İRAN'DAKİ KRİZ TÜRKİYE'YE OLASI BİR GÖÇ DOĞURUR MU? FOKUS

BATI ASYA

İran Krizlerinin Geleceği

İran’dan Türkiye’ye yönelik olası göç hareketleri değerlendirilirken üç temel hususun birlikte ele alınması gerekmektedir. Bu çerçevede Suriye, Irak ve İran örneklerinin karşılaştırmalı biçimde incelenmesi zorunludur. Türkiye’nin Suriye iç savaşı sürecinde benimsediği açık kapı politikası, Suriyeli göçmenlerin Türkiye’ye yoğun biçimde yönelmesinde belirleyici olmuştur. Suriye örneğinde, toplumun büyük ölçüde yerinden edilmesi ve ülke genelinde güvenli bölgelerin ortadan kalkması, kitlesel göçü kaçınılmaz hâle getirmiştir.

Irak’ta ise yaşanan çatışmalar daha çok bölgesel düzeyde kalmış, savaş ülke genelinde külli bir nitelik kazanmamıştır. Bu nedenle Irak toplumunun tamamını sınır dışına yöneltecek ölçekte bir zorunlu göç dinamiği oluşmamıştır. Bu noktada sınır bölgelerinin coğrafi özellikleri de belirleyici bir rol oynamıştır. Türkiye–Suriye sınırının büyük ölçüde düzlük olması, göç hareketlerini kolaylaştırırken; Türkiye–Irak sınırının dağlık yapısı göçün hızını ve ölçeğini sınırlamıştır.

İran sınırı açısından da benzer bir durum söz konusudur. Türkiye–İran sınır hattında dağlık coğrafya hâkimdir ve bu durum kitlesel, hızlı ve düşük maliyetli göçleri zorlaştırmaktadır. Göç hareketlerinde maliyet unsuru önemli bir etkendir; göç ne kadar ucuz ve erişilebilir ise, hareketlilik de o ölçüde artmaktadır. Bu nedenle coğrafi engeller, İran’dan Türkiye’ye yönelik büyük ölçekli göç ihtimalini sınırlayan faktörler arasında yer almaktadır.

Öte yandan Batı ülkelerinin mülteci politikaları da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Iraklı ve Suriyeli mülteciler örneğinde olduğu gibi, Batı’nın yalnızca sınırlı sayıda göçmeni kabul edeceği ve bu kişileri kendi stratejik önceliklerine göre seçeceği öngörülebilir. Bu durum, kitlesel göç yükünün büyük ölçüde bölge ülkeleri üzerinde kalacağına işaret etmektedir.

Osmanlı sonrası Ortadoğu tarihine bakıldığında, Suriye’nin uzun süre Osmanlı idaresi altında kalması ve bu mirasın toplumsal hafızada görece olumlu bir iz bırakması, Türkiye–Suriye ilişkilerinin tarihsel arka planını belirleyen unsurlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Buna karşılık Osmanlı–İran ilişkileri tarih boyunca daha çok rekabet ve çatışma ekseninde şekillenmiş, bu durum iki toplum arasındaki algıları da dolaylı biçimde etkilemiştir. Ancak tarihsel gerilimlere rağmen günümüzde Türkiye’ye gelen İranlıların önemli bir kısmının seküler yaşam tarzına sahip bireylerden oluştuğu görülmektedir. Bu durum, İran’dan Türkiye’ye yönelik göçün yalnızca tarihsel ilişkilerle değil, güncel sosyo-politik ve kültürel faktörlerle de açıklanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede “İranlılar Türkiye yerine başka ülkelere yönelebilir mi?” sorusu anlam kazanmaktadır. Bölgesel ölçekte değerlendirildiğinde, İranlı göçmenler için istikrarlı ve cazip alternatiflerin sınırlı olduğu görülmektedir. Komşu ülkeler arasında Ermenistan ve Rusya belirli ölçüde öne çıksa da, bu ülkelerin ekonomik imkânları, yaşam standartları ve uzun vadeli entegrasyon kapasitesi Türkiye ile kıyaslandığında daha sınırlı kalmaktadır. Dolayısıyla bölgesel seçenekler içinde Türkiye, görece istikrarı ve toplumsal çeşitliliği nedeniyle cazip bir merkez olmaya devam etmektedir.

İran’ın iç coğrafi ve etnik yapısı da olası göç senaryolarını anlamak açısından belirleyici bir faktördür. Ülkenin merkezinde yoğunlaşan Fars nüfus, tarihsel olarak devlet aygıtına ve ekonomik kaynaklara daha yakın bir konumda bulunmaktadır. Bu durum, Farslar açısından İran’ın merkezi bölgelerinin görece daha güvenli alanlar olarak algılanmasına yol açmaktadır. Buna karşılık sınır bölgelerinde yaşayan Kürtler ve Azeri Türkleri için durum farklıdır. Bu grupların hem etnik hem de kültürel bağlar nedeniyle Türkiye’yi daha ulaşılabilir ve tercih edilebilir bir seçenek olarak görmeleri muhtemeldir.

Geçmişte Irak’tan Türkiye’ye yönelen Kürt göçü bu bağlamda önemli bir karşılaştırmalı örnek sunmaktadır. Irak ve Suriye krizlerinde görüldüğü üzere, sınır bölgelerinde yaşayan ve merkezi otoriteyle ilişkileri sınırlı olan topluluklar, kriz anlarında ilk etapta komşu ülkelere yönelmektedir. Benzer bir dinamiğin İran’ın sınır bölgeleri için de geçerli olabileceği öngörülebilir. Bu noktada Türkiye’nin bölge ülkeleri arasında görece daha istikrarlı bir siyasal ve ekonomik yapıya sahip olması, onu doğal bir çekim merkezi hâline getirmektedir.

Sonuç olarak İran’da olası bir savaş ya da büyük ölçekli kriz durumunda, ülkenin tamamını kapsayan ve kısa sürede kitlesel göçlere yol açacak bir senaryonun gerçekleşmesi rasyonel görünmemektedir. Krizin coğrafi olarak sınırlı kalması ve toplumsal hayatın bütünüyle işlemez hâle gelmemesi durumunda, göç hareketlerinin daha çok sınır bölgeleriyle sınırlı ve kademeli olması beklenmelidir. Irak ve Suriye deneyimleri, İran senaryosunun değerlendirilmesinde önemli karşılaştırmalı örnekler sunmakta; kitlesel göçlerin ancak devlet yapısının çöktüğü ve gündelik hayatın sürdürülemez hâle geldiği durumlarda ortaya çıktığını göstermektedir.

Ozan Dur

Ozan DUR
Ozan DUR

Ozan Dur, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olup, İngilizce, Osmanlıca, Farsça, Arapça ve İbranice öğrenerek dil alanında uzmanlaştı. Humboldt Üniversitesi, İmam Humeyni Üniversit ...

Yorum Yaz