SABAHATTİN ALİ’NİN “KÜRK MANTOLU MADONNA” ROMANI MARIA PUDER’İN KARAKTER ANALİZİ

0

 

Türk Edebiyatı’nda Unutulmaz Roman Karakterleri  

Her romanda en mühim unsurlardan biri karakterlerdir. Türk romanında örnek teşkil edebilecek önemli karakterler vardır. Mesela, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanında yer alan, “Mümtaz”, Orhan Pamuk’un Masumiyet romanında yer alan “Kemal”. Reşat Nuri Gültekin’in Dudaktan Kalbe kitabında yer verilen “Lamaya”, Halit Ziya’nın Aşk-ı Memnu romanında yer alan “Bihter”, Yakup Kadri’nin Nur Baba romanındaki ana karakter “Nur Baba” ve Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna romanında yer alan “Maria Puder” unutulmaz ve ölmez karakterlerdir. Bu örnekler Türk roman karakterlerinde “kanon”[1] gibi görünmektedir.

Maria Puder’in Karakteri

Maria Puder, Raif Efendi’nin sevdalı olduğu, aşka tutulduğu bir kadındır. Bu aşk hikâyesi Almanya’nın Berlin şehrinde yaşanmıştır. Maria Puder’in babası bir avukattır. Maria, babasını küçük yaşta kaybetmiştir. Babasının bıraktığı parayla okumuştur. Harp esnasında hastabakıcılık yapmıştır. Akademiye devam ederken, para kazanmak zorunda kalmıştır. Aynı zamanda hem ressamlık hem de bir kulüpte şarkıcılık yapmıştır. Çalışmış olduğu çevrenin etkisiyle karşı cinse ve sevgiye olan güvenini yitirmiştir. Genç bir kız olmasına rağmen ruhen ve bedenen yalnız hissederek hayatını sürdürmüştür. Aşka olan bu güvensizliği, Raif Efendi’ye delicesine âşık oluncaya dek devam etmiştir.

Maria Puder’in Kendisini Sorgulaması

Maria’nın yaşantısına bakacak olursak hep düşünen ve sürekli kendisine sorular sorarak kafasını karışıklıklarla dolduran bir karaktere sahiptir. Örnek olarak “ kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu… Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız?” [2] gibi birtakım sorular sorar. Özellikle kendine “Niçin böyleyim, niçin diğer kadınların farkına bile varmadıkları nokta bana bu kadar ehemmiyetli görünüyor[3] sorusunu sürekli sormuştur. Hatta “ben anormal miyim yoksa diğer kadınlardan daha normal olduğum için mi böyleyim?” şeklinde düşünmüştür. Ama sorunun cevabını bulamamıştır. Maria, acaba ben Raif’e âşık mıyım değil miyim sorusunu düşünürken, aslında âşık olmadığını hissetmiş ve bu duygusunu Raif’e anlatmıştır. Hâlbuki “sana âşık olmadıktan sonra hiç kimseyi sevmeyeceğimi, bütün ümitlerimi terk etmek lazım geleceğini gayet iyi biliyorum[4] diyerek cevap vermiştir.

Maria Puder’in Erkek Tarafı

Maria Puder erkekçe tavırlara sahip ve apaçık konuşan bir karakterdir. Aynı zamanda Raif karakterinde de biraz kadınsı özellikler vardır. Bu sebeple Maria, Raif’i gördüğü andan itibaren hoşuna giden bir şey bulduğuna hükmetmiştir. Maria faklı bir kadındır. Kendini şu şekilde tarif etmiştir; “ çok manasız kaprislerim, birbirine uymaz saatlerim vardır… Hülasa arkadaş olduğum kimseler için pek müziç ve anlaşılmaz bir mahlûkum”.[5] Buna ilaveten Maria, küçük yaştayken babasını kaybetmiştir ve annesiyle birlikte yaşamaya devam etmiştir. Yedi yaşında olmasına rağmen annesine destek olmuştur. Böylelikle hayatta yalnız yaşama itiyadını kazanmıştır. Evde bir erkek olmadığı için erkek tahakkümü görmeden, yani serbest olarak büyümüştür. Maria, mektepteyken/okuldayken hiçbir zaman erkeklerin önünde utanmamış ve ezilmemiştir. Hiçbir zaman onlardan bir iltifat beklememiştir. Erkeklerle arkadaşlık bile kurmamıştır çünkü karşı cinsi “aradıkları yumuşak lokmayı bende bulamayınca müsavi kuvvetlerle karşı karşıya gelmektense kaçmayı tercih ettiler[6] şeklinde tanımlamıştır.

