TANZİMATÇILIK ALEYHİNE

0

Son ayların vakâyı’ı, ‘Osmânlı Türk efkâr-ı ‘umûmiyyesini, ((devre-i tanzîmât))ın tedkîk ve muhâkemesine sevk ederek, ((tanzîmâtçılık)) ‘aleyhine bir cereyan husûla getirdi. ((tanzîmât)) ve ((tanzîmâtçılık)) mes’elesini, münevver Türklerin pîşgâh-ı tefekkür ve mütâla’asına, serâhet-i tamme ile ilk önce vuzu’ eden, Diyarbakırlı Ziyâ Beg ölmüştür. Fakat mes’elenin ‘anâsırı, az çok düşünen dimâ’larda, bir hayli zamandan beri, te’azû ve teşekkül edemeksizin çalkanmıyor değildi. Mesela şu satırları yazan bile, millet-i ‘osmâniyye ihdâs-ı teşebbüsünün ve ehilliğini iddia ederken, [1] yahut medreselerin ıslâhına asla yanaşılmaksızın sırf mekâteb-i nizâmiyye te’sîsine çalışılmış olmasına mu’aheze eylerken [2] tanzîmâtçılığa ta’arruz etmiş oluyordu. Keza, sekiz yıl akdem(ver yor most ancient; long previous) tanzîmâtın müdâfa’i olan mütefekkir bir siyâsî, birkaç ay evvel (( Kemâl-i cesaretle kabul ve ‘ilân olunmalıdır ki Arabistan ve Arnavutluk ile Rum ili temsîl-i millî ve sûhîd-i ‘anasıra müsâ’id sahalar değildir.))[3] diye bağırırken, tanzîmâtçılığın ‘aleyhine cesûrâne yürümüş oluyordu.

((Tanzîmâtçılık mes’elesi)), son haftalarda gazetelerin sâhe-i muhâkemâtına girdiğinden, tanzîmâtçılığa hücûm da tabî’i şiddetlendi: ((Tasvîr-i efkâr)),((Tanzîmâtçılığın iflâsını)) i’lân etti; ((Jön Türk)), arkadaşının i’lânını tekrar ve te’kîdde gecikmedi. Yazılarında müte’ennnî davranmayı seven Köprülüzâde Fuad Beg de bahse karışarak, ((mektep-medrese)) makâlesiyle tanzîmâtçılığın en za’yıf bir noktasına yüklendi.

Ben zan ediyorum ki ((Tanzîmâtçılığın İflâsını)) ‘ilân henüz erkendir. Tanzîmâtçılığın daha hayli sermayesi var. Münevver fikirli denilen adamlarımızın çoğu hala tanzîmâtçıdır; hükümet, mektep, matbû’ât hala tanzîmâtçılar elindedir. Bununla beraber iflâs makalelerini biraz okuyalım:

((Tanzîmât usûl-i tecdidi, esâsât-ı müteyyineye hiçte ehemmiyet vermeyen bir tehâlük ile garba teveccüh etmiş, her şeyi garptan almak tarîkini ihtiyâr ile şarkı heman kâmilen denilecek bir halde ihmâl eylemiştir. İşte biz, hatanın menşe-i ‘azîmini burada buluyoruz. Milletin terakkî ve tekâmülü için taklît yol demek olan tanzîmât usûlü hiçte kâfî değil idi. Kâfî olmamak şöyle dursun, hatta tevlîd-i mazerât dahi eylemiş olduğu, işte şimdi bütün ‘an’anesiyle anlaşılmış bulunuyoruz. ))

Tanzîmâtçılar mektep açtılar, lakin medreseler hala tevakkuf sâbıkalarını muhâfaza ederek kenarda kaldılar. Ortada dârü’l-ulûm olmak üzere hem mektep, hem medrese bulundu. Bunların veche-i tedrîs ve te’allîmleri bittabi’ muhtelif gayeler ta’kîp etti. Çıkan netice mektebinde, medresenin de tam bir fâ’ide te’mîn edememesi sûretinde tecelli eyledi. Tanzîmâtçılar ortaya ‘adliye teşkilâtı çıkardılar. Muhâkim-i şer’iyyede, mahsûr ve mahdûd bir şekil ile bittabi’ muhâfaza-i mevcûdiyet eylerek tevzî’-i ‘adâlet ve ihkâk-ı hukûk bir mecrâ-yı sâlime mâlikiyyetden devr kaldı.

