HİNDUİZM’DE KADININ KONUMU

0

Hinduizm, genel itibariyle Hindistan’da yaygın olan çok tanrılı bir dindir. Bir peygamber ya da kurucusu olmayan ve varlığını ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı bilinmeyen kitaplara dayandırmaktadır.

 Hinduizm’in tarihinin milattan önce 2 binli yılların ortalarına kadar dayandığı söylenmektedir. Yaklaşık 35 bir asırlık bir tarihe sahip olan Hinduizm, günümüzde var olan dinlerin en eskilerindendir.[1] Günümüzde Hinduizm’e mensup olanların neredeyse tamamının Hint alt kıtasında yaşadığını söylemek mümkündür. 1.3 milyarın üzerinde bir nüfusa sahip olan Hindistan’da insanların yaklaşık %75’i Hinduizm’e mensuptur. Bu açıdan bakıldığında Hinduizm, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık  % 12’nin mensup olduğu bir dindir.

Hinduizm’in genel özelliklerine bakıldığında müdahaleci bir din olduğu göze çarpmaktadır. Yani doğrudan mensuplarının hayatlarının her alanına karışmayı bir vazife kabul eden bir özelliğe sahiptir, bu müdahalecilik özelliliği tarihte dönem dönem başka dinlerin ön plana çıkmasına neden olmuştur.

Hinduizm’e bakıldığında bir tanrı enflasyonuna rastlamak mümkündür. Tanrıların sayısı ve özellikleri dönemden döneme değişiklik göstermekle beraber tam net bir sayı verilmemektedir.  Ancak genel olarak Brahma ve Vishnu gibi tanrıların ön plana çıktığı görülmektedir. Hinduizm’de tanrılar olduğu gibi tanrıçalar vardır. Ancak ön planda belirgin olan tanrıların genellikle erkek oldukları görülmektedir. Bu da tanrılarda dahil olmak üzere Hinduizm geleneklerinde kadının her zaman ikinci planda olduğunu ve dinsel görevler dahil olmak üzere tüm önemli görevlerin erkeklere verildiğini ortaya koymaktadır.

Bu yazıda kadının Hinduizm’deki rolünü ele alarak tarihsel olarak kadının toplumdaki konumu incelenecektir. Özellikle Hinduizm’in temel kutsal kitaplarından Manu Kanunnamesi baz alınarak yapılan bu çalışmada, Hinduizm müdahaleciliği çerçevesinde kadının konumu ve sosyal hayattaki yerine değinilecektir.

 

Hinduizm’de Kadın

Hinduizm’in en temel konularından bir tanesi de Kadın’dır. Aslında kadının yok sayılması ya da göz ardı edilmesidir. Dini bakış açısıyla bakıldığında kadının sürekli arka planda kalması gerektiği, toplumda aktif bir rol oynamaması gerektiği öğütlenmekle kalınmamış, kesin kurallara bağlanmıştır. Kadının bu kuralları çiğnememesi gerektiği Hinduizm temel kitaplarında açıkça belirtilmiş ve bu durum kadının değersiz bir meta olduğu izlenimini vermiştir.[2] Ancak diğer dinlerle karşılaştırıldığında kadının her ne kadar olursa olsun bu kadar ikincil bir varlık olması istenmemiştir.

Hinduizm’de kadını anlamak için başvurulması gereken eserlerin en önemlilerinden bir tanesi de Manu Kanunnamesi’dir. Ancak bu yegâne kaynak değildir. Ayrıca Veda’lardan Rig Veda da kadının toplumdaki rolünü ele alan kapsamlı kutsal bir Hinduizm kitabıdır.

Hinduizm’in yapısı itibariyle, Manu Kanunnamesi’nde (Manusmitri) kadına ve kadının konumuna bakıldığında kadına bakışın neredeyse tamamen olumsuz olduğunu söylemek yanlış olamayacaktır. [3] Yer yer kadınla ilgili küçük olumlu şeylerin var olması dahi bu genellemenin doğruluğuna şüphe düşürmeyecek bir niteliktedir. Çünkü aynı dinde erkeğin konumuna bakıldığında tamamen birbirine zıt iki varlığın olduğu açıkça görülmektedir.

