MİLEL VE NİHAL- İÇERİK VE DEĞERLENDİRME

0

A. Önsöz:

Bu makalenin amacı bu kitabı tanıtmak ve Şehristani’nin Selçuklularla olan ilişkisini ortaya koymaktır. Kaynaklarda Şehristani’nin Selçuklularla ilişkisi yeterli olmasa da ben mevcut bilgileri aktarmaya çalıştım. Orta doğunun en meşhur dinler tarihçisi olan Şehristani’nin yazdığı bu kitap, felsefe, kelam, mezhepler ve dinler tarihi alanında kaynak kitap kabul edilmiştir. İlmi ve akademik çevrelerde geniş yankılar uyandırmış ve sonucunda da Latince, İngilizce, Almanca ve birçok dile tercüme edilmiştir. Ayasofya kütüphanesinde farsça eski bir nüshası bulunmaktadır. Şehristani ilk olarak Nuh b. Mustafa tarafından 1649’da Osmanlıca olarak çevrilmiştir. Fakat bu çeviride birçok bölümler atlandığı için günümüzde yine çevrilmiş ve üzerine birçok makale yazılmıştır hatta doktora konusu olmaya başlandığı bilinmektedir.

Anahtar kelimeler: Şehristani, din, mezhep, Selçuklu, Milel ve Nihal, Kitap tanıtımı

B. Giriş:

Şehristani, 1076 yılında Şehristan’da dünyaya gelmiştir. Yazarın hayatının ilk dönemleriyle ilgili elimizde mevcut bilgi yoktur. Bildiğimiz şey onun Nişabur’a gittiği ve yıldızının orada parladığıdır. Burada İmam Gazali’nin ders arkadaşlarından dini ilimler almış ve kendini yetiştirmiştir. Sonrasında arkadaşı El-Meyhene’nin vasıtasıyla nizamiye medreselerinde ders vermeye başlamış. Onun görüşlerini hem Şii’ler hem de Sünni’ler savunmuş ve benimsemiştir. Bundan dolayı kendi döneminde Şii olmakla suçlanmış ise de Sünni insanların yanında çalışmaya devam etmiştir. Yani Selçuklu Sultanı Sencer’in veziri El-Mervezi’nin hizmetine girebilmiş ve eserini ona takdim etmiştir. Ayrıca Sultan Sencer’in en sırdaşı olduğu da kaynaklarda zikredilmektedir.

Yazar eserinde kendisinden önceki dinleri ve mezheplerin kaynaklarına ulaştığını, onları insanlar görsün ve ibret alsın diye yazdığını söylemektedir. Milel ve Nihal Şehristani için iki önemli kavramdır. Yani dinleri, el-Milel ve’n-Nihal diye tasnif etmektedir. EI- Milel ile Yahudi, İslam, Hıristiyan ve Mecusi; NihaI ile de Sabii, Felsefi görüşler, Brahman ve Putperestleri, yani el-Milel ile ilahi menşeli veya ilahi menşeli olma ihtimali bulunan, en-Nihal ile de ilahi menşeli olmayan veya olma ihtimali bulunmayan dinlerden ve mezheplerden bahsetmektedir.

Yazar eserini dört mukaddimeye ayırmış ve sonrasında fırkalardan bahsetmeye başlamıştır. Birinci mukaddimede insanların genel olarak sınıflandırılmasından, ikinci mukaddimede İslam fırkalarının sayısının belirlenmesinde esas alınacak kurallardan, üçüncü mukaddimede yaratılanlar arasında ortaya çıkan ilk fitne kaynağı ve ortaya çıkarandan bahsetmektedir.  Dördüncü mukaddimede İslam toplumunda ortaya çıkan ilk fitne nedeniyle ümmetin fırkalara bölünmesi, kaynağı ve ortaya koyanın açıklanmasından, beşinci mukaddimede ise kitabın hesap yöntemine bağlı olarak yazılmasının sebebinden bahsetmektedir.

Bu kitap Uzakdoğu dinleri, yani Çin ve Japonya dinlerine değinmemekle birlikte bazı yeni çıkan Bahailik ve Kadiyanilik gibi fırkalarda bulunmamaktadır. Buna rağmen bir ansiklopedi özelliği taşımaktadır.

