GEORGE ORWELL 1984- KİTAP ÖZETİ

0

GEORGE ORWELL

 Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

Winston Smith gerçek bakanlığında çalışan ve Zafer konutlarında oturan 39 yaşında bir adamdır. Kendisinin Tele-ekranlar sayesinde izlendiğini ve düşünce polisleri tarafından kontrol edildiğini düşünmektedir. Onun çalıştığı bakanlıklar haricinde Sevbak,Barbak ve Varbak vardır. Onun kisi ise Gerbak,yani gerçek bakanlığıdır. Diğerleri ise Sevgi bakanlığı(burası çok korkunçtur. herkez giremez),Barış bakanlığı(Savaşlarla ilgilidir) ve Varlık bakanlığı(Ekonomik işlerle ilgilidir)dir. Burada adı geçen bakanlıklar adlarının tam tersi işlevi görürler. Örneğin Gerçek bakanlığı aslında yalanları,Sevgi bakanlığı şiddetleri içerir.

Evindeki bazı yerler tele-ekran tarafından görülemez. Bu yüzden aklına günce tutma fikri gelir. Yasadışı değildir. Ama yakalanırsanız idam edilme ihtimali var. Ve Büyük biraderin partisinin üyelerinin sıradan dükkanlara girmesi yasaktır.(Serbest piyasa da alışveriş yapmak)

Winstonun çalıştığı bölümde ”İki dakika Nefret” filmi yapılıyordu. Bunu izlemeye gelenler arasında O’Brien de vardır. O’Brien İç parti üyesi ve herkezin çekindiği bir adamdır. Ama Winston ona yakınlık hisseder. Çünkü onunla Tele-Ekran meselesini konuşabileceğini düşünür. Nefret filminde Emmanuel Goldstein hep başroldedir. Çünkü büyük biraderin partisine gelen zararların ve isyanların sorumlusudur. Emmanuel zamanında bu partinin üyesidir. Hatta Büyük Biraderle eşdeğerdir. Sonrasında parti karşıtı hareket yapmaya başlar. Particiler tarafından nefret edilir. Ve Emmenuel’in bir örgütü olduğu varsayılır. Kardeşlik Örgütü. Winston ise kafası karışıktır. Ama Partiyi hiç sevmez. Kendisi gibi adamlar aramaya çalışır. Winston Düşünce özgürlüğünün olmadığı. Yazı yazmanın yasak olduğu hatta adının bile bir kağıda yazılıp bırakılamaycağı bir çağdadır. Öleceğini biliyordur. Çünkü Winston düşünce polisinin onu eninde sonunda bulacağından emin olduğu için Güncesini bile saklamaya gerek duymaz. Ondan sonra onun için önemli olan şey ise uzun süre onları atlatarak uzun yaşayabilmek. Her şekilde izleniyorsunuz kaçmak neredeyse imkansız. Kafanızın içindeki bir kaç santimetreküp dışında hiç bir şey sizin değil.

Bayan Parsons Winston ‘un komşusudur. Kocasıyla Winston aynı yerde çalışır. Parsons Winston’u eve tamir için çağırır. Winston eve geldiğinde evin çocukları ona hain diye ve Avrasyalı casus diye bağırırlar. Onun kafasına sapan dahi atarlar. Ona Emmanul goldsen diye bağırırlar. Çünkü çocuklar Büyük birader öğretileriyle yetişmiştir. Bu yüzden bir çok aile çocuklarının kendilerini düşünce polislerine şikayet etmesinden korkar.(Bayan denmez yoldaş denmelidir.) Bu çocuklar ileride babalarının ölümüne sebep olacaklardır. Çünkü babasının rüyasında Büyük Birader’den nefret ettiğini söylediğini söyleyeceklerdir. Çocukların böyle yaramaz olmalarının sebebi ise idamları izlememeye gidememeleridir. O çocuklar düzenli olarak Avrasyalı esir alınan insanların idam edilmesine giderler ve bundan büyük bir haz alırlar.

Parsons Winston’un gerçek bakanlığında ki arkadaşıdır. Otuz beşine geldiğinden kısa bir süre önce istemeye istemeye Gençlik birliğinden ayrılmış ama 36 yıl Casuslarda kalmıştır.

O’Brien Winston’un rüyasında ona karanlığın hiç olmadığı yerde buluşacağız demiştir. Bu nasıl olur orası tam bir muammadır. Ama buradan şu anlaşılabilir. Parti insanlar üzerinde o kadar hakim olmuştur ki rüyalarına dahi girebilmektedir. Ve dediği gibi de olacak karanlığın hiç olmadığı yerde buluşacaklar ama bu Winston’un ölümü olacaktır. Winston O’Brien’in kim olduğunu anlayacaktır.