Hinduizm’de kadının durumunun zaman içerisinde değiştiği söylenmektedir. İlk ortaya çıkan Hinduizm’de kadın ve erkeğin konumunun eşit olduğu söylenirken genellikle M.S. 500’lü yıllardan sonra bu durumun değiştiği ve katı bir ayrımcılığın toplumda vuku bulduğu söylenmektedir[4].  Yani bu dönem Manusmitri’nin yazıldığı dönemin sonrasına denk gelir. Dolayısıyla kadının konumu, Manu Kanunnamesi’nin toplumda kabul edilmesi ve yaygın hale gelmesine paralel olarak değiştiği ve kadına yönelik ayrımcılık ve şiddetin de arttığını söylemek mümkündür.

Hinduizm’de kadının öncelikle eş, ve aile’deki rolüne bakıldığında, kadın erkek eşitliğinin hayatın neredeyse hiçbir safhasında yer almadığı görülmektedir.  Manu Kanunnamesi’ne göre Hinduizm adlı yüksek lisans tezinde Emine Ersöz bu durumu şu şekilde açıklamaktadır:[5]

“Hinduizm’de ve Manusmriti’de kadının eş ve insan olarak erkek karşısındaki durumuna baktığımızda, onun erkekle eşit konuma ve haklara sahip olmanın çok uzağında kaldığını görürüz. Kadın erkekle eşit kabul edilmek şöyle dursun, insan olarak dahi yeterli değeri görmez. Manusmriti’de kadın, erkeği memnun etmek için yaratılmış, kötü özelliklere haiz, kendi başına iş yapamayan ve yapmaması gereken bir varlık olarak karşımıza çıkar.”

Hinduizm’e göre kadınlar doğuştan kötü özelliklere sahiptir.

Hinduizm’e göre kadınlar doğuştan kötü özelliklere sahiptir. Bunun nedeni ise tanrının böyle takdir etmiş olmasıdır. Dolayısıyla kız çocukları genelde istenmemektedir. Bu durum ise eski devirlerde çocuk doğduktan sonra, teknoloji gelişince ise kürtaj yoluyla kız çocuklarının katledilmesine yol açmıştır.

Hindistan’da kadın olmanın zorlukları doğum anından itibaren başlar.

Hindistan’da kadın olmanın zorlukları doğum anından itibaren başlar. Bunun asıl nedeni ise Hindistan’da günümüzde dahi yaygın olan Drahoma geleneğidir. Drahoma geleneği[6] yani kızların evlenirken erkek tarafına vermesi gereken yüklü miktardaki çeyiz parasından dolayı kızlar istenmeyen birer meta haline gelmişlerdir.  Drahoma geleneğine göre nişan ve evliliklerde tüm masrafları kız tarafı üstlenir. Yani bizdeki durumun tam tersi denilebilecek bir durumdur bu. Burada bir nevi kız değil erkek istenir, dolayısıyla tüm masrafları kız tarafı yüklenir. Bu da kızı olan ailenin doğum anından itibaren düşünmeye başladıkları bir konu haline gelmiştir.

Drahoma geleneğinden dolayı aileler kız çocuklarını maddi bir yük olarak gördükleri için bunu tanrının bir cezalandırması olarak düşünüyorlar. Bu durum aynı zamanda kendi içerisinde bir takım vahşilikleri de beraberinde getirmektedir. Bunların en vahşisi ise birçok ailenin doğacak çocuklarının kız olduğunu öğrendiğinde henüz dünyaya gelmeden kürtaj vb yollarla bir şekilde öldürmesidir. Ancak bunun bir de bilinmeyen yüzü vardır. Yani bu rakamın yakın tarihte dahi milyonları bulduğunu söylenmektedir. Yazar bu durumu şu şekilde örneklendirmiştir: [7]

Brahmanların 20. yy boyunca tam 50 milyon kız çocuğunu katlederek Yahudi soykırımından tam 10 kat daha büyük bir soykırım yaptıklarını söyler.”