1. Şehristani’nin Hayatı:

Doğum tarihi hakkında çok rivayetler bulunmakla birlikte 469-479(1076-1086) arasında Şehristan’da dünyaya gelmiştir. Hayatının ilk dönemleri karanlık olmakla birlikte Nişabur’a gittiği orada din ağırlıklı eğitim aldığı bilinmektedir. ‘’Horasan’ın kuzeybatısında Nesa yakınında bugünkü Türkmenistan’ın Karakum çölü sınırında yer alan Şehristan’da dünyaya geldi.’’[1]

Doğum tarihi hakkında çok rivayetler bulunmakla birlikte 469-479(1076-1086) arasında Şehristan’da dünyaya gelmiştir. Hayatının ilk dönemleri karanlık olmakla birlikte Nişabur’a gittiği orada din ağırlıklı eğitim aldığı bilinmektedir. İmam Gazali’nin ders arkadaşlarından eğitim aldığı söylenmektedir.

İmam Gazzali’nin ders arkadaşlarından, Tus kadısı olan Şafii fakihi Ebü’l Muzaffer Ahmed b. Muhammed el-Hafi ve Ebu Nasr Abdürrahim b . Abdülkerim el-Kuşeyri’den fıkıh ve usul-i fıkıh, Ebü’l-Hasan Ali b .Ahmed el- Medini’den (Medaini) hadis, Ebü’l-Kasım Selman b. Nasır en-Nisaburi’dentefsir , Eş’ar kelamı, cedel usulü ve ilahiyat felsefesi okudu.[2]

Nişabur’daki hayatı bir dönüm noktasıdır onun için. Kemale burada ermiş, ondan sonra gittiği Harizm de insanlara ders vermeye bile başlamıştır. Es’ad Muhammed el-Meyheni vasıtasıyla nizamiye medreselerinde üç yıl ders verdikten sonra birçok insan tarafından tanındı ve ihtiram gördüğü söylenmektedir.

Şehristaninin gençlik ve yetişkinlik yaşadığı dönemlerde Orta Asya bölgesi karışıklık içindeydi. Melik Şah’ın vefat etmesi(485) Nizamül mülkün zekâsının bitirilmesi, Hasan Sabbah’ın fitne fesatlığı, Karmatilerin yine ortamı germesi gibi sorunlar mevcuttu. Sünni-Şii kavgaları ve tartışmaları sonucu kan dökülüyordu Bağdat sokaklarında.

Melikşah’ın Veziri Nizamü’l-Mülk’ün kurduğu medresenin ünü dünyaya yayıldı. Hatta öyle bir duruma geldi ki bu medreseye gelip eğitim almayan kişiler tam yetkin olmuş sayılmıyorlardı.

Vüzera ve ricaller ulemanın tartışmalarına katılıyor ve onları izliyorlardı. O dönemde yine Mu’tezile ve Eş’ariler arasında ilmi mücadele söz konusuydu. Dönemin resmi mezhebi Hanefi ve Eş’ari idi. Yine çok sayıda müride sahip olan mezhepler Hanbeli, Şia ve Mu’tezile’dir. Yine bu dönemde Şehristani’nin yazdığı kitaplar meşhur olmuş, verdiği vaazlar sonucu ün kazanmış ve dikkat çekmeye başlamıştır.

Daha sonra ise Horasana dönerek (1120) Selçuklu sultanı Sencer’in yakın dostu ve sırdaşı oldu. Daha sonra Sencer’in veziri Ebü’l-Kasım Nasirüddin Mahmud b. Muzaffer el-Mervezi’nin hizmetine girdi. Ve naiblik görevine getirildi. El-Milel ve’n-nihal’i el-Mervezi’ye ithaf ederek yazmıştır. İlim dünyasındaki şöhretine rağmen öğrencilerinden sadece Abdülkerim es-Sem’ani ve Müdrüddin el- Bağdadi’nin isimleri bilinmektedir.

Şiilikle damgalanan Şehristani her iki taraf içinde cezbedici kimliğini korumuştur.Taceddin es-Subki ise onun Şii olmadığını söylemektedir. Dia maddesi yazarı Ömer Faruk Harman ise onun Şii olmadığını söylemektedir. Ve Şehristani’nin eleştirilmesinin altında yatan sebebin onun felsefi ilimlere olan düşkünlüğünden dolayı olduğu söylemektedir.

