1984 ÜZERİNE

0

Kitap aslında çevirmenin de söylediği gibi bir karşı ütopya. Kitaba tam anlamıyla bir ‘ütopya’ diyemeyiz. Çünkü doğanın fıtratında iyilik-kötülük ve güçlü-zayıf dengesi var. Tarih sahnesine çıkmış devletlere baktığımızda birçoğunun karnesinde firavunlar, diktatörler, despotlar görebiliriz. BÜYÜK BİRADER’in de bunlardan biri olma ihtimali oldukça yüksektir.

Romana konu olan çoğu olayların aynısı ya da bir benzeri geçtiğimiz asır içerisinde birçok devletin tarihinde yaşanmıştır. Hatta bu devletlerin içerisinde Türkiye’yi de sayarak, algımızda daha somut bir hale gelmesi için şöyle bir örnek verebiliriz: 1984 kitabında Julia Winston’a kahve getiriyor. Winston kahvenin gerçek mi yoksa Zafer kahvesi mi olduğunu soruyor. Julia da gerçek olduğunu ve karaborsadan elde ettiğini söylüyor.
Bizdeki örneği ise şöyle: 1954 yıllarında Türkiye’nin kıtlık yaşadığı zamanlar. Celaleddin Ökten hoca, merhum Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes’e bir evde dersler veriyor. Ev sahibi Hoca’ya kahve içmek isteyip istemediklerini sorunca, Hocaefendi de kahvenin gerçek mi yoksa Nohut Kahvesi mi olduğunu soruyor. Ev sahibi de tebessüm ederek gerçek olduğunu ve karaborsadan temin ettiklerini söylüyor.[1]

Başka bir örnek verecek olursak 1984 kitabında PARTİ’nin resmi dili olan yenisöylemden sıkça bahsediliyor. Binlerce kelimelik bir dil olan eskisöylevin kısırlaştırılıp çok az kelimeye sahip olan yeni bir dilden bahsediliyor. Bunun benzerine de yine kendi tarihimizde rastlıyoruz. Türkiye’de bir zamanlar “Sade Türkçe” diye bir yol haritası çizildi ve bu doğrultuda 120 bin kelimeden oluşan Türkçe sözlüğü sadece 3 bin kelimeye indirildi. Türkçeyi  sadeleştirelim derken aslında ortaya yenisöylem gibi çok kısır bir dil ortaya çıktı.[2]

1984 kitabının dikkat çekici yönlerinden bir tanesi de şüphesiz tele-ekran ve gizli mikrofon gibi farklı bir konudur. Birçok gizli istihbarat servisinin peşinde oldukları olaylarda izledikleri yöntemlerde fikir babasının George Orwell olduğunu düşünüyorum. Zira kitabın yazıldığı tarih 1948 yılı. Kitapta tele-ekrandan bahsedilirken yüz okuma teknolojisinden tutun da parmak okuyucuya kadar birçok teknolojinin izleri görülmektedir. Hatta yeni yeni ortaya çıkan duygu yönetimine (izleme) de yine kitapta değiniliyor. Tele-ekran hem veri alıyor hem de televizyon görevi görerek veri gönderiyor. Gizli kamera sistemlerinin de yine tele-ekrandan esinlenerek ortaya çıkmış olabileceklerini düşünüyorum.

Tele-ekran ve gizli mikrofon sistemleri günümüz dünyasında yerini fazlasıyla almış durumda. Evlerimizde, sokaklarda, parkalarda, otobüslerde, pano ve afişlerden veriler alırken neredeyse her adım başında her an devrede olan gizli kameralar da bizden veri almakta. Gizli kameranın şuan yapamadığı tek şey ne düşündüğümüzü, hareketlerimizde ne yapmak istediğimizi bilmemesidir. Ancak duygu yönetiminin farklı yöntemlerle izlenmesi mümkündür.

1984 kitabında ‘yasaklı kitapların olması ve sürekli olarak geçmişin değiştirilmeye çalışılması’ gibi üzerinde durulabilecek çok fazla konu var, en çok dikkatimi çeken konulardan bazılarını sizlerle paylaşmak istedim.

Sonuç olarak kitap tam bir baskı, korku rejiminin profilini çiziyor. Dünya tarihinde bu baskı rejimlerinin birçok örneğine şahit olduk ve olmaya devam ediyoruz: Musolini, Stalin, Hitler, İnönü, Kim Cong-il, Hafız Esad, Beşar Esad, …

[1] Hüseyin Yorulmaz, Celal Hoca, Hat Yayınları
[2] Yavuz Bülent Bakiler, Sözün Doğrusu 1

About Author

Nasrettin GÜNEŞ

"... çünkü insana en çok okumak yakışıyor ve mürekkebin kuruduğu yerde kan akıyor!" nasrettingunes[at]gmail.com

Leave A Reply