ÖLÜM ŞEHRİ VARANASİ

0

Hindistan yolculuğuna başlamadan önce Hindistan’da en çok merak ettiğim 2 şey vardı. Bunlardan birincisi Ganj nehrinin kenarında gerçekleşen ölü yakma törenleri bir diğeri ise Keşmir vadisiydi.

Bunlardan ikincisi Keşmir vadisine ne yazık ki Hindistan Konsolosluğu ile yaşadığım bir sıkıntı sonucu vizemi bir aylık aldığımdan dolayı gidemedim. Fakat Varanasi şehrinden geçen Ganj nehri merakımın boşa olmadığını tasdik etti.

Varanasi’de yaşadıklarımdan önce şehri biraz tanıtayım. Şehir öncelikle Hindu hacıların hac mevsimlerinde geldikleri bir yerdir. Hindular bu şehre gelip Ganj nehrinde yıkandıktan sonra hacı olduklarına inanırlar. Buranın bir başka önemi ise Hinduların ölü cesetlerini burada yakmasından oluşur. Vefat eden Hindular burada belli ritüellerden sonra yakılır ve külleri Ganj nehrine atılır. Son olarak Varanasi’nin bir diğer önemi ise belli bir yaşa gelmiş olan Hinduların inzivaya ve ölümü beklemeye geldiği yer olmasından kaynaklanır.

Ben Varanasi’ye 5 kişilik bir arkadaş grubu ile Delhi’den 1,5 saatlik bir uçak yolculuğu ile gitmiştim. Delhi’den hareket ettiğimiz İndira Gandhi Havaalanına göre Varanasi Havaalanı çok sakindi. Aynı zamanda havaalanının inşa edildiği yer şehrin çok fazla dışında ve şehre inen yol bol çukurlu olduğu için uçak yolcuğuna harcadığımız zamanın yarısı kadarını da bu yola verdik.

Şehre ilk geldiğimiz vakit yaptığımız şey Ganj nehrinin oraya gitmek oldu. Çünkü biz Ganj nehrini kafamızda hep bol kutsal törenlerin olduğu her zaman canlı bir yer zannediyorduk. Yakınımızda bulunan bir gatha (Ganj nehrinin kenarına kurulan basamaklı yerler) indik. Fakat gittiğimiz gathda şemsiye altında oturan amcalardan hariç kimse yoktu. Daha sonra öğrendiğimiz kadarıyla Ganj’ın kıyısında günde 2 vakit tören oluyormuş. Bunlardan birisi sabah güneş doğarken diğeri ise akşam güneş batarken oluyormuş. Bu bilgiden sonra planımız değişti. Alınan kararla şehrin hemen çıkışında bulunan Budist tapınağı Golden Temple’a gidecek ve güneşin batışına yakın dönecektik. Şunu da belirtmeliyim ki Hindistan’da geçirdiğim 1 aylık vakit boyunca en sıcak yer Varanasi oldu. Bu sıcak ve bunaltıcı havanın da etkisi ile hemen sahilden ayrıldık.

Budist tapınağına vardığımızda tapınağa bir heyecanla girdik. Fakat ne yazık ki Budistlerin içeride ayinde olduklarını ve tapınağın içine giremeyeceğimizi öğrendik. Biz de tapınağın etrafını dolaştık. Gerçekten Hindistan’da en temiz yer Budistlerin tapınağı kanısına orada vardım. Tapınağın etrafı gayet temiz, düzenli ve sessizdi. Hindistan’a geldiğimden beri aradığım 3 özellik Budist tapınağında birleşmişti. Fakat tapınağın kapısından çıkınca tüm bu özellikler bir anda kayboldu.

Biz Budist tapınağından sonra yine Ganj’a doğru harekete geçtik. Güneşin batışına vakit olarak kendimizi ne kadar ayarlasak da bindiğimiz çinçinin en fazla 30 km/s ile gitmesinden dolayı yetişemedik. Fakat gathları dolaşmaya kararlıydık. Sahile inen yola geldiğimizde Ganj’da sandal gezileri düzenleyen adamlar ile karşılaştık. Birisiyle yaptığımız pazarlık sonucu 500 Rp’ye (o zaman 35 lira şimdi ise 50 lira) anlaştık. Ve bizi Ganj’da gezdirecek sandalımıza doğru harekete geçtik.