Rekabetin yoğun olduğu ve rakipleri zayıflatmak için çeşitli isnatların yapıldığı bir ortamda ve özellikle Selçuklular döneminde bir kimseyi karalamanın en etkili yolu onun İsmail olduğunu iddia etmekti. Bağdat’ta zındıklık Merv ve Nişabur’daİsmaililik iki önemli suçlama vasıtasıydı. Gerek Harizmi gerekse Sem’ani’nin metinlerinin bu durumu yansıtmış olması muhtemeldir. Bununla birlikte Şehristani’yi itham edenlerin bazı haklı gerekçeleri de olabilir. Çünkü Şehristani’nin felsefeye düşkünlüğü bir kısım çevrelerde onun şeriatın nurundan uzaklaşıp felsefe karanlığına dalması şeklinde değerlendiriliyordu.[3]

Besmele çektikten, Allah’a şükürde bulunduktan ve Hz. Peygamber’e(sav)  selam söyledikten sonra kitabının yazma amacını söylemiştir. Dünyada bulunan mezheplerin üzerinde düşünmeye başladığını ve Allah’ın sayesinde onlarla ilgili makalelere ulaştığını söylemiş ve insanların ibret alması için kitabı yazdığını söylemiştir.

Konuya girmeden önce 5 Mukaddimeden bahsetmek gerekir. Bunlar;

2.a Birinci Mukaddime

İnsanların genel olarak Sınıflandırılması

İnsanların kendi cinslerini sınıflandırırken kullandığı ölçütlerden bahseder; kimisi yedi iklime göre, kimisi dört yöne göre, kimisi ırklara göre(Arap, Acem, Rum ve Hintliler) insanları sınıflandırmıştır. Fakat kendisi insanların ilk olarak Dine mensup olanlar ve dinsiz düşünce ve sisteme mensup olanlar diye ikiye ayırmak gerektiğini söylemektedir.

Dine mensup olanlar Mecusiler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar iken Dinsiz görüş ve düşünceleri olanlar Felsefeciler, Dehriler, Sabiiler, Yıldızlara ve putlara tapanlar ve Brahmanizmlerdir.

Müellif bunları bir ölçüde sınırlarken din mensuplarının kendi içinde fırkalara ayrıldığını söyler, fakat bunların sayısı belli olmakla birlikte diğer grubun sayısının bilinemeyeceğini söyler. Din mensuplarının sayısını da hadise dayandırarak söylemiştir. Mecusiler yetmiş, Yahudiler yetmiş bir, Hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrılmıştır. Müslümanlar ise Yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır.(Tirmizi, İbnMace)

Yazar bunları söyledikten sonra hak olan bir yol olabileceğini aynı anda iki yolun doğru olamayacağını söylüyor. Onun devamında şu hadisi veriyordu. ‘’ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, onlardan biri kurtuluşa erecek, diğerleri helak olacaktır.’’ Bu hadisi vermesine rağmen hangi fırkanın kurtulacağını söylemiyor, belki de söyleyemiyor. Eğer İsmaili’ye mensup olanlar kurtulacaksa ona göre bunu zaten söyleyemezdi. Çünkü Selçuklu Sultanının vezirine yazılan bu eserde kullanılan cümlelere dikkat edilmelidir.

2.b İkinci Mukaddime

İslam fırkalarının sayısını Belirlemede Esas Alınacak Temel Kuralın Tespiti:

Üzerinde uzlaşılmış bir kanun ve prensip yoktur. Her bir farklı düşünce sahibi olan insanın mezhep sahibi olamayacağını söylüyor. Kendisinden önce gelenlerin kimin mezhep sahibi kimin olamayacağı hususunda düşünmemişlerdir. ‘’Bu kimseler ümmetin ayrıldığı fırkaları geçerli ve devamlı bir kurala tabi olmadan nasıl bulurlarsa öylece ortaya koymuşlardır. Ben ise gücüm nispetinde çaba göstererek mezhepleri her biri önemli asıllar olan dört kaide ile ilgili kurarak sınırladım’’Demekte ve dört kaideyi şöyle açıklamaktadır.

Birinci Kaide: Sıfatlar ve Tevhit: Ezeli, zati ve fiili sıfatların beyanını, vacip, caiz ve mümteni olan hususları içine alır. Bu konularda aralarında tartışan Eş’ariyye, Kerramiyye, Mücessime, ve Mutezile’dir.

