DİL ÖĞRENMEK ÜZERİNE

0

Nasıl dil öğrendim ve ne merhalelerden geçtim?

8 yıllık dil serüvenim.

Türkiye’de son zamanlara kadar yabancı dil öğretimi iyi seviyelerde değildi. Bunun sebepleri arasında Sömürülmemiş olmamız gibi bazı doğru olmayan etmenler gösterildi. Dünyada sömürülmeyen ama çok iyi yabancı dil konuşan halklar vardır. Bende farkındalık oluşturmak amacıyla kendi kendimizin öğrenebilmesi amacıyla oturduğun yerden öğren sloganıyla hareket ettim. Bununla ilgili yazdığım yazılardan bir kısmı büyük ilgi gördü. Bunun üzerine biraz konuşmak istiyorum. Genel itibariyle konuşacak olursak birisinin ilk öğrendiği yabancı dili kendi başına öğrenmesi gerçekten zordur. Bu daha çok özgüvenle alakalıdır. Eğer engelleri kırabilirsek ilk dilimizi ikinci dilimiz gibi öğrenebilmemiz gerçekten mümkündür. Çoğumuzun üniversitesinde İngilizce seçmeli veya zorunlu olarak okutulmaktadır. İlk sene bu dili öğrendikten sonra ikinci sene de bu dili oturturuz. Sonra başka diller öğrenmeye başlayabiliriz. Diğer dilleri öğrendiğimiz süre ilk dili öğrendiğimiz süreye göre daha da düşecektir. Tabi bu dilin zorluğuna göre değişse de hepimiz dilde bazı taktiklerle hareket ediyor olmaya başlayacağız. Örneğin ben Gramerin çok da önemli olmadığına hükmettikten sonra gramere ağırlık vermedim. Daha çok pratiğe metin okumaya dinlemeye ve kelime ezberlemeye ağırlık verdim. Bunun daha etkili bir yol olduğunu fark ettim. Bir dilde asıl zorluğun kelimeler olduğunu fark edince kelimelere odaklandım ve vaktimin çoğunu doğal yollardan kelime ezberlemeye adadım diyebilirim. Asıl sloganıma dönecek olursam evet oturduğumuz yerden birçok dili kendimiz öğrenebiliriz. Kitaptan veya Youtube’daki hocalardan evimizde oturduğumuz yerde dil öğrenebiliriz. Bunu özellikle maddi imkanı olmayan veya maddi imkanı olsa da istediği dili öğretecek birini bulamayanlar için yazıyorum. Örneğin Tokat’tasınız ve Hausa Dilini öğrenmek istediniz. Hoca bulamazsınız ve bilen Türk varsa bile çok para ister. Çünkü bilinen bir dil değildir. Lakin özellikle bu dil üzerine yazılmış İngilizce literatür bulunmaktadır. Buradan bu dili öğrenebilmek ve sonrasında geliştirebilmek mümkündür. Yani şartları ve ortamı kendimiz oluşturabiliriz. Ben İbranice öğrenmek istemiştim ama kimse olmadığını düşündüğümden vazgeçmiştim.

Bugüne kadar üç dil öğrendim ve dördüncüsünü de belli bir seviyeye kadar getirdim. Bunlar İngilizce, Farsça, İbranice ve Arapça. İlk dil hariç diğer dillerde temel seviyede eğitimi aldıktan sonra kendim ilerlemeye karar verdim ve hocamdan ayrı çalışmaya başladım. Dil öğrenim sürecinde tamamen gramere odaklanmadım. Hatta gramere pek ehemmiyet vermedim. Temel zamanları örneğin geçmiş zaman ve şimdiki zaman ayrımını bildikten sonra derinlemesine grameri ezberlemeye çalışmadım. Dil öğrenirken yanımda ya hocam ya o dili bilen kişi ya da takip ettiğim kişiler oluyor. Örneğin Farsça öğrenirken hocamız gramerden bize az bir şeyler göstermesine rağmen ben kendim Yedullah Semere’nin kitabını aldım ve oradan 3 cildi bitirdim. Daha sonra hocam benim işlediğim yerleri anlatınca pekişmiş oldu. Derste can sıkıntısına sebep olsa da dile yeterince vakit ayırdığımızda ilerlememiz kaçınılmaz oluyor.

