GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KEŞMİR MESELESİ

0

Özet

Bu makale, Keşmir sorununun tarihsel sürecini ve mevcut durumunu ele alarak, güncel gelişmeler ışığında sorunun çözümüne yönelik değerlendirmelerde bulunmaktadır. Bu kapsamda 1947 sonrası Keşmir’de meydana gelen değişiklikler ve Keşmir sorununun Pakistan ve Hindistan arasında neden olduğu çatışmalar göz önüne alınarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Keşmir sorunu hakkındaki kararlarına yer verilecektir. Ayrıca Çin aktörünün olaya müdahil olması bağlamında devam eden çatışmalar silsilesine değinilerek Keşmir halkının içinde bulunduğu durum aktarılmaya çalışılacaktır. Son olarak Keşmir sorununun çözümüne yönelik Keşmirli halkın istekleri ve muhtemel çözüm yollarına değinilecektir.

Anahtar kelimeler: Keşmir, Cammu ve Keşmir, Azad Keşmir Pakistan, Hindistan, Çin, Plebisit.

Abstract

This article presents the solution to the problem of kashmir by analyzing the historical developments and current situation of the region. It also presents the decisions made by the United Nations Security Council about the Kashmir issue by considering the changes took place  in Kashmir after 1947 and the conflicts between Pakistan and India. Moreover, this article conveys the situation of the citizen of Kashmir by mentioning the involvement of the Chinese factor. Finally, it mentions demands of the Kashmiri people and all possible solutions to solve the issue.

Keywords: Kashmir, Jammu and Kashmir, Azad Kashmir, Pakistan, India, China, Plebiscite

 

خلاصہ

یہ مضمون کشمیر سے متعلق تاریخی حقائق اور موجودہ صورت حال کی روشنی میں اس  مسئلے کے ممکنہ حل کے تجزیے پر مبنی ہے۔ اس مضمون میں 1947 ء کے بعد سے لے کر پاکستان اور بھارت کے مابین پیدا ہونے والے تنازعات، اس دوران کشمیر میں وقوع پذیر ہونے والی تبدیلیوں اور اس معاملے پر اقوام متحدہ کی سکیورٹی کونسل کی طرف سے کئے جانے والے فیصلوں کا جائزہ لیا گیا ہے۔ مسئلہ کشمیر میں چینی عوامل کے کارفرما ہونے اور اس کے نتیجے میں متنازع علاقے کے بدلتے ہوئے حالات پر بحث بھی اس مضمون میں شامل ہے۔ مزید برآں اس تنازع پر مقامی آبادی کی آراء اور اس کے حل سے متعلق ممکنات کو بھی شامل کیا گیا ہے۔

کلیدی الفاظ: کشمیر، جموں و کشمیر، آزاد کشمیر، پاکستان، بھارت، چین، ریفرندم 

Giriş

Hint yarımadasında Himalaya dağlarının güneybatı eteklerinde bulunan Keşmir bölgesi insanları, yüzyıllardır medeni dünyaya karşı hak davası yürütmekte ve adalet talep etmektedir. Fakat yılmadan sürdürülen bu mücadelede bir türlü sonuç alınamamaktadır.

14 Ağustos 1947’de Hint alt kıtası üzerinde parlamaya başlayan özgürlük güneşi, Keşmir üzerindeki kara bulutları dağıtamamıştır. 1947 yılında bölgeden tamamen çekilme kararı alan İngilizler, arkalarında üzerinden yaklaşık 70 yıl geçmesine rağmen çözülemeyen sorunlar bırakmıştır. Bölgede ‘böl yönet’ mantığıyla hareket eden İngiltere, imzaladığı antlaşma ile gerisinde bıraktığı yaklaşık 560 devlet ya da devletçiğin Pakistan veya Hindistan’dan birine iltihak etmesini öngörmekteydi. Ancak her iki ülkeye de katılmak istemeyen devletlerin,  bu isteği iki tarafa da bildirmesi şartıyla bağımsızlıklarını elde edecekleri de diğer bir seçenekti. Bölgedeki devletlerin her iki taraftan birine bağlanması ise bazı şartlara bağlanmıştı. Bu şartlar; devletin nüfus yoğunluğu, dini ve etnik yapısı, coğrafi konumları ve halkın arzuları gibi görünüşte son derece basit görülen etkenlerdir. [2]

Söz konusu devletler genelde halkın arzularına göre kendilerine din, kültür, etnik yapı ve coğrafi konum bakımından yakın buldukları devlete bağlanma kararı almaktaydı. Ancak bazı eyaletlerin yöneticileri ve halkının aynı dinden olmaması,  hangi devlete katılması gerektiği konusunda sorunlar doğurmaktaydı. Bu durumun en belirgin örnekleri arasında Cunagarh, Haydarabad ve Keşmir öne çıkmaktadır.

