İNGİLTERE ŞANLI DEVRİMİ VE FRANSIZ İHTİLALİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

0

Devrimler her ülkede ülkenin politik, etnik, kültürel faktörlerine bağlı olarak farklı özellikler gösterir ve farklı sonuçlar meydana gelir. Kimi devletlerde cumhuriyet ve demokrasi rejimlerinin oluşmasına zemin hazırlarken kimi ülkelerde de monarşinin gelişmesine yol açar.

Bu makalede İngiltere’nin ve Fransa’nın anayasa tarihleri verilerek, anayasa niteliği taşıyan anlaşmalar ve kanunlar incelenmiştir. Devrimlerin oluşmasına neden olabilecek etkenler ve devletlerin sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel durumları anlatılmıştır. Bu çalışmada İngiliz devrimi ile Fransız devriminin yapısal özellikleri köken bakımından ve doğuş sebebinden detaylıca ele alınıp, sonuçları bağlamında birbirleriyle karşılaştırmaya gidilecektir. Bu devrimleri devlet yapılarına da etkilerine değinilecektir.

  1. İNGİLTERE ŞANLI DEVRİMİ ÖNCESİ VE SONRASINDA İNGİLİZ MONARŞİSİ

İngiltere’de parlamentonun kurulması 11. Yüzyıllara tekabül etmektedir. Bundan hareketle de parlamento İngiltere tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Dünyada modern manada ilk parlamento İngiltere’de kurulmuştur. Bundan dolayıdır ki İngiltere’deki herhangi bir siyasal vaka incelemesi yapılırken İngiliz parlamentosu dikkate alınmalıdır. İngiliz parlamentosu monarşiye karşı büyük mücadeleler vermiş, hatta savaşlar sayesinde birçok hak elde etmiştir. İngiltere’deki bütün yasama ve yürütme ilişkileri parlamento dahilinde şekillenmiştir (Karahöyük, 2018, s. 2). Parlamento artık İngiltere’nin bir sembolü haline gelmiş ve parlamenter sistem denilince akla ilk İngiltere gelmektedir. Parlamento ile İngiltere etle tırnak gibi birbirlerinden ayrılmaz olmuşlar ve İngiltere siyasetinde çok önemli bir yeri tutmaktadır.

İngiliz parlamentosu bu kadar etkili ve önemliyse kısaca İngiliz parlamentosunun tarihini incelemek mecburiyetindeyiz. 11. Yüzyılda Normanlar istilasından önce İngiltere’de Anglosaksonlar bulunmaktaydı. Anglosaksonlar kendi kültür ve ananelerine son derece bağlılardı ve kral hukukun kaynağı olarak görülmezdi. Bilge insanlardan (wise men) oluşan kralın danışma meclisi vardı. Aslında kral birçok konuda bu meclisin rızasını almak zorundaydı (Gözler, 2009, s. 366). Parlamento bu etkisini ilerleyen yıllarda da her şeye rağmen göstermeye devam etti

Normanlar, 1066 yılında İngiltere’yi himayelerine aldılar ve Anglosakson krallığına son verdiler ama Normanlar Anglosakson kültürüne saygı duydular. Normanların kralı fatih William Anglosaksonlardan miras kalan meclisi dağıtmak yerine onlara kendini kabul ettirdi ve bilge kişilerden (wise man) oluşan meclisin başına geçti. Normanlar zamanında meclisin yapısı değişerek, meclis kendi içinde asilzadeleri, din adamları ve feodal beylerden oluştuğu için meclisin adına Magnum Concilium (Büyük Şura) denilmeye başlandı. Fatih William’ın ölümünden sonra William’ın oğulları kendi aralarında taht kavgasına tutuştu. Bunu fırsata çeviren baronlar magnum conciliumun önemini artırdı (Gözler, 2009, s. 366). Parlamento isminden de anlaşılacağı üzere hala danışma meclisi olarak devam etti ama zaman içerisinde meclisin önemi ve gücü arttı.

Bu da ülke içerisindeki güç dengesinin bozulmasına sebep oldu. Gücü artan baronlarla kral arasındaki savaştan dolayı önce İngiltere’de iç savaş oldu. Daha sonra kral baronları tanımak zorunda kaldı ve dünyada ilk kez kral kendi yetkilerini kısıtlayacak olan Magna Carta Libertatumu 15 Haziran 1215 yılında imzaladı. (Karahöyük, 2018, s. 2). Manga cartayla beraber artık kanun koyma yetkisi parlamentoya geçmiştir ve aynı zamanda kanunlar tahtın üstüne çıkmıştır.

