NE ÇOK HAYAL KIRIKLIĞI TAŞIYORUZ GÖNLÜMÜZDE

DENEME

Uzunca zamandır tatsız sanki hayat, renksiz sanki dünya, özellikle pandemiden sonra hiçbir şey eskisi gibi olamadı. Adeta şok yaşadığımız o ürperti veren karanlık günlerin ardına bir de ekonomik zorluklar eklenince, iyice bir daraldı, sıkıldı, bunaldı insanlar.

Ne Çok Hayal Kırıklığı Taşıyoruz Gönlümüzde

Şu sıralar kime dokunsam bin ah işitiyorum. Kimi yaşadığı büyük hayal kırıklıklarını paylaşıyor, kimi dostlarının vefasızlığından dem vuruyor. Evlatlarından mütevellit dertli olanlar, çalıştığı kurumdan beklediğini alamayanlar, aradığı huzuru ailesinde bulamayanlar, hayatın anlamını yitirdiğini düşünenler vs. bir hayli fazla.

Dinlediklerim karşısında haliyle acı acı yutkunuyorum, muhataplarımla empati yapıp kederlerine ortak olmaya çabalıyorum. Kendim de zaten tarife sığmayacak, dile getirilmesi nahoş olacak, son etapta birçoğu Allah'la benim aramda kalacak imtihanlardan geçerek bugünlere geldim, kırk yaşlarıma merdiven dayadığım şu günlerde "yaralı şifacı" edasında hasbihal ediyorum gamlı sinelerle..

Uzunca zamandır tatsız sanki hayat, renksiz sanki dünya, özellikle pandemiden sonra hiçbir şey eskisi gibi olamadı. Adeta şok yaşadığımız o ürperti veren karanlık günlerin ardına bir de ekonomik zorluklar eklenince, iyice bir daraldı, sıkıldı, bunaldı insanlar. Birçok alanda "anlam yitimi" yaşanıyor, "boşluk hissi" genişliyor, kendini "değersiz" hisseden insanlar çoğalıyor.

Dün mesela, henüz otuz yaşını aşmamış olan ve bir zamanlar gönüllüğü şiar edinmiş olan genç bir kardeşim "artık kimseye vakit ayırasım yok, bana çok para lazım" dedi, içten içe şaşırdım. Yani aslında hayatındaki dostlardan vefa görmediğini, ilişkilerinin çoğunun yüzeysel olduğunu, şu an değer verilecek şeyin "para kazanma arzusu" olduğunu söylüyordu. Daha önce insanlara ayırdığı vakti şimdi sanki ziyan olarak görüyordu.

Doğrusu bu "para" vurgusu anlamsız değildi, çünkü görünen o ki geldiğimiz merhalede "herkes kendi derdine" fazlasıyla düşmüş durumda. Bu yüzden de gemisini kurtaran kaptan olmak isteyenlere, bir şekilde "daha çok para odaklı" yaşamasını telkin ediyorlar dört bir yandan, para güç demek, para itibar demek, para mutluluk demek birçok insan için, ister kabul edelim ister etmeyelim yaşanan bunca şeyin alttan alta herkesin kulağına fısıldadığı böyle bir ruhsuzluk hâli şu an.

Farklı alanlarda çalışan, koşturan birçok tanıdığım var. Sözlerine kulak verdiğim zaman, patronlarının kibrinden, kendilerine değer vermediklerinden, bir makine gibi ömür sürdüklerinden, istedikleri ücreti alamadıklarından dert yanıyorlar.

Bu tür imtihanların en zoru da, kamuoyunda muhafazakar hatta dindar bilinen kurumların içinde yaşanıyor. Filan vakfa senelerce adanmış bazı insanlar, "bir çırpıda kenara konulmanın" verdiği derin sessizlik ve büyük üzüntü içinde günlerini geçiriyor. Ya da falan derneğe, manevi yapıya "gönlünü fazlasıyla kaptırarak" koşturan birçok insan, gördükleri karşısında "tarifsiz şoklar" yaşamış durumda.

Sahiden de hassas imtihanlar bunlar, insanın olduğu her yer sonsuz tecelliye gebe, bunu biliyorum ve o yüzden aslında çok da şaşırmıyorum. Çünkü yaşamak bir nevi başa gelebilecek sonsuz ihtimale baştan razı olmak demek.

Kaldı ki bizlerden çok daha faziletli olan insanların tarih boyunca ne tür çile çemberlerinden geçtiğini az çok biliyoruz, bu bakımdan "yaşamak ve şaşırmamak" ikiz kardeş gönlümde, "her şey mümkün" şu âlemde. Fakat madem ki insanız, elbette ister istemez üzülüyoruz, bazı tecelliler karşısında duygulanıyor ve derin bir "ahh" çekiyoruz.