“Kız kardeşi de Drahoma nedeniyle öldürülen ve bu yüzden çok sarsılan yazar Sita Agarwal 1999’da yazdığı “Genocide of Woman in Hinduism” (Hinduizm’de Kadın Soykırımı) isimli kitabında Sati’nin Hindu kutsal kitaplarında yer alan ve asırlarca uygulanan bir gelenekolduğunu anlatmıştır. Brahmanların 20. yy boyunca tam 50 milyon kız çocuğunu katlederek Yahudi soykırımından tam 10 kat daha büyük bir soykırım yaptıklarını söyler.”[8]

 Hinduizm’e göre evlenirken bir kadının ve ailesinin, erkek tarafından herhangi bir maddi talepte bulunmaması esastır: “Hiçbir bilgili baba kızını verirken, ne kadar az olursa olsun para almamalıdır. Para hırsı nedeniyle bunu yapan kişi, bir kadın simsarı gibi kızını satmış olur. Kıza ait eşyalardan veya kıyafetlerden yararlanan akrabaları da cehenneme giderler.”[9]

 Sati geleneği; kocası ölen kadının kocasının cenazesiyle birlikte yakılarak öldürülmesidir.

 Bir diğer gelenek ise Sati geleneğidir. [10] Hindistan’da kadınlarla ilgili uygulamalardan belki de en korkuncu Sati geleneğidir.[11] Sati geleneği; kocası ölen kadının kocasının cenazesiyle birlikte yakılarak öldürülmesidir. Sati hem bu olaya hem de kocasının cesediyle birlikte yakılan kadına verilen isimdir.  Bu gelenek kadının kocasından sonra yaşama hakkının olmaması esasına dayanmaktadır.[12] Çünkü kocası ölen kadın kendi hayatını idâme ettiremez, kocasından sonra evlenemez gibi kurallar vardır.

Ancak Hinduizm her acı veren şeyi ‘karma ve tenasüh’ inançlarına dayandırdığı için buna da dinen uygun bir gerekçe sunmuştur: Dul kadın kendi rızasıyla canlı canlı yakılmayı kabul ettiğinde bu onun kocasına bağlılığını ve erdemli olduğunu gösteriyordu. [13]

Hinduizm’de Sati geleneğinin gönüllülük esasına dayandığı söylenmektedir. Ancak bunun pratikte gönüllülük esasına bağlı kalındığını söylemek güçtür. Yazar bu duruma ise şu şekilde değinmiştir:

Her ne kadar Sati gönüllülük esasına dayansa da kadınların bazen buna zorlandıkları düşünülmektedir. Bir kadın eşinin ölümünden sonra ne kadar acı çekip ölmek istese de bunun canlı yakılmak suretiyle olması birçok insan için pek cazip bir seçenek olmayacaktır. Bu gerçek göz önünde bulundurulursa varsayılan durumun mümkün olduğu yani kadınların bunu yapmaya zorlanabilecekleri çok açıktır. Kadının yakılmayı kabul etmesi onun ölen kocasına olan bağlılığının ve sevgisinin en önemli göstergesidir. Ölümün meydana getirdiği yıkımın sosyal ve dini baskı ile birleştiği göz önünde bulundurulursa bunu gönüllü olarak kabul eden kadınların dahi, kendi iradeleriyle ve mantıklı karar verdiklerini söylemek zordur. [14]

Günümüzde Sati geleneğinin kırsal kesimlerde halen uygulandığı söylenmektedir.

İngiliz hükümeti Sati geleneğini 1829’da yasaklamıştır. Ancak günümüzde Sati geleneğinin kırsal kesimlerde halen uygulandığına dair raporlandırılmış durumlar mevcuttur.[15] Dolayısıyla bugün Sati geleneği büyük oranda işlerliğini yitirse de yinede bazı kırsal bölgelerde hala uygulanmaktadır[16].

