirtilmelidir ki, İran, Hindistan’ın en büyük ikinci ham petrol tedarikçisidir. Paralelinde, Hindistan İran’ın petrol ve gaz sektörünün en büyük yabancı yatırımcılarından biridir. 2011 yılında Hindistan’ın İran ile yıllık petrol ticareti 12 $ milyar civarındadır. Ilerleyen yıllarda petrol ithalatını hızla arttıran Hindistan 2018 yılında yaklaşık 13 milyon ton seviyesine çıkarmıştır. BM’nin (ABD ve AB destekli) İran’a uyguladığı ekonomik yaptırımlara Hindistan katılmıştır. Öte taraftan, İran’ın uluslararası bankacılık sisteminin dışında tutulma mücadelesine karşılık, İran bu ambargoları delerek ticarette doların dışında alternatif yollar aramakta ve buna Hindistan’dan destek gelmektedir. Uluslararası nükleer ambargoya katılım, Hindistan’ın İran ile derinlikli ekonomik etkinliklerin (örneğin ikilinin petrol ve gaz çalışmalarının dışında Merkez Asya pazarlarına yönelik iddialı liman ve enerji projelerinin bulunması) sonlanmasına sebep olmamaktadır. Örneğin 26-31 Ağustos 2012 tarihlerinde Tahran’da gerçekleşen Bağlantısızlar Hareketi’nin 16. buluşmasına

ABD’nin Güney Asya’da en önemli stratejik ortağı olarak gösterilen Hindistan’ın 250 iş adamı ile gelmesi, İran ile ekonomik ilişkilerine verdiği önemi teyit etmiştir. Öte yandan Çabahar limanı projesi yine ikili ilişkilerin gücünü yansıtmaktadır. Fakat son olarak ABD Başkanı  Trump’ın uyguladığı ambargoda ilk etapta muaf tutulmuş olmasına rağmen süre bitmesi ile beraber Hindistan’ın başta Irak olmak üzere diğer pazarlara yönelmeye başlaması da gözden kaçmamaktadır. Sonuç olarak, Hindistan bu ülke ile siyasi faaliyetlerini kısmi olarak yavaşlatırken, ekonomik ilişkilerini devam ettirmektedir.

2.2.Suudi Arabistan İle İlişkiler  

Suudi Arabistan son dönemlerde dış politikasında çeşitlilik sağlayarak, ABD’nin baskın pozisyonuna bir denge oluşturabilmek için Hindistan ile yakın bir diyaloga geçmiştir. “Arap Baharı” kalkışmaları rejim katında endişe uyandırmaktadır. Bu bağlamda Hindistan genel olarak otoriter yönetimlerin, halklarının taleplerini dikkate almalarını salık vermekte, fakat dış müdahaleyi onaylamamaktadır. Hindistan, özellikle enerji ihtiyacından dolayı Suudiler ile ilişkiye hassasiyet göstermektedir. Aktörler arasında Suudilerin Pakistan ve Hintlilerin İran ile olan ilişkisi rahatsızlık uyandırmaktadır.1990 yılından itibaren her iki devlet, ilişkileri geliştirme yönünde adımlar atmaktadır. Arabistan Hindistan’a İİT’de gözlemci statüsü verilmesini desteklemektedir. Dahası, terörizme karşı ortak hareket etme stratejisi benimsenmiştir. Suudi krallığından ilk kez 2006 yılında Kral Abdullah Hindistan’ı ziyaret etmiştir. Bu gezide Delhi Deklarasyonu olarak adlandırılan “tamamlayıcılık ve karşılıklı bağımlılık” ilkelerine dayanan stratejik enerji ortaklığı anlaşması imzalanmıştır. Bu pakt Hindistan’a arttırılmış ham petrol kaynaklarının uzun dönemli sözleşmeler yolu ile teminini sağlamıştır. Her iki aktör bu geziyi “ikili ilişkilerde yeni bir dönemin habercisi” olarak deklare etmiştir. Bu ziyarete Hindistan Başbakanı M. Singh 2010 yılında karşılık vermiştir. 1982’den sonra yapılan bu ziyarete Arabistan yetkilileri büyük değer atfetmişlerdir. Öyle ki, havaalanından şehir merkezine kadar olan 40 km’lik alan Hindistan ve Arabistan bayrakları ile süslenmiştir. Bu ziyaret, Hindistan’ın iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini artırma niyetinde önemli bir gösterge kabul edilmektedir. Nihayetinde idrak edilmelidir ki, Hint diplomasisinde Arabistan yarımadası oldukça stratejik bir yerde durmaktadır. Hindistan, diğer Körfez ülkeleri ile yoğun bir ilişkisi bulunan Arabistan’ın bu konumundan yararlanmak istemektedir; bu aynı zamanda Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi’nde (KİK) görülebilmektedir. Yine de Suudiler ile daha ilerlemiş ilişkisi bulunan ve bölgede diğer bir rakibi olan Çin’den gerek yeni enerji kaynakları edinme gerekse petro-kimya sektöründe derinlik kazanma açısından alacağı dersler bulunmaktadır. Son olarak veliaht prens Muhammed bin Selman ziyareti ile  Iran’a karşı destek ararken Hindistan açısından ise  Iran’a karşı yapılan petrol ambargosunun olası sonuçlarından sığınılacak alternatif olma olasılığı güçlenmiştir.