Kendi tecrübelerim, son senelerde artan hayal kırıklıklarını biraz da "başarıların usulca cezalandırılması" olarak adlandırmamı söylüyor. Yani hangi alanda olursa olsun, nerede başarılı, aşklı, şevkli, hevesli biri varsa, bir şekilde değersizleştirilme imtihanıyla başa çıkmaya çalışıyor gibi. Kimi fazla öne çıkmanın bedelini ödemiş, kimi amirlerinden daha iyi olduğu için baskılanmış, kimi de özel bir cevher taşıdığı için hased kurbanı olmuş.

Evet, bir yandan hayat akıyor, bir yandan herkes çeşitli imtihanlardan geçiyor. Gönül ister ki gönüller kırılmasın, lakin bu fazlasıyla haşin ve ruhsuz hayat için ne denli naif bir temenni olur benimkisi, tahmin edebiliyorum. Fakat gidişat böyle diye akıntıya kürek çekmemiz de gerekmiyor ya da öğrenilmiş çaresizlik içinde onulmaz acılar yaşamaya razı olmamalıyız.

Ne yapmak gerek?

Kendim de cevabını arıyorum bu sorunun, ehil insanlardan ilhamlar alarak, bazen düşerek bazen yalpalayarak yolumu çizmeye çalışıyorum. Gördüğüm ve anladığım kadarıyla, şu beş konuda farkındalık şart. 

1-) Allah herkesi çok özel imtihan ediyor, başımıza her ne gelirse gelsin, sahih bir akideyle, güçlü bir imanla üstesinden gelemeyeceğimiz şey yok. Allah'la arası iyi olan için, her imtihandan alacağı ders var, her yaşadığından devşireceği bir hikmet söz konusu. Delilim nedir? Tegâbün Sûresi 11. ayet. "Allah’ın izni olmadan hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a iman ederse Allah onun gönlünü doğruya yöneltir. Allah her şeyi bilmektedir."

2-) Başımıza gelenleri, yaşadıklarımızı, yani hadiseleri "obje ya da olay" düzleminde tahlil etmek, aslında tekamülümüzün önündeki en büyük engellerden biri. "Obje ve olay" düzleminden yükselip bir üst basamağına geçebilirsek eğer, yani yaşadıklarımızı "olgu" düzeyinde değerlendirme kabiliyeti kazanabilirsek, takıldığımız birçok şeyin basit olduğunu, aşamadığımızı düşündüğümüz birçok "imtihanın" kolayca çözüldüğünü görebiliriz.

Bu yüzden, aslında bizi bize gösterecek aynalara çok ihtiyacımız var, kendi kısır düşünce dünyamızda ya da aldatıcı duygu çemberimizde dolandığımız sürece, bazen karanlıklardan aydınlığa çıkmamız zaman alır. Salihlerle birlikte olmak, gönlü geniş ve ufku yüce insanlarla iletişimde kalmak, bu anlamda büyük bir kurtarıcıdır, ne olursa olsun "salih, gönlü yüce, ufku büyük" insanların meclisinden, yanından ve yöresinden ayrılmamak gerekiyor.

3-) Birçok alanda "değersizlik" yaşanıyorsa madem, herkes kendi etki alanında elinden geleni ardına koymamalı, küçük dokunuşlarla büyük güzelliklerin olabileceğine dair umudunu kaybetmemeli. Yani mevcut değersizlik rüzgarına biz de gönüllü olarak katkıda bulunursak, hayatı daha da çekilmez kılan öznelerden biri olmuş oluruz.

Bunun yerine, "bana yaşattılar ama ben öyle olmayacağım" diyerek, içimizdeki iyi niyeti beslemeliyiz, imkanlarımız dahilinde yanımızdaki, yöremizdeki herkese ne kadar "değerli" olduğunu hissettirmeliyiz. Burada da öncelik hakkı aslında akrabalarındır, çünkü herkes akrabalarına yeteri kadar ilgi ve özen gösterseydi, zaten bugün yaşadığımız bunca sosyal bunalım söz konusu olmazdı. Her cuma hutbesinden sonra okunan "Allah akrabaya yardımı emrediyor" ayeti, aslında ne büyük bir hakikat içeriyor, düşünmek gerek..

4-) Sevdiğimiz insanlar gözümüzden düşebilir, önemli gördüklerimiz yaptıkları sebebiyle bizim için önemsiz hale gelebilir, bir zamanlar koşarak gittiğimiz yerlere artık hiç uğramak istemeyebiliriz. Yaşadığımız imtihanları fazla abarttığımız zaman ya da kendimizi dünyanın merkezine koyduğumuz zaman, farkında olmadan şeytan bizi sinsi bir tuzağa düşürebilir.

Nedir o tuzak? Genelleme hastalığı..