Ancak kadınlarla ilgili durum bununla bitmemektedir. Hinduizm’de kocası ölse dahi kadının hayatının sonuna kadar kocasına tam sadakatle bağlı olması Veda’larda ve Manu Kanunnamesi’nde emredilen bir durumdur. Kadının çocukları yoksa dahi, bir kadın kocasının ölümünden sonra soy peşine düşemez: Dahası ikinci bir evlilik yapan kadının ya da kocası ölen bir kadınla evlenen adamın doğacak çocuklarının da meşru kabul edilemeyeceğini söyler. “Başka bir adamdan (kocası öldükten sonra evleneceği) ya da başka bir adamın karısı olmuş olan bir kadından meşru bir nesil (evlat) meydana gelmez. Namuslu bir kadının ikinci bir kocası olamaz”. Diğer bir ifadeyle ikinci bir kocası olan kadın namuslu, erdemli bir kadın olamaz.[17]

Kutsal kitaplar kadının kocasından sonra asla evlenmemesini emrederler.

Yani kadın evlendiği günden başlamak üzere kocası öldükten sonra dahi (hayatının sonuna kadar) ona mutlaka sadık ve bağlı kalmak zorundadır. Bu durumda kutsal kitaplar kadının kocasından sonra asla evlenmemesini emrederler. Eğer kadın bu kuralları çiğner ve tekrar evlenirse ölümden sonraki hayatını da mahvetmiş olur, ki bu da hem bu dünyada hem de öbür dünyada aşırı azaplara yol açacaktır: “Bir kadın, ölümünden sonra çocuk ve soy arzusu ile kocasına ettiği yemini bozarsa bu dünyada aşağılanma ve hor görülmeyi hak eden bir varlık olur. Ölüm sonrası hayatını da kaybetmiştir.“[18]

Ancak kocası öldükten sonra evlenmeyen kadının ise mükafatlandırılacağını belirtir: “Kocasına sadık, zihnine, konuşmalarına, vücuduna hâkim olan ve kendini dizginleyen bir kadın kocasının öldükten sonraki dünyasına ulaşır ve iyi insanlar onun için ‘erdemli, namuslu kadın’ derler. Zihnini, kalbini, konuşmalarını, vücudunu dizginleyen, kendine hâkim olan kadın önce bu dünyada daha sonra ise (ölüm sonrası) kocasının dünyasında ün ve şöhret kazanır.”[19]

Ancak bu durum kadınlar için böyleyken erkekler için herhangi bir yasak yoktur. Yani bir erkek karısı öldüğünde hemen evlenebilir ama aynı şeyi kadın yaparsa hem belirlenen dini yaptırımlara hem de toplumsal cezalara maruz kalır. Bu kuralları çiğneyip evlenen bir kadın kasttan düşmekle kalmaz aynı zamanda en değersiz insan konumuna düşer.[20]

Hinduizm’e göre kadına düşen  onun için reva görülenleri koşulsuz şartsız kabullenmektir.

Ayrılma konusuna gelince, Hinduizm’e göre bir kadın evlendikten sonra ayrılmayı kesinlikle talep etmemelidir. Zaten evlenmeden önce de kadın, insan olarak muamele görmeyen bir varlıktır. Kız evleneceği kişiyi seçme şansına sahip değildir. Koca seçme lüksü olmadığı gibi çocuk yaşta evlendirilme de Hinduizm’e göre tamamen normaldir. Yani Hinduizm’e göre kadına düşen  onun için reva görülenleri koşulsuz şartsız kabullenmektir.

Evlilik durumunda tamamen erkek baz alınmıştır. Çünkü Hinduizm’e göre kadın erkeğin her türlü ihtiyacını gidermek için yaratılmıştır. Dolayısıyla evlenecek kızın durumu değil onu talep edenin durumu önemlidir. Kocası onun üç katı yaşta da olabilir, ki bu kesinlikle sorun değildir.

Evlilik meselesine bakıldığında ise Hinduizm, küçük yaşta evliliğin önünü açmıştır. Bu küçük yaş tabirinden kasıt; zaman zaman ergenlik denilmekte ise de ergenliğe girmeden öncede evliliklerin yapılabileceği söylenmektedir. Ancak kocasının küçük olmasına gerek yoktur çünkü Hinduizm’de denklik kavramı yer bulmamıştır. Dolayısıyla kocası yer yer onun 3 katı yaşında olabilir, ki bu Hinduizm açısından gayet doğaldır.

