TÜRKİYE MODERNLEŞMESİ KARŞISINDA FEMİNİZM

0

18.yüzyıldan itibaren hız kazanmaya başlayan modernleşme akımı, birçok ülkeyi etkisi altına almıştır. Ülkelerin siyasi, toplumsal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde köklü değişimlere neden olan modernite, zihin dünyalarımızı da kendi formu üzere dönüştürmüştür. Tanımlamalar, kapsamlar giderek toplumdan bireye doğru daraltılmıştır.

Geleneksel birliktelik, ortak kabuliyet, kültür dizgileri karşısında her bir bireyin kendine içkin hususiyeti, rasyonel çözümleme hakkı birey merkezli yaşam düzeni sağlamıştır. Levent Köker’in Modernleşme, Kemalizm ve Demokrasi adlı eserinde yer verdiği Louis Dumont’un birey tanımı şöyledir: ‘’Modern insan ve toplum ideolojimizde bulunan bağımsız, özerk ve bu nedenle özünde toplumsal olmayan varlık.’’[1] Toplumsal baskı, geleneğin sınırları, bireyi kısıtlayan uygulamalar karşısında modern düşünce, bireyin yasalar yoluyla eşitlik, adalet ve özgürlüklerinin korunmasını amaçlamıştır. Böylece modern düzen, insanların eşit bireyler olarak yaşamlarını sürdürmelerine  imkan sağlayan sosyal ve ekonomik ilişkiler sistemini tesis etmeyi vaat etmektedır.

Bu değerlendirme yazısında ele alacağımız makale ‘’Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar’’.  Yeşim Arat, Cumhuriyet dönemi modernleşme sürecinde  kadınların sosyal durumunu, dönemin hakim ideoloji Kemalizm ile kadınlara tanınan statüleri Türkiye’nin farklı dönemleri içerisinde kıyaslayarak okuyucuya sunmuştur.

Cumhuriyet dönemi modernleşme projesiyle kadın haklarına gösterilen ihtimam artmıştı. 1920-30’ların Türkiye’sinde kadınlar kazandıkları sosyal statülerini büyük oranda Atatürk’e borçlulardı. Medeni Hukuk’un kadınlara sağladığı avantajlar sayesinde Türk kadını eşitlikçi bir düzene erişmişti. Ancak, Cumhuriyet ilk dönem kadınları Kemalizm’in gerçekleştirdiği bu reformlara minnet duyarken, 80’li yılların Türkiye’sindeki çağdaş feminist kuşak neden Kemalizm’i eleştiriyordu? Bu soru etrafında meseleyi çözümlemeye çalışan yazar, yeni neslin bu eleştirisinin Türkiye modernleşmesine katkı sağlayacağını vurgulamıştır.

Batılılaşmaya dönük liberal, demokratik ve laik bir düzen inşa etme amacıyla sürdürülen modernleşme projesi, hedefine ulaşma yolunda kadınlara sağladığı haklarla onlara araçsallık mahiyeti yüklemiştir. Proje, zeminini sağlamlaştırmak için kadınlara sağladığı toplumsal eşitliği Orta Asya’daki Türk kadın-erkek eşitliğine dayandırır. Yapılan reformların Türk milliyetçi etosa dayandırılması, yeni bir ulus inşası yolunda birbirleri arasındaki bağlantıyı kuvvetlendirecektir. Devlet, toplumun prototipini açtığı okullar ile, sosyal yönlendirmeleriyle oluşturmaya çalışmıştır. Toplumun belli kısımlarındaki kadınları çalışma hayatına teşvik ederken, bazı kadınların ise evde modernleşmesini farklı ideolojik akımlar ile (Taylorizm vb.) şekillendirmeye çalışmıştır. Modernleşen ülkeye sağlamak amacıyla yapılan yönlendirmeler, kadınlar tarafından içselleştirip, temsiliyet ve gurur kaynağı haline dönüştürülmüştür.[2]

Kemalizm, söylemsel olarak kadınların erkeklerle kamu alanında eşit olduğunu savunsa da, pratikte bu söyleme ters düşecek kısıtlamalar görülmüştür. Kadınların cemiyetleşme, partileşme gibi isteklerine olumsuz yanıt veren devlet mekanizması, kendi çıkarlarına aykırı düşen durumlarda kadınların eşitlikçi taleplerini karşılamaktan imtina ettiğini göstermiştir. 80’li yıllara geldiğimizde yeni nesil feministler, kendilerinden önceki nesilden farklılaşarak Cumhuriyet modernleşme projesinin kadını kısıtlayan yönlerine karşı çıkmıştır. Projenin gerçekleşmesi yolunda ‘’kadınlara tanınan hakların’’ araçlaştırılması, kanunlarının içeriklerindeki yetersizlikler ve yeni nesil feministlerin eşitliğin beraberinde özgürlük arayışı bu tepkinin oluşmasına neden olmuştur. Bahsedilen durumda siyasal toplumdaki kuşak değişimi, dönemsel şartlar ve çevresel etkenler etkilidir. Devlet denetimi ve sınırlandırması karşısında bireysel bağımsızlığı savunan çağdaş feministler, Cumhuriyet’in hukuki perspektifini, devleti ataerkil yapısını korumasından ve ataerkil kurumlarını onaylamasından ötürü eleştirmiştir.