Gramer konusuna biraz değinmek istiyorum. Dil Koçu ve faaliyetlerini saygıyla takip ettiğim Semih Uçar bey grameri yüzme bilmeye benzetiyor. Elbette çok doğru bir tespit. Yüzmeyi bilsek bile okyanusta ne kadar uzağa gidebiliriz. Bunun için tecrübe ve pratik gerekiyor. Ben ise grameri ehliyete benzetiyorum. Araba sürmemiz için ehliyete ihtiyacımız vardır ama ehliyet araba sürmez. Gramer sadece ehliyet olarak düşünülmeli. Aynı zamanda çoğumuza da araba ehliyeti lazım. Tır ehliyetini almamıza gerek yok eğer ihtiyaç duymuyorsak. Dilde de öyledir. İşimize lazım olan grameri bir hurdacı mantığıyla değerli eşyaları toplayarak almamız gerekiyor. Grameri tır sürecek seviyede bilmemize gerek yok. Araba sürecek kadar bilsek kafidir. Ondan sonrası yılların verdiği tecrübe ve pratik ile elde edilmektedir. Dolayısıyla gramer üzerinden dili öğrenmeye çalışmak ve vaktin çoğunu gramere harcamak gerçekten zaman kaybı. Özellikle Arapça gibi gramerine neredeyse hakim olunamayacak dillerde sadece ehliyet almaya çalışılmalı ehliyeti aldıktan sonra uzun sürüşler gerçekleştirerek sürüş kabiliyetimizi dilde artırmalıyız.

İlk öğrendiğim yabancı dil İngilizce idi. Zorlandığımı itiraf etmem gerekiyor. Yeterince dilin üzerine eğilecek vaktim olmadığından bu dil beni epey oyaladı. Aynı zamanda ilk sistemli dil öğrenmem üniversitede ve mezkur dil ile olmuştu. İngilizce özellikle birçok kaynağın bulunmasından ve öğretim metotlarının gelişmiş olmasından dolayı zor bir değildir. Zor olan kısmı ise kelimelerin yazıldığı gibi telaffuz edilmemeleridir. Örneğin Can kelimesi can diye okunmuyor. Kelimenin anlamını bilmeniz yetmiyor yani bir de okunuşunu bilmeniz gerekiyor. İlk başlarda kelimelerin nasıl okunduğuna dikkat etseniz de belli bir seviyeden sonra kelimelerin sadece anlamına bakıyorsunuz. Bu da gerçekten tehlikeli bir durum. Dilde asıl zorluk yaşayacağımız yer de zaten kelimelerin kendisidir. Yoksa gramer bir şekilde hallediliyor(bildiğim diller için konuşuyorum). İngilizceyi öğrendikten sonra yurt dışı tecrübesi elde etmek istedim. İlk yurt dışı ziyaretimi ise Almanya’ya gerçekleştirdim. Almanya’da Humbolt Üniversitesi’nde yaz kursları verilmekteydi. Oradaki derslerden birisini seçtim ve kursa katıldım. İngilizceyi bildiğimi düşünsem de hiç İngilizce akademik bir ders dinlememiştim. Bu gibi yerlerde eğitim almaya gitmeden önce internetteki kaynaklardan gerçekten pratik yapılması önemli. Örneğin Coursera isimli siteden dersleri dinlemek faydalı olacaktır. Çünkü derste neredeyse hiçbir şey anlamadım. Daha çok okumaya önem eriyordum. Kelime bazlı çalışıyordum. Dinleme zayıf kalmıştı. Aldığım eğitim ise gramer ve metin odaklıydı. Bu yüzden dersi anlamakta bayağı zorlandım. Almanlar çok iyi derecede İngilizce biliyorlar. Belki liseden mezun olan bir Alman bizim üniversite mezunu Türk arkadaşlarımızdan daha iyi İngilizce konuşabiliyor olabiliyor. Derste öğrencilerin hepsi İngilizceyi çok iyi biliyordu ve konuşuyorlardı. Maddi imkanlarım yeterli olsaydı şayet bu tarz kurslara daha çok katılmak isterdim. İngilizce için bir tanesiyle yetinmem gerekti. Bir batı şehri gördüm ve İngilizcemi kullanmaya çalıştım. Buradan öğrencilere tavsiyem bir şekilde fırsatlar oluşturularak her yaz yurt dışına çıkılmalı. Dilimizin ne derecede olduğunu anlamanın yollarından birisidir. Bir de güzel bir cv oluşturmamıza neden olur.