Magnum Concilium için “parlâmento (parliament)” sözü ilk defa 1230 yılında kullanılmaya başlanmıştır.  O devir için “parlâmento” kelimesi Magnum Concilium ’un toplantı yapması, görüşme yapması anlamına gelmektedir. 1295 yılında Magnum Concilium genişletilmiş ve toplantılarda artık baronlar, din adamları, küçük kasaba temsilcileri yer almaya başlamıştır.

İngiltere’de parlamentonun güçlenmesinde 15. Ve 16. Yüzyılda yaşanan olayların büyük etkileri vardır. İngiltere 1. Charles döneminde Fransa ve İskoçya ile yapılan savaşlar yüzünden devlet yüklü miktarda borçlanmıştır. Bu yüzden halktan fazla vergi almak isteyen 1. Charles parlamentoyu toplamış ve halktan vergi almak için parlamentoya yeni vergi kanunları çıkarmasını istemiştir. Parlamento bunu yapması karşılığında kraldan yeni haklar talep etti. Paraya ihtiyacı olan 1. Charles parlamentonun bu isteğini kabul etti ve Petition of Rights’ı (Haklar Dilekçesi) imzaladı. 1. Charles buna rağmen 1629 yılında parlamentoyu fesh etti ama yine paraya ihtiyaç duyan 1. Charles 1640 yılında tekrar parlamentoyu topladı. Ancak 1 ay sonra tekrar parlamentoyu feshetti. Ne var ki 1. Charles İskoçya’ya yenildi. Bunu fırsata çeviren parlamento iç savaş sonunda 1. Charles’ı tahtan indirdi ve cumhuriyet ilan etti. (Gözler, 2009, s. 367-369). Cumhuriyet İngiltere için yeni bir sistemdir. İngiltere cumhuriyeti ilk kez deneyimleyecektir ve bu deneyimi çok uzunda sürmeyecek.

Bundan sonra İngiltere 9 yıllık bir cumhuriyet dönemi yaşayacaktır. 1. Charles’tan sonra cumhurbaşkanı oliver Cromwell oldu. Cromwell ölene kadar cumhurbaşkanlığı makamında kaldı ve devleti 9 yıl idare etti. Ama 1658 yıllında cumhuriyet yıkılıp tekrar monarşi kuruldu ve tahta 2. Charles davet edildi (Karahöyük, 2018, s. 1). Görüldüğü üzere İngiliz halkı 9 yıllık cumhuriyet yönetiminden çok fazla memnun kalmamıştır. Çünkü Cromwell’in ölümünden hemen sonra tahta tekrar kral çağrılmıştır.

Tahta 2. Charles’tan sonra 2. James geçti. 2. James Avrupa’daki gibi mutlak bir meşruiyet kurmak istedi ama parlamento buna müsaade etmedi. 2. Jack kız kardeşi marry’nın Hollandalı kocasını tahta çıkardılar. Bu olay İngiliz tarihinde şanlı devrim olarak geçer (Karahöyük, 2018, s. 2). Şanlı devrimin en büyük taraftarlarından biride John Locketur. Marry ve Hollandalı eşi Orange Prensi William tahta çıktıklarında Bill of rightı kabul ettiler ve bu belgeyle kralın yasa yapma gücü parlamentoya geçti (Tuzcuoğlu, 1996, s. 287). Bill of rightla beraber İngiltere resmi olarak meşruti monarşiye geçmiştir.

İngiltere’de parlamentonun güçlenip krallığın gücünü kaybetmesi noktasında önemli bir faktörde kraliçe anneden sonra tahta geçecek varisinin bulunmaması yüzünden tahta 1. Jack’in Almanya’da evli olan kızı Elizabet’in torunu George kral olarak tahta davet edilmiştir. 1. George’un tahta çıkmasıyla beraber İngiltere’de artık alman asıllı Hannover hanedanına mensup bir kral vardır. Hannover hanedanın İngiltere tahtında yer almasının parlamentoya çok büyük faydaları olmuştur. Çünkü İngilizce bilmeyen kral parlamentodaki yasama faaliyetlerini hakkıyla takip edememiştir. Kendisinin yerine bu işi yapması için parlamentoya bir başkan atamıştır. Zaman içinde ise parlamentoya başkanlık eden kişinin yetkileri artmış kralın yetkileri ise azalmaya başlamıştır. Parlamentoya ilk defa gerçek manada başbakanlık göreviyle atana kişi “Robert Walpole”dır. (Tuzcuoğlu, 1996, s. 287-288). Artık zamanla da kraliyet sembolik hale gelmeye başlamıştır.

