HAKİKATİN PEŞİNDE GANDHİ’NİN BAŞINDAN GEÇENLER

0

Bu yazıda, kendi kaleminden Gandhi’in hayatı aktarılmaya çalışılacaktır. “BİR ÖZYAŞAM-Hakikatin Peşinde Başımda Geçenler” adlı otobiyografisi rehber alınarak, Gandhi’nin Afrika serüveninden önceki hayatının önemli bölümleri ve dikkat çekici yönlerine değinilecektir.

Devlet adamı olmak atalarından gelen bir tecrübe. Dedesi Porbandar’daki başbakanlık görevinde bulunmuş. Babası altı çocuklu  bir ailenin beşinci çocuğu. Dedesi gibi bir amcası ve babası da birbiri ardına başbakanlık görevi yapmışlardı. Soydan gelen bir yönetme, yönetebilme kabiliyeti vardı. Tıpkı büyüdüğünde kendisinde de olacağı gibi.

Gandhi. Bağımsızlık mücadelesi vermiş dertli lider. ‘’Oldum olası hakikatin peşinde koşmayı, tanrıya varmayı hayal ederdim.’’diyor. Ona göre hakikat peşinde koşan insan, bir toz zerresinden daha alçak gönüllü olmalıdır. Bu uğurda en aziz bildiğim ne varsa hepsini feda etmeye hazırım diyerek hakikatin peşinde koşmayı kendisine şiar edinmiştir Gandhi.

Babası Kaba Gandhi çeşitli yerlerde çeşitli zamanlarda başbakanlık yapmıştır. Gandhi de ilerde babası gibi devlet adamı olacak, babasından edindiği tecrübeleri sahaya aktaracak ve hakikatin peşinde koşmaya devam edecektir. Babasının, servet toplamak gibi bir niyetinin olmadığından ve kendilerine de pek fazla mal mülk bırakmadığından bahseder. ‘’Öğrenim görmemesine rağmen edindiği tecrübelerle yeri gelince öfkeli biri olur devleti yönetir, yeri gelince de şefkatli bir baba olurdu.’’ der Kaba Gandhi için. Gandhi, annesinin dindarlığına hayran kalmıştır. ‘’Günlük ibadetlerini yapmadan ağzından bir lokma geçmediği gibi, art arda iki üç gün oruç tutmak onun için sıradan bir şeydi.’’der. 2 Ekim 1869’da Porbandar’da bu ana babadan dünyaya gelir Gandhi.

Çocukluk

Hakikatin peşinde koşmayı kendine şiar edinen Gandhi bu şiarından dolayı olsa gerek okul yıllarında hiç yalan söylemediğini not düşmüş. Zaman zaman dürüstlüğü yüzünden azarlanmıştı ama bu azarlanma onu okuldan soğutmadığı gibi öğretmenine karşı nefret hissi dahi uyandırmadığını belirtir. Çocukluğunda çok utangaç biri olduğunu söyler. Utangaç ve Yalnız. Kitapları ve derslerinden başka arkadaşı olmayacak kadar yalnız…

Üç erkek kardeşin en küçüğüydü Gandhi. Daha küçükken birçok zorlukla karşılaşmış ve bunların üstesinden gelmeyi bilmişti. Tıpkı ilerde devleti bağımsızlığa götürürken karşılaştığı zorlukları yendiği gibi.

Hayat Arkadaşı Mı Oyun Arkadaşı Mı?

Haberi olmadan on üç yaşındayken evlendiriliyor Gandhi. Evleneceğini ailesi düğün hazırlıklarına başladığı zaman öğreniyor. Küçük yaşta bu uzun yolculuğa çıkmayı mantıksız görüyor. Küçük yaşta evliliğin mantıklı bir şey olmadığını, evleneceği kızın kendisine olsa olsa bir oyun arkadaşı olabileceğini söylüyor. On üç yaşındaki gelin ve damat için evliliğin başka ne anlamı olabilirdi ki?

El Yazısı ve Dile Verdiği Önem!