Cunagarh, halkın büyük çoğunluğu Hindu dinine mensup olması ve Pakistan’la hiçbir kara sınırı bulunmamasına rağmen yöneticisi Müslüman olduğu için 1947’de Pakistan’a iltihak kararı almıştır. Ancak Hindistan böyle bir kararın halka sorulmadan alınamayacağını ileri sürerek,  bu karara karşı çıkmış ve Eylül ayında Cunagarh’ı ele geçirerek kedisine bağlandığını ilan etmiştir. Cunagarh için geçerli olan durum Haydarabad için de geçerliydi.  Nüfusun çoğunluğunun Hindu dinine mensup olmasına rağmen, Haydarabad’ın Müslüman yöneticisi her iki devlete de katılmayıp bağımsızlığını ilan etmiştir ancak Hindistan bu karara karşı çıkmış ve Haydarabad’ı ilhak ettiğini ilan etmiştir.[3]

Keşmir için ise tam tersi bir durum söz konusuydu.  Cammu ve Keşmir devletine bakıldığında Pakistan’a katılması için tüm şartları sağlamaktaydı.[4] Ancak bu dönemde Keşmir’de bulunan halkın yaklaşık %80’i Müslüman olmasına rağmen yöneticisi Dogra hanedanına mensup bir Hindu olan Hari Singh idi. Mihrace Hari Sing halkın isteklerine bakmaksızın Hindistan’ın da baskılarıyla yönettiği Keşmir’i Hindistan’a bağlama kararı almıştır. Doğruluğu halen ispatlanamamış olan bu katılım belgesinden bir gün sonra(27 Ekim 1945), Hindistan Keşmir’e asker çıkartarak bölgeyi işgal etmiştir. Böylece 26 Ekim 1947’de imzalandığı iddia edilen katılım antlaşmasıyla Keşmir, Hindistan ve Pakistan arasından içinden çıkılamaz bir mesele haline gelmiştir.[5] Görüldüğü üzere Cunagarh ve Haydarabat’ta yöneticilerin tek başlarına verdikleri kararlara karşı çıkıp iki devleti de işgal eden Hindistan, söz konusu Keşmir olunca yöneticinin kararını yeterli bulmuş ve büyük çoğunluğu Müslüman olan halkın isteklerini tamamen göz ardı etmiştir.

Bu duruma tepki gösteren Pakistan, katılım kararının halkın istekleri doğrultusunda verilmesi gerektiğini söyleyerek bölgede bir plebisitin yapılmasının gerekliliğini savunmuştur. Ancak yapılması gereken plebisitin bir türlü gerçekleşmemesi ve Cammu ve Keşmir’de Hint güvenlik güçleri tarafından Müslüman halka karşı katliam uygulandığı haberleri üzerine, Pakistan’a bağlı kabile ve birlikler Keşmir’e girmiş ve günümüzde Azad Keşmir denilen bölgeyi Pakistan topraklarına katmıştır. Pakistan ve Hindistan arasında şiddetlenen savaşa müdahale edip ateşkesin sağlanmasını sağlayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bölgede bir plebisitin yapılması kararını vermiştir.

Hindistan, 26 Ekim 1947’de Hari Singh tarafından imzalanan katılım antlaşmasına dayanarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarına rağmen 1955 yılında Keşmir’in Hindistan’ın doğal ve bölünmez bir parçası olduğunu iddia etmiştir. Pakistan ise Keşmirli halkın büyük çoğunluğunun Müslüman olmasından ötürü bu karara tepki göstermiş ve bu durum karşısında BMGK kararlarının yerine getirilmesi için mücadele vermiştir. 1962 yılında yaşanan Çin-Hindistan savaşı sonunda Çin, Keşmir’e ait olan Aksai Çin bölgesini işgal etmiş ve 1963 Pakistan-Çin sınır antlaşması ile bu bölgede Çin hâkimiyeti tanınmıştır.