Şimdi ise Farsçadan bahsetmek istiyorum. Farsçayı öğrenirken Mehmet Kanar hocanın Farsça sözlüğünden yararlandım. Sözlüğü ve kelimelere bakmayı seven birisi olduğumdan hocanın sözlüğü benim için çok önemliydi. Farsçanın zor yönlerinden birisi kelimelerin okunuşunu bilemiyor olmamızdır. Örneğin Giriften fiili başka bir şekilde de okunabilir. Biz onun nasıl okunması gerektiğini sözlüklerden öğreniyoruz. Dile ilk başlarken de Farsça-Farsça sözlüğü kullanamayız. Kelime haznemiz yeterli seviyeye ulaştıktan sonra ancak bunu gerçekleştirebiliriz. Farsça diğer dillere nazaran kolay olsa da terkipleri tespit edebilmek zordur. Her zaman “y” ile terkip yapılmaz. Ama pratik yaparak ve çokça okuma yaparak nerede terkibin olduğunu kestirmek gerçekten kolay. Farsça belki yüzlerce sayfa metin okudum. Bunlar tarih kitapları ve hassaten hikayelerdi. Hikaye okuduğumda günlük konuşma dilim gelişti. Yani hikayelerde geçen kelimeler ve diyaloglar günlük hayatta kullanılıyor.

İran’a gittiğimde insanlarla konuşmaya çalıştım. Lakin bana sen kitaplardaki gibi konuşuyorsun dediler. Gramer kitaplarında goftari yani halk dili ayrımını görsem de demek ki pek dikkat etmemişim. İlk başta insanların dili bozduklarını düşündüm. Sonrasında günlük hayatta konuşurken pratik olması bağlamında kelimeleri azalttıklarını fark ettim. Bunu fark ettikten sonra hemen onlar gibi konuşmaya başladım. Örneğin men yek kitap mi hahem deriz edebi olarak. Halk ise ye kitap miham der. Yani olabildiğince kısaltır. Dolayısıyla Farsça öğrenirken bu değişimleri de öğrenmekte ve öğretmekte elbette yarar vardır. Farsçanın gramerini belli bir zaman sonra hallettim. Sonra geriye dönüp baktığımda bu kadar basit olamaz dediğimi hatırlıyorum. Elbette dil ve mantığını kavramak zaman alacak olsa da öğrendiğim diller içerisinde (İngilizce, Arapça, Farsça ve İbranice) en basiti Farsça idi. İran’a maddi imkanlarımdan dolayı otobüsle gittim. Amasya’dan otobüse bindim Kazvin’de indim. İran’a gitmem benim açımdan çok önemli oldu. Nasıl yaşadıklarını neler yediklerini ve nasıl konuştuklarını öğrendim. Farsçayı bilmeseydim yine rahat ederdim çünkü her yerde Türkçe bilen insanlar var. Farsçamı ilerletmiştim ve Farsça konuştuğum zaman artık anlaşılmıyordu. İran’a gitmek bu açından önemliydi benim için. Bir de yaşadığımız coğrafyayı anlamak istiyordum. Gezmek, şehirlerini görmek, yemeklerini yemek, dilini konuşmak ve en önemlisi ise Türkiye’yi güzel bir şekilde temsil edebilmek.