Tele-ekran dediği şey insanlara ne yapması gerektiğini söyleyebiliyordu. Herkesin bir sayısı vardı. Winstonu sabah kaldırıyor .Spor yaptırıyor. Doğru yapmazsa onu teşvik ederek uyarıyordu. Bir parti üyesi yılda 3 bin giysi kuponu alabilirdi. Bir pijama 600 kupondu. Yani elbise olayı çok sıkıntıdır. Bu yüzden genelde aynı elbiselerle dolaşıyor insanlar, zaten partinin özel kıyafeti vardır.

Olup bitenlerle ilgili hiç bir kayıt olmayınca , insanın kendi yaşamının ana çizgileri bile belirsizleşiyordu. Büyük olasılıkla hiç olmamış büyük olayları hatırlıyordunuz, olayların ayrıntılarını hatırlıyor ama meydana geldikleri ortamı çıkaramıyordunuz, araya hiç bir şey anımsayamadığınız büyük boşluklar giriyordu. Anlaşılan o zaman her şey farklıydı. Ülkelerin adları ve haritadaki biçimleri bile.

Winston ülkesinin savaşta olmadığı bir dönemi hatırlamıyordu. Şu anda 1984 yılında Okyanusya Avrasya’yla savaşmaktaydı ve doğu Asya ile bağlaşma içindeydi. Daha önce de Avrasya ile bağlaşma olmuştur. Ama onlar bunun hiç olmadığını söylüyorlar. Ama Winston çocukluğundan hatırlıyor. Belleği yeterince aklında tutamadığı için aklında tutabildiği gizli bir bilgiydi. Parti geçmişe el koyabiliyor ve şu ya da bu olayın hiçbir zaman olmadığını söyleyebiliyordu ve eğer başka herkes partinin dayattığı yalanı kabulleniyorsa -eğer bütün kayıtlar aynı masalı söyleyebiliyorsa o zaman yalan tarihe geçecek ve gerçek olacaktı. Geçmiş silindiği için kendi belleği dışında kayıt olmadığı için en belirgin gerçeği bile nasıl kanıtlayabilirdi ki. Winston’un aslında yaşama amacı gerçekleri ortaya çıkarmaktı. O diğerlerinden daha zeki veya akıllı değildi sadece düşünme cesaretini gösterecek bir yüreği vardı. Lakin  partini kurmuş olduğu bu sistem o kadar etkiliydi ki sonunda Winston aklını ve belleğini kaybedecektir. Belli başlı partinin kullandığı kavramlar vardı. Çiftdüşün, İngsos gibi. Winston partinin geçmişi nasıl sildiğini anlıyordu ama nedenini anlayamıyordu.

İngsos sözcüğünü daha önce duymamıştı. Eski söylemde İngiliz sosyalizmi olarak daha önce var olmuş olabilirdi. Her şey bilmece gibiydi. Bazen yalanları saptayabiliyordu. Örneğin partinin tarih kitaplarında ,uçakları partinin icat ettiğini söylüyorlardı. Ama bu doğru değildi çünkü Winston çocukluğunda da uçak görmüştü. Yani Eski söylemde ki sözcükler yani kelimelerin orijinal şekli değiştirilerek yeni söylem adı altında yeni kelimeler ortaya çıkarılmıştır. Bu durumda insanların geçmişini silen etkenlerden biridir. Winston’un çalıştığı yerde 3 boru vardı. Bunlardan birinden yazılı mesajlar gelir. Diğerinden gazeteler gelir. Sonuncusu ise çöpe atılacak kâğıtlar içindir. Ve her koridorda binlerce boru vardır. Bunlara bellek delikleri denmektedir. Yok edilmesi gereken bir belge, yerdeki kağıt parçasını bile hiç düşünmeden bu bellek deliklerinin kapağını kaldırıp içeri atıyordunuz. Bu kâğıt parçaları daha sonra dev fırınlara gidiyordu.

Parti Winston’a bazı metinler yolluyordu. Bu metinleri Winston düzelterek gerçeğe yakınlaştırıyordu. Ya da hayali bir şey ortaya çıkarıyor ve insanları kandırıyordu. Metin düzeltilir düzeltilmez asıl nüsha yok ediliyor, o metin yeniden çıkarılıyor basıma. Böylelikle partinin tüm öngörüleri doğrulanmış oluyordu. Örneğin büyük biraderin bazı öngörüleri yanlış çıkıyor. Winston bunu alıp o böyle söyledi diye yeniden basıyordu. Ve bir yerlerde, tüm bu çalışmaların eş güdümlü bir biçimde yürütülmesini sağlayan, geçmişin hangi bölümünün korunacağını hangi bölümünün çarpıtılacağını belirleyen kimliği belirsiz beyinler vardı.