El yazısı güzel değildi Gandhi’nin. Sonradan düzeltmeye çalıştıysa da iş işten geçmişti.  Kötü el yazısının kötü bir öğrenimin belirtisi olduğunu söyler. “İyi el yazısının, öğrenimin vazgeçilmez bir koşulu olduğu küçük yaşta çocuklara benimsetilmeli.”der. Bunun nedenini ve yolunu ise şöyle açıklar: “Çocuklara yazıdan önce resim yapmayı öğretmek gerektiği kanısındayım. Çocuk başka şeyleri, örneğin çiçekleri, kuşları nasıl baka baka öğreniyorsa, harfleri de öyle öğrensin ve ona yazı ancak resim yapmayı öğrendikten sonra öğretilsin, ancak o zaman güzel bir el yazısına sahip olunabilir.

‘’El yazısını güzel öğrendiysen bir de dil öğrenmelisin.’’ der. Başlar dili, dilin inceliklerini anlatmaya. Sanskritçe’nin önemine değinirken; dili özlü olarak öğrenemediği için son derece üzgün olduğunu çünkü her Hintli kız ve erkek çocuğun küçük yaşta Sanskritçe’yi  adam akıllı öğrenmesi gerektiğini sonradan öğrendiğini belirtir. Ayrıca Hint eğitim sisteminde ana dilin yanında Hintçe, Sanskritçe, Farsça Arapça ve İngilizceye de yer verilmesi gerektiğini düşünür. Tabi dili söyleyince yöntemini de aktarır. Ona göre Hintçe’yi iyi öğrenmek isteyen kişi olaya Sanskritçe’den başlamalıdır. Urduca’yı adam akıllı öğrenmek isteyenler ise Arapça ve Farsça ile başlamalıdır.

 İlk Et Yemesi!

Bilindiği üzere Hindu dinine mensup dindarlar et yemezler. Gandhi de dindar bir ailenin çocuğuydu. “Aileme sıkı sıkıya bağlı biriydim.”der. Bu sebeple et yemeyi aklından bile geçirmemiştir ta ki doğru yola getirmeye çalıştığı arkadaşı ile tanışana kadar. Her ne kadar Gandhi’yi kötü yollara sevk etse de Gandhi, onu düzeltmeyi kendine amaç edinmişti. “Hatta bir keresinde az daha onun yüzünden eşimi aldatacaktım ki tanrı beni günahtan kurtardı.” der. Tanrı onu o gün günah evinden çıkarmıştı ama arkadaşının ona et yedirmesine engel olamamıştı. Gandhi daha okuldayken küçük, zayıf, cılız ve korkak biri olduğunu söyler. Onun bu yönlerini bilen arkadaşı bütün bunları et yememesine bağlıyordu.

Ayrıca Gandhi, Guceratlı bir şairin bu şiirinden de etkilendiğini söyler:

Bak İngilizler ne kuvvetli

Hükmediyor çelimsiz Hintliye

Yiyor eti, yiyor eti

Boyu posu heybetli

Ona göre et yiyen İngilizler cesur ve kuvvetliydi. Bu yüzden et yemeyen Hindular onlara karşı gelemiyordu. Bütün bunların etkisini üzerinde hisseden Gandhi yavaş yavaş et yemeye ikna oluyordu. İlk başlarda eti kuytu köşelerde yemeye başlar. Daha sonra arkadaşı onu birkaç kez –gizliden- et satılan yerlere götürür. Etten zamanla tat almaya başlayan Gandhi, kendisinin ailesine ihanet ettiğini düşünür ve arkadaşına bir daha et yemeyeceğini söyler. O gün bugündür bir daha ağzına et koymadığını da ekleyerek pişmanlığını dile getiriyor Gandhi.