Bu dillerden sonra içimde yıllardır var olan bir dili öğrenmeye karar verdim. İbranice öğrenmek istiyordum. İnsanlar harıl harıl İngilizce öğrenirken ben İbranice öğrenmeyi kafama koymuştum. Bundan tam 8-9 yıl önce. O zamanlar İbranice Türkiye’de pek yaygın değildi. Bilen kişi sayısı çok azdı. Bende bu isteğimi gerçekleştirmeye ara vermek zorunda kaldım. 5 yıl sonra TÜGVA’nın Bölge Uzmanı Yetiştirme Programından haberdar oldum. Programda ilk sene İbranice yoktu. İlgimi çekmedi. Sonraki sene İbraniceyi eklediler. Bende hemen başvurdum. İbranicenin eksikliğini hissediyordum. Buradan programı planlayan ve içinde emeği geçen herkese çok teşekkür etmek istiyorum. Onlar olmasaydı elbette bu satırları yazıyor olmam da zordu. İbranice her şeyden önce kolay bir dil. Kaynakların sınırlı sayıda olmasından dolayı zor addediliyordu. Ama artık Türkiye’de kaynaklar yetecek sayıda. Bu dili öğrenirken kendi kendinize öğreneceğiniz kaynaklar bile artık var. Ben bir zamanlar kaynakların yetersiz olduğunu düşünüyordum. Bunu gidermek için bazı çalışmalarım oldu. Bunu gidermek ve bir kişinin temel grameri öğrenmesini sağlamak amacıyla İbranice Gramer Kitabı yazdım. Yaklaşık 300 sayfalık bu kitapta İbranicenin temel grameri öğrenilebilir ve mantığı kavranılabilir. Gerçekten emek harcayarak yazdığım bir kitaptı. 2 yıllık bir İbranice öğretim serüvenim de oldu. İbraniceye çok büyük anlamlar yükledim aslında. Buraları kısa keserek dilden bahsetmek istiyorum. İbranice Arapça ile aynı aileden bir dil. Her ikisinin gramatik özellikleri birbirine benziyor. İbranice büyük bir oranda Arapçadan daha basit

İbraniceyi gramer ve metinler ile ortaklaşa öğrenmeye başladım. Grameri iyi bilen bir hocamız vardı. Ondan temel mantığını aldıktan sonra kendim ilerlemeye başladım. İbranice ilk başlarda kaynak yetersizliğinden bana zor gelmişti. Ama İsrail’de eğitim alırken oradaki kaynakları da Türkiye’ye getirdik. Birçok hikaye beraberinde getirdim. Bunları okumaya başladım. Bir de İbranice halk arasında tam oturmadığından olsa gerek Youtube’da olan videoların çoğunda İbranice alt yazı bulunmaktadır. Bu İsrail’in farklı milletlerden çok göç alıyor olmasının da bir sonucu olsa gerektir. İsrail’de en temel kurumlarda İbranice eğitiminde kullanılan materyalleri Türkiye’ye taşıdık. Bunların pdfleri de biz de mevcut. Giriş seviyesinden ileri seviyeye kadar ilerletebilmek mümkündür. İsrail’de korsan kitapçılık olmadığından bu hamle gerçekten yerindeydi. Dili tek başınıza ilerletebilmeniz mümkündür. Mesela Morfix isimli bir sözlük sitesi vardır. Bu sitede kelimeleri ekli bir şekilde veya çokluk halini yazsanız da kelimenin size tekil halini veriyor. Pealim isimli site fiillerin hangi zamanda olduğunu anlamımızı sağlıyor. Özellikle yakın zamanda yapılacak olan metin okumaları ile birlikte dilde vukufiyet daha da artacaktır inşAllah. Dilin güzel yanlarından birisi yazıldığı gibi okunmasıdır. Harekeli bir metni Arapça gibi çok rahat okuyabiliriz. Ama hareke ise bir yere kadar vardır. Arapçada olduğu gibi başta bizim öğrenmemiz için varken metinler harekeli yazılmazlar. Temel seviyede harekeli metinler mevcut olduğundan bu işimizi görecektir. Umuyorum yakında dilbilimciler İbranice öğrenip dilin öğrenimi kolaylaştıracak kitapları yazarlar. Ülkem açısından coğrafyamız açısından kritik bulduğum dillerden birisidir İbranice. İsrail’e ilk gittiğimizde Hayfa Üniversitesi’nde dil eğitimi aldık. Burası daha ucuz olan bir yerdir. Hayfa’da ve gerilimden uzak bir yerdir. İkinci sene gittiğimizde Kudüs İbrani Üniversitesinden eğitim aldık. Burada zaman zaman olayların arasında kalıyorduk. Okulun ilk gününde bize sıkıntılı yerler gösteriliyordu Yahudi bakışı açısından. Hiç sorunla karşılaşmadığımız bazı yerler sorunlu diye gösteriliyordu. Bunlara çok aldırmadık tabi. Kudüs İbrani Üniversitesi gerçekten pahalı bir yerdir. Herhalde İsrail’in İbranice Eğitimi veren en prestijli yeridir denilebilir. Gerçekten maddi durumu iyi olanların İsrail’de dil eğitimi alması taraftarıyım. Özellikle tek kişilik odalarda kalmalarını veya bir arkadaş gurubuyla gitmeleri taraftarıyım. Bunun sebeplerinden bir tanesi temsiliyettir. Oralarla bağımızı koparmadığımızı işte oranın dillerini öğrendiğimizi bölgeyi yakından takip ettiğimizi hissettirmek gerekiyor. Yahudiler Türkleri sadece Mescid-i Aksa’da namaz kılarken görüyorlar. Peygamberimizin Zeyd Bin Sabit Hazretlerine İbraniceyi öğrenmesini emrettiğini unutmamamız gerekiyor.