İngiltere’de krallık müessesenin ve parlamentonun ilişkilerinde etkili olan anlaşmalar aşağıdadır. (Karahöyük, 2018, s. 3)

  • Magna Carta, 1215
  • The Petition of Rights, 1628
  • Bill of Rights, 1688
  • Crown and Parliament Recognition Act, 1689
  • Act of Settlement, 1700
  • Union with Scotland Act, 1707
  • Union with Ireland Act, 1800
  • Parliament Acts, 1911-49
  • Life Peerages Act, 1958
  • Emergency Powers Act, 1964
  • European Communities Act, 1972
  • House of Commons Disqualification Act, 1975
  • Ministerial and Other Salaries Act, 1975
  • British Nationality Act, 1981
  • Supreme Court Act, 1981
  • Representation of the People Act, 1983
  • Government of Wales Act, 1998
  • Human Rights Act, 1998
  • Northern Ireland Act, 1998
  • Scotland Act, 1998
  • House of Lords Act, 1999
  • Civil Contingencies Act, 2004

Yukarıda verilmiş olan anlaşmaların en önemlilerin içeriklerine aşağıda değinilecektir ve maddeleri verilerek bu maddeler üzerinden de anlaşmalara açılanacaktır.

  • Magna Carta Libertium (Büyük Özgürlük Bildirisi) 15 Haziran 1215

Magna carta kralla soylular arasında çıkan savaş sonunda imzalanmış bir metindir. Magna carta kralla soylular arasındaki ilişkileri düzenlemektedir. Bu belge aynı zamanda kişi hak ve özgürlüklerini elen ilk belge olma niteliğini de taşımaktadır. Magna carta ile kralın yetkileri ilk kez kısıtlanmıştır. Bu metnin bazı önemli maddeleri aşağıda sıralanmıştır (Karahöyük, 2018, s. 6):

-Adalet, satılamaz, geciktirilemez; hiçbir özgür yurttaş, ondan yoksun bırakılamaz.

-Yasalar dışında hiçbir vergi, yüksek rütbeli kilise adamları ile baronlardan meydana gelen bir kurula danışılmadan, haciz yoluyla veya zor kullanarak toplanamaz.

-Krallığımızda, ülkemizin Genel Meclisinin izni olmadıkça zorla, askerlik hizmeti karşılığı olarak vergi ya da yardım parası alınamaz.

-Hiç kimse, asilzadelerin ücreti için ya da diğer herhangi bir kiralık arazi için gerekli olandan daha fazla hizmet vermeye zorlanamaz.

-Bütün tüccarlar, kadim ve yerleşmiş geleneklere tabi olmak koşuluyla bütün kötü vergilerden muaf olarak alışveriş yapmak amacıyla kara veya deniz yoluyla emniyetli bir şekilde İngiltere’nin dışına çıkabilirler, İngiltere’ye girebilirler, İngiltere’de oyalanabilirler ya da transit geçiş yapabilirler.

-Kendi zümresinden olanlar ya da ülkenin ilgili yasalarına uygun olarak verilen bir karar olmadıkça hiçbir özgür kişi tutuklanamaz, hapse atılamaz, mal ve mülkü elinden alınamaz, sürgüne yollanamaz ya da herhangi bir biçimde kötü muameleye maruz bırakılamaz.

Anlaşmanın maddelerinden de anlaşılacağı üzere kralın yetkileri oldukça sınırlanmıştır ve kralın fevri hareket etmesinin önüne geçilmiştir.

  • The Petition of Rights (Haklar Bildirisi) 1621

“The Petition of Rights, parlamento ile çatışan krala karşı parlamentonun bir meydan okumasıdır.  Bu bildirinin yayınlanmasının ardından kral parlamentoyu fesheder ve 11 yıl boyunca toplantıya çağırmaz.  Bu süreç aynı zamanda iç savaşa ve krallığın lağvedilip Commonwealth idaresinin kurulmasına varan olayların başlangıcıdır” (Karahöyük, 2018, s. 7). Bu bildiri parlamento tarafından yayınlatılmıştır ve parlamento kraldan şu hususları istemiştir:

-Hiç kimse parlâmento tarafından çıkarılan bir kanunla belirmiş genel kabul mevcut olmaksızın herhangi bir hediye, ödünç, iane veya vergi vermeğe zorlanmamalıdır.