Winston’un Syme adında filolog bir arkadaşı vardır. Yenisöylem sözlüğünün On Birinci baskısını hazırlamakta görev alıyordu. Jilet var mı diye sordu. Jilet ve bu gibi şeylerin partiden alınması gerekiyordu. Ama partinin sağlayamadığı şeyler o kadar çoktu ki. Syme ve diğer insanlar tarafından idamlar ve vahşetler toplumda o kadar seviliyordu ki çocuklar, idam izlemeye girmedikleri zaman sağa sola zara veriyorlardı.

On birinci baskı Tamamlanınca insanların dili yeni baştan öğrenmeleri gerekecek. Asıl işleri yani sözcük üretmek değil, sözcükleri yok etmektir. Amaç dili en aza indirgemektir. Hiç kuşkusuz, asıl fazlalık fiiller ve sıfatlarda, ama atılabilecek yüzlerce isimde var. Yalnızca eş anlamlılar değil, karşıt anlamlılarda söz konusu. Bir sözcüğün karşıt anlamlısına ne gerek var ki. Örneğin iyi sözcüğünün karşıtını söylemek için neden kötü diyelim ki. Sadece iyi değil deriz olur biter. Yani yenisöylemin asıl amacı Düşüncenin ufkunu daraltmaktır. Sonunda düşünce suçunu tam anlamıyla olanaksız kılacağız, çünkü onu dile getirecek tek sözcük bile kalmayacak. Bağlılık düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir. Diye söyleyerek Winston’un başını şişiriyordu Syme. Winston Syme’nin bu kadar açık ve korkmadan konuşmasını tehlikeli bulmuş onun başına bir şey geleceğinden emin olmuştu. Daha sonra dediği de olacaktır. Bir gün Winston isim listesine baktığında Syme’yi göremeyecek daha sonra herkes Syme hiç olmamış gibi yaşamlarına devam edeceklerdir.

Yüzünüzde belirecek uygunsuz anlatım bile(örneğin, bir zafer açıklanırken inanmamış görünmek) cezayı gerektiren bir suçtu. Yenisöylemde bu suça Yüzsuçu diyorlardı. Çocukları casus olarak yetiştiriyorlar. Hatta çocuğun biri yaşlı bir kadın Büyük Biraderin fotoğrafına sosis sarıyor diye onu yakmış ve bu davranıştan dolayı tebrik ediliyor. İnsanlar tek bir düşünce sisteminin baskısıyla düşünmeye zorlanıyorlardı.

Bir umut varsa Proleterlerdedir diye düşünüyordu Winston. Çünkü onlar Okyanusya halkının yüzde 85’ini oluşturuyordu. Proleterler kendi güçlerinin farkına varabilseler, belki gizli etkinlikler yürütmelerine bile gerek kalmayacaktı. İsteseler partiyi akşamdan sabaha yerle bir ederlerdi. Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezlerdi. Winston bir şekilde harekete geçilmesini bu sisteme dur denilmesini istiyordu. O yüzden kendince çözüm yolları aramaya çalışıyordu.

Parti Proleterleri kölelikten kurtardığını söylüyordu. Hatta Kapitalist sistemde fabrikanın sahibi fabrikasında çalışan istediği kadınla yatma hakkına sahipmiş. Ama w. Bunların doğru olduğuna inanmıyor. Proleterlerin günlük işleri hayat kavgaları maçlar vb şeylerden dolayı kafalarını çalıştırmaya vakit bulamıyorlardı. Bu yüzden denetim altında tutmak hiç de kolay değildi. Londra her suçun işlendiği bir şehir olup çıkmıştı fakat bütün bunlar proleterler arasında olup bittiğinden önemli değildi. Parti sloganında dendiği gibi Proleterler ve hayvanlar özgürdür.

Geçmiş silinmekle kalmıyor, silindiği de unutuluyor, sonunda yalan gerçek olarak çıkıyordu. 1970’e gelindiğinde Büyük Biraderin dışında ilk başlardaki önderler kalmamıştı. O dönemden sağ kalanlar Jones, Aaronson ve Rutherford idi. 1965’te tutuklanıp casus olduklarını itiraf ediyorlar fakat itiraf ettikleri için Çalışmaya devam ediyorlardı. W. Yalanın somut şaşmaz kanıtını olup bittikten sonra da olsa, hayatında yalnızca bir kez ele geçirebilmiş, ona da yalnızca 30 saniye sahip olabilmişti. O olayda yukarıdaki 3 kişiyle eline yanlışlıkla onların suçlu bulunduğu olayla ilgilidir. Ama eline geçen kâğıtta onların o tarihte orada olmadıklarının kanıtı ve bir de fotoğrafı vardır. Tabi bunu gördükten sonra w. o kağıdı boruya atmıştır. Yani itiraflar yalandı.

