KISACA LATİN AMERİKA VE KARAYİPLER – 1

0

Dünya Siyasetinde Latin Amerika ve Karayipler

Kimi kaynaklara göre Güney Amerika’da yer alan devletlerin tümünün sayıldığı, kimine göre ise İspanyol, Portekiz ve kısmen de olsa Fransız dil kültürünün bir süreği olan devletlerin yer aldığı bölge olan Latin Amerika’nın tam olarak tanımını yapmak veya sınırlarını çizmek bir hayli güç. Çeşitli disiplinler ve araştırmacılar bölgenin tanımını farklı yapmışlardır. Uluslararası ilişkiler açısından daha çok bağımsız ülkeler ele alınarak yapılan tanımlar geçerlidir. Bazı araştırmacılara göre ABD’nin güneyindeki tüm ülkeler Latin Amerika’dır. Surinam ve Guyana hariç tutulduğunda bu tanım gerçeğe yakındır.  Bu durumda Fransızca, İspanyolca, Portekizce ve İngilizce konuşan tüm Karayip, Orta ve Güney Amerika ülkeleri ile Meksika bu sınıfta değerlendirilebilir.

Bölge Arjantin, Bolivya, Brezilya, Kolombiya, Kosta Rika, Küba, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, Porto Riko, El Salvador, Guatemala, Honduras, Meksika, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, Şili, Uruguay ve Venezuela’dan ibaret 20 devlet ve irili ufaklı birçok adadan oluşmaktadır.

Latin Amerika ülkeleri arasında çok sayıda siyasi ve ekonomik birleşme çabası olmuştur. Avrupa Birliği örneğinden ilham olan bu çabaların çok başarılı olduğunu söyleyebilmek zordur. Ekonomik olarak ikili ilişkiler ve bazı birlikler olsa da bölgede tam olarak bir birliğin kurulduğunu söyleyemeyiz.

Meksika, Orta ve Güney Amerika ile Batı Hint Adalarının bir bölümünü içine alan Latin Amerika ve Karayipler bölgesi, 2016 yılı itibarıyla dünya GSYH’sinin %4,7’sini, Amerika kıtasının da &14,1’inin oluşturmaktadır.

Sömürge öncesi dönemin avcı toplayıcılıktan imparatorluklara uzanan farklı gelişmişlik düzeyindeki uygarlıkları, Kolomb ve onu izleyen fetihlerle başlayan ve İspanya ve Portekiz Krallıkları tarafından kurulan sömürge dönemi, 19. yüzyılda bağımsızlık sonrası yaşanan gelişmeler, 20. yüzyılda uluslararası sistemin de etkisiyle bölge ülkelerinin karşı karşıya kaldığı sorunlar ve günümüzde sol/sosyalist yönetimlerin 21. sosyalizmi olarak kavramsallaştırılan politikaları, Latin Amerika’da siyasal, ekonomik ve toplumsal yapıyı şekillendiren süreçlerden sadece bazılarıdır.

Dünya siyasetinde kendisini konumlandırmaya çalışan Latin Amerika ülkelerinde genellikle sol/sosyalist yönetimler görülmektedir. 21. yüzyıl öncesinde yaşanan ve toplumu derinden etkileyen birçok unsur devletleri sol eğilimli politika yapmaya yönlendirmiştir.

Venezuela’da Hugo Chavez ve Nikolas Maduro, Şili’de Ricardo Lagos ve Michelle Bachelet, Brezilya’da Da Silva ve Dilma Rousseff, Arjantin’de Nestor Kirchner ve Fernandez Kirchner, Bolivya’da Morales, Nikaragua’da Daniel Ortega gibi günümüze yakın veya halen devam etmekte olan ülke liderleri sol politikalar güderek Latin Amerika’yı dünya siyasetinde konumlandırmaktadır.