Sandalın olduğu gatha doğru merdivenlerden inerken birden bizi sinek ordusu karşıladı. Sineklerin adeta içine düşmüştük. Sandalı ayarladığımız rehberimiz bizim sineklerden kurtulmak için yaptığımız anlamsız hareketleri görünce elindeki bez ile sinekleri başımızdan dağıttı. Daha sonrasında merdivenlerden inerek sandalların bulunduğu yere doğru ilerledik. Sandalların hali haraptı. Yani o sandallarda seyahat ettikten sonra hayatta oluşumuzu yahut sandalların su almayışına baya şaşırmıştım.

Sandal ile ilk gittiğimiz gath Burning Gath denilen ve ölü Hinduların cesetlerini yaktıkları bölümdü. Rehberimizin bize bu bölgeye varmadan önce en çok dediği şey “orada fotoğraf ve video çekmeyin. Oradaki insanların acılarına saygı duyun ve onlarla bu acıyı paylaşın” oluyordu. Bu ikazlardan sonra Burning Gatha vardık.

Burning gatha vardığımızda burnumuza yoğun bir tütsü kokusu geldi. Her tarafta yakılmayı bekleyen cesetler ve cesetleri tutuşturacak odunlar vardı. Öğrendiğimiz kadarıyla bir ölü yaklaşık 140 kg odun ile yakılıyormuş. Bu kadar odunu alamayacak durumda olanlar ise elektrik ile yakılıyormuş.

Rehberimiz ile birlikte bir erkek cesedinin yakılmasına şahitlik ederken sistemli bir şekilde dizilmiş odunların üstüne cesedi koyduklarını gördük. Odunların üzerindeki cesedi bir yerlerden getirdikleri ateş ile yaktıklarını görünce rehberimizin sandaldayken bize ölülerin tanrı Şiva’nın ateşi ile yakıldığını söylediği aklıma gelmişti.

3000 yıl önce tanrı Şiva’nın cesedinin yakılmasında kullanıldığı söylenen ateşe tanrı Şiva’nın ateşi deniliyor. Bu ateş 3000 yıldır hiç sönmediği ve her yakılacak cesedin sadece bu ateş ile tutuşturulduğu söyleniyor. Rehberimiz hiçbir şey kullanılmıyor derken ne gaz ne benzin ne de bunlara benzeyen bir yanıcı madde kullanılmadığını eklemişti. Tanrı Şiva’nın ateşinin yanına gittiğimiz vakit ise tam bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Çünkü 3000 yıldır yanıyor bu ateş denildiği vakit aklımıza devasa büyüklükte bir ateş gelmişti. Fakat gördüğümüz ateş sanki birkaç odunun tutuşturulması ile ortaya çıkan bir mangal ateşiydi.

Hindistan denilince akla ilk gelen şeylerden birisi olan kast sistemi de Burning gathda hissediliyordu. Cesetlerin yakılma yerleri kast sistemine göre yerleştirilmiş ve üst kastaki birinin cesedi ile alt kastaki birinin cesedi aynı yerde yakılmıyordu.

Son olarak rehberimizden aktarılan bilgilere göre Hinduizm inancında her ölen kişi yakılmaz. Yakılmayan kişiler; yılan sokmasından dolayı ölen kimseler, çocuklar, hamileler, yüksek din adamları, cüzzamlılar ve albino hastalarıdır. Bu kimseler yakılmadan vücuduna ağırlık bağlanarak direkt Ganj nehrine atılıyor. Düşününce toprağa gömmeleri bize daha mantıklı gelse de Hindular da biz Müslümanların ölülerimizi toprağa gömmemize şaşırıyorlarmış.

Varanasi’deki Golden Temple ve Burning gath maceram böyleydi. Geriye dönüp baktığım vakit buraların bizim kültürümüzden tamamen farklı bir kültür olduğunu ve kesinlikle buraların havasının koklanması gerektiğini düşünüyorum. Bu arada havasının koklanması derken şunu da söylemeyi unutmayalım. Hindistan’da çok fazla kalıp alışmamdan dolayı mı bilmem ama Ganj nehrinin abartılarak söylenen pis kokusunu ben fark edemedim. Heralde gitgide oralı oluyoruz

                   MEHMET AYAYDIN

About Author

Mehmet AYAYDIN

Uluslararası İlişkiler (IR) Indo-Pak mehmetayaydn@gmail.com

Leave A Reply