Şimdide bana düşmez ama Arapça serüvenimden bahsetmek istiyorum. Zor ve kolay yönlerinden bahsetmek ve öğrenenlerin buralara dikkat etmesini istiyorum. Arapçanın zor taraflarından birisi Türkçede bulunan kelimelerin anlamlarının farklı olmasıdır. Kelimeyi Türkçede biliyorsunuz ama Arapça anlamı farklıdır. Bu durum kelimeyi aslında bildiğimizi sanmamızı ama kelimenin anlamı farklı olduğundan cümleyi anlayamamamızı sağlıyor. Örneğin İftar kelimesi Kahvaltı anlamına Müsaade kelimesi yardım anlamına gelmektedir. Diğer bir durum Arapçada bir kelimenin birden fazla anlamı bulunmasıdır. Bu da Arapçanın zor taraflarından birisidir. Kelimelerin anlamı özde aynı olsa da arada farklar bulunmaktadır. Bilmenin çeşitleri olduğu gibi kelimelerin de ifade ettikleri anlamın derinlikleri bulunmaktadır. Bu durum Arapçaya hakimiyet kurmayı zorlaştırmaktadır. Ayrıca tespit edebildiğim kadarıyla birçok da terim bulunmaktadır. Bu terimlerinde bilinmesi gerektiğinden bunlara hükmedebilmek haliyle zaman almaktadır. Nasip olursa bir yazımda da Arapçamı nasıl geliştirdiğimi ve hangi kaynakları kullandığımı yazmak istiyorum. Her dili öğrenirken yanımda yardımcı kaynaklar ve yardımcı kimseler hep var olageldi. Farsça, İngilizce ve İbranice öğrenirken kullandığım kaynakları ve önemli siteleri buradan beyan etmiştim. Bundan sonra dördüncü ve son dil olan Arapçadan bahsetmek istiyorum.

Arapça bütün bunlara rağmen bir senede çok iyi bir seviyede öğrenilebilir. Özellikle Modern Arapçayı kastediyorum. Medrese usulünde öğrenmeye çalıştığınızda Arapça öğrenmek gerçekten uzun bir yolculuk gibi. Emsile, Bina ve maksut gibi bir sürü ezberlenmesi gereken yerler var. Ama buna rağmen hafızada tutmada zorlanan kimseler, Modern Arapçayı öğreneceklerse modern yöntemlerle öğrenmeleri taraftarıyım. Tabi Emsile görmek ve onu ezberlemek Arapça öğrenirken önemli bir yolu katetmenizi sağlayacaktır. Ama Emsileyi modern usullerle yani modern Arapça öğrenim kitaplarıyla öğrenmek ezberleme işini zamana yaymak ve daha kolay öğrenmek demek bence.