–  Memleket hukukunda ve Magna Carta’da da belirtilmiş olan usule aykırı olarak, hiç kimse, müdafaası dinlenilmeksizin hayattan veya bir uzuvdan mahrumiyete veya hapis veya tevkife mahkûm edilmemelidir.

–  Kara ve deniz askerleri bundan böyle hususî yüklenmemelidir.

–  Savaş zamanlarında ordularca yapıldığı gibi savaş hukukuna göre muhakeme yapacak komisyonlar kurularak, vatandaşlar bu şekilde muhakeme edilmemelidir.

  • The Bill of Rights (Haklar Kanunu)

Bill of right hem dünya tarihi açısından hem de İngiltere tarihi açısından çok önemlidir. Bill of right İngiltere’de meşruti monarşiyi başlatan kanundur. Parlamento kralı tahtan indirmiş yerine kardeşini tahta çıkarmıştır ve kraliçeye bu kanunu imzalatmıştır. Parlamento artık İngiliz siyasetinde üstün bir konuma gelmiştir (Karahöyük, 2018, s. 8). Bu kanuna göre:

-Kanunları veya kanunların icrasını, parlâmentonun onayı olmaksızın kral hukukuna dayanarak durdurmak meşru değildir.

–  Kanunlar veya kanunların icrası üzerinde varlığı iddia, kabul ve icra edilmiş olan tasarruf meşru değildir.

–  Ruhanî ihtilâflar mahkemesi veya diğer bütün bu nevi mahkemeler ve komisyonlar tesisi için verilen emirler kanunsuzdur.

–  Parlâmentonun onayı olanaksızın veya onaylanandan daha fazla bir süre için veya bu yolun haricinde, Taç tarafından vergi tahsili kanunsuzdur.

–  Parlâmentonun onayı olmaksızın barış zamanında memlekette daimî ordu toplamak veya bulundurmak kanunsuzdur.

–  Parlâmento üyelerinin seçimi serbesttir.

–  Parlâmentodaki söz ve hareket serbestisinden doğan ihtilâflar dolayısıyla parlâmentonun dışında hiçbir yer ve mahkemede takibat ve tahkikat yapılamamalıdır.

–  Kefaletle tahliyede lüzumundan fazla kefalet istenilmemeli, lüzumundan yüksek para cezası hükmolunmamalı, zalimane ve görülmemiş cezalar yükletilmemelidir.

–  Mahkûmiyetten önce şahısların her türlü bağış, para cezası vaadi ve haktan feragatleri kanunsuzdur.

–  Her türlü yolsuzlukların önlenmesi ve kanunların tâdili, kuvvetlendirilmesi ve muhafazası için parlâmento sık sık toplanmalıdır.

  1. FRANSIZ DEVRİMİNİN ÖNCESİ VE SONRASINDA FRANSIZ MONARŞİSİ

Makalenin bundan sonraki kısmında Fransa’nın tarih içindeki siyasal sisteminin oluşumu anlatılacaktır. Fransa tarihinde başa geçen krallar genelde mutlakiyetçi bir yapıya bürünmüşlerdir. Hatta 14. Luies’nin devlet demek ben demek sözünden de bu mutlakiyetçi söylemi çıkarabiliriz. Fransa devlet yapısı itibariyle merkezi yönetime hep önem vermiştir ve merkeziyetçi bir devlet olmuştur. Bu kısımda Fransız ihtilalinin Fransa siyasal yapısına nasıl bir etkisi olmuştur o anlatılacaktır.

Feodalizm Fransa’da belirgin bir şekilde yaşanıyorken, 11. Louis feodalizmi zayıflattı ve parçalı Fransa topraklarını tek bir bütün haline getirdi. Fransa her şeyi kontrol etmek ve en önemlisi de vergileri artırmak için merkeze bağlı bir bürokratik yapı oluşturmuştur. Bundan dolayı da Fransa Avrupa’da en erken büroklatikleşen ve merkezileşen devlet haline gelmiştir. Feodal beyler bu büroklatikleşmeye ve merkezileşmeye karşı çok direnç göstermelerine rağmen İngiltere’dekiler kadar başarılı olamadılar (Yayla, 2014, s. 111). Yönetimin desantralizasyon yapılması İngiltere’de yeni bir şey değildi. İngiltere gibi bir devlet için çokta önemli bir uygulamaydı ama Fransa’da ise merkezileşme ve ulus devlet kurmak hayati önem taşıyordu.