Ayrıca Hindistan’da geçmişten günümüze meydana gelen çatışmalar ve insan hakları ihlalleri Keşmir’i zaman zaman uluslararası kamuoyunun gündemine taşımıştır. Dünyanın en büyük demokrasisi olan Hindistan, söz konusu Keşmir ve Keşmir halkı olunca demokratik değerleri gerektiği gibi kullanamamıştır. Ayrıca bölge halkının bağımsızlık taleplerine olumlu yönde karşılık vermeyen Hindistan, sorunun bugüne kadar çözülememesinin en büyük sebeplerinden biri olmuştur. Ancak sorunun çözülememesinde Pakistan politikalarının da payı vardır. Pakistan’ın Keşmir politikalarında gerek temsil kabiliyetinin eksikliği gerekse izlenen politikaların belirsizliği sorunun gidişatını değiştirememiştir.

Keşmir’in -1947 Yılına Kadar- Tarihsel Arka Planı

Keşmir, kuzeyinde Türkistan (Uygur Özerk Bölgesi) ve Afganistan, batı ve güney batısında Pakistan, güneydoğusunda Hindistan, kuzey doğusunda ise Tibet’in yer aldığı verimli topraklara sahip bir bölgedir. Keşmir Vadisi, Himalayaların güneybatı eteğinde yer alması hasebiyle dağlık bir bölge olmakla beraber son derece doğal şartlara sahiptir. Keşmir bölgesinin bu özelliği, Keşmir’i tarihte Hindistan zenginliklerine karşı yapılan istila girişimleri gibi girişimlerden korumuştur. Ayrıca bu dağlık bölge olma özelliği, önemli bir konuma sahip olan Hindistan alt bölgesini ele geçirmeden Keşmir’i ele geçirmeyi imkânsız kılmıştır. Dolayısıyla Keşmir’in ele geçirilişi ancak Pencap ve Sind bölgelerinin alınmasından sonra gerçekleşmiştir.[6] Pencap bölgesine yerleşen kavimler buraya yerleştikten sonra Keşmir’i hâkimiyetleri altına almak için mücadelelere başlamışlardır.

Keşmir bölgesinin ilgi odağı olması çok eski tarihlere dayanır. Çoğu hanedan veya devlet eski tarihlerden beri doğal güzellikleriyle ön plana çıkan bu bölgeyi almak için mücadele etmişlerdir. Ancak gerek Hint kıtasındaki istikrarsızlıklar, gerekse Keşmir’in coğrafi konumu Keşmir bölgesinin bir bütün olarak tek devlet tarafından ele geçirilmesini zorlaştırmıştır. Dolayısıyla Keşmir bölgesi aynı tarihte birçok mahalli raca tarafından yönetilmiştir. VII. yüzyıldan itibaren Keşmir’de mahalli racaların yönetimi başlamıştır. Bu dönem aynı zamanda Müslümanların Keşmir’e ilk geliş dönemidir. [7]

Hindistan’ın Müslüman–Türk hanedanlarının ilgi odağı olması ise Gazneliler zamanında başlamıştır. Gazneli Mahmud tahta geçtikten sonra, dini İslam’ı yaymak amacıyla yaptığı yemine sadık kalarak belirli aralıklarla ‘gaza’ için Hindistan’a seferler düzenlemeye başlamıştır.  Kuruluşundan çöküşüne kadar Hindistan üzerine çok sayıda sefer düzenleyen Gazneliler, zaman zaman Keşmir bölgesine de yönelmişlerdir. Hindistan üzerine 17 sefer düzenleyen Gazneli Mahmud 1015 ve 1021 yıllarında iki defa Keşmir’i alma girişiminde bulunmuş ancak her iki seferde de kaleyi kuşatmışsa da bölgenin zor tabii şartlarından dolayı başarılı olamamıştır.[8]*

Uzun bir süre özellikle Vadiye yabancıların girmesi engellendiyse de 1320 yılında yaklaşık 70 bin askerle Keşmir’e giren Moğollar, Hindu idaresine çok büyük zarar vermişlerdir. Moğolların ayrılmasından sonra kendisine Mir Şah adında bir Müslümanı baş nazır olarak atayan Kral Rincana, daha sonra Müslüman olup ‘Sadrüddin’ unvanını almıştır. 1323’de Kral’ın vefat etmesinden sonra yönetime el koyan Mir Şah, Keşmir’in ilk bağımsız Müslüman sultanı olarak Şemsüddin unvanını almıştır(1338-1342).[9]  Sonrasında Keşmir’de birçok defa el değiştiren yönetim, Keşmir sultanlarından Zeynel Abidin Şahi Han’a geçmiştir.(1417-1467). Ancak Zeynel Abidin Şahi Han, bölgenin doğal yapısı itibariyle tümüne hâkim olamayıp Cammu’yu Hindu racalardan alamamıştır.[10]