Arapça öğrenirken ben YDS’ye yönelik çalışmaya başladım. Yaklaşık 2-3 ay İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Arömer’de (Arapça öğretim merkezi) eğitim aldıktan sonra bu eğitimi yeterli görüp kendim ilerlemem gerekti. Böyle bir karar verdiğim için memnunum. Sonra Youtube’dan faydalanarak ve hazırlanmış kitapları kullanarak ilerleme kaydettim. 2-3 ayda temeli aldıktan sonra kendim ilerleyebilecek bir seviyeye geldim ve isteyenlerinde gelebilmesi mümkün. Doğru yöntemlerle ilerlendiğinde Arapça gerçekten çok kolay bir şekilde öğrenilebilir. Çünkü bir yılda sunum yapabilecek seviyede öğrenen arkadaşlarımız vardı. İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’nde hazırlıktan mezun olanların Arapçası takdire şayan bir seviyedeydi. Sonrasında Ürdün’de eğitim aldılar ve ben de Ürdün’de bulundum. Ürdün Arapçayı geliştirme ve Arapça eğitimi verme noktasında gerçekten eşsiz bir ülke diye düşünüyorum. O yüzden Arapça öğrenip yurt dışında eğitiminizi devam ettirmek ve geliştirmek isterseniz Ürdün gerçekten doğru ülkedir.

Umarım faydalı bir yazı olmuştur. Bu yazıyı 8 yıllık bir dil serüvenim sonrasında yazıyorum. Dil öğrenmeye gerçekten önemli bir vakit ayıran ve dilleri iyi seviyeye kadar ilerletebilmiş biri olarak dillerin gerçekten zor olmadığını söylemek istiyorum. Dil öğrenmek gerçekten bir işte ustalaşmak gibi bir şey. Öncelikle çırak oluyorsunuz sonrasında kalfa ve sonrasında ise usta oluyorsunuz. Bütün bunlara sabırla katlanmak ve sonrasında dili iyi seviyelere kadar getirebilmek mümkündür. Özellikle kendi çalışma alanımıza yönelik önemli diller hangisiyse onu çalışmak ve onun uzmanı olmak gerekiyor. Üniversite hayatımdan geriye bende bilgi anlamında pek bir şey kalmadı. Daha çok öğrendiğim dil kaldı. Diğer öğrendiğim bilgiler eğer alanım ile alakalı değilse zamanla aklımdan çıkacaklardır. Bir de dil eğitimi hep pahalı bir eğitim olagelmiştir. Ama benim yaptığım gibi birçok dili kendiniz geliştirebilirsiniz ve ilerleyebilirsiniz. İlla yanınızda bir hoca bulunmasına gerek kalmadan. O dili bilen bir arkadaşınızdan da yardım alabilirsiniz. Ülkemde dillere yönelik ilginin artması gerçekten heyecan verici bir durum. Artık birçok kişinin en az bir dili var. Önemli sayıda kimsenin de İngilizce yanında bir de bölge dili biliyor olması gerçekten sevindirici bir gelişmedir. Bütün bu gelişmeleri özgüven açısından da değerlendirmek mümkündür. Artık kendimize güveniyor olmamız çok önemli bir gelişmedir. Umarım bu yazımı beğenir, kendi tecrübelerinizi ve kaç dil öğrendiğinizi yorumda belirtirsiniz. Ben yaklaşık 8-9 yıldır dillerle meşgul oldum. Tecrübelerimi sizlere aktarmak istedim. Asıl başarı ise hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın pes etmeden sürekli yapıldığında başarıya ulaştırıyor olmasındadır. Okuduğunuz için çok teşekkürler.

Ozan DUR

About Author

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tarih-YL / İsrail Çalışmaları durozan@gmail.com

Leave A Reply