İSLAM SANAT ANLAYIŞININ OLUŞUMU ÜZERİNE BİR DENEME

0

 

İslam sanat anlayışı benzer din ve fikir akımlarıyla oluşum ve etki yönü itibariyle bir benzerlik göstermez. Özellikle karşılaştırmak gerekir ise büyük bir sosyal hayatı etkisi altında tutan Budizm ve bir devlet aristokrasisinin gölgelediği Hristiyanlık örnekleri üzerine düşünelim.

Budizm ciddi anlamda sosyal hayatı etkisi içerisine almış bir orijin olarak argümanlarının bir sosyal hayat filtresi gibi her sahada felsefe geliştirdiği düşünülmektedir. Bu felsefi yaklaşım belli metaforlar etrafında sıkıştırılmıştır. Meditasyon oturuşu ile lotus çiçeği arasındaki sembolik sentez gibi bir takım objektif formların sınırlı temsilleri ile ilerlemektedir.

Ancak İslam sanatı fizikî basmakalıp bir öğreti veya kutsal metin yönlendirmelerinin bizzat oluşturduğu hatta doğurduğu bir temel üzerine oturmaz. Her yönüyle dinî öğreti ışığının dışında kaldığını inkâr etmek imkansız olsa dahi basmakalıp emir ile oluşmadığı mana ve madde kökenli birlikteliğin zenginliğini kapsayan bir oluşuma sahiptir.

Hristiyanlık sanatının en kapsayıcı eseri olan kiliselerin maddesel yaklaşımı da onu gayri sosyal bir alanda aristokrat bir yaklaşıma sürüklemiştir. Mana ile ciddi anlamda yolunu ayırmak olarak ifade edilebilecek yaklaşım Hristiyanlığın yaylımı sürecinin sonundaki yozlaşmanın en bariz modeli olmuştur.

İslam yayılma sürecindeki hızlanma, çok kısa bir sürede imparator güneşlerini söndürmeye başlamıştır. Bu güçlü ve hızlı yayılım, daha önce ticaret kisvesiyle geldikleri topraklardan almayı sosyal ihtiyaç olarak görmedikleri nice düşünce ve cismi hararet ile edinmişlerdir. Komşu uygarlıklar olan Aryan, Helen ve Kıpti uygarlıklar Araplar ile ortak bir yaşam tarzına sahip olmamaları kültürel araç, gereç ve mekanlar ilişkisinin zayıf olmasına sebep olmuştur. Bedevice bir yaşamda komşu uygarlıklar ile tüm etkileşim silah, takı ve mücevherden ibaret iken; İslam-sanat ilişkisinde Müslüman toplum yağma ve yerleşme için değil fikri ve itikadi bir yayılım için gitseler dahi parça bütün ilişkisi sebebiyle ciddi bir kültürel karışımı dolaylı olarak almışlardır. Bu hızlı ilerleyiş büyük bir mucizeye sebep olacaktır. Bir lav yumağı gibi önüne düşen her şeyi içine aldıktan sonra dışı soğuyup sıra içine gelince yani kendi özüne dönünce içinde kristalleşen özü gibi tüm kültürel formların İslam’ın tevhidi yani ilahi birlik bilincine odaklı bir elmas gibi sağlam ve değerli bir form kazanmıştır.

İlahi sınırın aşılmayacağı anlamda vahyin vücudunun devamı ve İslam’ın sonsuz zamandaki gençlik merhalesinin ispatıdır. Sanatın bir mesele halini almasının zamana yayılması faşizan bir dayatmacılığa dönüşmemesine sebep olmuştur. Bu zamanlama gidilen yerlerin uyumu için oluşturulan aristokratik ilişki ile ciddi bir zamana yayıldı. Yoksa ilkel dürtüler ile insanî düşünce Arabistan kabuğunun dışına yönelik bu kadar büyük bir etki ve kapsam geliştirmekten çok uzaktı.

İslam sanat anlayışı bir bağıl felsefenin veya yüceltilmiş bir sınıfın payandası olmaktan uzakta, kendi gelişim sürecini sistemli ve doğal bir şekilde tamamlamıştır. Birçok düşüncenin ve inancın mücessem halini bünyesine ekleyip hiçbir yerel kültürü ezip çiğnemeden sadece sınırlarını ihya ile ilgilenen bir düşünce ile yaklaşımlar sergilemiştir. Kendini inşa ile beraber çevresini de ihya eden bu yaklaşım, her zaman biraz daha gençliğini yenileyen tevhidi bu yaşamın mücessem hali olarak ortaya çıkmaktadır.

About Author

Mimarlık / Tarih / Sanat Felsefesi / Kamu Yönetimi

Leave A Reply