Kendisini yalnız hissetmektedir ve geleceği değiştirmek istemektedir. Doğruyu sadece kendisinin mi bildiğinden şüphe ediyor ama daha sonra illa bilenler vardır ve onlar da kardeşlik örgütü olmalıdır diyordu fakat bunların hiç birisinden emin olamıyordu. Daha sonrasında w. cesaretlendi. Çünkü O’brien ona cesaret veriyordu. Günce’yi de onun okuması için tuttuğunun farkına vardı. Parti gözlerinizle gördüğünüze kulaklarınızla duyduğunuza inanmamanızı söylüyordu. Sonra düşünmeye başladı onlar haksız Winston haklıydı. Gerçek olanın savunulması gerekiyordu.

Winston’un içi içine sığmıyor somut kanıtlar aramaya çalışıyordu ve bu konuları insanlarla konuşmak için hayatını dahi tehlikeye atmayı göze almıştı. Winston Devrimden önceki hayatı araştırmaya çalışıyor. Bir bar da yaşlı bir adamla konuşuyor ama şunu fark ediyor. İnsanlar gereksiz ayrıntıları hatırlıyor. Winston böylece kendi düşüncelerini kanıtlayamıyor. Okyanusya’da 1960’dan önce basılmış bir kitap bulmak neredeyse olanaksızdı. Çünkü parti kitapları ortadan kaldırmış sanki dünyanın tarihi partinin başlangıç tarihiyle başlamıştı.

Ve güncesini aldığı dükkana korkuyla girdi ve oradaki odayı beğenerek orayı kiralamayı düşünmüştü. Çıktıktan sonra yolda Julia’yı gördü. Julia Kurmaca bölümünde çalışıyordu. Onun düşünce polisi için çalışan bir casus olduğunu düşündü ve aklından onu öldürmeyi geçirse de bunu göze alamadı. Daha sonra kızı yine gördü kız yere düşme numarasıyla Winston’a bir kağıt verdi. Kağıt da seni seviyorum yazıyordu. Bu yazıdan sonra Winston Julia ile konuşmaya karar verdi. Ve sonrasında ilişkileri başladı. Daha sonra buluşmaya karar verdiler. Gizli gizli buluşuyorlardı. Julia da partiyi sevmez politikalarından nefret eder ama sırf hayatta kalmak için her dediklerini büyük bir ustalıkla yapar. Partide önemli görevler almıştır. İlk başlarda sevişmelerini partiye indirilmiş bir darbe olarak görüyorlardı.

Ana baba konusunda da benzer bir oyun vardır. Ailelerde insanlar çocuklarını sevmeye özendiriliyordu, buna karşılık çocuklarda ailelerine karşı sistemli bir şekilde kışkırtılıyor, onları ispiyonlamaları ve sapmalarını ihbar etmeleri isteniyordu. Kız çocukları da Winston’un karısı Katharina gibi amaçları partiye hizmet edecek gençler sağlayacak şekilde yetiştiriliyordu.

Bay Charrington antika dükkanın da çalışan yaşlı bir adamdır. Winston orada bulunan bir odayı kiraladı. Ve yasak bir ilişki yaşayacağını da söylediyse de yaşlı adam aldırmadan odayı kiraladı ona. Bunun iki sebebi olabilir birincisi Bay Charrington bir casusdur. Eğer casussa çok işe yarayacağı kesin bir çok görevlinin oraya uğrama yasak olmasına rağmen girme ihtimali var. İkinci ihtimal ise adam gerçekten sadece para için kiralıyor. Her ikisi birlikte de olabilir. Ama bence ilk ihtimal daha muhtemeldir. Çünkü orada bulunan tablonun arkasında bir tele-ekran vardır.

Julia ile winston hayaller üzerine yaşıyorlardı. Yani kaçmak istiyorlar ki bu imkansızdı. Yada ömrünün sonuna kadar ifşa olmayadabilirlerdi ki bu da imkansızdı. Ya da katherine (Winston’un eski karısı geri kafalı, parti ne derse onu uygulayan bir karı) ölürse evlenebilirlerdi.   Parti onun işlerine karışmadığı sürece sorun yoktu. Ama Winston öyle değildi. Sürekli partiyi düşünür partiden konuşur ise de Julia kayıtsız kalır çoğu zaman uykuya dalardı.