3.      HİNDİSTAN’IN ORTA ASYA POLİTİKASI

Orta Asya havzası, Orta Doğu’nun ardından en zengin ikinci petrol ve doğal gaz rezervlerini bulundurması nedeniyle stratejik öneme sahiptir. Barındırdığı hidrokarbon rezervlerinin yanı sıra yükselen küresel ve bölgesel güçlere komşu olması, bölgenin enerji güvenliği konusundaki önemini yadsınamayacak şekilde artırmıştır. Orta Asya, dünyadaki doğal gaz rezervlerinin yaklaşık yüzde dörtlük kısmına tekabül eden 270-

360 trilyon kübik kaynağa sahiptir. Aynı zamanda dünya petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde üçlük yani 13-15 milyar varillik kısmını elinde tutmaktadır. Uranyum kaynakları bakımından da yadsınamayacak derecede zengin olan Orta Asya, enerji noksanlığı çekmekte olan Yeni Delhi için kaybedilmemesi gereken bir konumunda durmaktadır. Enerji ihtiyacı giderek artan Hindistan’ın bölge ile iyi ilişkiler geliştirmesi yalnızca bu sebebe dayandırılarak dahi dış politika hedefleri içerisinde yapılması gerekenler arasına koyulabilir.

Hindistan, sanayi alanında yaşadığı hızlı gelişmeler dolayısıyla enerji ihtiyacı sürekli artan bir ülkedir. Hindistan kullandığı enerjinin yaklaşık yüzde yetmişini ithal etmektedir. Bu çerçevede enerji konusundaki bağımlılığını azaltmayı hedefleyen Hindistan, yeni adımlar atma noktasında harekete geçmiştir. Asya’nın üçüncü büyük ekonomisine sahip olan ülke, artan enerji ihtiyacını karşılayabilmek için alternatif kaynak arayışına girmiştir. Bu nedenle Yeni Delhi hükümeti, Orta Asya bölgesine yönelmiştir. Bilindiği üzere Hindistan, Orta Asya’daki enerji yatırımları bakımından ilk on ülke arasında yer almaktadır. Alternatif enerji kaynakları arayışı sonucunda Orta Asya ülkelerine odaklanan Hindistan, bu anlamda birçok proje içinde yer almaktadır. Hindistan ayrıca Kazakistan ve Özbekistan ile başta olmak üzere yeni anlaşmalar imzalamıştır.