İkinci kaide: Kader ve Adl(Peygamber (s.a.s) den hadis rivayet eden bir ravinin rivayetinin kabul edilmesini gerekli kılan ehliyeti ifade eder). Kader, kaza, kesb ve hayır gibi konularda birbirine farklı görüş olan gruplarda benimsenip kabul edenler; Kaderiyye, Neccariyye, Cebriyye, Eş’ariyye ve Kerramiyye

Üçüncü kaide: Va’d, vaîd, esmâ ve ahkam: İman, tevbe, vaîd, ircâ ve tekfir gibi konuları benimseyen ve reddeden bir kısım meseleleri kapsayanlar; Mürcie, Vaîdiyye, Mutezile, Eş’ariyye ve Kerramiyye.

Dördüncü kaide: Sem’, Akıl, risalet ve imamet: Kubuh, salah, aslah, lütuf, peygamberin masumluğu ve imamet gibi konuları benimseyen ve reddedenler; Şia, Hariciler, Mutezile, Kerramiyye ve Eş’ariyye.

İslam fırkalarının dört büyük kısma ayrıldığını söyler. Kaderiyye, Sıfatiyye, Havaric ve Şia’dır. Daha sonra fırkaların 73 sayısına ulaştığını söyler. Yani hadisi tasdiklemiş olmaktadır.

Genel olarak yazarların iki tip metottan bahseder. Ve kendisi eserini ikinci metoda göre hazırladığını da ilave eder. Bu iki metottan ilki; ilk olarak meselelerin ortaya konulması, daha sonra her meselede farklı görüş ve fırkaları dikkate almak şeklinde olur. İkincisi kişileri ele alarak görüş ve fikirlere dikkat etmektir.

“Bu konuda kendim için koyduğum prensip, her fırkanın düşüncesini, lehte ve aleyhte taassup göstermeksizin olduğu gibi belirtmek, görüşlerin doğrusunu yanlışından ayırmak gibi bir çabaya girmemek, ‘Batıl olana karşı hak olan şöyledir’ şeklinde bir ifade kullanmamak ve sadece kitaplarında yazılı olan ne ise onu kaydetmek olacaktır.’’

2.c Üçüncü Mukaddime

Yaratılanlar arasında Ortaya çıkan ilk fitne, kaynağı ve ortaya çıkaran

Yaratılanlar içindeki ilk şüphenin İblis’in peyda ettiği şüphe olduğunun söylemektedir. Şüphenin kaynağı olarak da Şeytanın ateşten yaratıldığını iddia ederek kibirlenmesini göstermektedir. Bu kuşku sonucunda da Bid’at ve dalalet mezheplerinin ortaya çıkmasına sebeb olan yedi kuşkudan ve bunlarında Matta, Markos, Luka ve Yuhanna incillerinin şerhlerinde bulunduğunu zikretmektedir.

İblis Allah’ın yaratıcı, Alim ve Kadir olduğunu kabul ettiğini söyledikten sonra Allah’ın hikmetinin yönlendirilmesinde bazı sorunlar ortaya çıktığını söylemektedir demiştir. Meleklerde ne olduğunu sorunca yedi maddeyi şöyle açıklamaktadır.

  1. Allah beni yaratmadan önce ne yapacağımı biliyordu. Peki beni neden yarattı.?
  2. Hadi beni iradesi ve dilemesi sonucu yarattı, beni niçin kendisini bilmek ve ibadet etmekle sorumlu tuttu? Emirlerini yerine getirince faydalanmaz, yerine getirmezsem zarar görmez bunun hikmeti nedir?
  3. Hadi beni yarattı ve mükellef kıldı. Ben de onun görevlerini yerine getirdim peki beni neden Âdem’e secde etmekle mükellef kıldı. Özellikle kendisini bilip ibadet etmem konusunda bir fayda temin etmeyecek olan bu şeyin hikmeti nedir.?
  4. Beni yarattı ve Âdem’e secde etmekle mükellef kıldı ise neden yapmadığımda beni lanetledi ve cennetten çıkardı? Kötü bir şey işlemeyip ben sana secde ederim deyince böyle davranmasının hikmeti nedir.
  5. Madem beni cennetten kovdu ve lanetledi. Neden sonra benim ikinci defa cennete girmeme ve Âdem’e ulaşıp onu aldatmama izin verdi. Bunun hikmeti nedir? Beni cennete almasaydı Âdem cennette ebedi kalacaktı.
  6. Yukarıda söylenenleri yapmama izin verdi. Yani Âdem’i cennetten çıkarmama izin verdi. Peki, neden beni Âdemoğullarına musallat etti. Oysaki ben onları gördüğüm halde onlar beni göremiyorlar, bana tesir de edemezler. Bunun hikmeti nedir.? Onları fıtrat üzere yarattıktan sonra beni ortadan kaldırıp onları dinlerinde sabit kılsaydı daha uygun olmaz mıydı?
  7. Bütün hepsini kabul ediyorum. Neden bana mühlet verdi. Niçin ben ‘’Bana tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver dediğimde’’ bana mühlet verdi. Bu durumda beni helak etseydi Âdem ve diğer insanlar benden kurtulurdu.