Fransa uzun uğraşlar sonunda eski rejimden bir devrim sonrasında kurtulabilmiştir. 14. Louis “devlet benim” ve 15. Louis “Tahtımız ve kudretimiz Tanrıya dayanmaktadır” sözlerinden Fransa’nın ne kadar merkeziyetçi ve mutlakiyetçi bir devlet olduğunu çıkarabiliriz. Eski rejimde parlamenter sistemin bulunmaması, adaletsizliklerin ve haksızlıkların fazla olması, kralın mutlak bir gücünün olması ve bu güçlerini tanrıdan aldığını söylemesi olarak eski rejimi özetleyebiliriz (Ekinci, ocak 216, s. 151). Eski rejim kelimenin tam anlamıyla mutlak bir monarşiydi.

Fransa’yı oluşturan en önemli yapıtaşlarından biri krallıktır. Krallık devletteki bütün güç unsurlarını elinde toplamıştır. Taç hem maddi hem de manevi olarak bütün kurumları birleştiren sembol olarak 14. Louis dönemine kadar gitmiştir. Fransa kralı 14. Louis mutlakiyetçiliğin ilk örneklerindendir ve adı mutlakiyetçilikle anılır. Hatta meşhur sözü “devlet demek ben demek” bunun en önemli örneğidir. Louis’in sembolü, Fransa’nın gücünün büyümesini simgeleyen, her şeyin etrafında döndüğü güneştir. Kısaca Fransız mutlakıyetciliğin XIV. Louis zamanında en güçlüdür. (Ekinci, ocak 216, s. 151)

14. Louis’in son dönemlerinde yaşan ekonomik sıkıntılar ondan sonra gelen 15. Louis ile ek vergiler konularak halledilmeye çalışılmıştır. Halkın omuzlarındaki vergi yükü artarken imtiyazlı sınıf olarak nitelendirdiğimiz din adamları, askerler ve toprak sahipleri doğrudan vergi ödemekten muaf tutulmuşlardı. 15. Louis’in beceriksizlikleri ve devleti hakkıyla yönetememesinden kaynaklanan sorunlardan dolayı orta sınıftakilerin öfkeleri gittikçe artıyordu. Babasının uzun yönetiminden sonra tahta geçen 16. Louis yönetimde birtakım değişikliklere giderek yeni reformlar yapmaya çalışmıştı; sarayın harcamalarını azaltmak, ticaretteki birtakım engellemeleri kaldırmak, köylülerin omuzlarındaki vergi yükü hafifletmek, illerde yerel meclisler oluşturarak yerinden yönetim gibi konular da adımlar atmaya uğraştı. Bunların yanı sıra atadığı Başbakan Turgot kişiliğinden dolayı hem aydınlanmacıların hem de sanayicilerin beğenisini kazanmıştı. Ne yazık ki bunlar çok uzun süre sürmedi ve Turgot görevinden alındı. Ancak bu yapılan reformlar halkın dikkatini çekmiş ve bu yeni reformlara karşı çıkan imtiyazlı sınıfa karşı nefretleri artmıştı(Dalgıç, 2015, s. 20).

Refahı artan burjuvazi sadece finans, bankacılık alanında değil devletin bürokratik kısımlarında da yer almak istiyordu. 18. Yüzyılda Fransa’da memurluk ve askeri rütbeler babadan oğula geçen bir sistem olarak işlemekteydi. Burjuvazi artık buna karşı çıkıyordu. Ancak 1781 yılında çıkarılan ordu yasasında yüzbaşılık rütbesine sahip olabilmek için en az 4 nesil önceden asalet unvanına sahip olmak gerekiyordu. Yani asil olanlar ya da asalet unvanına yeni sahip olanlar orduda görev alamayacaklardı. 1789 yılına kadar asalet unvanı sadece orduda göre almak için gerekli değildi aynı zamanda din adamı ve idari yapıda görev almak isteyenler de asalet unvanına sahip olmak zorundaydılar. (Dalgıç, 2015, s. 20)

Eski rejimin, bu son döneminde köylülerinde öfkesi ve tepkileri son dere artıyordu. Öncelikle, Fransız köylüsü zengin değildi ve ancak dörtte birinin kendine ait toprağı bulunuyordu. Toprak sahibi köylülerin büyük çoğunluğunun ise toprakları çok küçüktü ve hasat’ın en bol olduğu dönemlerde bile ailelerini geçindirmekte güçlük çekiyorlardı. Köylülerin büyük çoğunluğu topraksızdı ve yarıcı olarak çalışıyorlardı. Bununda dışında küçük toprak sahibi köylü, yoksul kiracılar ve barakada yaşayanlar; zenginleşen toprak sahipleri gelenekleş başak toplama ve hayvan otlata yerlerini ellerine geçirerek daha büyük haksızlıklara yol açmışlarıdır (Dalgıç, 2015, s. 20).

