İlim ve Medeniyet

DOÇ. DR. İDİL TUNCER KILAVUZ İLE RUS MİLLİYETÇİLİĞİNİN KÖKENLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

ilimvemedeniyet.com yazarlarından Osman MİCAN ve Furkan EMİROĞLU’nun Rus milliyetçiliğinin kökenleri, kavram üzerinde gerçekleşen tarihsel dönüşün, Rusya’daki mevcut milliyetçilik anlayışı üzerine yönelttiği soruları İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İdil TUNÇER KILAVUZ cevapladı.

Öncelikle sitemizin röportaj teklifini kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

  1. Rus milli kimliğinin gelişimine tarihsel olarak bakınca hangi önemli dönemlerden bahsedebiliriz?

Rus milli kimliğinin gelişiminde önemli birkaç noktayı şöyle özetleyebilirim: Rus milli bilincinin gelişmesi devletin büyümesiyle paralel bir çizgide ilerlemiştir. Rus milli bilinci devletin güçlü etkisi altında biçimlenmiştir. Devletin ve daha sonra oluşan Rus milli elitinin etkisi altında gelişmiştir. Rus milli tarih yazımına baktığımızda, Rusya’nın tarihinin Kiev devletiyle başladığını görürüz. Bu anlayışa göre 11.yüzyıldan itibaren insanların bir vatan içerisinde birliği, dilde, inançta birlik bu devlette mevcut olarak değerlendirilir. Ruslar Ortodoksluğu da bu dönemde kabul etmişlerdir. I. Vladimir 988 yılında vaftiz edilmiş ve tebaasına Ortodokslaştırma yolunda politikalar uygulamıştır. Altın Ordu devletine karşı mücadelelerde de Ortodoks kimliği vurgulanmıştır. Yaklaşık 250 yıl Türk-Moğol hâkimiyetinde yaşamak, daha sonra 15-16.yüzyıllarda yeni bir siyasal merkez olarak Moskova’nın yükselmesi, bunlar hep Rus toprağı, Ortodoks inancı ve Moskova üçlemesinden oluşan Rusluk bilincinin oluşumunda önemli etkiler yapmıştır. Bir de 1439’daki Floransa Konseyi ile birlikte Rum Ortodoks Kilisesiyle Rus Kilisesinin ayrılması ve tabi bir de 1453’te Osmanlının İstanbul’u fethi, bu iki olay Rus milli kimliğinde çok önemlidir.

İstanbul’un fethinden sonra Moskova, doğu Hristiyanlığında Hristiyan bir prens tarafından yönetilen tek önemli şehir olarak kalmıştır.

Ortodoksluğun tek koruyucusu, Bizans’ın mirasçısı olarak ortaya çıkmıştır. 1453’ten itibaren dünyadaki tek Ortodoks devlet olarak Rusya kalmıştı. 15.yüzyıl sonlarında artık Moskova, Üçüncü Roma ilan etmişti kendini. 1552’de Korkunç İvan’ın Kazan’ı işgali de Rus milli duygularını güçlendiren bir diğer önemli olaydı. Bundan sonra artık giderek genişleyen, gücünü artıran bir Rusya görüyoruz.

  1. Rus milliyetçiliğinin özellikle “народ(halk), отечество(anayurt)” gibi kavramların 1. Petro döneminde kullanılmasıyla beraber başladığını makalelerinizde belirtmiştiniz. Peki bu milliyetçiliğin dayanakları nelerdir ve Sovyetlerin çöküşüne kadar nasıl bir evrim geçirmiştir?

Evet. Çok uzun bir dönemi sordunuz. Özetlemeye çalışayım. Petro döneminden bahsedersek, 17. Yüzyıl sonunda tahta çıkan I. Petro, ki Büyük Petro derler Ruslar ona, Petro’nun dönemi Rusya’da güçlü, modern, mutlakiyetçi devletin zirvesini temsil eder. Döneminde devlet ülkenin her yerinde gücünü artırmıştır. Petro döneminde eğitim alanında önemli gelişmeler gerçekleştirildi. Yeni açılan okullara girenlerin önemli bir kısmı soylu değillerdi. Bu insanlar ilk milliyetçi gruptu aslında. Üniversiteler saygınlık, refah ve etki kazanmanın tek yoluydu soylu olmayan entelektüeller için. Millet fikri onlara yeni bir kimlik sağladı. Petro’nun başarıları nedeniyle bu milliyetçiler gururlu ve güvenliydiler. Güçlü, ünlü bir imparatorluğun üyeleriydiler.