O’Brien ile karşılaştı. O’brien onu evine davet etti dolaylı yoldan. Sonra ise Winston ile Julia çok tehlikeli olmasına rağmen beraber gittiler. Orada O’brien’in bir Emmanuelin adamı ve kardeşlik örgütünün üyesi olduğunu öğrendiler. Onlarda o gruba katılmayı istediler. O’brien yüksek görevli bir iç parti üyesidir. Daha sonra O’brien onlara bir kitap vereceğini söyledi. Okuduktan sonra partiye katılabiliceklerdi. İç ve dış parti üyeleri vardır. İç parti üyelerinin belli başlı ayrıcalıkları vardır. Daha lükstürler. Çoğu şeye daha çabuk ulaşabilirler. Birde tele-ekranı kapatma yetkisine sahiptirler. Ve Emmanuelin nerede olduğunu kimse bilmez. Üyeler kendilerinden başka en fazla 3-4 kişi bilebiliyorlardı. Ve yakalanma tehlikesine karşı cerrahlara gidip yüz değiştiriyorlardı. Bir gün yakalanacak olursalar kimse yardım etmeyecekti çünkü üyelere yardım edilmez

Winston’un çocukluğu çok sıkıntılı geçmiştir. Maddi imkânlar genel olarak yetersiz olduğu için insanların boğazından sınırlı sayıda besin geçmekte olmasına rağmen Winston herkesten fazla yemek açgözlülüğünü göstererek beklide annesinin ölümüne neden olmuştur. Annesiyle kız kardeşi Winston’un yaşaması için can vermişlerdir. Winston çocukluğunda çok açgözlü bir çocuktur. Bu yüzden annesinin ölümüne sebep olduğunu düşünmektedir. Çünkü kıtlık zamanında eve gelen her şeyi o yemek ister. Ve kız kardeşinin hakkına bile saldırır. Bir gün çok nadir çıkan tayin çikolata eve gelir. Annesi 3’e bölmek ister. Ama Winston hepsini ister. Annesi Winston’a 4’te üçünü verir kalanını kızına verir. Winston onu yedikten sonra kız kardeşinin elindekini alır yer. Ve evden gider akşama döndüğünde evde kimsecikler yoktur. Winston daha sonra bu düzenin yıkılmasını sağlayacak kişilerin proleterler olduğunun farkına varır. Çünkü onlarda düşünceye değil, birbirlerine bağlılık vardı ve dedi ki asıl insanlar proleterlerdir. Biz insan değiliz. Daha sonraları Wisnton hayat amacı değişir daha uzun süre yaşayabilmekken sonra amacı insan olarak kalabilmek olur. Çünkü Wisnton patlamadan sonra yanına sıçrayan proleterlerden birine ait bir kola tekme atıp uzaklaştırmıştır onu. Bu olaydan esef duyar..

Okyanusya’nın Avrasya’ile savaşta olmadığı doğu Asya ile savaşta olduğu söylenmeye başlandı. Ve geçmiş silinerek hep sadece doğu Asya ile savaş yapıyorlarmış gibi yeniden düzenlendi. Aslında savaşın olup olmadığı da meçhuldür, bunlar partinin oyunu olabilir. Hatta parti sırf savaş var gözüksün diye kendi ülkesine haftada birkaç kere bomba atıyor olabilir.

Bir kargaşa sırasında Winston’a kitap verildi. Winston Okumaya başladı. Kitapta Emmanuel sistemin yanlışlarını gözler önüne seriyordu. Kitapta aşağııdakler yazıyordu. Bir ara Winston’un yanına Julia’da gelmişti. Onun duyması içinde sesli okuyordu. Fakat Julia çok geçmeden uyudu.

Dünyada 3 tür insan olagelmiştir. Yüksek, Orta ve Aşagı. Bu üç kesimin amaçları uzlaştırılamaz. Yüksek kesimin amacı bulunduğu yeri korumaktır. Orta kesimin amacı yüksek kesim ile yer değiştirmektir. Aşağı kesimin amacı ise tüm ayrımları ortadan kaldırmak ve tüm insanların eşit olacağı toplum oluşturmaktır. Özgürlük ve adalet uğruna savaştığını söyleyerek Aşağı kesimi de yanına alan Orta kesim, Yüksek kesimi alt ettikten sonra Aşağı kesimi tekrardan kölelik konumuna gönderir. Çok geçmeden yeni bir orta kesim ortaya çıkar ve savaş böyle sürer gider. Ama amacına ulaşamayan sadece Aşağı kesimdir. Makine üretiminin gelişmesiyle birlikte durum değişmişti. İnsanların farklı işlerde çalışmaları hala gerekli olsa da , artık farklı toplumsal ve ekonomik düzeylerde yaşamaları gerekmiyordu. Dolayısıyla, iktidarı ele geçirmenin eşiğinde olan yani kesimlerin gözünde, artık uğrunda savaşım verilmesi gereken bir ülkü olmaktan çıkmış, önüne geçilmesi gereken bir tehlike olmuştu.

BB’yi gören olmamıştır. O asla ölmeyecektir, ne zaman doğduğu belirsizdir. BB’den sonra altı milyon yada Okyanusya nüfusunun yaklaşık yüzde 2’si olan iç parti grubu gelir. Ondan sonra dış parti gelir. Ondan sonra nüfusun yüzde 85’ni oluşturan proleterler gelir. Proleterler aşağı kesimdir.