Maria Puder’in Bakışı Açısı

Maria Puder karakteri bir ressam olarak romanda yer almıştır. Ressam olduğu için şahsına münhasır güzellik telakkisi vardır. Daima olaylara farklı açılardan bakmıştır. Mesela “bir kadınla sevişmeyi daha güzel… nasıl söyleyeyim… estetik değil… sonra ben tabiatı çok severim… tabii olmayan şeylere her zaman çekingen davranırım… Bunun için muhakkak bir erkeği sevmem lazım geldiğine inanıyorum[7] diyerek güzellik telakkisini ifade etmiştir. Maria Puder’in aşka farklı bakış açısı vardır. Ona göre aşk, “bizim tahlil edemediğimiz öyle bir histir ki, nereden geldiğini bilemediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gideceğini de bilemeyiz[8] bu cümleyle aşkı özetlemiştir. Bundan dolayı Raif’le arkadaş olarak kalmayı daha sağlıklı bulmuştur. Maria’nın ciddi ilişki yerine arkadaşlık ilişkisini tercih etmesinin nedeni şudur: “arkadaşlık devamlıdır ve anlaşmaya bağlıdır. Nasıl başladığını gösterebilir ve bozulursa bunun sebeplerini tahlil edebiliriz. Aşka girmeyen şey ise tahlildir”.[9]

Maria Puder’in Sevdiği Mekânlar

Romanda geçen “Nebatat Bahçesi” Maria’nın çok sevdiği mekânlardan biridir. Nebatat Bahçesi’ne her zaman gitmiştir. Bilhassa yağmurlu havalarda gitmeyi tercih etmiştir. Nebatat bahçesi, ona Berlin şehrinin en güzel yeri olarak gelmiştir. Nebatat Bahçesi, yağmurlu mevsimde “ziyaretçisi yok denecek kadar tenhadır[10]  diye tasvir etmiştir. Buna ilaveten bahçedeki ağaçları “garip ağaçlar bana daima hasretini çektiğim uzak memleketleri hatırlatır… Onların alıştıkları yerden sökülerek buraya getirildiğini ve böyle suni tedbirler, ihtimamlarla yaşatılmaya çalışıldığını gördükçe biraz hallerine acırım [11] şeklinde açıklamıştır. Romanda yer alan müzeler ve resim galerileri Maria Puder karakterinin sevdiği yerlerdendir ve bu mekanları ziyaret etmekten âdeta zevk almıştır. Operayı sevmiştir fakat farklı sebeplerden dolayı gitmeyi tercih etmemiştir.

Maria Puder’in İnancı

Maria Puder’in annesi Alman olup, inancı kitapta ifade edilmemiştir; babası Praglı bir Yahudi’dir fakat daha Maria doğmadan Katolik olmuştur. Maria ise din itibariyle babası gibi değildir, bilakis onun hiçbir dinle alakası yoktur.

Sonuç

Maria Puder karakterini Türk Edebiyatı’nda ölmez bir karakter olarak değerlendirmek mümkündür. Maria kısa yaşamı boyunca hayatta gerçek aşka asla kavuşulamayacağını öğrenmiş ve bunu bilerek dünyaya gözlerini yummuştur. Dolaylı bir yolla sanki eski dönemdeki bazı aşk hikâyeleri nasıl yaşanır sorusunun cevabını vermiştir. Maria karakteri özgün, üzgün ve çekingen bir kadının timsalidir. Maria Puder şahsına münhasır bir düşünce sahibi olup fakat fikirlerini gerçekleştiremeyen bir karakterdir. Kimsesizlik ve yalnızlık acısı çeken bir karaktere sahiptir.

 

Kaynakça

[1] Edebiyat Kanonu: Sanatçılar, yazarlar ve alimler tarafından kaleme alınan eserlerin bir toplumun veyahut bir otorite tarafından  hoş görünen makbul olan hizata olan demektir. Yani “Kanonik edebiyat” Otorite tarafından iktidar tarafından kabul edilen makbul görülen hoş tutulan ötekilenmeyen hizata olan eserlerin edebiyat kanonu olarak  tarif etmiştir.
[2] Ali, Kürk Mantolu Madonna, 93.
[3] Ali, Kürek Mantolu Madonna, 93.
[4] Ali, Kürek Mantolu Madonna, 115.
[5] Ali, Kürek Mantolu Madonna, 77.
[6] Ali, Kürk Mantolu Madonna, 93.
[7] Ali, Kürk Mantolu Madonna, 94.
[8] Ali, Kürk Mantolu Madonna, 103.
[9] Ali, Kürek Mantolu Madonna, 103.
[10] Ali, Kürk Mantolu Madonna, 87.
[11] Ali, Kürek Mantolu Madonna, 87.

Sabahattin Ali, “Kürk Mantolu Madonna”. İstanbul: Yapı Kerdi Yayınları, 2019.
https://youtu.be/MFlFm6cFxR8 Prof. Dr. Mehmet Samsakçı- Edebiyat ve Kanon – 07.05.2022- Bursa Edebiyat ve Düşünce Akademisi

 

 

 

About Author

199‪6'da Sudan batısında bulunan Al Deen şehrinde dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve liseyi aynı şehirde okudu. Eylül 2015'te Kuran-ı Kerim Ve İslami İlimler Üniversitesi Diller Fakültesi Türkoloji Bölümü'nü kazandı. 2020‪'de başarıyla mezun olup ardından Türkiye Bursları'na başvurarak İstanbul Medeniyet Üniversitesi'ne girdi. Şuan Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde yüksek lisans yapmakta.

Leave A Reply