Rus milli bilincinin gelişiminde 18. yüzyıl sonlarına doğru gerçekleşen bir sonraki adım, Batının milliyetçiliğine karşı, Batı’nın Rusya için istenmeyen, uygun olmayan bir model olarak konumlanması dönemidir. Batının rasyonalitesi hesapçı görülmüş, Rus milliyetçiliği kendiliğindenlik, spontanlık ile tanımlanmıştır. Sade, kendi halinde halkın insaniyeti yüceltildi. 1812 yılındaki Büyük Vatanseverlik Savaşı dedikleri Rusya ve Fransa arasındaki savaş sırasında Napolyon’un Rusya’yı işgali 19.yüzyıl başında Rus milli bilincinin gelişmesinde rol oynayan en önemli olaydır. Fransız kültürüne, Batı Avrupa’ya karşı bir reaksiyon oluşmuştur.

Bu dönemdeki en güçlü milliyetçilik akımı Slavofillerdi. Bunlar Rusya’nın batılılaşmasını eleştirdiler.

Gerçek Hristiyan devletine”, Petro öncesi Rus yaşamının usullerine geri dönülmesini arzu eden entelektüellerdi bunlar. Başlangıçta diğer Slav topluluklarıyla dayanışma duygusuna sahip değillerdi. Rus olmayan Slavların geleceğine dair düşünceler 1854 Kırım savaşından sonra etkili olmaya başlamıştır. Rusya onlara göre batının tarihi mirasına sahip değildir. Batının bu mirası Batı Hıristiyanlığı üzerindeki Roma etkisine dayandığından, Rusya da bundan etkilenmediğinden, Rusya’nın bu nedenle saf ve gerçek Hristiyan öğretilerine dayandığını söylediler. Rusya tarafından korunan Doğu Hristiyanlığı gerçek Hristiyanlıktır onlara göre. Slavofilliğin Pan-Slavizme dönüşmesindeki en önemli nedenlerden biri dediğimiz gibi Kırım Savaşı’dır. Kırım Savaşı’yla beraber güney Slavlarının geleceğine ilişkin bir ilgi duyulmaya başlamıştır. Ancak Rusya’nın Pan-Slavistleri için Panslavizm, Ruslaştırma ve Ortodokslaştırma anlamına geliyordu. Onlara göre Rusça tüm Slavların dili haline getirilmeliydi. Rusya’nın liderliğinde Slav milletlerinden oluşan bir federasyonu amaçlıyorlardı.

Ama 19. yüzyılda ne milliyetçilerin ne de Pan-Slavistlerin tahtın desteğine sahip olduğu söylenemez. Ancak III. Aleksandr tahta geçtikten sonra Rus milliyetçiliği tahttan destek almaya başlamıştır. Ondan önceki çarlar tebaalarının sadakatine milliyetlerinden çok daha fazla önem vermişlerdir. III. Aleksandr döneminde Ruslaştırma politikaları yürütülmüştür. Hükümetin bu yeni milliyetçiliğinin sonucu da daha önce çara sadakat gösteren imparatorluğun Rus olmayan nüfusundan gelen reaksiyon olmuştur. Ruslaştırma politikaları Rus olmayanlar arasında imparatorluğa karşı milliyetçi bir muhalefet yaratmıştır.

  1. Sovyetler Birliği dönemi nasıldı, o dönemde de bir Rus milliyetçiğinden söz edilebilir mi?

Rusya imparatorluğuna son veren Bolşevik hükümeti imparatorluğun tüm mirasını reddetmişti. Otokrasi ortadan kalkmış, Ortodoks inancı ateizm ile yer değiştirmiş, milliyetçilik yerine enternasyonalizm kabul edilmişti.