TAPI (Trans-Afgan Boru Hattı) projesi, Hindistan’ın bu alandaki en önemli adımlarından birisi olarak görülmektedir. TAPI projesi ile Hindistan, Türkmenistan doğal gazını, Afganistan ve Pakistan üzerinden Hint Okyanusu’na kadar ulaştırmayı hedeflemektedir. İlk defa 1991 yılında gündeme gelmiş olan projenin fizibilite çalışmaları Asya Kalkınma Bankası tarafından finanse edilmiştir. 1995-1996 yılları arasında Türkmenistan, Afganistan ve Pakistan arasında TAPI bağlamında çeşitli anlaşmalar imzalanmıştır. Ancak 2002 yılında Afganistan’a ABD öncülüğünde gerçekleştirilen askeri müdahale, projenin revize edilmesi ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Bölgede ortaya çıkan istikrarsızlık projenin hayata geçebilmesi ve daha kârlı hale gelebilmesi için Hindistan’ın da katılımını kaçınılmaz hale getirmiştir. 2003 yılında TAPI projesine davet edilen Yeni Delhi, resmi olarak katılımını 2005 yılında tamamlamıştır. Afganistan’ın içinde bulunduğu kaotik durum projenin önündeki en büyük engeli teşkil ediyor olsa da Hindistan’ın sürekli ve hızla büyüyen ekonomisinin artan enerji ihtiyacını karşılama gerekliliği bu sonucu doğurmuştur. Bu proje aynı zamanda Türkmenistan ve Hindistan arasındaki ilişkilerin olumlu seyretmesine de neden olmuştur. TAPI sadece Yeni Delhi için değil aynı zamanda bölge için de önemli umutlar barındırmaktadır. Proje hayata geçirilmesi durumunda yalnızca Hindistan’ın enerji ihtiyacını karşılamakla kalmayacak, aynı zamanda Hindistan-Pakistan ilişkilerinin düzelmesine ve Afganistan’ın iç işlerinin normalleşmesine de katkı sağlayacaktır. Enerji bağımlılığının gelişmişliğe paralel olarak giderek arttığını fark eden Hindistan, projeler ile yetinmemekte ve bunlara ek olarak, ikili antlaşmalara da hız kazandırmaktadır. Bu nedenle Hindistan, Kazakistan ve Özbekistan ile sürekli temas halinde bulunmaktadır. Son olarak 2013 yılının ilk çeyreğinde Kazakistan ile yeni bir görüşme gerçekleştiren Hindistan, Özbekistan’ın da dahil edilebileceği yeni bir proje ile petrol ihtiyacını karşılayabilecek bir boru hattı kurmak üzere temaslarda bulunmuştur. Kurulacak yeni boru hattının 500 km uzunluğunda olacağı ve Kazakistan’ın zengin petrol rafinerileri ile ünlü şehri Çimkent’ten başlayarak Özbekistan üzerinden Hindistan’a ulaştırılacağı düşünülmektedir. Kazakistan’daki Kaşagan petrol yatağıyla da ilgilenen Hindistan, bölgeye yaklaşık 6 milyar dolarlık yatırım yapmayı planlamaktadır. Öte yandan Şanghay İşbirliği Örgütü içerisinde artık tam üye ülke statüsünde bulunan Hindistan, Türkmenistan hariç tüm Orta Asya ülkelerinin bünyesinde barındıran bu yapılanma içinde yeterince etkinlik gösterememektedir. Ancak Çin Halk Cumhuriyeti bu örgüt vasıtasıyla bölge ülkeleri ile ilişkilerini derinleştirmekte ve özellikle Kazakistan ve Özbekistan ile enerji noktasında kazanımlarını artırmaya çalışmaktadır. Hindistan hükümeti her ne kadar bölgede aktif olmaya çalışsa da birçok bakımdan Çin, Rusya ve ABD gibi küresel güçlerle yarışamayacak seviyededir. Bahse konu örgütte Çin ve Rusya’nın nüfuza sahip olması, daha öncede belirtildiği üzere özellikle enerji alanında Hindistan ve Orta Asya ülkelerinin küresel güçlere rağmen ilişki geliştirmelerini engellemektedir. Kendisi gibi enerjide alternatif kaynak arayışında olan Çin’in Orta Asya bölgesine yönelik bu yükselişi Hindistan yetkililerini endişelendirmektedir.

Enerji bağımlılığını en aza indirmek ve farklı kaynaklar oluşturmakta kararlı olan Hindistan ayrıca nükleer programını da yürütmeye devam etmektedir. Bundan dolayı Yeni Delhi, uranyum kaynaklarına ihtiyaç duymaktadır. Uranyum bakımından zengin rezervleri sahip olan Orta Asya ülkeleri Hindistan’ın nükleer programını geliştirmesine katkı sağlamak ve uzun vadede enerji kaynaklarını çeşitlendirebilmek açısından önem arz etmektedir. Bilindiği üzere Kazakistan ve Özbekistan uranyum bakımından oldukça zengindir. Kazakistan tahminlere göre 10,940 kg uranyum kaynağına sahiptir. Özbekistan ise uranyum rezervlerinin büyüklüğü bakımından dünyada üçüncü sırada yer almaktadır. Bu nedenle nükleer programın sürdürülebilirliği adına Orta Asya ülkeleri ile enerji işbirliğini artırmak Hindistan için hayati derecede önem arz etmektedir.