Devletin ‘’halk için, halka rağmen’’ düşüncesine karşı çıkan görüşler, zamanla bireysel mücadelelerden kurumsallaşmalara doğru evrilmiştir. ‘’Kadın olarak ve kadınlar için’’ düşüncesiyle açılan dernekler, sığınma evleri, kütüphaneler, marjinal olarak kabul edilen feminist düşüncenin kollektivitesinin artmasını ve geniş kitlelere yayılmasını sağlamıştır.

Laiklik açısından değerlendirecek olursak,  Kemalist feministlerin ve radikal(yeni kuşak) feministlerinin laiklik ilkesine bağlılıklarının ve diğer hassasiyetlerinin benzer olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, Kemalist kadınlar(eski nesil), genç kuşağın aksine İslamcı düşünce ve pratikleri tehdit olarak algılamışlardır. Genç nesil, ideolojik bağları göz ardı ederek İslamcı kadınların mücadelelerine saygı duymuştur. Onlar, İslamcı kadınları feminizmin kapsamına dahil etmese de kadına yönelik olumlayıcı çalışmalarda birlikte yer alabilmişlerdir. Buna karşın, eski kuşak Kemalist kadınların yükselen İslamcı hareketler karşısındaki tavrı kesin dille reddedici olmuştur. Diğer ülkelerde de yükseliş halinde olan İslamcı akımlar sınırlarının ötesine geçmiş ve etkisini birçok ülkede hissettirmiştir. Bu gelişmeyi Cumhuriyet’in temel unsurlarından biri olan laiklik ilkesine aykırı olarak gören Kemalist kadınlar, Kemalist feminizme dönüşme reaksiyonu göstermiştir. Sağlanan birliktelikler yeni derneklerin oluşmasına ön ayak olmuştur. Atatürk ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek, çağdaş eğitim yoluyla çağdaş insan ve çağdaş topluma ulaşmak ilkeleriyle kendilerini tanımlayan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), 80’li yılların sonunda, dönüşen eski nesil Kemalist kadınların önderliğinde kuruldu.[3] İslamcı düşünce ve gruplara karşı konumlanan bu kitle, kendilerini devletle özdeşleştirmiştir. İslamcı grupları gerici ve Cumhuriyet’in özüne karşı bir tehdit unsuru olarak tanımlamış ve bir ‘’öteki’’ yaratarak toplum içerinde kendilerine ‘’üst kimlik’’ biçmişlerdir.

Özetlemek gerekirse çağdaş feministler, Kemalist dönemin yaygın düşüncesinden farklı olarak devlet müdahalesini sorgulamış ve onun etkisinden azade olma gerekliliğini savunmuştur. Eskilerine göre daha modern ve Batılı olarak ifade edilen bu kesim, sivil toplum içerisindeki etkinlikleriyle, eşitliğin ötesinde özgürlüğün  tesis edilmesi için çaba harcamışlardır. Değerlendirmemizde bahsettiğimiz iki grubun, sahip olduğu farklılıklara rağmen birbirleriyle bütünüyle karşıt olduklarını söylemenin doğru olmayacağını belirten Yeşim Arat; iki kuşağın da liberal, laik ve demokratik bir yönetim şeklinin oluşmasına katkı sağladıklarının altını çizmektedir.[4]

                                                                                                                                    Furkan EMİROĞLU

[1] Levent Köker, Modernlesme, Kemalizm ve Demokrasi, İstanbul: İletişim Yay.,2007, s.43.

[2] Yeşim Arat, ‘’Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar’’ Sibel Bozdoğan, Reşat Kasaba (der.), Türkiye’de Modernleşme ve Ulusal Kimlik, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay., 2005, s.88.

[3] www.cydd.org.tr/sayfa/hakkimizda-2/

[4] Yeşim Arat, ‘’Türkiye’de Modernleşme Projesi ve Kadınlar’’ Sibel Bozdoğan, Reşat Kasaba (der.), Türkiye’de Modernleşme ve Ulusal Kimlik, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay., 2005, s.98.

About Author

Furkan EMİROĞLU

Istanbul Medeniyet Univ. Political Sciences furkanemirrr@gmail.com

Leave A Reply