Ayrıca evliliklerde kız, kendi iradesinden yoksun, alınan kararlara uymak zorundadır. Kızın koca ya da koca adayı seçmesi hoş karşılanmaz.  Eğer kız aynı kasttan olmayan biriyle evlenirse kasttan düşer. Ayrıca düğünde takılacak takılardan mahrum kalacağı gibi hayatı boyunca kötü, günaha bulanmış biri olarak muamele görür.

Hinduizm’de en faziletli evlilik bir babanın kızını süsleyip bir tapınak rahibine yani din adamına vermesidir.

Evlilik çeşitlerine bakıldığında ise 8 tür evlilik vardır, ve bunların en faziletlisi Brahma evliliğidir. Ayrıca evlilik türleri sayılırken Hindu kutsal kitaplarının din adamları tarafından yazıldığı direkt göze çarpar. Çünkü öyle ki her istediklerini kitaplara yazmışlar gibi bir durum çıkıyor ortaya. Örneğin Manu Kanunnamesi’ne göre Hinduizm’de en faziletli evlilik bir babanın kızını süsleyip bir tapınak rahibine yani din adamına vermesidir. İkincisi ise kurban töreni sırasında töreni icra eden rahib’e babanın kızını hediye etmesidir. Dolayısıyla bakıldığında tüm kurallar din adamları lehine ve sıradan halkın ise aleyhinedir. Bu bakımdan Hinduizm din adamları ve zenginlerin dinidir denilebilir. [21]

Eserde kadınların evlenecekleri kişiyi kendilerinin seçmesi hoş karşılanmaz. Sekiz evlilik çeşidi sayılır. Bunların en iyisi Brahma evliliğidir. Bu, bir adamın kızını giydirip süsleyip onu, davet ettiği, tapınak kanunlarını bilen iyi karakterli birine hediye olarak vermesiyle gerçekleştirilen evliliktir. Bundan sonra gelen ikinci faziletli evlilik türüyse kurban töreni sırasında töreni icra eden resmi rahibe kızını hediye etmesiyle olur ki buna tanrılar kanunu (daiva) denir.  Bir adam gücü yettiğince malı kızın aile ya da akrabalarına vererek, onunla sırf kendisi istediği için evlenirse buna şeytan kanunu (asura evliliği) denir. Ayrıca bir kız kendi istediği kişi ile evlenirse ailesinin hediye olarak vereceği takılardan da mahrum kalır. Eğer bunları alırsa hırsız sayılır. Eser kadınların kendilerinin değil ailelerinin istekleri doğrultusunda özellikle de rahiplere verilmek suretiyle evlendirilmelerini tavsiye eder. Kadın için en uygun evlilik, babasının ya da abisinin kendisi için uygun gördüğü kişiyle yapılanıdır.

 Görüldüğü üzere tüm durumlarda her şeyin hitap ettiği sınıf din adamları sınıfıdır. Kadınların bazı önemli ayinlere dahi katılamadığı ortadadır. Bu durum daha sonra Hinduizm’e bir tepki olarak ortaya çıkan Budizm içinde geçerlidir.  Budizm açısında bu durum şu şekilde açıklanmıştır:

“…Fakat rahibeler için erkeklerden daha katı ve ağır kurallar oluşturulmuştur. Kadınlar Sangha içinde eşit insanlar olarak görülmemiş ve onlara iyi gözle bakılmamıştır. Rahibeler, rahip cemaatinin vesayeti altında bulunmaktadırlar. Tarikata katıldıklarında bunlara özgü sekiz ayrı kaideye uymaları istenmiştir. Kadınlar bir çok Budist uygulamanın dışında tutulmuşlardır. Örnek olarak Ananda Buddha‟ya kadınların niçin toplantılara çağrılmadığını sormuş, Buddha ona “Kadınların çabuk kızdığını, kıskanç ve aptal oldukları” cevabını vermiştir. Bu gerekçelerle toplantı dışı tutulduklarını belirtmiştir. Kadınların Budist cemaatte nasıl görüldüklerinin anlaşılması açısından bu örnek önemlidir.”[22]

Sonuç olarak bakıldığında Hinduizm’e göre kadın ikincil bir varlıktır. Kadının asli görevi erkeğin hizmetinde bulunmak ve kendisini kocasına adamasıdır. Çünkü Hinduizm’e göre kocaya ibadet tanrıya ibadet ile eşdeğerdir. Kadının asli görevleri arasında çocuk doğurmak -özellikle erkek çocuk doğurmak- öncelikli amaçtır. Kadın ne olursa olsun kocasını bırakmamalıdır ve ölüm anında dahi onun yanında olmalıdır. Ancak bu durum erkekler için böyle değildir. Erkek gereken durumlarda karısını boşayabilir, yeniden evlenebilir ve kuma alabilir.