Bu şüphelerin sayısının yedi olmasının ve büyük bidat ve dalaletlerin sayısının yedi olmasını yazar ilginç bulmaktadır. Yazar bu ilk Şüpheden Hululiyye, Tenasühiyye, Müşebbihe, Şia’nın Gulatı gibi mezhepler ortaya çıkmış olduğunu söyler.

İkinci Şüpheden ise Kaderiyye, Cebriyye, Mücessime gibi mezhepler ortaya çıkmıştır

2.d Dördüncü Mukaddime

İslam toplumu içinde ortaya çıkan ilk fitne nedeniyle ümmetin Fırkalara bölünmesi, Kaynağı ve ortaya koyanın açıklanması:

Yazar Sonradan ortaya çıkan şüpheler ile ilk ortaya çıkanların aynı olduğunu söylemektedir. İslam toplumunda da ortaya çıkan ilk fitnenin sahipleri, Peygamber’in hasımları ve dönemin kâfir insanlarının ortaya attığı şüphelerdir. Burada yazar örnekler vererek ilk şüphenin sadece isminin değiştiğini vurguluyor. Yani Ehl-i dalaletten bir kimsenin sözü olan şunu söylüyor ’’Eğer Allah dileseydi biz ondan başka kimseye ibadet etmezdik’’ ve ‘’Allah’ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız.?’’ Gibi ifadeler hem şeytanın sözleriyle hem de sonra gelen batıni mezheplerin düşünceleriyle örtüşmektedir.

‘’Uzun zaman geçtiğinden dolayı önceki milletleri tam olarak bilmemiz mümkün olmamakla birlikte, bu ümmet içinde ortaya çıkan bütün şüphelerin, Hz. Peygamberin zamanında ki münafıklar tarafından ortaya atıldığı anlaşılır.’’

Şehristani sonrasında ihtilafların hepsini saymaya başlamıştır. Çok uzun olduğu için onları burada vermeyeceğim. Burada yazarın vermek istediği düşünce şudur ki; İlk fitne ile sonraki fitne arasında pek fark olmadığını söylemeye çalışmıştır. Çünkü Efendimiz(sav) zamanında ortaya çıkan fitnelerle günümüzde ki batıni fırkaların aynı amacı taşıdığını söylemektedir. Bunları eleştirmekten geri de durmamaktadır aynı zamanda.

2.e Beşinci Mukaddime;

Bu kitabın bir hesap yöntemine dayalı olarak yazılmasının sebebi ve bazı hesap metotları

            “Hesabın temeli özgüleme ve özetlemeye dayandığı için, benim bu kitabı yazmadaki amacım, mezhepleri özet halinde sunmakla birlikte belli bir sayıya ulaşmaktır. Dolayısıyla tertip itibariyle tümünü numaralandırma yolunu seçtim.”

Yedi tane mertebeden bahseder kitabını bu mertebeye göre düzenlediğini söyler. Sonra sayıların mahiyetinden bahseder. 1 sayısının sayılara dâhil olmayacağını söyler. Ve ilk sayısının 2, ilk tek sayının 3, ilk çift sayının 4 olduğunu söyler. Her sayının 1 den türediğini (örneğin 3 sayısı 3 tane 1 sayısından ibarettir), bir sayısının diğer sayıların nedeni olduğunu fakat onlara dahil olmadığını söyler.

