BİR BİR GİDİYORUZ…

0

Galiba bir deliliğin ortasındayım. Düşüncelerim dört duvar. Bedenim işlenilmesi gereken bütün cinayetlere hazır. Ama süründürme sevdasına sahip bir dünyada yaşıyoruz. Ölüm kelimesi ise, başa gelene kadar dillerde bir destan gibi. Sahip olduğumuz tek şey belki de düşünmek. Kabuklarla çevrili inci gibi. Bakmayı bilmeyene göstermemekte ısrar ediyoruz. Sonra her şey bize özgü ve herkes bizden uzakta duruyor. Olması gereken bu mu yoksa? Sonunda ulaşacağımız yalnızlığa mı koşmamız gerekiyor? Bizim yarışlarımızda en yakınlarımız bizi ezip geçmek için yarışıyor sadece. Bizse yol olmanın mutluluğunu ardından bakarken yaşıyoruz, hepsi bu. Hayata dair kalıntılarımız topraktan yollar misali, üzerimize dökülen asfaltları güzellik zannedip aldanıyoruz. Oysa bize dair bir toz parçası bile bırakmadılar. Yine mi sosyal mesajlar vermeye başladım. Hiç akıllanmaz olduk. Bize ne ki bundan, biz bugün buraya deli olmaya geldik. Bekleyin karanlık çökmek üzere. Karanlık her şeyi örtsün, herkes örtünsün bir kere. Çünkü kimsenin karanlığı kimseden fazla olmuyor. Gece uyumayanlar dışında herkes eşit uyuyor. Gece neden uyumaz ki bir insan?

Ben yorgun olunca uyumam mesela. Ama bugün yorgunluktan değil, bugün korkaklıktan uyumayacağım. Korkuyoruz. Her şeyden korkuyoruz artık. En yakınımızda olanlar bile korkutuyor artık. Çünkü haber vermeden gitmenin planlarını yapıyorlar. Bana bir tek yazmayı bırakıyorlar. Bir türlü beceremesem de kalemi oynatmak zorunda kalıyorum. O da oynamazsa ben bir hiçim. Kocaman bir hiç. Beyaz bir kağıda dökülemezsem eğer, kendi içimde yok olurum. Yazdıklarım akıl karmaşasından başka bir şey değil. Bir delinin akıl oyunları gibi. Sonraki cümlelerim ne benle ne de bir önceki cümleyle alakadar. Şuan bir çölün ortasında oturmuş düşünüyorum sadece. Sonsuz bir sahranın ortasında, gördüğüm bütün seraplara inat kıpırdamadan bekliyorum… Bu bekleyiş ne kadar sürer? Belki gece boyunca, belki de yastığın yumuşaklığına bağlı. Bir gün otobüs camına yaslanırken hüzünlenirseniz, bilin ki çölün orta yerindesiniz. İnkar etmeye gerek yok, kaybediyorsunuz ya da kaybettiklerinizi düşünüyorsunuz. Morale ihtiyacımız yok. Çünkü herkes kaybeder. Sadece maskesi olanlar kazanmış görünür. Dünyadan rol çalmaktır, bu. Bizler ancak kaybedince kendimiz olmayı öğreniyoruz. Diğer türlü başkaları mutlu olsun diye kendi benliklerimizi hiçe sayıyoruz. Geriye dönüp bakmalarımız çöldeki seraplar misali. Neye koşmuşuz? Neydi ki bu telaşımız? Zihinsel dünyamızın aldatmacalarından ibaret yaşantılarıyla örülüyoruz.

Bir gün varlığınızın değersizliğini değerli kılacak birine nasıl ulaşacaksınız? Henüz ulaşmamış birinin satırlarında umut arayışlarına kapılmayın sakın. Bugün yaşadığımın ispatını kalp atışları gibi, çölde gördüğümün seraplarda buluyorum. Geçmiş cinayetlerin olay mahallindeyim. Her hücrem kusurlu ve incelenmeye mahkum. Neden titredi ki üzerlerine? Gittiler işte! Eğer üzerlerine titremeseydin gitmezlerdi. Gitseler bile gitmemiş olurlardı.

Bir durakta görüp de sonra unuttuklarım gibi giderlerdi.

About Author

Mustafa ÇAĞLAR

Kabil yüreğini Habilleştirme gayretinde biri. İletişim: caglarmustafa58@gmail.com

Leave A Reply