KISACA AFRİKA 5 – TÜRKİYE – AFRİKA İLİŞKİLERİ

0

Afrika’yla ilişkilerimizin geliştirilmesi noktasında son yıllarda çok boyutlu dış politikamız gereği birçok adım atılmıştır. Bu adımların temelini tarihte yani Osmanlı-Afrika ilişkilerinde aramak gerekir. Türklerin gündeminde Afrika yeni bir konu değil yüzyıllardır var olan bir coğrafyadır. Şimdi bu ilişkinin tarihsel boyutlarını inceleyelim.

Afrika’nın kuzeyini işgal eden İspanyollara karşı çaresiz kalan yerli halk Akdeniz’de bireysel hareket eden Türk denizcilerinden yardım istemekteydiler. Oruç  Reis ve yanındakiler bu talebe yanıtsız kalmamış ve yardım etmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethettiği dönemde Afrikalılar da Batı Cezayir’de İspanyollara karşı isyan başlattılar ve muvaffak oldular. Onların bu dönemde başlattıkları mücadele giderek güçlendi ve önce Cezayir’in önemli sahil şehirleri, ardından Tunus ve en son Trablusgarp 1551’de İspanyol işgalinden kurtarıldı.

Dönemin güçlü denizcileri Barbaros Hayreddin Paşa ve Turgut Reis’in gayretleriyle bütün Kuzey Afrika sahilleri Osmanlı himayesinde kaldı. Bundan böyle hem Doğu Afrika’da, hem de Kuzey Afrika’da bir Osmanlı güveni vardı. Afrika’nın iç kısımlarıyla münasebetler de 16. yüzyılın ikinci yarısında Trablusgarp eyaletinin güneyindeki Fizan sancağı üzerinden kuruldu. Çad Gölü çevresinde yer alan tarihî sultanlıklardan Darfur, Vaday, Bagirmi, Kânim-Bornu, Kano, Sokoto, Hevsa devletleri ve Batı Afrika’da Songay ve Timbuktu Paşalığı Osmanlılarla yakın münasebetler kurdular. Bu hanedan devletleri ve sultanlıklar İstanbul’a elçilik heyetleri gönderirken Osmanlı Devleti de 20. yüzyılın başına kadar bu bölgelere kendi elçilik heyetlerini yollamaktaydı.

Afrika ile Osmanlı arasında yılların vermiş olduğu ortak bir tarih söz konusudur. Bu kültürel ve tarihsel ortaklıklar, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte unutulmaya terk edildi. Türkiye Cumhuriyeti bir ulus-devlet olarak tarih sahnesine çıktığı andan itibaren dış politikasını batı odaklı yaptı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenlik alanında yer alan topraklarla olan tüm bağlarını kopardı.

Türkiye, bu tutumunu 1960’ların ortasında değiştirmek durumunda kaldı ve ilk kez 1965 yılında bir Afrika açılımından söz edildi. Afrika’da bağımsızlığını kazanan devletlerin BM’de artması Türkiye’yi Afrika coğrafyasına yöneltti. Kıbrıs sorununa BM’de destek arayan Türkiye için bu yeni ülkeler önem arz etmekteydi. O dönemde ufak çaplı da olsa Afrika gündeme gelmiş fakat istikrarsız yönetimler yüzünden tam olarak varlık gösterilememiştir.

1997 yılındaki Lüksemburg Zirvesi Türkiye için bir dönüm noktası olmuştur. Bu zirve Türkiye’nin 1998 Afrika’ya Açılım Eylem Planına zemin hazırlamıştır. Bu çerçevede siyasi, askeri, ekonomik, kültürel ilişkilere ivme kazandırmak amacıyla adımlar atılmıştır. 2003’te Afrika ülkeleriyle ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi stratejisi çerçevesinde Afrika’da yeni Ticaret Müşavirlikleri açıldı. Bundan iki yıl sonra, 2005 yılı Türkiye’de Afrika Yılı olarak ilan edildi ve üst düzey ziyaretler yapıldı, yeni ticaret antlaşmaları imzalandı. Özellikle de inşaat sektöründe ticaret hacmimiz hızla arttı. Türkiye; Somali, Sierra Leone, Kongo, Sudan, Fildişi Sahili, Burundi ve Liberya gibi insanlık dramının yaşandığı yerlerde Birleşmiş Milletler barış misyonlarına katılım sağlayarak bölgeye olan ilgisini yoğunlaştırdı. Bu çalışmaların bir sonucu olarak Türkiye 12 Nisan 2005 yılında Afrika Birliği’nde gözlemci devlet statüsü kazandı.

Özellikle de son yıllarda TİKA’nın yaptığı çalışmalar takdire şayandır. TİKA Addis Ababa, Hartum ve Dakar’daki ofisleri aracılığıyla 37 Afrika ülkesinde eğitim ve teknik projeleri desteklemiştir. Bunun dışında TİKA Afrikalı öğrencilere yüksek öğrenim bursu vermektedir. 1992’den bu yana toplam 10 bin 474 Afrikalı öğrenci lisans, lisansüstü ve doktora bursu almıştır. 2005 yılından bu yana 25 milyon dolar insani yardımda bulunulmuştur. TİKA ve büyükelçiliklerin yanı sıra AFAD, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı ve THY gibi kurumlar da kıtada varlık göstermektedir. Bu çalışmalar Türkiye’nin bölgede kalkınmadan yana olduğunun bir göstergesidir.

Afrika ülkelerine gerçekleştirilen ziyaretler ve kurulan yakın ilişkiler, Türkiye’nin ticaretine olumlu yansımıştır. Afrika ile son 10 yılda 186,5 milyar dolar ticaret yaptık. Bu 186,5 milyarın 126,7’si ihracat, 59,8’i de ithalattır. Afrika’da en çok ihracat yaptığımız 3 ülke sırayla Mısır, Fas ve Libya’dır. En çok ithalat yaptığımız 3 ülke ise Mısır, Güney Afrika ve Cezayir’dir.

2008 yılında Türkiye’de sadece 10 Afrika ülkesinin büyükelçiliği bulunurken bu sayı 2018 yılında 34’e yükseldi. Türkiye ise son dönemde Afrika’daki büyükelçi sayısını 12’den 42’ye yükseltti. Önümüzdeki süreçte 54 devletin hepsinde büyükelçilik açılması planlanıyor. Türk Hava Yolları ise Afrika’daki destinasyon sayısını 4’ten 53’e çıkarmıştır.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son 10 yılda birçok Afrika ülkesine 30’dan fazla ziyaret gerçekleştirdiği bilinmektedir. Somali, Cibuti, Etiyopya, Gana, Gine, Nijerya, Madagaskar, Kenya, Tanzanya, Mozambik, Mali, Çad, Tunus, Uganda, Moritanya, Senegal, Güney Afrika, Zambiya, Cezayir, Fildişi Sahili ve Sudan bu ülklerin başında gelmektedir. Bu ziyaretler Türkiye’nin bölgedeki etkisini arttırmakta ve Türkiye Afrika ilişkilerini güçlendirmektedir.

M. Fatih Özmen

About Author

Siyasal Bilimler | Uluslararası İlişkiler | Edebiyat [email protected]

Leave A Reply