3. Din mensupları ile Şahsi düşüncelere bağlı olanların mezhepleri

3.a Din mensupları:

Bu bölümde, İslam fırkaları, Yahudiler ve Hristiyanlar (kitap indirilen) ile Mecusiler ve maniheistler (kitap sahibi oldukları şüpheli olanlar) hükümleri mevcut olan filozoflar, Dehriyye, yıldızlara ve putlara tapanlarla, Brahmanizmlerden bahsetmiştir.

 

4. Din mensubu olanlar, Kitap ehli veya kitap ehli olma ihtimali bulunanlar;

4.a Mutezile

Ashabu’l-adl olarak isimlendirilir. Kaderiyye ve Adliyye gibi lakapları da vardır. Allah’ın ilim, kudret, hayat ve irade gibi sıfatlarını kabul etmiyorlar. Ahirette Allah’ın gözlerle görülemeyeceğini söylerler. Onlar Allah’ın sadece iyiliği yarattığını söylerler, kötülükten münezzeh olduğunu söylerler. ‘’

Günah işlemeden veya tövbe ederek gidenler lütuf hak edecek, büyük günah işleyip de gidenler ebedi olarak Cehennemde kalacaklar. Fakat azapları kâfirlerden daha az olacağını da söylerler.  Yazar bu bilgileri vermiş ve sonrasında ise bu mezhebin fırkalarının kurucularını onların hayatlarını bahsetmiştir. Ben sadece mezhebin tanıtımıyla ilgili olan kısmı vereceğim.

4.b Sıfatiyye:

Allah hakkında ilim, kudret, hayat, irade, işitme, görme, konuşma, yücelik, ikram, cömertlik gibi ezeli sıfatların olduğunu kabul etmişlerdir. Sıfatları kabul ettiklerinden dolayı Sıfatiyye olarak anılmışlardır.

Bazıları aşırı giderek Allah ve kul arasında benzerliğe yönelerek, yaratılmışların sıfatını Allah’a karıştırmışlardır. Bir diğer kısmı ise ilahi fiillerin dalalet ettiği sıfatlarla, haberlerde bulunanları kabul etmekle yetinmişlerdir. Yani ilk grup lafzı her şekilde yorumlarken ikinci grup bunda tereddüt etmiştir. İkinci grup Allah’ın yaratılmışlardan hiçbir şeye benzemediğini savunurlar.

4.c Hariciler Mürcie ve Vaidiyye

       “Devlete karşı ve Hak’tan ayrılmayan imama karşı ayaklanan herkese Harici denir”

‘’Mürcie iman ve amel konusunda görüşler ileri süren bir topluluk olmakla beraber, imametle ilgili bazı konularda Haricileri onaylamış onların görüşlerini kabul etmiştir.’’

Vaidiyye, Hariciler’e katılıp büyük günah işleyen kimsenin kafir olduğunu, cehennemde sonsuza dek kalacağı ileri sürenlerdir. Haricilerin görüşlerini zikrederken onların düşüncelerini de ele alacağız. Bu üç terimi bu şekilde tanımlamıştır.

4.d Şia

Hz. Ali taraftarlarıdır. İnançlarına göre Hz. Ali’nin imameti açık veya gizli nas ve vasiyetle sabittir ve İmamet ondan ve evlatlarından başka kimseye intikal edemez. Seçip iş başına getirilen imam olamaz. Şia hakkında verdiği bilgi ise çok azdır. Yukarıda ki mezheplerde daha çok bilgi vermiştir. Yaşadığı döneme baktığımızda Şiilerle iç içe bir dönemde yaşamış bir kişidir. En çok bilgiye bu konuda sahiptir demek mümkündür. Ama diğer kitaplarına da bakmak ona göre yorumlamak gerekir.

4.e İkinci Bölüm Diğer Din Ve Mezhepler (Ehl-i Kitap)

Kitap sahibi olanlar Hristiyanlar ve Yahudilerdir. Kitap gibi bir kaynağa sahip olanlar ise Mecusiler ve Manihaizmlerdir. ‘’Hz. İbrahim’e indirilen bir kısım sahifeler, Mecusilerin işlediği kusur ve günahlar sebebiyle Semaya çekilip ref’ edilmiştir. Ehli kitap muamelesi görmelerine rağmen onlarla evlenmek ve kestiklerini yemek caiz değildir. Şehristani Mecusilerin ehli sünnetten sayıldıklarını söylemektedir.