Bir devrimin gerçeklemesi için sadece ekonomik burhan ve sosyal huzursuzluk yeterli değildir. Kitlelerin bir araya gelerek mobilize olmaları gerekmektedir. Fransa’da devrim ateşini yakacak, özellikle 1789’daki politik ittifakların kurulmasına yol açacak bir kıvılcıma, “tetikleyiciye” ihtiyaç vardı. İlk kıvılcımı devrim hükümetin Amerikan devrimine katılması ile almıştır (Dalgıç, 2015, s. 20).

Fransa tarihinde devrime yön veren çok önemli fikir adamları vardır. Ama biz bunlardan sadece Rousseau’ya bakacağız. Devrimde Rousseau’nun toplum sözleşmesindeki kişi hakları ve halk egemenliği anlayışı etkili olmuştur (Ekinci, ocak 216, s. 159). Atilla yayla ’ya göre Rousseau devrimin fikir babasıdır. Rousseau’ya göre, özel mülkiyet bir icattı, kötü niyetli bir uyanığın bir oyunun ve diğer saf insanların bu oyuna kanmasının eseriydi. Mülkiyetin tarihi, her şeyin herkese sahip olduğu bir zamanda birinin bir toprak parçasını çitleyip “benim” demesi ve diğer insanların “enayice” buna inanmasıyla başlamıştı. Rousseau özgürlüğü savunduğunu söylemekteydi. Rousseau’nun özgürlük hakkında söyledi şu sözü herkesin ağzında peleseng olmuştur. “İnsan her yerde özgür doğar ama sonradan zincirlere vurulmuştur.” (Yayla, 2014, s. 113).

Fransız devrimi 1789 yılında meydana gelmiştir. İhtilal sonucunda insan ve yurttaş hakları evrensel bildirgesi imzalanmıştır. Fransa’da devrim sonunda demokratik bir sistem kurulmuştur.

“Fransa, 1789 Devrimi’nden günümüzedek 15 anayasal rejim yaşamıştır. Bunların en uzunu olan III. Cumhuriyet (1875-1940), 65 yıl, en kısası, I. İmparatorluk sonunda, Napolyon’un Elbe’den ayrılarak kurduğu kısa süreli rejim de 100 gün sürmüştür. Fransa tarihindeki bu rejimler çeşitli tiplerde ortaya çıkmıştır. Mutlakıyet (Konsüllük, I. ve II. İmparatorluk), Anayasal monarşi (1791 Anayasası, 1814 ve 1830 Şartları), başkanlık (II. Cumhuriyet) ve parlamenter cumhuriyet III. ve IV. Cumhuriyet” (Ekinci, ocak 216, s. 159).

  • Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi (5 Ekim 1789)

Fransız devriminden sonra halk meclisi tarafından krala bu bildiri kabul ettirilmiştir. Fransız devrimi sonrasında imzalana insan ve yurttaş hakları beyannamesinde geçen önemli maddeler aşağıda verilecektir:

-Egemenliğin özü esas olarak ulustadır. Hiçbir kuruluş, hiçbir kimse açıkça ulustan kaynaklanmayan bir iktidarı kullanamaz.

-Yasa ancak toplum için zararlı fiilleri yasaklayabilir. Yasanın yasaklamadığı bir şey engellenemez ve hiç kimse yasanın emretmediği bir şeyi yapmaya zorlanamaz.

-Yasa, genel iradenin ifadesidir. Tüm yurttaşların, bizzat ya da temsilcileri aracılığı ile yasanın yapılmasına katılma hakları vardır. Yasa ister koruyucu ister cezalandırıcı olsun herkes için aynıdır. Tüm yurttaşlar yasa önünde eşit olduklarından, yeteneklerine göre her türlü kamu görevi, rütbe ve mevkiine eşit olarak kabul edilirler, bu konuda yurttaşlar arasında erdem ve yeteneklerinden başka bir ayırım gözetilmez.

