BAŞKANLIK SİSTEMİ ÜZERİNE

0

Türkiye’nin 93 yıllık geçmişine genel bir bakış açışıyla bakıldığında nice hükümetlerin nice başbakanların gelip geçtiğini, darbeler ve muhtıralarla demokrasiye balans ayarları verildiğini, vesayet kurumlarının ülke yönetiminde sivil iktidardan daha etkin ve söz sahibi olduğunu, terör sorununa çözüm üretilemediğini, ekonomik krizler ve istikrarsızlıklarla pençeleşen bir iktisadi yapının mevcudiyetini göreceğimiz aşikârdır. Türkiye’nin karanlık tablosunun aydınlığa kavuşturulması için belli dönemlerde bazı hamleler yapılmıştır. Nitekim Demokrat Parti ile ANAP’ın tek başına iktidar olduğu yıllarda çeşitli alanlarda ivme kazanılmış ancak biri darbe ve sonrasındaki verilen idam kararıyla, diğeri de bir suikast sonucuyla başlatılan reform ve yeniliklerin adeta üstü çizilmiş, Türkiye karanlığa yeniden teslim olmuştur. Maruz kalınan acı tablo dış düşmanları fevkalade memnun etmiş ve ülkenin dizginlerini elinde tutan derin devletin sistemdeki yerini sağlamlaştırmıştır. Kaotik ortamın bir türlü feraha erdirilememesi ve 28 Şubat’ın getirdiği bunalımlar, zaten karar alma noktasında güçsüz olan koalisyon hükümetlerinin ardının bir türlü kesilmemesi, kurulamayan hükümetler, laik-anti laik bölünmeler, yaşanan depremler ve son olarak tüm bunların üstüne gelen 2001 krizi.

Türk siyaseti bölünmüşlüğün içerisinde çalkantılı ve kokuşmuş bir vaziyetteyken 3 Kasım 2002’de ‘‘Aydınlığa Açık, Karanlığa Kapalı’’ sloganıyla seçim yarışına giren ve tek başına iktidar olan AK Parti kadroları işte böylesine bir ülkeyi devraldı. Statükonun değil reform ve revizyonizmin arkasında durdular ve güçlerini sadece ve sadece milletten aldıklarını vurguladılar. Türkiye’nin son 15 yılına damgasını vuran ekonomiden sağlığa, eğitimden hukuka, ulaşımdan bürokrasiye kadar ülke yönetiminin kapsamı içerisindeki her konu ve probleme el uzattılar. Erdoğan’ın liderliğindeki parti ülkenin çözülemez denilen sorunlarının üzerine cesurca ve kararlılıkla gitti. Çözüm sürecinin başarıya ulaşması ve vesayetler zincirinin millet egemenliğindeki cumhuriyet damarlarına sızmasına izin vermemek için var güçleriyle çalıştılar.

Tam anlamıyla milletin icazetinin tezahürü olan başarılı siyasetini 15 senedir yansıtan AK Parti iktidarı, artık yeni bir yapılanma ile yeni bir sistemin içerisine adapte olma noktasına geldi. 15 Temmuz süreci gibi atlatılan badirelerin büyüklüğüne rağmen Türkiye, siyasal alanı halka daha fazla açık hale getirecek sistem değişikliğini yürürlüğe koymanın kararlığı içerisinde. AK Parti başkanlık sistemini anayasa değişikliği ile getirdiği takdirde cumhurun başkanı Erdoğan’ın yanında alanlarında uzmanlaşmış bir kadro kurulu olacak. Bu da Türkiye’nin mevcut siyasal durumunun çok üzerinde bir verimliliğin sağlanmasına katkı sunacaktır. Seçim ve oy kaygısı olmadan dışarıdan göreve getirilecek yardımcı kadrolar daha fazla işlerine odaklanabilecek. Türkiye’nin mevcut kronikleşmiş sorunlarının üstesinden gelmek 2023 hedeflerine ulaşmak için kilit nokta burada yatmaktadır. Erdoğan’ın milletle bir olan lisanı ve karizmatik liderliği, siyasi zeka ve politika kabiliyeti yüksek, alanlarında uzmanlaşmış bir cumhurbaşkanı yardımcıları kadrosu ile birleştirildiğinde Türkiye’nin muasırlaşması ve bölgesinde hızlı karar alması, içerde ise siyaseten sıkışma yaşamadan gelişmesi kolaylaşacaktır.

Türkiye’nin son 15 yılında bir yenileşme ve reform hareketi geçirdiği açıktır. Gelecek dönemler ise artık Türkiye’nin yükselme dönemi olmalıdır. Darbe anayasasını yapan darbecilerin yargılandığı ve suçlu bulunduğu bir ülkenin hala böyle bir anayasayla yönetilmesi ciddi bir meşruiyet sorununu açığa çıkarmaktadır.

Türkiye’nin bölgesinde hâkim güç olma stratejisinden vazgeçmemesi gerekmektedir. Ortadoğu, Kafkasya ve Balkanlarda sözü dinlenen, karar mekanizmalarında aktif rol alan, bölgesel işbirliğine önem veren, ekonomik ortaklıkları canlandıran bir merkez ülke konumunu yakalamaya ve korumaya çalışmalıdır. Yeni Türkiye’nin yeni aktörleri dava bilincine sımsıkı sarılı, ruhunu atalarının manevi mirasından alan, siyasetini günlük iç hesaplaşmalara göre değil reel dünya politikasına göre dizayn eden, geçmişteki hatalardan ders çıkaran, sorumluluk bilincine haiz kişilerden oluşacaktır. Yeni kadroların ülkemize akademik bir perspektif ve bir ekol sunması ve siyasal hayatımızın şeklini, dilini ve rengini değiştirmesi zaruridir.

Yeni Türkiye; karanlıktan aydınlığa, kaostan refaha, krizlerden kalkınmaya, çalkantılardan istikrara, dip noktadan yeniden yükselişe geçişin devamı niteliğinde olmalıdır. Başkanlık sistemi ‘‘uzman’’, ‘‘akademisyen’’ kadrolarla başarıyı yakalayabilir. Bu minvalde sonuç olarak yeni anayasa ve başkanlık tartışmalarının sağlıklı bir zemine oturtulması ve soğukkanlı kararlılığın sergilenmesi gerektiği belirtilmelidir.

Lütfen takip edip, beğenin
error0

About Author

Abdulkadir AKSÖZ

Uluslararası İlişkiler Siyasi Tarih abdlkdraksz@gmail.com

Leave A Reply