Dünya 3 büyük süper devlete bölünmüştü. Rusya, ABD ve Doğuasya. Bu üç devlet 25 yıldır savaşmaktadır. Savaşmak için somut nedenleri olmayan bir savaştır bu. Savaş ,uygarlık merkezlerinde , tüketim maddelerinin durmadan kısıtlanmasından ve arada sırada otuz kırk kişinin ölümüne yol açan bombalı saldırılardan başka bir anlam taşımamaktadır. Savaşın niteliği değişmiştir. Bu günün savaş niteliği kesin bir sonuca ulaşmanın imkansız olduğunu bilerek savaşmak. Maddi anlamdada uğruna savaşılacak bir şey kalmamıştır. Eskiden olduğu gibi değildir, artık hammadde kaynakları ölüm kalım meselesi değildir. Çünkü üretim ve tüketim birbirine uyumlu kılınabiliyor.

Yine de savaşın bir ekonomik boyutu olacaksa, bugünkü savaş bir iş gücü savaşıdır. Süper devletlerin dışında bulunan hiç birinin hakim olamadığı bir 4 bölge vardır. Tanca, Brazzaville, Darwin ve Hongkong. Buraların en önemli özelliği bitmek bilmez bir ucuz emek kaynağı yani insan vardır. Yüz milyonlarca ırgat karın tokluğuna çalıştırılabilir. Sömürülen insanların emeği aslında dünya ekonomisine hiç bir şey katmamaktadır. çünkü üretilen her şey savaş için kullanılır. Modern savaşın amacı ise genel yaşam düzeyini yükseltmeksizin, makinelerin ürettiklerini tüketmektir. Genel olarak bakıldığında dünya 50 yıl öncesinden daha ilkel, çünkü deneyler ve buluşlar büyük ölçüde durdu. Makinelerin saçtığı tehlike ortadadır.

Zenginlik herkesde olmaya başlandığında ve ülkeyi yöneten bir küçük zümre olduğunda, bu zümrenin fazla bir ömrü yoktur. Çünkü boş vakit olduğunda insanlar düşünmeye başlayacak, işe yüksek zümrenin hiç bir işe yaramadığını öğrenecek ve onu ortadan kaldıracaktı. Hiyerarşik toplumun varlığı uzun sürede ancak yoksulluk ve cehalete karşı yaslanarak sürdürülebilirdi. Bazıları geçmişin tarım toplumuna dönmeyi hayal ediyorlardı. Ama böyle yaparlarsa bu sanayileşmeye ters düşer ve diğer toplumlar karşısında güçlerini yitirirlerdi. -Sorun ,dünyanın gerçek zenginliğini artırmadan sanayinin çarklarının nasıl döndürüleceğiydi. Üretimin sürdürülmesi ama üretimin dağıtılmaması gerekiyordu. Bunun tek yolu da savaş yapmaktı. Savaşın yaptığı yok ediş insan emeğinin ürünleriydi. Mallar yakılarak imha edilebilirdi de, ama bu insanların duygusal gereksinimini karşılayamazdı. -Bugün Okyanusya’da bilim yok olmak üzeredir. Yani söylemde Bilim’i karşılayan tek söz yoktur. Partinin iki hedefi , dünyayı fethetmek ve özgür düşünceyi ortadan kaldırmak. bunun için aşılması gereken iki sorun vardır. Birisi insanın ne düşündüğünün kendisinden habersiz nasıl okunabileceği, diğeri yüz milyonlarca insanın haber verilmeden nasıl saniyeler içinde yok edilebileceğidir. -Süper devletler atom bombasına sahiptir. Fakat kullanmaları kendi zararlarına olmaktadır. Bir kaç atom bombası daha atılacak olursa düzenli toplumun ortadan kaldırılacağını , dolayısıyla da iktidarlarının son bulacağını biliyorlardı.

Bir de süper devletler birbirlerinin topraklarını alma imkanları varken almazlar. Eğer alırlarsa kültürel bütünlük ilkesini çiğnemiş oluyorlardı. Yaşam koşulları üç süper devlette aynıdır. Okyanusyada egemen felsefenin adı İngsos, Avrasyada Neo-bolşevizm, doğu asyada ise Ölüme tapınmadır. Bu üç devlet birbirleriyle çatışmayı sürdürdükleri sürece  birbirine yaslanmış olan üç ekin demeti gibi birbirlerini ayakta tutarlar. Yaşamlarını dünyayı fethetmeye adamışlardır, ama bilirlerki savaşın sonsuza dek zafere ulaşmadan sürüp gitmesi gerekir.