4.      HİNT OKYANUSU 

Hindistan ihtiyaç duyduğu enerji ihtiyacını karşılarken birtakım meselelerle mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Bunlardan biri çeşitli problemler yaşadığı komşusu olan ve devasa büyüme oranı ile geleceğin süper güç adayı olan Çin’dir. Çin ile rekabet etmek zorunda kalan Hindistan’ın elinde çeşitli avantajlar vardır. Bunlardan biri Çin’e de enerji akışını sağlayan Hint Okyanusu bölgesinin merkezinde yer alması gibi coğrafik üstünlüğüdür. Bu üstünlüğünün yanında bu bölgede Çin dışında Hindistan’ı endişelendiren faktörlerde bulunmaktadır. Gaz ve petrol ithalatını büyük oranda (yaklaşık %70’i) Asya’nın batısında kalan Orta Doğu dediğimiz bölgeden gerçekleştirmesi bunlardan birincisidir. Bu sebepledir ki Hindistan’ın enerji talebi her yıl yaklaşık %7 artmaktadır. Yine araştırmalar Hindistan’ın enerji ithalatının 2030 yılında yaklaşık 800 milyar dolara ulaşması beklenmektedir. İkincil olarak ise ‘enerji güvenliği’ olarak sayılabilir.

Hindistan’ın enerji güvenliğini tehdit eden unsurların başında ise ticaretinin büyük kısmını gerçekleştirdiği Aden Körfezi ve Malakka Boğazı’nın güvenliğini hedef alan korsanlık faaliyetleri gelmektedir. Hint Okyanusu ülkeleri ve bölgeleri biribirine bağlayan çeşitli dar boğazlar ve geçitleri barındırmaktadır. Bunlar gelişmekte olan bölge ülkeleri için hayati öneme sahiptir. Ayrıca başta Hindistan olmak üzere çeşitli ülkeler bu bölgeleri korumak için çeşitli adımlar atmaktadırlar. Dünya üzerindeki petrol gemilerinin yaklaşık 2/3’si, kargo trafiğinin 1/3’ü ve konteynır gemilerinin yarısı Orta Doğu’dan Güney Çin Denizine uzanan bu yoğun ticaret rotasında Hint Okyanusunu kullanmak zorundadırlar. Bu rota üzerinde Malakka Boğazı, Hürmüz Boğazı, Bab’ül Mendep Boğazı gibi zorlu yerlerin de bulunduğunu hatırlatmak Hindistan için alınması gereken tedbirleri zorunlu kılmaktadır. Malakka Boğazı bu bölgeler içerisinde en önemlilerden birirdir. Bu bağlamda Hindistan Andobar ve Nikobar gibi adalarında müdahaleye hazır sürekli güç bulundurmaktadır. Yine aynı gerekçe ile bölge ülkelerinden olan Endonezya, Malezya, Singapur ile ortak devriye konusunda anlaşmıştır. Bir diğer bölge olan Hürmüz Boğazı konusunda Umman ile 2003 yılında yapılan Savunma İşbirliği Anlaşması imzalanmış ve ortak devriye. Tatbikat v.b önlemler alınmıştır.Bab-ül Mendep Boğazı ve Aden Körfezi gibi Kızıldeniz’in kapısı olan bölgede ise daha çok uluslararası ittifaklara gitmiştir. Fransa ile 2005 ve 2007 yıllarında yapılan tatbikat ayrıca Rusya ile 2009 yılında yapılan tatbikatlar girişimlerine örnek gösterilebilir.  Üçüncül olarak çağdaş problemlerden olan ve Hindistan’ın coğrafik konumunun getirdiği uzun kara ve deniz sınırları nedeniyle baş etmek zorunda kaldığı sınır anlaşmazlıkları, terörist faaliyetler, kaçakçılık gibi problemler olurken dördüncü olarak da bölgede daha çıkarlarını korumak için daha fazla güç bulundurma zorunluluğudur. Bu bağlamda Çin inşa ettiği Gwadar, Hambantota, Chittagang limanlarına karşı Hindistan da okyanus kıyısı bulunan şehirlerine liman inşa etmesi bu parametrelerden biridir. Hindistan Çin’in ‘İnci Dizisi’ olarak adlandırdığı bu limanlardan endişe duymakta ve rakibi olarak gördüğü Çin karşısında diğer bölge ülkelerinde limanlar üsler elde etmeye çalışmaktadır. 90’lı yıllarda başlayan ve ‘Doğuya Bak’ stratejisi olarak adlandırılan bu projede Tayland, Singapur gibi ASEAN üyesi ülkelerle ekonomik ve sosyal içeriğinin yanında askeri işbirliği de barındıran ittifaklar oluşturulmuştur. Zamanla bu ittifaka ABD, Avustralya ve Güney Kore gibi ülkelerinde eklenmesi ile Çin’e karşı güçlü bir blok oluşturma yoluna gitmiştir.