Yeni rejimin ideolojisi olan Marksizmin ana rakibi milliyetçilikti.

Başlangıçta Rus milliyetçiliğinin tüm ifadeleri güçlü şekilde bastırılmıştır. Bu baskılar 1930’ların ortalarına kadar devam etmiştir. Yaklaşan dünya savaşının tehdidi altında, Stalin liderliğindeki Sovyet rejimi Rus milliyetçi duygularını harekete geçirmeyi amaçlamıştır. Bu nedenle Rus milliyetçiliği devlet ideolojisi içerisine entegre edilmiştir. Fakat Rus milliyetçiliğinin devletin ideolojisinden bağımsız, ayrı bir ideoloji olarak ifade edilmesine de izin verilmemiştir. Sovyet rejimi Rusların kafasında Rusya/Sovyetler Birliği özdeşliğini korumaya çalışmıştır. Sonunda Ruslarla Sovyet devleti arasında bir derece özdeşleşme sağlanmıştır. Kamuoyu yoklamalarına göre Ruslar Sovyetler birliğindeki milletler arasında devletle en çok özdeşleşen milletti.

1930’ların sonu 1940’ların başındaki dönem Rusların Sovyet halkları içinde “eşitler arasında birinci” olarak yüceltildiği dönem. Rusların Sovyetler birliğindeki tüm milletlerin yol gösteren, liderlik eden “büyük ağabey” i olarak yüceltilmesi, Rusçanın sosyalist kültürün uluslararası dili olmasının vurgulanması 1945 sonrasında da devam ederek Sovyet döneminin bir unsuru olarak kalmıştır.

Ancak Brejnev döneminde Rus milletini devletten ayrı bir etnik grup olarak tanımlayan, devletin resmi ideolojisini reddeden muhalif bir Rus milliyetçiliği ortaya çıkmıştır.

Bunlar devleti Rus olmayan ve Rus karşıtı bir unsur olarak değerlendirdiler. Sovyet devletinin Rus milleti üzerinde zararlı etkileri olduğunu düşünüyorlardı.

Bu dönemde ortaya çıkan derevenşçiki (kırsal edebiyatçılar) grubu, rejime en muhalif milliyetçi yazarlardan Aleksandr Soljenitsin böyleydi. Ona göre Marksist-Leninist ideoloji ülkedeki bütün kötülüklerin nedeniydi. Derevenşçiki yazarları da eski geleneklere, dine saygılı, yazılarında dini boyut var, Rusya Ortodoks Hristiyan Rus toprağı olarak görülüyor. Endüstriyel gelişmeye karşı şüpheciler, batıdan ithal modern kültürü eleştiriyorlar. Aslında 19. yüzyıl Slavofilleriyle 1960’lardaki 1970’lerdeki Rus milliyetçisi yazarların fikirleri arasında benzerlikler var. Batılılaşma eleştirisi, köylülüğün yüceltilmesi, gerçek Hristiyan devletine dönüş gibi.

Bir de tabii Sovyet döneminde devlet içinde güçlü olan “Milli Bolşevikler” olarak anılan gruptan da bahsetmek lazım. Bu grup Sovyet devletini Rusların temsilcisi ve koruyucusu olarak görüyordu. Hem komünist hem milliyetçi motifleri kullanıyorlardı. Bunlar da Rus milliyetçisiydiler.

  1. Sovyetlerin çöküşünden sonra Rusya Federasyonu’nda nasıl bir milliyetçilik anlayışı oluşmuştur?

Sovyetler birliğinin dağılışının ardından da, Ruslar, kendilerini o zaman bürokratik, baskıcı, sömürücü olarak gördükleri merkezden ve ekonomik olarak yük olarak algıladıkları diğer Sovyet cumhuriyetlerinden ayırsalar da, kendilerinin olarak gördükleri topraklardan ayrılmaları onlar için kolay olmamıştır. Bazı istisnalar dışında Rus milliyetçilerinin geniş bir kesimi Sovyetler Birliği’nin bütünlüğüne, eski Sovyet topraklarının bütünlüğüne bağlı kalmışlardır. Rus milliyetçilerinin çoğu Gorbaçov’un reformlarına karşı çıkmışlardı. Rus milliyetçilerinin ana amacı Sovyetler Birliği topraklarının bütünlüğünün korunmasıydı.  