Eskiden savaş zaferle yada bozgunla sonuçlanırdı. Günümüzde savaş sürekli olursa tehlikeli olmaktan da çıkar. Askeri gereklilik diye bir şey kalmaz. teknik gelişme durabilir. Yani günümüzde savaş bir düzenbazlıktan başka bir şey değildir. Savaşın yararı ise hiyerarşik toplum düzenini korumasıdır. Savaş devletlere karşı değil, her egemen kesim tarafından kendi uyruklarına karşı yapılmaktadır. amaç toprak kazanmak değil, toprak vermemek değil amaç toplum düzeninin böyle sürmesini sağlamaktır.

Gerçekten sürekli olacak bir barış, sürekli savaşla aynı kapıya çıkardı. Parti sloganının özündeki anlam budur. Savaş barıştır.

Uyandıklarında tele-ekran’dan kuşatıldıklarını söyleyen bir ses işitildi. Kuşatılmışlardı. Tele-ekrandaki ses kıpırdamamalarını söylüyordu. İçeri adamlar girip onları partaklayarak etkisiz hale getirdiler. O sırada Winston Bay Charrington’u gördü. Demek ki o da partinin casusuydu.

Winston uyandığında nerede olduğunu bilmiyordu. Sevgi bakanlığında olduğundan emin gibiydi. Hücreye atmışlardı onu orada da bir tele-ekran vardı ve ne yapması gerektiğini söylüyordu insanlarda. O’brien’in sözünü şimdi anlamıştı. Karanlığın olmadığı yer sevgi bakanlığıydı. Hiç penceresi yoktu. Hücrede eski arkadaşı olan Amplefothu görmüştü. Onu 101 numaralı odaya götürdüklerinden sonra parsons içeri girdi. Parsons düşünce suçundan dolayı hücreye atılmıştı. Winston ona suçlu olup olmadığını sorunca yüksek sesle evet suçluyum demişti. Suçunu kabul ediyordu. Ya korkusundan ya da gerçekten düşünmenin gerçekten suç olduğuna inanmasından. Aslında suçu yok sayılabilirdi. Uykusundayken Büyük Biradere hakaret etmişti. Kızı da babasını şikayet etmişti. Fakat babası gerçekten hakaret etmemiş de olabilir. Daha sonra Parsons’u da alıp götürdüler.

Hücreye sürekli giren çıkan oluyordu. Winstonun anladığı bir şey vardı. Kimse 101 numaralı odaya gitmek istemiyor çünkü orada çok ağır işkenceler yapılıyor olsa gerekti. Birden kapı açılınca karşısında O’brien’i gördü. Ve onunda yakalandığını düşünmeye başladı. Fakat durum hiç de sandığı gibi değildir.

Winstonu bir odaya aldılar. İşkenceyi O’brien yönetiyordu. O’brien’in amacı Winstona tüm bildiklerini unutturmaktır. Bildiği ve uğruna savaştığı şeylerden utanç duymasını düşünmenin suç olduğunu kabullenmesi için ona sürekli işkenceler yapmaktadır. Winston ile O’brien Sürekli olarak karşılıklı muhabbet ediyorlardı. Winston istediği cevabı veremezse ona acı veren işkencenin dozunu artırıyordu. Winstona 4 parmağını gösterip kaç görüyorsun diye sormaya başladı. Winston sürekli 4 diyor bunun üzerine O’brien Kabranın dozunu artırarak Winston’un daha çok acı çekmesini sağlıyordu.

O’brien Winstona yaptığı bu işkencenin ne ceza, ne de itiraf ettirmek için getirmediklerini söylüyordu. Amaçlarının Winstonu iyileştirmek olduğunu söylüyordu. Aklını başına getirmek için diyordu. Düşmanlarını yok etmek istemediklerini onları değiştirmek istediklerini söylüyordu. Ve O’brien artık burada şehitliğin olmadığını söyledi. Geçmişten örnekler vererek onların ortaçağda yapılan işkencelerin yanlış yapıldığından bahsetti. Ama kendilerinin daha tecrübeli olduğundan bahsetti. Çünkü onlar insanları direk öldürmüyor. Suçlarını canı gönülden itiraf ettikten sonra öldürülüyordu. Ve ona insanların adını bile hatırlamayacağını söyledi. Winstonu eninde sonunda öldüreceklerdi ceza veya iftira değilse neden sorguluyordu? Çünkü kişiyi tamamen değiştirmek ölüm anında bile en ufak sapmaya yer vermemek içindi. Amaçları canı gönülden insanları kendi isteğiyle saflarına katmaktır. Ölüme giderken bile kafalarında en ufak yanlış düşünce olmaması  lazımdır.

O’brien  ne sorarsa Winston evet demeye başlamıştı. Bunun üzerine O’brien Winstona isterse soru sorabileceğini söyledi. Winston Julıa’yı ve BB ile ilgili soru sorduktan sonra. Asıl aklına takılan kardeşlik diye bir şeyin var olup olmadığı sorusunu sordu. O’Briende bu soruyu ömrünün sonuna kadar öğrenemeyeceksin dedi.