Daha sonra 1551’de Şii Çak Hanedanlığının hâkimiyeti altına giren Keşmir, 1588’de Babürlü Sultan Ekber Şah’ın Keşmir’i topraklarına katmasına kadar bu hanedanlığın hâkimiyeti altında kalmıştır. Keşmir’in coğrafi özellikleri nedeniyle Babür İmparatorluğunun kurucusu Babür Şah bölgeye hâkim olamadıysa da torunu Ekber Şah Kuzey Hindistan’da konumunu güçlendirdikten sonra Keşmir’i ele geçirebilmiştir. Bu dönemden sonra Keşmir’e eyalet statüsü verilerek valiler tarafından yönetilmesi sağlanmıştır.[11]

Babür İmparatorluğunun kısmen zayıflamasıyla birlikte- Sultan Evrengzib’den sonra- devletin diğer bölgelerinde olduğu gibi Keşmir bölgesinde de karışıklıklar çıkmaya başlamıştır. Devletin durumunu fırsat bilip bağımsız olmak için ayaklanan eyaletler arasında Keşmir de yer almıştır. Keşmir valisi Ahmed Şah Dürrrani (1747-1773) bu karışıklıklardan yararlanarak 1752’de Keşmir’e hâkim olunca, bölge bu tarihten 1819’a kadar  -Sikhlerin bölgeyi ele geçirmesine kadar- Afganlılar tarafından yönetilmiştir.[12] Denilebilir ki; Babür İmparatorluğu’nun bölgede iktidarının sona ermesiyle, Keşmir’de köleliğe giden uzun süreç başlamıştır.

1952’de bölgeye hâkim olan Afganlılar (Şah Dürrani), Keşmir’i yönettiği 67 yıl boyunca bölgede her açıdan büyük çöküntülere neden olmuşlardır. 1819’da Maharaca (mihrace) Rancit Singh’in Keşmir üzerine bir sefer düzenleyerek Keşmir’i kendi topraklarına katmasıyla bölgede Müslüman hâkimiyeti sona ermiştir. Ancak bu durum Keşmirli halk için esaretten kurtulmak anlamına gelmemiş, aksine, esaret boyutunun şiddetleneceği anlamına gelmişti.

Sikhler döneminde bölgede zulüm ve şiddetin boyutu artarak devam etmiştir. Daha önce Babürler tarafından yenilgiye uğratılan Sikhler, bölgeye tekrar hâkim olunca bunun acısını Keşmirlilerden çıkartma politikasını izlemişlerdir. Bu dönemde özellikle Müslüman nüfusa karşı şiddet ve nefret boyutu hiç olmadığı kadar artmıştır.[13]

Sikh hükümdarı Rancit Singh,  Keşmir seferlerindeki başarılarından dolayı Hindu dinine mensup bir komutan olan Cammulu Dogra ailesinden Gulab Singh’e ‘Raca’ unvanı vererek onu Cammu valisi yapmıştı. Rancit Singh zamanında Müslümanlara karşı uygulanan zulüm ve baskılar üzerine Seyyid Ahmed Barelvi Aralık 1830’da Keşmir’de bir cihad başlatmıştı. Ancak güçlü Sikh ordusu karşısında başarı sağlayamayan Seyyid Ahmed, mücahidleriyle giriştiği savaş sırasında şehit olmuştur.

1839’da Rancit Singh ölünce bölgede çıkan karışıklıklardan faydalanan Gulab Singh, Cammu’da bağımsızlığını ilan ederek[14] İngilizlerle[15] işbirliğine girişmiştir.  Bağımsızlığını ilan ettikten sonra ilk iş olarak Rancit Singh’in ölümünden sonra dağılan orduyu bölgede korkulan bir güç haline getiren Gulab Singh, yeni fetih politikalarına başlamıştı. Ancak 1845’e gelindiğinde Sikhler ile İngilizler arasında çatışmalar başlamış ve bir yıl sonra Sikhler İngilizlerin üstünlüğünü kabul ederek teslim olmuşlardır.[16]