D.    SONUÇ

Asya’nın en büyük üçüncü ekonomisi olan ve 2000’lerden itibaren ber yıl %7 gibi büyüme istikrarı yakalayan Hindistan doğal kaynak akımından yetersiz olması sebebiyle enerji ihtiyacını büyük ölçüde ithalat yoluyla gerçekleştirmektedir. Ayrıca her sene ihtiyacının %7 oranında artması bekkenmektedir. Fakat Hindistan’ın bu ihtiyacını gerçekleştirirken çeşitli problemleri aşması gerektirmektedir. Bu problemler arasında bir yandan büyük oranda müşterisi olduğu İran ve Suudi Arabistan arasında dengeyi gözetmek zorundayken bir yandan da bu çatışmadan menfaat sağlayan ABD’nin bölge ile alakalı değişken politikalarına da ayak uydurmak zorunda kalmıştır. Öte yandan diğer arzcısı bölge olan Orta Asya’da ise bölge ülkeleri ile rekabetin yanında Afganistan kaynaklı güvenlik endişeleri ve Pakistan ile kuruluşundan itibaren yaşadığı sorunlar Geni Delhi tarafından dikkatle takip edilmesi gereken dosyalar olarak önümüzdeki yıllarda kalmaya devam edecektir. Son olarak Hindistan’a enerji akışı sağlayan en önemli yol olan Hint Okyanusu bölgesi de kanaatimizce ilerleyen yıllarda hem Hindistan Dış Politikası’nın hem de dünyanın sıcak başlıklarından biri olacaktır. Çin varlığını bölgede gün geçtikçe hissettirmekte ve ‘İnci Dizisi’ gibi projeleriyle de çeşitli konularda çekişme içerisinde olduğu Hindistan’ın endişelerini artırmaktadır. Yakın zamanda dünya arenasında süper güç olması beklenen ve halihazırdaki süper güç ABD’nin de dikkatle takip ettiği Çin’e karşı ilerleyen yıllarda daha da pekişecek Delhi-Washington işbirliği görmemiz muhtemel sonuçlar arasında olacaktır. Sonuç olarak Hindistan artan enerji ihtiyacını karşılamak için sürekli değişen ve gelişen dünya düzenine bir yandan diplomasi yoluyla uyum sağlamak zorundayken diğer yandan ise hem kara hem de denizde mevcut durumu korumak için askeri yatırımlarını büyütmek zorunluluğu ile karşı karşıya kalacaktır.

Bayram ÖZMEN

KAYNAKÇA

http://petroleum.nic.in/sites/default/files/APR_E_1718.pdf

“Sino-Indian Rivalry For Regional Dominance In The Indian Ocean”, KILIÇ F., 2017.

Hindistan’ın Orta Asya Politikası, BUDAK T., 2015.

Petrol Rezervlerinin Zirve Noktasının Enerji Güvenliği Açısından Büyük Enerji Pazarları(ABD, Çin ve Hindistan) Üzerindeki Etkileri, SEVİM C., 2010.

Hindistan’ın Orta Doğu Politikası, ERMAĞAN İsmail, 2013

 

 

Lütfen takip edip, beğenin
error0

About Author

Konuk Yazar

Leave A Reply