Hz. Peygamberden önce bu iki topluluk birbirine tam karşıt olarak yaşıyordu. Ümmi -yazı yazmayı bilmeyenler- Mekke’de Yahudiler ve Hıristiyanlar ise Medine’de yaşamaktaydı. Hz. Adem’den gelen nur ikiye ayrılarak birisi İsrail Oğullarına diğeri ise İsmailoğlularına intikal etmiştir. Yazar Yahudi ve Hristiyanların doğru yolda olmadığını eğer Hz. Muhammed(s.a.v)’e bağlansalardı doğru yolu bulacaklardı diyor.

5. Üçüncü Bölüm Ehl-i Kitaptan olma ihtimali bulunanlar

5.a Mecusiler:Hz. İbrahim’e inanmış olma ihtimali bulunan fakat sonradan Ateşe tapan kimselerdir. İkiye ayrılır Sabiiler ve Hanifler. Peygambere inanmazlar onun cismani değil ruhani olmasını gerektiğini söylerler. Sabiiler ise peygamberlerin olabileceğine inanmaktadırlar. Daha sonra Sabiilerin düşünceleri sapınca ikiye ayrıldılar. Yıldızlara tapanlar ve Putperestlerdir. Hz. İbrahim putları bilindiği üzere parçalamıştır.

6. Dördüncü Bölüm Heva ve Nihal Mensupları:(Gök cisimlerine ve putlara tapanlar Sabii fırkasına mensupturlar)

6.a Gök cisimlerine tapanlar:Yedi yıldıza tapınmaktadırlar. Bunlardan faydalanacaklarını düşünmektedirler. Cumartesini Satürn’e ayırmışlardır. Sihir ve dualar yapıyorlardı. Yıldızları Rabler olarak kabul etmişlerdi. Allah ise Rabler rabbi ve İlahlar İlahıdır.

6.b Putlara tapanlar: Allah’a inanırlar ruhanilerin olduklarına inanırlar ve onlarla konuşmanın onların heykellerinin yapılması sonucu olacağına inanırlar. Yani Putlar Ruhanilerin mekânıdır. Bizi Allah’a yakınlaştırsın diye putlara tapıyoruz derler.

Son olarak yazar kitabında Felsefecilerden bahsetmektedir. Felsefeciler hakkında geniş bilgilere sahip olduğu, yazarın aşikârdır. Birçok felsefeciden bahsetmiştir. Eski ile yeni felsefeciler arasındaki boşluğu Şehristani’nin doldurduğu söylenmektedir.

Sonuç:

Yazar kitabında kendisinden önceki mezhepleri ve onun fırkalarını kitabında ele almıştır. Yazarın dili sade ve anlaşılırdır.

Bir diğer önemli husus kitabında hadislere yer vermişse de bunları nereden aldığının kaynağını bize göstermemiştir. Bu da yazarı anlamamız açısından bir eksikliktir. Zaten akademik bir üslupta olduğunu söyleyemeyiz ama günümüz metodolojisine yakın bir yazımı var en azından kendine bir yol çizmeye çalışmış ve tarafsız olmaya gayret göstermiştir.

Yazdığı kitap ansiklopedi özelliği taşımasından dolayı çok itibar görmüştür. Dia maddesi yazarı itibar görmesinin bir diğer nedeni olarak onun tarafsız olmasını gösteriyor. Ve kendisi de kitabında şunları söylemektedir;

Bu konuda kendim için koyduğum prensip, her fırkanın düşüncesini, lehte ve aleyhte taassup göstermeksizin olduğu gibi belirtmek, görüşlerin doğrusunu yanlışından ayırmak gibi bir çabaya girmemek, ‘Batıl olana karşı hak olan şöyledir’ şeklinde bir ifade kullanmamak ve sadece kitaplarında yazılı olan ne ise onu kaydetmek olacaktır.                 

Yazar böylece kendi tarafsızlığını ortaya koymaya çalışmıştır. Genel olarak kendisinin Sünni veya Şii olup olmadığını söylemek zordur.

Lisans 2. Sınıf

[1]Ömer Faruk Harman, ”Şehristani”, DİA, 467-468

[2]A.g.e

[3]A.g.e

About Author

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tarih-YL / Filistin Çalışmaları [email protected] Polyglot, Dillere dair.

Leave A Reply