Latin Amerika - Vikipedi

Latin Amerika ve Karayipler’in Tarihsel, Siyasal, Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Özellikleri

Zengin doğal kaynakları ile dünyanın en değerli bölgelerinden biri olan Latin Amerika yüzyıllar boyunca içinde bulunduğu karmaşık ortamdan ancak 21. yüzyılda kurtulabildi. Sosyal, siyasal ve ekonomik yönden tırmanışa geçen Brezilya, Kolombiya, Meksika, Arjantin gibi ülkelerde milyonlarca insan yoksulluk sınırının üstüne çıktı. Bölge uzunca bir zaman istikrarsız, zayıf bir görüntü çiziyordu. Ancak son yirmi yıl içerisinde Brezilya ve Arjantin başta olmak üzere birçok ülke eski köhne yapısından uzaklaşarak yeni kalkınma programlarıyla yeniden dünya sahnesine çıktılar. Şimdi bu kıtayı tarihsel arka planı da göz önünde bulundurarak inceleyelim.

Kıta 1492 yılında Kristof Kolomb tarafından yanlışlıkla keşfedildi. Hindistan kıtasına gitmeyi amaçlayan ünlü kâşif yanlışlıkla Amerika kıtasını keşfetmişti. Daha sonrasında İspanyol ve Portekiz krallıkları buraya geldiğinde kuzeyde Kızılderililer, orta ve güneyde ise Maya, İnka ve Aztek uygarlıkları bulunuyordu. Yeni kıtanın bu sonradan gelen misafirleri 20-30 yıl gibi kısa bir süre içerisinde milyonlarca insanı katlederek bu asırlık medeniyetleri ortadan kaldırdı. Afrika’dan milyonlarca insanı, bu yeni kıtaya getirerek köle olarak çalıştırdılar. Kıtanın zengin kaynaklarını Avrupa’ya aktardılar.

Daha sonraları bu kıtada doğup büyüyen, kıtaya aidiyet besleyen ve Avrupa’yla ilişiği kesilen genç nesiller 1789 Fransız Devrimi’nden etkilenerek Avrupalılara karşı bağımsızlık mücadelesi vermeye başladılar. Bolivar, San Martin ve Miranda gibi isimler bağımsızlık hareketlerinin başını çekti ve bunun sonucu olarak 1809’da Ekvador bağımsızlığına kavuştu. Ardından 1810 yılında Arjantin, Kolombiya, Venezuela; 1822 yılında ise Brezilya bağımsız oldu. En geç bağımsızlığına kavuşan ülke de 1902’de Küba oldu.

Sömürgeci devletlerin kıtadan çekilmesi ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri kıtada yükselen güç haline geldi ve kıtada bulunan diğer ülke yönetimlerini boyunduruğu haline getirdi. Montrö Doktrini ile “Amerika Amerikalılarındır” diyerek dış devletlerin kıtayla olan bağını zayıflatıp kıta genelinde çeşitli yollarla hâkimiyet kurmak istedi. Gerek darbelerle gerekse ekonomik ve siyasi ambargolarla bölge coğrafyasında bulunan devletleri günümüze dek kendi elinde tutmaya çalıştı.

Latin Amerika doğal kaynaklarıyla, genç dinamik nüfusuyla, dünyadaki savaş bölgelerine uzaklığıyla, Atlas ve Pasifik Okyanuslarının diğer bölgelerdeki yaşanan savaşlardan ve siyasi çalkantılardan bölgeyi korumasıyla ve özellikle yeni nesil gençlerin siyasette daha aktif rol alma isteklerinden ötürü gelecek açısından güzel şeyler vaat etmektedir.

Bir yandan Brezilya karnavalları, hareketli Latin dansları ve müziği, tropikal iklimi, amazonları, futbolu, renkli ve neşeli halkları ve kültürü; diğer yandan askeri darbelerin sık yaşandığı, muz cumhuriyetlerinin bulunduğu ve siyasi edebiyatta çok kullanılan ABD’nin arka bahçesi anlamındaki “Patio Solar” tabirinin sıkça kullanıldığı bir coğrafya Latin Amerika.

M. Fatih Özmen

About Author

Siyasal Bilimler | Uluslararası İlişkiler | Edebiyat [email protected]

Leave A Reply