BATININ BÂTIN SORUNU

AVRUPA

Batı, bâtına dön, batıla değil.

Batının Bâtın Sorunu

Batının insanı bâtından uzaklaştı. Bâtın yani iç. Batının insan modelinde insan ilkel insandır. İhtiyaçları vardır ve sadece onları gidermek ister. Hedefleri vardır; oraya giderken doğru-yanlış ayrımı yapmaz. Bugün insanlar insan eksikliği hissetmektedir. Batı dünyaya kendi değerlerini yaymaya başlayınca dünyanın gidişatı adeta değişmiştir. Nedir Batının değerleri? Machiavelli gibi bir adam Batı’dan çıktı. Machiavelli “amaca giden her yol mübahtır” dedi. Savaşmadıkları hâlde milyonlarca insanı katletme Batı’dan çıktı. Mass murder denilen toplu katliam silahlarını ilk Batı üretti. Dünya savaşlarını çıkaranlar Batılılardı. Kendi halkına zulmetmeyi ilk dünya onlardan gördü. Devrimler yaptılar ve bunları ihraç ettiler. Kendi devrim ihraçlarını görmezden gelerek, sanki onlar devrim ihraç etmiyormuş gibi davrandılar. Bugün her meyve dahi her toprakta yetişmiyor. Avrupa’dan Anadolu’ya, buranın insanlarını sevenler gelir ve burada yaşamak isterlerdi. Çünkü yardımlaşma ve dayanışma burada had safhadaydı. Şimdi “Ben çalışıyorum, o da çalışsın.” deniliyor. İyilik enayilik olarak görülüyor. İyilik yapmayanlar Allah’a nasıl yakın olabilir? Batı insanı milattan öncesine götürdü. Belki hidayet öncesi insanlığa götürdü. Hz. Âdem bir peygamberdi. Batının anlatısına göre ilk insanlar ilkeldi. Bunu doğru kabul edersek Batı bu ilkel insanlardan artık nasıl farklılaşıyor? Sadece modern evlerde ve yerlerde oturarak mı? İnsanı nefs-i emmarenin kölesi yaptılar. “Ekonomi, kıt kaynakların sınırsız insan ihtiyaçlarını karşılamak üzere nasıl dağıtıldığını inceleyen bilim dalıdır.” şeklindeki ifadeler elbette doğru değildi. Afrika’da buzdolabı satabiliyorsan başarılı bir satıcısın, diyorlardı ve bu da doğru değildi. İş daha çok satmaya endeksli ve doğru-yanlış kavramı yok. Bu işten kazançlı çıkan 10 kişi varsa zararını gören bütün bir dünya ve insanlık idi. İnsanın sınırsız ihtiyacı da yoktu. Yüzyıllarca günde 2-3 öğün yiyen ve ömrü mahdut olan insanı, sınırsız ihtiyacı var diye tanıttılar.

Bu tanımlar Müslüman ahlakına uymuyordu. Çok kazanıp az kazandırmak mantığı uygun değildi. Ali Ulvi Kurucu’nun hatıratında geçen bir olayda dükkânın sahibi, adil olamam diye kalfasına, “Gelirimiz artık yarı yarıya; ne kazanırsak yarısı senin, yarısı benim.” dedi. Müslüman ahlakına ince düşünce yarıyordu. Müslümanın gözünde dünya ihya edilmesi gereken bir yerdi ve bir geçiş yeriydi. Köprü metaforu burada geçerlidir. Dünya köprüdür ve köprüden geçip öteki âleme gidilen yerdi. Bugün dünya cennet addedildi ve dünyada cennet oluşturulmaya çalışıldı. Dünya kelime anlamı olarak aşağı demektir. Bu kelimeler Türkçede olumsuz anlamlar kazanmışlardır; “aşağılık” gibi ve “alçak” kelimesi gibi. Yüksek olan ise daha kutsal addedilmiştir. İnsanlık önceden yüksek ve ulu olduğu için dağları vesaire kutsal görmüştür. Rabbimiz ise insanlara göğü örnek verir. “Gökte bir kusur bulabilir misiniz?” der. Yeryüzü ise daha fazla oluş ve bozuluşun olduğu bir yerdir. Gökten ise rahmet yağmaktadır. İnsanlar toprak altında da pek çalışmak istemezler; insanlara ürkütücü gelir. Maden gibi yerler insanları sıkar ve insan aydınlık ister. İnsan tüketici konumuna indirgenmiştir bugün. Zorunda olmadığı hiçbir işi yapmak istemez.

İnsan tembel bir varlık, yaratılış itibarıyla ve bu doğru. Batı insanın hiç çabalamasını istemez. İnsanlığın iradesini zayıflatmış ve güçsüz dönemler meydana getirmiştir. Bugün kitaba ulaşmak ve okumak çok kolay iken okuyan insan sayısı çok azdır. TikTok ve Twitter gibi uygulamalar dolayısıyla kimse uzun metinler okumak istemiyor. Babaannesinden ve dedesinden su isteyen gençler var bugün. En basit ihtiyacını bile insanlar karşılamaya eriniyor. Yük olmasın diye çocuk yapmak istemiyorlar. Genç nüfus ise sürekli azalıyor. Madde sanıldığı gibi huzur getirmedi dünyaya. Mana ise daha öncelikliydi. Viktor Frankl şöyle diyordu: “Bir insan derin bir anlam hissi bulamazsa, kendini hazlarla oyalamaya başlar.” Bugün herkes bir şeylerle meşgul oluyor ama mana ve anlam kayboldu. Psikoloji bile bugün mananın gerekliliğini itiraf ediyor. Dolayısıyla Batı, bâtına dönmeli; batıla değil.

Batının hatalarından birisi de sistemlerinin öteki üzerine kurulu olmasıdır. Batının ötekisi ise Doğu’dur. Doğu’ya da hükmetmek ister Batı ve onu bir tehlike olarak görür. Meşhur “Sarı tehlike” diye adlandırır Çin’i ve Japonya’yı. Onlardan büyük bir korku duyar. Lakin Batı medeniyetinin köklerine baktığımızda bir erdem, ahlak ve hakikat arayışı görürüz. Bugün Batı bütün bunları büyük ölçüde terk etmiştir. Yerine farklı sistemler koymuştur. Bilgi, hakikati aramak demek iken bugün “Bilgi güçtür.” denilmiştir. Nasıl bir güçtür? Hükmedilecek bir güçtür. Batı bugün neden ve niçin sorularını lügatinden kaldırmıştır. Onun yerine “nasıl” sorusunu getirmiştir. “Dünya neden yaratıldı?” demez, “Dünya nasıl yaratıldı?” der. “Neden yaratıldı?” derse insanın nereden geldiğini ve nereye gideceği gibi felsefi sorularla uğraşmak zorunda kalacaktır. Bütün büyük medeniyetlerde hikmetin izleri vardı. Hikmet kime verildiyse o medeniyet büyük bir huzur ortamı sağlıyordu. Çin, Doğu ve Batı medeniyetlerinde de vardı ama bugün kaybedildi. Söylemimi tekrarlıyorum: Batı bâtına dön, batıla değil; o şekilde batmazsın ancak.

Ozan Dur

Ozan DUR
Ozan DUR

Ozan Dur, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olup, İngilizce, Osmanlıca, Farsça, Arapça ve İbranice öğrenerek dil alanında uzmanlaştı. Humboldt Üniversitesi, İmam Humeyni Üniversit ...

Yorum Yaz