Aydın GÜVEN

 

[1] Emine ERSÖZ, “Manu Kanunnamesi’ne Göre Hinduizm” (Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2007) Xxxi –giriş

[2] Alparslan Emin ÖZTÜRK. “Yahudilik, Hıristiyanlık, Hinduizm ve Budizm’de Din Adamları” (Yüksek Lisans Tezi – – VAN–2010). 86

[3] Bazı spesifik konularda kadına bazı haklar kadınsal tanınmıştır. Mesela kadın adetli iken erkeğin kadına yaklaşmaması gibi.

[4] Emine ERSÖZ, “Manu Kanunnamesi’ne Göre Hinduizm” (Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2007). 13

[5] A.g.e. 15

[6]  Drahoma geleneği; kızların evlenirken erkek tarafına vermeleri gereken yüklü miktarda çeyiz parasıdır.

[7] A.g.e. 16

[8] A.g.e.15-16

[9]  A.g.e 17

[10] Sati geleneği; kocası ölen kadının kocasının cenazesiyle birlikte yakılarak öldürülmesi olayıdır..

[11] Dr. Nehaluddin Ahmad, Sati Tradition – Widow Burning In India: A Socio-Legal Examination,(2009) https://www.researchgate.net/publication/237707719_Sati_Tradition_-_Widow_Burning_In_India_A_Socio-Legal_Examination (erişim 22.11.2018)

[12] H. Hilal ŞAHİN, “Hindistan’da Dul Olmak “Sati Uğruna Diri Diri Yakılan Kadınlar”” (2017) pdf. (erişim 18.11.2018)

[13] Emine ERSÖZ, “Manu Kanunnamesi’ne Göre Hinduizm” (Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2007). 17

[14] A.g.e. 17

[15] 1947’ den bugüne yaklaşık 50 Sati infazı raporlandırılmıştır.

[16] Dr. Nehaluddin Ahmad, Sati Tradition – Widow Burning In India: A Socio-Legal Examination,(2009) https://www.researchgate.net/publication/237707719_Sati_Tradition_-_Widow_Burning_In_India_A_Socio-Legal_Examination (erişim 22.11.2018)

[17] Emine ERSÖZ, “Manu Kanunnamesi’ne Göre Hinduizm” (Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2007). 18

[18] A.ge. 17-18

[19] A.g.e. 18

[20] A.g.e. 20

[21] A.g.e. 21

[22]  Alparslan Emin ÖZTÜRK. “Yahudilik, Hıristiyanlık, Hinduizm ve Budizm’de Din Adamları” (Yüksek Lisans Tezi – – VAN–2010) 91-94.

 

KAYNAKÇA

1- Emine ERSÖZ, “Manu Kanunnamesi’ne Göre Hinduizm” (Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2007)

2- Alparslan Emin ÖZTÜRK. “Yahudilik, Hıristiyanlık, Hinduizm ve Budizm’de Din Adamları” (Yüksek Lisans Tezi – – VAN–2010)

3- Dr. Nehaluddin Ahmad, Sati Tradition – Widow Burning In India: A Socio-Legal Examination,(2009) https://www.researchgate.net/publication/237707719_Sati_Tradition_-_Widow_Burning_In_India_A_Socio-Legal_Examination (erişim 22.11.2018)

4- H. Hilal ŞAHİN, “Hindistan’da Dul Olmak “Sati Uğruna Diri Diri Yakılan Kadınlar”” (2017) pdf. (erişim 18.11.2018)

 

About Author

Aydın GÜVEN

HİNDİSTAN-PAKİSTAN aydinguvenmdnyt@gmail.com

Leave A Reply