TOPLUM BİLİNCİYLE ÖRTÜŞMEYEN HAKİKATLERİN VARLIĞI

TOPLUM VE GÜNDEM

Zaman İçerisinde uğruna dini değerlerimizden, kültürümüzden nice ödünler verilen Batı’nın gerçek yüzü aşikar, fakat kimi gözler hala âmâ.

Nice hakikatler vardır ki, bu hakikatler alışılmışın dışında bir vaziyette olunca toplum olarak kabullenemiyor, önemsemiyor veyahut görmezden gelebiliyoruz.

Bunun sebebi konfor alanımızdan kopmadan hayatımızı tasasızca idame ettirebilmek adına,bâtılın karşısında birtakım hakikatlere yeterince ihtimam göstermeyip kulak tıkamak, yada bilinçsiz sürü psikolojisine bağlı olmaktan kaynaklı birçok alanda sessizce işgal edilmemizdir.

İşgalin komuta edici yapısı ise toplumdan asıl yüzünü gizleyen, kanlı perdenin ardına gizlenmiş karanlık gücün bizden ve sıradanmış gibi bir görünümle topluma sızdırdığı ve birtakım amaçlar uğruna hizmet ettiği modern maskeli kukla silsilesinin aramızda varoluşu, insanoğlunun fıtratını ve ahlakını sinsice işleyerek elimizdeki iman nimetini de yok etmeye çalışan ve dahi insanı robotlaştırmayı hedefleyen “İnsan libasına bürünmüş akreplerle” “Adam suretini almış ifritlerle dolu” şeytani bir yapıdır.

Bu yapının elebaşı medeniyet abidesidir denilerek toz kondurulmayan, sözde hürriyetin sembolü olup akın akın özenilen,İslâmi aile yapımızın temiz fıtratını ve manevi dinamiklerini yerle bir etmeyi hedefleyen, eşcinsel evliliklerin önünü açan, eşcinsel ve pedofili imgeleriyle etik ve ahlak kurallarını sinsice tarafına göre işleyen, uyuşturucu kullanımını yasal hale getiren, çocuk sahibi olmak yerine kedi köpekleri evlat edinir gibi sahiplenen, aile kavramını yitirdi yitirecek olan Batı’dan başkası değildir.

Medeniyet kavramının yanından dahi geçmemiş olan Batı’dan başkası değildir. Kadına ve aile yapısına değer verdiğini belirten fakat var gücüyle kadının sığınağı ve en güvendiği limanı olan aile yapısını dejenere etmeye çalışan, mazisi kadını necis görüp şeytan olarak tasvir eden, günümüzde ise hala kadını bir obje olarak kullanıp kapitalist sistemin çukuruna ittiği halde kadın hakları üzerine naralar atan bu yapı Batı’dan başkası değildir.

Filistin, Arakan, Suriye, Libya, Yemen, Irak, Sudan gibi çoğunluk Müslüman beldelerinde de yüzbinleri katledip insan haklarını gasp etmemiş gibi, kanlı dişlerini silerek yüzünü dünyaya şirin göstermeye devam eden bu ‘Yapı’dan başkası değildir.

Yine elmas ve altın zengini olan Afrika ülkesini sömürdüğü yetmezmiş gibi, halkını açlık ve sefaletin pençesine mahkum eden Batı’dan başkası değildir.

Bilinen kısmına binaen; 2000 yılının başından 2019 yıllarının sonuna kadar sürdüğü halde onca sapkınlığına rağmen bir bomba etkisiyle gündeme henüz düşen, ektiği kirli tohumların zehirli meyveleri üremeye devam eden Epstein dosyası da batının vahşi yüzüne ve karanlık zihnine acı ama hakiki bir örnektir.

Batı’nın öldürücü ve bozuk zihniyeti bir ip misali, bu ip insanlığın ve en çok Müslümanlığın boynuna asılı vaziyette can çekiştirmekte. Zaman içerisinde uğruna dini değerlerimizden, kültürümüzden nice ödünler verilen Batı’nın gerçek yüzü aşikar, fakat kimi gözler hala âmâ.

Gürleşsin Sesimiz

Çokça konuşuluyor, yazılıp çiziliyor olsa da bizler “Eli kalem tutan bu davayı yazsın, Hitabeti güçlü olan bu davayı konuşsun, Herkes birşey yapsın ama sakın sessiz kalmasın. Çünkü sessizlik öldürür.” çağrısını kendimize şiar edinerek, sessizliği zulme ortaklık bilerek lisanımız yettiğince anlatmalıyız. Birimiz lafımızı bitirip diğerimiz devralmalıyız. Bizler anlatmalıyız ki araştırmaya olan şevkimiz artsın, araştırmaya olan şevkimiz artsın ki daha çok bilinçlenelim, daha çok bilinçlenelim ki ehlimizi ve neslimizi tek bir çatı altında toplayabilelim ve tek bir çatı altında toplanmış olan bu şeytani yapıdan muhafaza edebilelim. Bu davayı dert edinip sırtımıza yüklenmeyi boynumuzun borcu bilip, sıcacık evlerimizdeki konfor dolu yaşamlarımızdan, telaşsız tasasız olmasını umduğumuz hayatlarımızdan azda olsa ödün vererek yüreğimize dert edinelim.