-Yasa ancak açık ve zorunlu olarak gerekliliği beliren cezaları koymalıdır ve bir kimse ancak suçun işlenmesinden önce kabul ve ilan edilmiş olan ve usulüne göre uygulanan bir yasa gereğince cezalandırılabilir.

Fransa devlet oluşumunu tarihsel sürecini tablola şeklinde verilişi aşağıdaki gibidir; (Yayla, 2014)

  • 9.yy Charlemagne Frankları birleştirdi. Ölümü sonrası küçük feodal krallıklar ve prenslikler.
  • 14.yy Estates General (sınıflar meclisi kuruluyor); 15.yy XI. Louis ile merkezileşme başladı
  • 1461-80  XI. Louis Fransa’yı bütünleştirdi
  • 1661-1715 XIV.Louis yönetiminde mutlak monarşi belirdi
  • 1789 Fransız Devrimi; 1791 İnsan Hakları Bildirisi ve I. Cumhuriyet; 1794’e kadar Jakobenler ve ‘Reign of Terror’
  • 1799 Napoleon Bonaparte iktidarı ele geçirdi; I. İmparatorluk
  • 1798-1801 Fransa’nın Mısır’ı işgal etmesi; 1815 Waterloo Savaşı’nda Napolyon yenildi
  • 1830 ayaklanmaları ve anayasal monarşi
  • 1848 İşçi Devrimleri, II. ve III. Cumhuriyete giden yol. Louis-Napoleon ve II. İmparatorluk (1848).
  • 1870   Fransa- Prusya Savaşı. Paris Commune ve askeri darbe…1875 III.Cumhuriyet.
  • 1905 Din ve devletin resmi olarak ayrılması- laïcité. 1930 Sosyalist Parti iktidara geliyor.
  • 1940 Alman işgali, Vichy Fransası (Almanya kuklası) kurulması
  • 1945 Alman işgalinden kurtuluş
  • 1946 Zayıf IV. cumhuriyetin kurulması ve çökmesi, Charles de Gaulle’in gelmesi
  • 1951 Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurulması: 6 kurucu üye; Federal Almanya ve Fransa
  • 1958 46-58 arası 20 hükümet kuruluyor ve De Gaulle ile V. Cumhuriyet ve yarı-başkanlık sistemi
  1. İNGİLTERE VE FRANSANIN KIYASLANMASI

Bu kısımda artık ülkelerin devrimlerinin sonrası mukayeseli olarak anlatılmaya çalışılacaktır. Araştırmamızın amacını hatırlarsak İngiltere’deki devrim sonrasından neden krallık müessesesi kaldırılmazken, Fransa’da devrim sonrasında krallık kaldırılmıştır.  Sorusuna cevap bulmak amacı ile bu makaleyi yazdık. Bu kısımda yapacak olduğumuz mukayeseyi birçok açıdan yapmaya çalışacağız.

Her iki ülkenin de devrim görmesine rağmen birisinin devleti yönetim şeklinde değişikliğe giderken, diğerinin devlet yönetim şeklinde bir değişiklik yapmamasına cevap ararken öncelikle izlenmesi gerek yol bu devletlerin parlamentolarını incelemek gerekir ve daha sonradan da devletin sosyal yapısı vb. yapılarına bakmak gerekir.

Öncelikle her iki ülkenin de parlamentolarını ele alalım İngiltere parlamentosunun tarihi çok eskilere dayanmaktadır ama buna karşın Fransa parlamentosunun tarihi bu kadar eski değildir. İngiltere parlamentosu zaman içinde kendi haklarını elde etmiştir. Fransa parlamentosu kendi haklarını elde edememiş ve elinde olan haklarını da krallara kaptırmışlardır. Fransa 14. Louis ile çok yoğun bir şekilde merkezileşme başlamıştır ve kral neredeyse bütün yetkilerini kendi eline geçirmiştir. İngiltere’de ise bu şekilde bir merkezileşme gözükmez hatta İngiltere’de bir dönem tahta geçen alman asıllı kral sayesinde parlamentonu bunu fırsata geçirerek gücünü artırmıştı.

Her iki devletin sosyal yapıları incelendiğinde ise Fransız toplumunda daha baskıcı ve neredeyse toplu isyana teşvik eden bir yönetim mevcutken, İngiltere’deki yönetim daha özgürlükçüdür. Fransız toplumu İngiliz toplumuna nazaran daha memnuniyetsiz ve hoşgörüsüz bir yapıdadır. Fransız toplumu bundan dolayı isyan etmeye daha çok eğilimlidir. İngiliz halkı krallarına tam bir bağlılık içindedir ve vatanlarının birliğinin ve bütünlüğünün simgesi olarak kraliyeti görmektedirler.