Evet, birçok insan, yaşadığı küçük bir imtihanı mutlaklaştırıp haksız genellemelere sürüklenebiliyor. Mesele birileri onu kırdı diye "kimseye güvenmemek lazım" şeklinde bir kanaate sahip olan ne çok insan var? Ya da falan yerde aradığını bulamadığı için orayı toptan kötü ilan edebilenlere siz de muhakkak rastlamışsınızdır.

Burası esasında şeytanın en sevindiği noktalardan biri, çünkü özellikle inananlar arasında tefrika, fitne ve ayrılık için her fırsatı kollayan o melun, yapacağımız haksız genellemeler vesilesiyle herkesin iyice birbirinden uzaklaşmasını, küslüklerin artmasını, kavgaların çoğalmasını arzu ediyor. Yani bu noktada, her ne yaşarsak yaşayalım, kendi nefsimizi de temize çıkarmama konusunda derin bir kavrayışı es geçmeyelim. Çünkü beşeriz, şaşarız, hata yaparız, eksiğimiz olur, hataya düşeriz.

Yani belki de kırıldığımız insan ayrı bir kırgınlık içindedir, belki de bize haksızlık ettiklerini düşündüklerimizin bazı haklı sebepleri de olabilir. Biliyorum, bu yazdıklarımı yazmak kolay, yaşamak zor. Lakin Rabbimiz bize, kötülüğü en güzel şekilde engellememize dair büyük bir hedef koyuyor.

Zor bir hedef ama hayali bile güzel, bir de gerçeğini yaşasak, ah neler neler değişir hayatımızda, nasip etsin Mevlamız... "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav; o zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş! Bu sonuca ancak sabırlı olanlar ulaşabilir, yine buna ancak (erdemlerde) büyük pay sahibi olanlar ulaşabilir." (Fussilet, 34-35)

5-) Yaşadığımız hayal kırıklıkları çoğu zaman bizi "yalnızlığa" sürükler, "iyilik yapma" isteğimize olumsuz katkılar sunar, "güzelliğe olan inancımızı" baltalar.

Bu manada, kah birilerine kızıp kah birilerine küsüp, değerler dünyamızın sarsıldığına şahit oluruz, böyle bir atmosfer anlamsız ve amaçsız bir hayatın kapısına götürür bizi. Allah korusun, bazen bütün değerlerimizi inkar edip büyük bir boşluğa düşebiliriz. Hatta daha kötüsü, bir zamanlar inandığımız değerlerin düşmanı olarak dahi konumlanabiliriz. İnsan bu; her duraktan, her imtihandan geçer.

Lakin eğer hassas davranmaz ve kalbimizi savruluşa bırakırsak, mukaddes bildiğimiz birçok güzellik veda eder kalbimize, iç dünyamız hazin bir enkaza döner. Bu manada, kalbimiz her daim son kaledir, orayı korumakla, kollamakla, daima beslemekle mükellefiz.

Yani her ne halde olursak olalım, her ne yapıyorsak yapalım, fâniyiz bu dünyada, bâki olan ahirete yolcuyuz. Kimse görmese de Allah görüyor bizi, kimse bilmese de Allah biliyor kalbimizi, kimse vermese de değer Allah katında en değerli varlığız. (Hele takvalı olursak, en ama en değerli hâle geliyoruz.)

Bu anlamda, Lokman Peygamberin yavrusuna yaptığı şu nasihat, muhteşem bir motive kaynağıdır insana. Bu nasihati kulağımıza küpe edersek, hayatın her anında iyilik için güç bulabiliriz gönlümüzde. Bu nasihati unutmazsak eğer, aslında yapıp ettiğimiz her şeyin en güzel karşılığını er ya da geç Allah'tan alacağımızı anlamış oluruz, bu da bizi insanlara, kurumlara, hayata vs. fazlaca anlam yüklemekten alıkoyar.

“Yavrucuğum! Yaptığın iyilik veya kötülük hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklı da olsa, göklerin veya yerin herhangi bir noktasında bile bulunsa, Allah onu çıkarıp âhirette karşına getirir. Çünkü Allah her şeyi bütün incelikleriyle bilir, her şeyden hakkiyle haberdardır.” (Lokman, 16)

Yeni yılınızı tebrik eder, yaşadığınız ve yaşayacağınız tüm hayal kırıklıklarının sizi ömür boyu besleyecek hayat yoldaşlarınız olmasını dilerim.

4 Ocak 2023
Süleyman Ragıp Yazıcılar

Süleyman Ragıp YAZICILAR
Süleyman Ragıp YAZICILAR

1984, İstanbul doğumlu. Gençliği Esenler’de geçti. İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Din Psikolojisi dalında yüksek lisansını tamamladı. Ş ...

Yorum Yaz