ÇEVRE SORUNLARININ KÜRESEL SİYASETTEKİ YERİ

ULUSLARARASI İLİŞKİLER

Çevre sorunları, küreselleşme çağında yalnızca ekolojik bir mesele değil; aynı zamanda ekonomik, siyasi ve toplumsal boyutları olan çok katmanlı bir problem alanıdır.

Çevre ve çevreden kaynaklı problemlerin küresel siyasetin konusu olmaya başlaması henüz yeni bir olgudur.

Daha öncesinde çevre kaynaklı problemlerin az da olsa siyasette var olduğu bilinmekte fakat konunun teferruatlı bir biçimde, uluslararası anlamda ele alınması 1960’lı, 1970’li yıllara tekabül eder. Bu dönem çevre meselesinin, karar verici mekanizmalar, sivil toplum örgütleri, sosyal hareketler vb. aktörler tarafından küresel siyasetin gündemine getirildiği yıllardır. Daha geçmişe gidersek çevre sorunlarının en bariz olarak görüldüğü hadise 1760 Sanayi Devrimi’dir. Makineleşmenin makineleşmeyi doğurmasıyla ortaya çıkan olumsuzluklar, o dönemlerden günümüze halen çok büyük bir sorun alanını teşkil etmektedir. Bunun yanında nüfus artışındaki hız, çevre sorunlarındaki şiddeti ve etkiyi had safhaya çıkarmıştır.

Çevre sorunlarının doğal yollarla gerçekleşmesinin yanında beşeri unsurlardan da kaynaklandığı bilinen bir olgudur. Zira insanoğlu, varlığın var olmasından bu yana çevreyi kullanmakta ve her anlamda çevreden yararlanmaktadır. Bu da doğal olarak ilgili sorunları beraberinde getirmektedir. Tarım alanlarının zarar görmesiyle oluşan kıtlık, su kaynaklarının gereksiz tüketimi ve su kıtlığı, hava kirliliği, orman alanlarının tahrip edilmesi, yenilenemez enerji kaynaklarının kullanımı sonucu sera gazlarının küresel ısınmaya sebebiyet vermesi gibi birçok problem beşeri kaynaklı çevre sorunları arasında yer alır. Özellikle de son 50 yılda büyük bir problem olmaya başlayan nüfus artışıyla birlikte nüfusu milyonlarla ifade edilen mega şehirlerde insanlar temiz havaya ulaşımda güçlük çekmektedir. Kullanımda olan araç sayısındaki artış ve gaz emisyonu yapılmamış araçların görece fazlalığı hava kirliliğine sebebiyet vermektedir.

Bu noktada çevre sorunlarının yalnızca yerel ya da ulusal sınırlar içerisinde değerlendirilemeyeceği açıktır. Küreselleşme olgusunun hız kazanmasıyla birlikte çevresel problemler de sınır aşan bir nitelik kazanmıştır. Bir ülkede ortaya çıkan çevre kirliliğinin etkileri, hava ve su yoluyla başka ülkelere taşınmakta, iklim değişikliği, küresel ısınma ve ozon tabakasının incelmesi gibi sorunlar tüm insanlığı ilgilendiren ortak tehditler haline gelmektedir. Bu durum, çevre meselesini klasik devlet merkezli güvenlik anlayışının ötesine taşıyarak küresel yönetişim konusu haline getirmiştir.

Küreselleşme süreci, çevre sorunlarını hem derinleştiren hem de bu sorunlara çözüm arayışlarını mümkün kılan ikili bir yapı sunmaktadır. Bir yandan çok uluslu şirketlerin üretim faaliyetlerini çevresel düzenlemelerin zayıf olduğu ülkelere kaydırması, doğal kaynakların kontrolsüz biçimde tüketilmesine ve çevresel tahribatın artmasına yol açmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde çevre politikalarının ekonomik büyüme hedefleri karşısında geri plana itilmesi, küresel ölçekte çevresel eşitsizlikleri derinleştirmektedir. Diğer yandan küreselleşme, çevre bilincinin yayılmasını, uluslararası çevre rejimlerinin oluşmasını ve çevreyi merkeze alan sivil toplum hareketlerinin güçlenmesini de beraberinde getirmiştir.

Bu bağlamda Birleşmiş Milletler öncülüğünde düzenlenen Stockholm Konferansı (1972), Rio Zirvesi (1992) ve Paris İklim Anlaşması (2015) gibi uluslararası girişimler, çevre sorunlarının küresel ölçekte ele alınmasının somut örnekleri olarak değerlendirilebilir. Söz konusu girişimler, çevre koruma ile ekonomik kalkınma arasındaki dengenin sağlanması gerektiğini vurgulamakta ve sürdürülebilir kalkınma anlayışını uluslararası siyasetin merkezine yerleştirmektedir. Ancak alınan kararların bağlayıcılık düzeyinin sınırlı olması ve devletlerin ulusal çıkarlarını öncelemesi, çevre sorunlarının çözümünde istenilen ilerlemenin sağlanamamasına neden olmaktadır.

Sonuç olarak çevre sorunları, küreselleşme çağında yalnızca ekolojik bir mesele değil; aynı zamanda ekonomik, siyasi ve toplumsal boyutları olan çok katmanlı bir problem alanıdır. Bu sorunların etkin bir biçimde çözülebilmesi, devletlerin, uluslararası kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin ve bireylerin ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmesini zorunlu kılmaktadır. Aksi halde çevresel tahribatın küresel ölçekte geri dönülmez sonuçlar doğurması kaçınılmaz olacaktır.

25 Haziran 2021
M. Fatih Özmen

                                                                                                                      

M. Fatih ÖZMEN
M. Fatih ÖZMEN

Üniversite eğitimini İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlayan M. Fatih Özmen yüksek lisans eğitimine Artuklu Üniversitesi’nde Ulusla ...

Yorum Yaz