Fransa’yı devrime götüren bir başka etken ise 14. Louisden sonra Fransa ekonomisi çok kötüye gitmiştir. Toplum tarafından da ekonominin kötüye gitmesinin suçlusu kraliyet gözükmüştür. Hatta 16. Louis’inin taç giydiği dönemde Fransa’da ekmek kıtlığının zirvelerde olduğu zamandı. Fransa kraliçesi marie antoinette ekmek bulamayan pasta yesin demiştir. Bu sözden de anlaşılacağı üzere Fransa kraliyet ailesi toplumuna çok uzak bir konumdadır. Kraliyet resmen toplumu devrim yapmaları konusunda kışkırtmıştır.

Bu devrimlerin oluşumda ve ardında yeni sistemlerin oluşumda hiç şüphesiz iki devletinde fikir adamlarının büyük etkileri olmuştur. İngiltere’de John Locke etkisi gözükürken Fransa’da daha çok Rousseau’nun etkisi görülmektedir. John Locke daha çok güçler ayrılığını savunurken Rousseau sistemin tamamen yeniden değişmesi gerektiğini ileri sürmüştür. John Locke devletin insanların özel mülkiyetlerini koruması için gerekli olarak görmüştür ve özel mülkiyete vurgu yaparak daha çok liberal bir sistem tahayyül etmiştir. Rousseau ise insanların özgür doğduklarını ama her yerde zincire vurulduklarını dile getirmiştir. Aslında Fransız devriminden sonra köklü bir değişikliğe gidilmesine rağmen İngiltere’de neden böyle bir şey olmadı sorusuna Roskin’in şu tespiti akıllara gelmektedir. “Fransız siyasi düşünürleri, büyük, çok kapsamlı değişikliği arzu etme eğilimindedirler; buna karşılık İngiliz düşünürler, genel sistemi koruyan, yavaş, dikkatli değişimden yanadırlar.” (Yayla, 2014, s. 113).

  1. SONUÇ

Her iki devletin tarihleri incelendiğinde dikkatimizi çeken husus şudur. İngiltere’de kralın yetkileri zaman içinde parlamento tarafından yavaş yavaş azaltılırken, Fransa’da kral ilk önce bütün yetkilerini kendinde toplamış ve merkezi bir devlet kurmuştur. İşte bu sebepten dolayı kral kendi yetkilerinden feragat etmediği için en sonunda bütün yetkileri elinden bir devrim sonrasında alınmıştır. Fransız toplumu adeta patlamaya hazır bir balon haline gelmiştir. İngiltere’de ise kral ara dönemlerde yetkisini parlamento ile paylaştığı için halkın öfkesini dindirmeyi başarmıştır.

İki devletinde devrimler sonrasında farklı hükümet modellerine evrilmelerinin bir diğer sebebi de devletlerin tarihteki bürokratik yapılanmaları ile alakalıdır. İngiltere’de daha çok adem-i merkeziyetçi devlet anlayışı varken Fransa’da daha çok üniter devlet anlayışı bulunmaktadır. Bu da devlette bütün güç ve yetkileri tek bir kişide toplanmasına sebep olmuştur. Bu yetkileri Fransız fikir adamları ve halk dağıtmaya çalışmıştır ve bu düşüncelerine ancak bir devrim sonunda yapabilmişlerdir.

Ahmet KARAKAYA

KAYNAKÇA

  • Dalgıç, A. İ. (2015). devrim neden fransada oldu. G. RUDÉ içinde, frasız devrimi (s. 20). istanbul: iletişim.
  • Ekinci, E. (ocak 216). devrimden günümüze fransız siyasal sisteminin evrimi. 151-159.
  • Gözler, K. (2009). İngiltere’de Parlamento Neden ve Nasıl Ortaya Çıktı? 367-369.
  • Karahöyük, M. (2018). ingiliz anayasa tarihi türk anayasa tarihi ile karşılaştırılması ve ingiltere anayasası. 2.
  • Tuzcuoğlu, F. (1996). Demokratik parlamenter sistemin beşiği ingilterenin tarihinden ilginç anektodlar. 287.
  • Yayla, A. (2014). fransa. a. yayla içinde, karşılaştırmalı siyasal sistemler (s. 111-113). liberte.

About Author

Konuk Yazar

Leave A Reply