Gandhi’nin çocukluk yılları, onu intihara sevk edecek kadar çilelidir. Küçükken arkadaşından etkilenerek ailesinin hizmetçilerinin paralarını çalarak sigara almaya başlamıştı. Ancak ailesinin bundan haberi olmadığından, bir süre sonra sigara içmek boş bir meşgale gibi gelmiştir Gandgi’ye. Bu durumu şöyle dile getiriyor Gandhi: “Büyüklerin izni olmadan bir şey yapamamak dayanılmaz bir şeydi, sonunda usanç getirip canımıza kıymaya karar verdik.” Ancak intiharın hiçbir şeye derman olamayacağını anlar, ve tanrının huzuruna suçlu çıkmamak için intihardan vazgeçer. İntihardan vazgeçerek aslında sigara içmek ve hırsızlık yapmaktan da vazgeçmiş oluyordu bir nevi.

Babası ve Oğlunun Ölümü!

Daha çocukken babasını kaybeden Gandhi’nin on altı yaşında iken bir çocuğu dünyaya gelir ancak bu çocuk sadece iki üç gün yaşayabilmiştir. “Baba acısına evlat acısı da eklenince acılarla yoğrulan bedenim iyice yorgun düştü.” der Gandhi.  Ancak pes etmez, acıların getirdiği bir hırsla tutunur hayallerine ve düşer ideallerinin peşine. İlk önce evlilikten dolayı ihmal ettiği okulunu bitirmeye çalışır. Üniversite sınavlarına girer ve Edebiyet Bölümü’ne yerleşir. Ancak mutlu değildir. Aslında Tıp okumak ister ancak kader, zorluklarıyla kaderdir Gandhi’ye göre. Yine de pes etmez Gandhi, bir aile dostunun tavsiyesi üzerine abisinin de desteğiyle İngiltere’de hukuk okumaya karar verir.  Ancak bu karar göründüğü kadar da basit değildir Gandhi için. Annesi bu karara ne diyecek? Kast bunu onaylayacak mıdır? İngiltere’ye gitmek ve orada geçinmek için gerekli para nereden bulunacak? Bunlar Gandhi’nin önüne birer engel olarak çıkar.

İngiltere Yılları

Annesi Gandhi’nin İngiltere’ye gidip orada Avrupaileşeceğinden korkuyordu. Et yemesi, içki içmesi gibi konularda annesi kesinlikle taviz vermiyordu. Ancak Gandhi, annesine sıkı bir söz verip bunları kesinlikle yapmayacağına dair yemin ederek annesinden izin almayı başarmıştı. Gerek düğünden kalma altınları satarak gerekse dostlarından borç isteyerek parayı denkleştirmişti Gandhi. Geriye Kast’ın ne düşündüğü kalmıştır.

Her şey yolunda giderken Kast’ın düşüncesi bir engel olarak dikilir Gandhi’nin karşısına ama bu engel onun için aşılmaz değildir. Kast Gandhi’nin Avrupa’ya gitmemesi gerektiğini, Hindu dininin yabancı ülkelere gitmeye izin vermediğini söyler. Kast, Gandhi’in orada bozulacağını, dini bağlantılarını koparıp dinsizliğe düşeceğini düşündüğü için gitmesine sıcak bakmaz. Ancak Gandhi hayallerinin peşinden gitmekte kararlıdır. Kast’ın düşüncelerine saygı duyduğunu ama bu fikirlerin onu yolundan çeviremeyeceğini dile getirir. Bu karar Gandhi’nin Kast’tan kovulmasına neden olur.

Kast’tan kovulan Gandhi’nin ilk işi İngiltere’ye gitmek için hazırlıkları tamamlamak oldu. Ardından on sekiz yaşında iken arkasında beş yıllık eşini ve birkaç aylık çocuğunu bırakıp İngiltere’ye gider.