Bu savaş sonunda 9 Mart 1846 tarihinde imzalanan ‘Lahor Antlaşması’yla Keşmir İngilizlerin eline geçmiştir. Ancak Lahor Antlaşmasından sadece yedi (7) gün sonra -16 Mart 1846’da- ‘Amritsar Anlaşması’ ile İngilizler Keşmir’i halkıyla birlikte sadece yedi buçuk milyon (7.500.000) rupiye Cammulu Hindu Gulab Singh’e geri satmıştır.[17]  (Keşmir’de dönemin nüfusu göz önüne alındığında bir Keşmirli 7 rupiye satılmış oluyordu.) Antlaşmanın maddelerine bakıldığında temel amaç Keşmir’in Gulab Sindh tarafından İngilizlerin çıkarlarına uygun olarak yönetilmesidir. Örneğin antlaşmanın 4, 5, 6 ve 7. maddelerine bakıldığında, Gulab Singh tamamen İngilizlere bağımlı kılınmıştır. Dış ilişkilerinde İngiliz hükümetinin izni olmadan herhangi bir ilişkiye girişemeyecek olan Gulab Singh, ülkesinin sınırlarını, İngiliz hükümetinin izni olmadan hiçbir zaman değiştiremeyecektir.[18]

Keşmir’i İngilizlerden satın alan Gulab Singh, Müslüman Keşmir halkına karşı çok ağır politikalar izlemeyi sürdürdü. Dini özgürlüğün yanı sıra tüm sosyal ve ekonomik hakları ellerinden alınan Keşmirliler, konulan birçok vergi ile kanlarının son damlalarına kadar sömürülmeye devam ediliyordu: Pencereler için vergi, evdeki ocaklar için vergi, eş için, sahip olunan hayvanlar için, edinilen herhangi bir meslek için, hatta baca yapılması için bile vergi verilmek zorunlu hale getirilmişti. Bunların yanı sıra  “zorunlu işçilik politikası” diye bir politika devreye sokularak, Müslüman halk, askerlerin ağır denetim ve baskıları altında acımasızca çalıştırılıyordu. Bütün haklarından mahrum bırakılan toplumun, şikâyet hakkı dahi yoktu. Aynı zamanda bir Müslümanın bölgeden geçen herhangi bir gezgine maruz kaldıkları kötü durumu anlatırsa kendisini cezaevinde bulurdu.[19]

Bu olaylardan sonra zaman zaman Keşmir’de özgürlük haykırışları yükselmeye devam etmiştir. Birinci Dünya Savaşıyla birlikte bu sesler daha gür ve devamlı duyulmaya başlanmıştır. 1924’te Srinagar’da[20] başlayan ayaklanma hürriyet düşüncesi açısından bir dönüm noktası olmuştur. Hindistan’dan eğitim alarak geri dönen ve Keşmir için mücadele eden gençler, özgürlük bilincini halk arasında uyandırmaya gayret etmişlerdir. Bu gençler arasında daha sonra Keşmir için önemli mücadelelerde bulunup bedel ödeyecek olan Şeyh Muhammed Abdullah da yer almıştır. 1931’de peş peşe gelen iki olay Müslümanların birlik halinde ayaklanmalarına neden olmuştur. Bu olayların ilki Kuran-ı Kerim’e yapılan ve Müslümanları protestoya yönelten saygısızlık, diğeri, Keşmirli bir genç olan Abdulkadir’in ayaklanmaya teşvik etme davasının kapalı bir yerde yapılması yerine kamuoyuna açık bir şekilde yapılmasını talep eden kalabalığın üzerine ateş açılmasıydı. Bu olaylarda birçok Müslüman şehid edilmişti. Mihrace’nin bu olaylar üzerine sıkıyönetim ilan etmesiyle, Müslüman halk evlerinden çıkartılarak en ağır şekilde cezalandırılmış, malları yağmalanmış, kadınların namuslarına el uzatılmış ve tüm ileri gelen Müslüman önderler tutuklanmıştı.[21]

Bu olaylar üzerine 1932’de Keşmir’de Müslüman Konferansı (All Jammu and Kashmir Muslim Conference) kurulmuş ve Keşmirli Müslümanların hakları bu yolla savunulmaya başlanmıştı. 1934 yılında Keşmir’de yapılan seçimlerde meclisteki 21 sandalyenin 16’sını alan Müslüman konferansı, 1936’da bu sayıyı 19’a yükseltmişti. Her ne kadar meclisin yetkileri hemen hemen yok denecek kadar az olsa da, Müslümanların elde ettiği bu çoğunluk Tüm Hindistan Kongre Partisi (All India Congress Party) yöneticileri arasında huzursuzluk doğuruyordu. Bu nedenle Müslümanlar arasındaki birliğini kırmak için Hindistan Kongre Partisi liderlerinden Cevahar Lal Nehru, 1939’da Şeyh Muhammed Abdullah ile aralarındaki ilişkilerden faydalanarak Müslüman Konferansı yerine Ulusal Kongre’nin ( National Congress) kurulmasını sağlamıştı.[22]  Sadece Müslüman kimlikli bir partinin Keşmir’de sorunları çözmekten ziyade, etnik ve milliyetçilik bağlamında yeni sorunlara yol açacağından çekinen Şeyh M. Abdullah, daha seküler çizgilere sahip olan Ulusal Kongre ile yoluna devam etmişti.

