BU NASIL TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ Kİ İÇİNDE BİZ YOKUZ!

0

Eğitimin genel anlamı: insanların yaşantılar yoluyla, deneyimleyerek, gözlemleyerek, deneme-yanılma yoluyla, kendi bilişsel şemalarını yapılandırma süreci olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’deki eğitimi ise, ‘insanların başkalarının yaşantıları yoluyla, başkalarının deneyimlerini gözlemleyerek, başkalarının çalışmalarını kabul ederek kendi yapımıza uyarlayıp ortaya koyulan programlara; sorgulamadan, eleştirmeden ve sadece ezberlenmesi istenenleri ezberleyerek uyum sağlama sürecidir’ şeklinde tanımlayabiliriz. Tabi ki bu tanım eğitim kavramıyla birleşince ortaya absürt bir sonuç çıktığı ortadadır.

Oysa ki Türkiye, diğer dünya devletlerinden farklı olarak; birçok farklı milleti farklılaştırmayıp barındırmasından dolayı bireysel farklılıkların farkında olan, oturmuş kültüre sahip olmasından ötürü değer bilincine sahip öğrenciler yetiştiren, bin yıldır İslam’a bayraktarlık yapmış olmasından mütevellit ahlaklı insan yetiştirme hususunda gerekli olgunluğa ulaşmış olmalıydı. Ayrıca bilimsellikten geri kalınca ortaya çıkan feci durumun farkına vararak gerekli düzenlemeleri yapıp milletine uygun özgün bir eğitim sistemi oluşturmuş bir ülke olmalıydı. Bu sistemi ise  sosyolojik çalışmalarla ülke genelinde gerekli araştırmalar yaparak eğitim bilimciler ortaya koyabilir. Yoksa başka ülkelerde uygulanmış ve başarıya ulaşmış programları deneme-yanılma yoluyla kendimize uyarlayıp farklı isimlerle sunarak eğitimde bir gelişme olması beklenemez. Hatta eğitimin gerilemesi ve başarısızlık yaşaması sürpriz durum olmaktan çıkarak beklenen bir sonuç olur.

OECD tarafından 1997’de geliştirilip uluslararası çapta üç yılda bir PİSA sınavları uygulanmaktadır. PİSA sınavları 2000 yılında uluslararası düzeyde uygulanmaya başlanmış ve ilk kez 2003 yılında Türkiye’de uygulanmıştır. Bu sınavlar eğitim yöntemlerinde standartlaştırmayı ve gelişmeyi arttırmakla birlikte dünyada okul çocuklarının başarısını karşılaştırmak ve test etmek amacıyla yapılmaktadır.

2015 yılı PİSA verileri 2016 yılının şubat ayında açıklandı ancak konu üzerinde tartışmalar hala devam etmektedir. Veriler incelendiğinde ise ülkemizin içler acısı eğitim durumu ortaya çıkmıştır. Evet biraz önce de belirttiğim gibi durağanlaşmayı bırakın geriledik PİSA 2015 sonuçlarına baktığımızda 2003 yılının üzerinden 12 yıl geçmiş ancak elle tutulur başarıya ve ilerlemeye rastlanmamış. 2003 – 2015 yılları arası PİSA sonuçlarını ve dünya sıralamasındaki yerimizi sayısal olarak gösterdiğimizde durum daha da iyi anlaşılacaktır.

  • 2003 yılı verilerine göre araştırma 41 ülkeyi kapsamış Türkiye, Fen alanında 33.  Matematik alanında 35.  ve Okuma alanında da 35. sırada yer almıştır.
  • 2006 yılı verilerine göre araştırma 57 ülkeyi kapsamış Türkiye, Fen alanında 43. Matematik alanında 43. ve okuma alanında da 37. sırada yer almıştır.
  • 2009 yılı verilerine göre araştırma 65 ülkeyi kapsamış Türkiye, Fen alanında 43. Matematik alanında 43. ve okuma alanında da 41. sırada yer almıştır.
  • 2012 yılı verilerine göre araştırma 65 ülkeyi kapsamış Türkiye, Fen alanında 43. Matematik alanında 44. ve okuma alanında da 41. sırada yer almıştır.

 

2015 yılı verilerine göre ise araştırma 70 ülkeyi kapsamış Türkiye, Fen alanında 52. Matematik alanında 49. ve okuma alanında da 50. sırada yer alarak eğitimde adımlarını geriye doğru attığını göstermiştir. Ortaya çıkan bu sonuçlar doğrultusunda uzmanlar arasında, sorunun kaynağı zeka düzeyinde gerileme mi yoksa sistemsel sorunlar mı şeklinde tartışmalarına yol açmıştır. Uzmanlar, yapılan tartışmalar sonucu sistemsel sorunlara değinmek yerine sorunun öğrenci odaklı olduğunu belirtmişlerdir. Ancak kabul edilmek istenmese de sorun açık ve net  sistem sorunudur.

Eğitimimiz sistem olarak ipotek altındadır. Tıpkı ekonomide, siyasette ve bürokratik ilişkilerde olduğu gibi eğitim de ipotek altına alınmış ilerlemek üzere değil geri kalmak üzere, keşfetmek üzere değil ezber üzerine yoğunlaştırılarak programlar ayarlanıp öğrencileri düşünmeye sevk etmek yerine müfredatta verilenleri kabule zorlamışlardır. Bu durum da analitik düşünme, hipotetik düşünme, analojik düşünme, eleştirel düşünme, kombinasyonel düşünme vs. gibi düşünme şekilleri gelişmeyen çocukların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

MEB temel eğitim adı altında okul öncesi eğitim ve ilk öğretimi birleştirmiş ve programları birbirini tamamlayacak şekilde düzenleme kararı almıştır. Bu düşünce bile tek başına ipoteği kaldırma yönünde bir adım olabilir. Ancak gelişmiş büyük ülkeler arasında olmak istiyorsak, eğitimin temelinin bu yaş düzeyinde atıldığını fark edip programları birleştiriyor olmamız yeterli değildir. Olması gereken ise, eğitimde de “bağımsızlık kayıtsız ve şartsız milletindir” inancıyla tamamen özgün ve milli bir program oluşturmalıdır.

Bu millette bulunan cevheri yeniden ortaya çıkarıp içinde bulunduğumuz durumu ve tarihsel varlığımızı değerlendirip millete, milletin içinde bulunduğu programlarla eğitim vermeliyiz. Yakın tarihinde bilime yön vermiş bu millete, ilerleme göstereceği ve yeniden örnek millet olma özelliği yükleyecek bir program hazırlayarak eğitimde oluşan sıkıntıları da aşmalıyız. Ekonomi, siyaset ve bürokratik ilişkilerde ortaya koyduğumuz ve ipoteği kaldırma çalışmalarına eğitimi de ekleyerek ülke olarak eğitimde de hak ettiğimiz noktaya ulaşmalıyız.

Yusuf ARGIN

Lütfen takip edip, beğenin
error0

About Author

Konuk Yazar

Leave A Reply