Milliyet mes’elesi ise tanzîmâtçıların hiç hâtır ve hayalinden geçmemiş idi. Binâen’aleyh  devr-i tanzîmâttan i’tibâren terakkî ve tekâmül namına atıldığı iddiâ olunan hatavat, hep evhâm ve hayâlâta istinâd eylemiştir. Bunun neticesi kendi mahsûsât-ı kavmiyye ve milliyyesine sâhip bir millet halinde te’azû ve teşekkül edememekliğimiz sûretinde tahakkuk etti. Fakat tanzîmâtçılık gerçi iflâs etti; fakat bize de işte görülüyor ki pek pahalı mâl oldu.))

((Tanzîmâtçılığın İflâsı)), Yunus Nâdî.- ((Tasvir-i Efkâr)). 27 Şubat 11328

 

((Tanzîmât tatbîk ederken, biz hayatı, hakîkati ve ‘anâsır-ı kavmiyyeyi büsbütün gözden kaçırdık. Zan ettik ki Avrupa’yı taklîd etmek ile, Avrupa’dan yapılmış bitmiş kânûnları, hâzırlanıp tamam olmuş teşkilâtı ödünç almak ile o kânûnlar, o teşkîlât bizim vatanımızda kendi memleketlerindeki semerâtı verecektir. Biz, ne tarihi, ne ‘an’aneyi, ne memleketimizin teşkilât-ı husûsiyyesini, ve ne de kavmimizin hâlet-i rûhiyyesini hesâba katmadık. İşte diğer kusurların mevlidi olan bu esâs kusurdur ki tanzîmâtın, tecdidâtın bizde hayâta intikâlini ‘adem-i mevfikıyyet mahkûm etti…

((… Tanzîmâtçılık bize yalnız idâre ve siyâsette değil, hayât-ı milliyemizin bütün şaibatından mesela edebiyâtta, gazetecilikte, hayât-ı ‘umûmiyye ve ictimâ’iyye de dahi ‘ayn derecede, belki daha ziyâde meş’ûm olmuştur.))

(( Tanzîmâtçılığın İflâsı)) Ahmet Agâyıf.- ((Jön Türk)), 1 Mart 1329

 

Garp ‘âlemiyle olan münâsebâtımız neticesinde, memleketimize ıslâhât ve teceddüd fikirleri girmeye başlayınca, mütefekkirin ve ricâl-i devletin en evvel düşündükleri şey, Garp mü’essesâtını taklîd etmek oldu. Evvela kıyafetlerden başlayan Garp mukalledliği, hey’et-i ictimâ’iyyemizin her ‘unsurunda kendini gösterdi, ve tabiî ki hiç yoktan yeni bir ‘âlem-i ictimâ’iyye vücûda getiriliyor gibi, yeni vazîfeler için yeni ‘azvler, yeni mü’esseseler meydâna çıkarıldı.

((… Büyük Reşît Paşa’dan biri meydâna çıkan ıslâhât ve teceddüd tarafdârları ‘Âlî Paşalar, Fu’âd Paşalar, Mithat Paşalar, yapmak istedikleri teceddüdün bir esâs metine istinâddan mahrûm, sâhte ve bir dereceye kadar da muzırr olduğunu anlayamadılar. İctimâ’î mes’eleler hakkında pek az hâ’iz vakûf ve selâhiyyet sâhibi olan o adamlar, hakîkî bir teceddüdün ne demek olduğunu, bir hey’et-i ictimâ’iyyeye yeniliğin ne sûretle idhâli lâzım geleceğini ma’at-te’essüf bilemiyorlardı. İşte bunun için, memleket, cehlin ve ta’assubun sûrû geldiği girdâp felâket izmihlâlden kurtarmak maksadıyla, artık mütefessah bir hale gelen eski ictimâ’î uzuvlar yerine yeni uzuvlar ikâme etmek ve teceddüd vazîfesini tamamıyla o yeni uzuvlara tahmîl etmek istediler. Fakat bunun netâyıcı pek garîp ve ‘aynı zamanda vehîm ve tehlikeli oldu: memleketin bütün ‘anâsar-ı medeniyye ve ictimâ’iyyesinde tuhaf ve ma’nâsız bir ((senâ’iyyet)) vücûda geldi; ve tabî’itiyle meydâna gelen bir tezât memleketteki ictimâ’iyye tabakalar arasında mevcûd girdâp ihtilâfı bir kat daha derînleştirti. Bu sûretle tanzîmât ve ıslâhât fikirleri ‘avâm kitlesi meyânına intişâr edemeyerek-daha doğrusu onlar arasında nev’imâ dinsizlik şeklinde telakkî olunarak- yalnız sınıf-ı mümtâza ve müdabereye hâs bir telakkî mâhiyetinde kaldı. Garb-ı fenâ ve yanlış bir sûrette taklîtten ‘ibâret kalan bu yanlış teceddüd perverlik, sınıf hevâsın oraya alışana, hayât-ı sefâhata müncezip ve vatansız ve milletsiz bir kitle hâline gelmesinden fazla bir netîce tevlîd etmedi, ve memleketi altmış yetmiş senedir, bîsûd hayâller arkasından koşturup durdu..