Şairin de dediği gibi;
“Bir duruşu olmalı insanın
Bir bakışı
Bir anlayışı
Bir aşkı
Bir davası olmalı.”
Davamız, duruşumuz ve anlayışımız evrilmeden bir noktada toplanmalı. Hangi konumda ve vaziyette olursak olalım, hangi şekilde olursa olsun söz konusu neslimiz ve imanımız, çöplüğe çevrilmek istenen fıtratlarımız, ve dahi söz konusu artık canımız iken sessiz kalmayalım.

Neden mi Sessiz Kalmayalım?

Çünkü sessizlik ve bilinçsizlik öldürür. Tıpkı vahşileşmiş nefislerin korkunç fantezi ve menfaatleri uğruna dünyanın kirli yüzünden bihaber çocukların ülkemizden dahi kaçırılıp tecavüze ve çeşitli işkencelere maruz bırakılarak öldürülmeleri gibi. Tıpkı uzuvları kesilen yavruların büyü ve sapkın ritüeller adına kurban edilip sistematik bir şekilde öldürülmeleri gibi. Tıpkı modernlik adı altında kozmetik-güzellik uğruna kordonlarından ve hücrelerinden faydalanılan çocukların öldürülmeleri, öldükten sonra kullanılmaları, bazen de fişlerinin çekilmesi gibi. Her birine en acı verici haliyle şahitlik edildi ve artık hangi birine ‘komplo teorisi’ demeye devam edilebilir?

Masum ve temiz olan her şeye yapışan bu kanlı eller, göz bebeğimiz Beytullah’ın örtüsüne dahi dokundu. Amaç ise artık bu noktadan sonra aklımıza gelebilecek her türlü necislik olabilir. Her birinin ipi bu şeytani yapıya bağlı neticesinde.

Hakikatin Kısılan Sesi

Bütün bunlar ve daha fazlası… Vakti geldi komplo teorisi denildi, nice vahşetlerle boğuşarak yitip giden canlara gözler şahitlik etmediği için gözle görülmeyene kalp inanmadı, kalbin inanmadığına mantık İhtimal vermedi, İhtimal verilmedikçe bu kirli sistem daha da güçlendi ve böylece hakikatlerin önemsenmeyen gerçekliğiyle en acı verici haliyle karşı karşıya kalındı. Hakikati anlatanlar huzur kaçıranlar oldu, kin ve nefrete sürükleyen diye yaftalanarak dışlandılar fakat her türlü felaket yaşanırken bu vahşetleri aşılayan sistem başkaldırılıp hakkıyla sorgulanmadı. Kimilerinin ikna olmasıda ancak bir kısım vahşetin ifşa olmasıyla gerçekleşti. ‘Abartı’ denilerek gülünüp geçilen her hakikat yeniden gün yüzüne çıkmaya ve insanlığın yüzüne tokat gibi çarpmaya devam etti. “Bunlar hep Amerika’nın oyunudur.” Dedi bir anadolu irfanı, gülüp geçtik. Belki ciddi bir manaya dayandırmadı sözünü ama bir söz ne kadar doğru ve görünmez olabilir buna şahitlik ettik ve gardımızı alamadığımız için gittikçe bu hakikatlerin altında ezilmeye devam ettik, devam ediyoruz.

Hak ile Batılın Savaşıdır Bu Savaş

Hakka taraf olanlar cennetle müjdelendi, bâtıla taraf olanlar ise azap ile uyarılmadılar mı? Hak ile bâtıl birbirine zıt olduğu halde bu iki zıttın bir arada bulunamayacağını yada orta yolunun olmayacağını gayet iyi biliyoruz. Bu ayrımı yapmak bu kadar basit olduğu halde, mevzu bahis hak ile bâtılın savaşı iken haklı olanlar haklı çıkmanın üzüntüsüyle kalıp, haksız olanlar da haksızlığın kibriyle sessizliğe gömülmeye devam ettiler. Kimi zamanda “Sen haklısın Musa, ama karnımızı firavun doyuruyor.” kıssasının bir benzeri daha lisan-ı hal ile tekrar tekrar yaşandı. Peki bu noktadan sonra bizler haklı olmanın üzüntüsünü yaşamayı mı tercih edeceğiz, yoksa haksız olmanın kibriyle sessizliğe gömülmeyi mi? Haktan yana müjdelenmeyi mi, batıldan yana uyarılmayı mı? Elbette ki ezelden ebede olan hakkı tanıyıp haklı olacağız. Elbette ki gaflet uykumuzdan dirilerek zalimin bir sonraki kurşununa karşılık tetikte olacağız. Çünkü bir delikten ikinci kez ısırılmazdı Müslüman. Yetmedi mi delik deşik edildiğimiz ?

İşte ahir zaman
İşte İmtihan
İşte zulüm

İşte iman
İşte cesaret
İşte basiret

Peki ya ispat ?

Bir ‘vicdan ve şahitlik’ yazısıyla daha, yarınımıza umut ve müjdeci mahiyetinde olan kısacık bir ayet ile noktalıyorum sözlerimi; “De ki; Hak geldi, bâtıl yok olup gitti. Zaten bâtıl mahiyeti gereği yok olup gitmeye mahkumdur!” İsrâ/81

Rabia Nur Yılmaz

Rabia Nur YILMAZ
Rabia Nur YILMAZ

2003 yılının Mart ayında memleketi Adıyaman’da dünyaya geldi. Okul ve medrese eğitimini İstanbul’da tahsil eden Rabia Nur, şimdilerde bir çocuk annesi olarak aile hayatıyla meşgul olurken, bir yandan ...

Yorum Yaz