Winstonun yeniden oluşturulması üç aşamada gerçekleşecekti. Öğrenme, Kavrama ve Kabullenme. İlk aşamayı bitirmişlerdi ikinci aşamaya geçtiler. Bu aşamada karşılıklı muhabbetler oluyor O’brien istediği cevabı alamazsa Winstona işkence çektiriyordu. O’biren dünyadaki her şeye hükmedebileceklerini söylüyor fakat Winston buna inanmayarak yapamayacaksınız. Sizi yok edecekler diyor. Bir umut olarak Winston doğru bildiğine inanmaya ona tutunmaya çalışıyordu. O’brien korku nefret ve zulme dayalı bir dünya kurmayı amaçlıyordu. Winston bunun yapılamayacağını çektiği acılara rağmen, haykırıyordu. Winston Tanrıya inanmıyor ama bu düzeni yıkacak  bir insan ruhu olduğunu söylüyordu.

O’brien Winstona ne olduğunu göstermek için onu bağlı olduğu yerden çözdü ve aynaya bakmasını sağladı. Winston aynaya bakınca korktu. Karşısında bir yaratık görüyordu. Hücredeyken gördüğü zayıf insanlıktan çıkmış yaratığa benziyordu artık. Oturup ağlamaya başladı birden. Winston artık bir canlı cenaze olmuştu. Winston yenilmişti. Bu sisteme karşı nasıl dayanabilirdi ki ? Sonunda böyle olacağını biliyordu Winston. Ama bir konuda o üstün gelmişti Julia’ya ihanet etmemişti. Artık ölmeyi istiyordu Winston.

Şimdi Winston’u iyileştirmeye başlamışlardı. Winston insan olma yolunda ilerliyordu. Vücudunun güçleştiğini hissedebiliyordu. Winston artık teslim olmuştu eline kalem aldı ve şunları yazdı. ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR, İKİ KERE İKİ BEŞ EDER         Artık o partinin kuklası olmuştu. Parti ne derse onu düşünüyordu. Yanlış bir şey düşünme ölüm sırasında bile olsa aklında en ufak bir yanlış düşünce olması ihtimali dahi söz konusu değildi,

Düşünceler kabul edilmişti. Fakat duygusal açıdan gelişme gösterememişti. O’brien Winstona BB’yi sevip sevmediğini sorunca Winston nefret ettiğini söyledi. Bunun üzerine üçüncü aşamaya geçildi. 101 numaralı odaya dünyanın en korkunç şeyinin olduğu odaya geçildi. Bu odada genel olarak değil spesific olarak korkulan şeyler vardı. Yani kişisel korkular Winston farelerden çok korkardı. Onu fare ile imtihan edeceklerdi. Bir düzenek içinde fare Winstona zarar verecek şekilde kademe kademe yaklaştırılacaktı. Winstona tam yaklaştığı anda Winston Julıa’ya yapın julıa’ya yapın diye haykırınca O’brien makineyi durdurdu. Ve bu bölümü de geçti Winston artık hazırdı Winston.

Winston Kestane Ağacı kafesinde tabiri caizse ölümü bekliyordu. Çok parası vardı ama para bir anlam ifade etmiyordu onun için. Suçunu canı gönülden itiraf etmişti. Winston diğer casus olmadıklarını anladığı üç adamın durumuna düşmüştü. Kimse onun yanına yaklaşmıyor. Garson da yine sürekli olarak Zafer Cini dolduruyor. Winstonun günleri böyle geçiyordu. Winston artık tam bir partici olmuştu. Savaş sonuçlarını takip ediyor sinirleniyor üzülüyor ve bağırıyordu. İşin en kötüsüde bütün bunları canı gönülden yapıyordu.

Winston Julıa ile karşılaştı. Kısa bir konuşma geçti aralarında artık birbirlerini sevmiyorlardı. Julia ihanet ettiğini söyledi. Winston da ihanet etmişti. Sonra aralarında hiç bir şey olmamış gibi ayrıldılar.

Winston yeniden Sevgi bakanlığındaydı. Halkın karşısına çıkmış yapmadığı her şeyi yapmış gibi inanarak itiraf ediyordu. Artık ölüm zamanı gelmişti. İçinde büyük biraderin aşkıyla sonsuzluğa gitti Winston. Yaptığı her şey bir aldanış ve bir hiç olmuştu. Winston artık yoktu. Hiç var olmamıştı ki zaten!!!!

Çeviren: Celal Üster

Can yayınlarından

Hazırlayan: Ozan DUR -Lisans 1 veya 2. Sınıfta hazırlanmıştır.

About Author

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tarih-YL / Filistin Çalışmaları [email protected] Polyglot, Dillere dair.

Leave A Reply