(( Altı yüz seneden beri az çok mu’ayyen ve mukrir bir şekil ictimâ’î almış, matemden bir hey’et-i ictimâ’iyye hâline girmiş olan cem’iyetimizin_ mahsûl-ü tekâmül olan tefrik münâsebetiyle_ ve zâ’if muhtelife îfâ eden muhtelif ‘uzuvları mevcûd idi: araz teşkîlâtı, esnâf teşkîlâtı, ‘adliye teşkîlâtı, idâre teşkîlâtı bizde epey mükemmel bir dereceye resîde olmuştu. Fîl-hakîka bu teşkîlât hükûmetin son edvâr-ı inhitâtında epey bozulmuş, eskimiş, muhtâc-ı tensîk bir hâl almıştı. Fakat eğer müceddüdlerimiz onları ihmâl etmeyerek ‘aynı esâhları zamânın îcâbâtına göre tanzîm ve tansîke bezel-i himmet etselerdi. Tabî’î memleket bugün bu mertebe bulunmazdı. Hâlbuki onlar garbı taklitten_ memleketin ihtiyâcâtıyla hiçte kâbil te’lîf olmayan- yeni mü’essesâtı meydana getirmekle beraber, onların yanında eski mü’essesâtı da bir hal-i inhitâtda idâme ve îkâ ettiler. Bu sûretle ‘aynı gayeye hâdım olmaları îcâp eden mü’esseseler, bil’akis, yekdiğerinin vefâ’ifini işgâl ve iptâl etmeye başladı. Hey’et-i ictimâ’iyemizin artık eski şekli bozulmuş, fakat ona henüz yeni bir şekil verilememişti. Bir memleketin îcâbâtı, ihtiyâcâtı,’an’anâtı nezir i’tibâre alınmayarak yapılan yenilikler, eski mevcûdları bu sebûtun ihlâlden başka bir şey’e yaramaz!))

((Mektep-medrese)), Köprülüzâde Mehmet Fuad. ((Tasvîr-i Efkâr)) 2 Mart 1329

Ahmet Beg, hayât-ı milliye şu’bâtının cümlesine tanzîmâtçılık ruhunun nefh edilmiş olduğunu söyler ki bu, bence de pek doğrudur. Filhakîka tanzîmâttan biri sanâyi’-i tefîsemizde (edebiyatda, mi’mârlıkta, hatta resimde), terbiye-i fikriye ve hasiyemizde, nazariyât siyâsiyemizde, tedkîkât-ı târihiyemizde, arkalarından koştuğumuz emellerimizde, hâsılı bütün hayât-ı ma’neviyemizde hâkim ve nâzım olan rûh, tanzîmâtçılık rûhudur. Siyâsî ve idârî tanzîmâtçılık, ‘Osmânlı İmparatorluğu’nun hudûduyla tahdîd edilmiş ve kozmopolitlik demekti; bu kozmopolitliğin kâbiliyet-i hayât ve inkişâfına inananlarda yalnız bizi ve elli okumuş Türklerdik.  Binâen’aleyh ‘Osmânlı Türklüğü’nün bugünkü ahvâl-i mü’essefasının menşe’lerini araştırırken tanzîmâtçılığa çarpmamız tabî’î ve zarûrîdir.

 

Yazıda yer alan dipnotlar:

[1] (( üç tarz siyaset))_sahîfe 4:7 ve 17:23

[2] ((Sırât-ı müstakîm)), 25 şubat 1325- ((medreselerin ıslâhı))

[3] ((Milli meşrûtiyet fırkası beyânnamesi)), sahîfe:7

 

Metnin PDF’si:

Tanzimatçılık Aleyhine

 

LATİN ALFABESİNE AKTARAN:

MUSTAFA ÇAĞLAR & EROL TURUNÇ

 

KAYNAKÇA

http://ktp.isam.org.tr/?url=makaleosm/findrecords.php

(İSAM tarafından halka açılan “Osmanlıca Makaleler VT” den metnin PDF’si temin edilmiştir.)

About Author

OSMANLICA

İletişim: caglarmustafa58@gmail.com erolturunc@gmail.com

Leave A Reply