Artık İngiltere’dedir Gandhi. Ancak burası beklediğinden daha zor ve çetin bir yerdir. Yemeğiyle, kültürüyle, giyinişiyle tamamen farklıdır. Şu da var ki, Gandhi’nin sessiz biri olması işlerini daha da zorlaştırmıştır. İlk işi otelden ayrılıp bir İngiliz ailenin yanında bir eve yerleştikten sonra derslere başlamak olmuştur. Sağlığına da dikkat ederdi Gandhi. Öyle ki; okula genelde yürüyerek gider gelirdi ama bu sağlığı koruma çabasından çok  paradan tasarruf etmekti onun için. İşleri yoluna koyduktan sonra ilk iş bir etyemez lokantası bulmak olmuştu İngiltere’de. Çünkü yemek tarzı bayağı zorluk çıkarmıştı Gandhi’ye. Her topluluğa giremiyor, girince de bir nevi küçük düşüyordu. “Etyemez lokantasında istediğimi alabileceğim için anca burada doyuyorum.”der . Hatta bu Gandhi için o kadar büyük bir gelişmedir ki etyemez lokantasını buluşunu şöyle dile getiriyor: “İngiltere’ye ayak bastım basalı, ilk kez şöyle ağız tadıyla doya doya bir yemek yedim. Tanrı imdadıma yetişmişti”.

Üniversite yıllarında sadece okul dersleriyle iştigal olmaz Gandhi. Aynı zamanda güzel konuşma, dans ve batı müziğine de merak salar. Ancak kısa bir süre sonra asıl görevinin dans ve müzik olmadığı düşüncesiyle,  parasını ödediği halde bu kurslardan vazgeçer ve dil öğrenmeye başlar. Başta bu dil biraz zor gelmişti Gandi’ye ancak  düzenli bir çalışmayla üstesinden gelebilmişti. Bu dil hukuk için de en önemli dillerden biri olan Latince idi.

Dil öğrenmişti öğrenmesine ancak aktif kişiliği ile üyesi olduğu birçok dernekte çeşitli zamanlarda konuşmalar yapması gerekmişti Gandhi’nin. Ancak ne yazık ki kalabalık önünde konuşamayan bir kişiliği vardı. Bir türlü rahat hareket edip iki kelimeyi bir araya getiremezdi ve genelde hep küçük düşerdi. Bu sessizliğini, topluluk önünde konuşamama eksikliğini anca Afrika’da yendiğini söyler. Ancak bu onun için sadece eksiklik değildi, aynı zamanda bu eksikliklerin doğurduğu olumlu sonuçlar da vardı. Bu durumu da şöyle dile getirir Gandhi: “Tecrübe bana gösterdi ki, susmak kendini gerçeğin hizmetine veren kimsenin ruh disiplini içindedir. Gerçeği gereğinden çok büyütmek ya da yok etmek insanın doğal güçsüzlüğüdür. Gerçekte sıkılganlığım benim için bir korunma aracı olmuş, hem gelişmeme olanak vermiş, hem de gerçeği algılamama yardım etmişti.”

Gandhi, her ne kadar hedefi dışında birçok şey yaptığını söylese de asıl hedefine ulaşır. Sonunda okulu bitirir ve Hindistan’a dönmeye hazırlanır. Ancak hedeflerine ulaşmış olsa da onu, Hindistan’da pek de güzel şeyler beklememektedir. 1891’de Hindistan’da hedefi olan baroya kabul edilerek döndüğü vakit, annesinin öldüğünü öğrenir. Gandhi’nin okuması için büyük emekler sarf eden abisi, derslerinin etkilenmemesi için ona bu durumu haber vermemiştir. Annesinin acısıyla yıkılan Gandhi kısa sürede kendisini toparlayarak işi gereği dava arama peşine düşer. Gandhi’nin üzerinde abisinin büyük hayalleri vardır. Sözde abisi ona sürekli dava bulacak ve Gandhi de bu davalardan çok para kazanacaktı. Ancak yukarıda zikrettiğimiz üzere sıkılganlığı ve utangaçlığı onun dava almasını zorlaştırıyordu. Büyük uğraşlarla 30 rupi karşılığında çok basit dediği bir davayı bulmasına rağmen mahkemede söz sırası ona gelince konuşamıyor ve davayı başkasına devretmek zorunda kalıyor. Bunun üzerine Güney Afrika’ya gidene kadar mahkemeye ayak basmadığını belirtiyor.

 

BİR ÖZYAŞAM – Hakikatin Peşinde Başımdan Geçenler-GANDHİ

  Aydın GÜVEN

About Author

Aydın GÜVEN

HİNDİSTAN-PAKİSTAN aydinguvenmdnyt@gmail.com

Leave A Reply