Yeltsin dönemi, Rusya’da yaşayan halkların etnik kimlikleri ne olursa olsun, Rusya Federasyonu’nun vatandaşlık esasına dayanan bir ulus devlet olarak inşa edilmek istendiği bir dönem olmuştur. Vatandaşlığa dayanan bir millet anlayışı geliştirilmiştir.       

Putin döneminde ise bilinçli bir şekilde, özellikle son dönemde, vatandaşlığa dayanan Rus kimliğiyle etnik Rus kimlikleri arasındaki sınırların bulanıklaştırıldığını görmekteyiz. Rusya vatandaşlığı kimliği daha Ruslaştırılmış, Rusya vatandaşlığının temeli Rus diline, Rus kültürüne ve değerlerine dayandırılmıştır. Aynı zamanda Putin kendisini etnik Rus milliyetçiliğinden de uzaklaştırmıştır. Rus kimliği içerisine kimin dâhil olduğu konusunda kültür ve değerler, soydan ve genlerden daha önemli görülmüştür. Rus kimliğinin sınırları bu değer temelli Rus kimliğine katılmak isteyen diğer etnik grupların üyelerini de içine alacak şekilde genişletilmiştir. Bu yaklaşım ayrıca sadece Rusya Federasyonu’nun resmi sınırlarıyla kısıtlanmış bir Rus kimliği anlayışına da sahip değildir. Aynı zamanda ayrı, kendine özgü benzersiz bir medeniyet olarak tanımlanan Rus dünyasına, buna “Russkii mir” diyorlar, da hitap etmek istemektedir.

‘Rus dünyası’ terimi, Rusça konuşan, Rus kültürünü benimsemiş, Rusya devletinin sınırları dışına taşan bir topluluğu ifade eden bir kavram olarak kullanılmaktadır. Rusya Federasyonu’nun sınırları dışına taşan, komşu ülkelerdeki Rus ve Ruslaşmış gruplara da hitap edebilecek bir söylem geliştirilmektedir.

Rusya’da bu gün de Rus milliyetçiliğinin birçok farklı ifadesi, birçok farklı Rus milliyetçisi yaklaşım mevcut. Bir tek Rus milliyetçiliğinden bahsedilemez. Bu grupların fikirleri arasında birçok farklılık var, anlaşmazlıklar var.

Ama genel olarak iki farklı Rus milliyetçisi yaklaşımdan söz edilebilir:

  1. Etnik Rus milliyetçiliği
  2. Emperyal Rus milliyetçiliği.

2014 yılındaki Kırım’ın ilhakı önemliydi. Bundan sonra bütün milliyetçilerin Kırım’ın işgalini desteklediklerini görüyoruz.

  1. Milliyetçi düşünce sistemi açısından çok değişken evrelerden geçmiş olan Rusya özellikle Kırım’ın işgalinden sonraki dönemde gerçekleşen politikalar değerlendirildiği zaman nasıl bir Milliyetçilik anlayışına sahiptir?

Kırım’ın ilhakı, hemen hemen tüm Rusların ve Rus milliyetçilerinin heyecanla destekledikleri gelişmelerden biri olmuştur. Kırım’ın ilhakının her türlü milliyetçi eğilime hitap eden yönleri mevcuttu. Kırım’da bugünkü durumda etnik Rus nüfus çoğunluğu oluşturuyor. Bu nedenle etnik Rusların ülkeye katılması etnik milliyetçilerin hoşuna giden bir durum olmuştur. Kırım’daki diğer büyük azınlık Ukraynalılar da Slav, bu da Slavların ülkeye eklenmesi gerektiğini düşünen milliyetçilere hitap etmiştir. Ayrıca Kırım’ın ilhakı Rusya’nın topraklarını Sovyet sınırlarına doğru genişletmesi anlamına da geliyor. Bu da eski Sovyet sınırlarını geri isteyenlere olumlu gelen bir hareket olmuştur.

Kırım’ın ilhakından sonra Putin’in destek oranları çok büyük artış göstermiştir. Milliyetçiler arasında da, önceden Putin’e karşı olan birçok milliyetçi,  Kırım’ın ilhakından sonra Putin destekçisi haline gelmiştir. 2014 yılının Ağustos ayında yapılan kamuoyu yoklamalarında Putin’in destek oranı %86’ya çıkmıştı. Bu oranlar Kırım konusunda Rus halkının bir konsensüse sahip olduğunu gösteriyor.

Putin’in milliyetçilik yaklaşımında Rus etnik kimliğinin sınırlarının çok geniş olarak tanımlandığını görüyoruz. Putin’in ifadelerindeki Rusluk anlayışı tamamen etnik milliyetçiliğe dayanan bir yaklaşım değildir. Rusluk, soy ve genden gelen bir kimlik olarak değil, kültürel ve değerler bakımından tanımlanmaktadır.  

Putin ne etnik ne de emperyal milliyetçiliğe taraf olmuyor. Ama bunların ikisinin de söylemlerini seçici olarak kullanıyor. Rus olmayanlar da Rus nüfusa entegreolmaya çağrılıyorlar Putin tarafından. Rus diline, Rus kültürüne dayanan, Rus Ermenilerinden, Rus Almanlarından, Rus Tatarlarından bahsediyor Putin. Bunları birbirine bağlayacak, kendi ifadesiyle “birleştirip, çimento haline getirecek” bir yaklaşımın benimsenmesi savunuluyor. “Rusların büyük misyonu” bunu sağlamaktır Putin’e göre.

  1. Peki bu yaklaşım başarılı olabilir mi?

Aslında bildiğiniz gibi Rusya Federasyonu etno-federal bir devlet yapısına sahip. Etnik olarak tanımlanmış federe birimler burada yaşayan halklara Rus olmadıklarını hatırlatmaya devam edecektir. Ancak nüfus da büyük oranda Ruslardan oluşuyor. 2010 sayımında nüfusun yüzde 81’i kendisini etnik Rus olarak tanımlamış. Resmi olarak Rusya bugün 193 farklı etnik grubun vatanı olarak tanımlanıyor. Ancak, Tatarlar yüzde 3,9; Ukraynalılar yüzde 1,4; Başkurtlar yüzde 1,1; Çuvaşlar yüzde 1,1; Çeçenler yüzde 1 olmak üzere, sadece beş azınlık grubu toplam nüfusun yüzde birinden fazlasını oluşturuyor.  Etnik azınlık gruplarının nüfus içerisindeki sayısal oranı çok düşük. Bu nedenle başarılı da olabilir.

Rusya Federasyonu’nun bugünkü sınırları içerisindeki farklı etnik kimliğe mensup Rusya vatandaşları düşünüldüğünde, tamamen etnik anlayışa dayanan, dar bir şekilde tanımlanan, dışlayıcı bir Rusluk tanımı bu insanları yabancılaştıracaktır.

Bu nedenle Rus olmayanları yabancılaştırmadan, Rus çoğunluğu da rahatsız etmeden, azınlıkların daha geniş tanımlanan bir “Rus medeniyeti” içerisine dâhil edilmesi, yönetim tarafından makul bir yaklaşım olarak benimseniyor.

Dediğimiz gibi, yeni ulusal kimlik yaklaşımı Rus olmayı kültürel olarak tanımlıyor. Rusluğun sınırlarını, nüfusun etnik Rus olmayan, ama bu yeni Rus kimliğine dahil olmak isteyen kısmını da içine alacak şekilde genişletiyor.

Putin’in açıklamalarına bakıldığında, Putin’in, Rus milliyetçiliğinin dar versiyonundansa, daha geniş versiyonuna daha olumlu baktığı görülmektedir. Bu da aslında siyaseten daha rasyonel, daha geniş kesimleri kapsayacak bir söylem benimsendiğini göstermektedir.

Söyleşi için bizlere vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Söyleşi: Osman MİCAN, Furkan EMİROĞLU

Exit mobile version