Şeyh Muhammed Abdullah’ın Nehru’yu dinleyerek Ulusal Kongreyi kurması daha seküler politikalar izlemesine neden olmuştu. Aslında Şeyh Abdullah’ın böyle bir politika izlemesinin sebebi sahip olduğu nüfuz alanını genişletmekti. Böyle bir adımla Müslüman Kongresinin sahip olduğundan daha geniş alanlara seslenebileceğini düşünen Şeyh Abdullah, dini birlik yerine ortak bir Keşmirli kimliği yaratma düşüncesiyle ‘keşmiriyat’ fikrini ortaya atmıştı. Buna göre ortak bir ‘Keşmir kimliği’ ile laik ve milliyetçi bir anlayış benimsenerek, Keşmir’de sadece Müslüman ya da sadece Hindu olması gibi fikirler reddedildi. Böylece artık sadece Müslüman kimliği yerine diğer dinlere mensup kişilere de kapılar açılarak seküler bir ideolojiyle mücadeleye devam edeceğini düşünen Şeyh Abdullah diğer dini topluluklardan destek alamayınca bu politikasında başarı sağlayamamıştır.[23]

Ulusal Kongre adı altında yürütülen seküler politikayı benimsemeyen Çhouduri Gulam Abbas, 1940 yılında Cammu ve Keşmir Müslüman Birliği’ni yeniden kurarak mücadelesine devam etmiştir. Daha sonra bu birlik Tüm Hindistan Müslüman Birliği (All India Muslim League) ‘ne, Ulusal Kongre ise Tüm Hindistan Kongresi’ne katılarak Cammu ve Keşmir devletinin bağımsızlığı için mücadele etmişlerdir. 1946 yılında “Keşmir’i tek et” hareketini başlatan Keşmir Aslanı lakaplı Şeyh Muhammed Abdullah’ın isyan suçlamasıyla tutuklanmasının ardından başlatılan harekete doğrudan katıldığı iddia edilen Müslüman Konferansı lideri Çhouduri G. Abbas ve birçok yöneticisi de gözaltına alınmışlardır.

1947’ye gelindiğinde Pakistan ve Hindistan’ın bağımsız iki devlet olarak ayrılacağı kesinleşmişti. Bu dönemde Cammu ve Keşmir, Britanya hükümeti yönetimindeki yaklaşık 560 devletten sadece biriydi.[24]

1947 Sonrası Keşmir’in İltihakı Sorunsalı

Ağustos 1947’de Pakistan ve Hindistan’ın bağımsız iki devlet olarak ortaya çıkmasıyla birlikte, İngiliz emperyalizminden arda kalan yaklaşık 560 devletin hangi ülkeye katılacakları sorunsalı ortaya çıktı. Bu devletlerin başında Cammu ve Keşmir geliyordu. İngiltere’nin 3 Haziran bölünme planı göz önüne alındığında bu devletler; nüfus yoğunluğu, dini ve etnik yapı, coğrafi konumları ve halkın arzularına göre Pakistan veya Hindistan devletlerinden birine katılacaklardı. Ancak her iki ülkeye de katılmak istemeyen devletlerin, o ülkelere bildirmesi şartıyla bağımsızlıklarını elde edecekleri de diğer bir seçenekti. [25]

Cammu ve Keşmir Devletine bakıldığında Pakistan’a katılması için tüm şartları sağlamaktaydı. Coğrafi açıdan bakıldığında Keşmir’in Pakistan ile 1174 km orak sınırı bulunurken, Hindistan ile olan ortak sınırında bu rakam 510 km ile sınırlıydı. Hindistan ile olan bu sınırının yaklaşık 48 kilometresi hariç diğer sınırlar dünyanın en uzun dağları ile ayrıldığı için yolculuğa elverişli değildi. Pakistan açısından bakıldığında ise durum Hindistan’ın tam tersi bir tablo sunmaktaydı. Keşmir’in Pakistan ile olan sınırının yolculuğa elverişli olması ve Pakistan’ı besleyen ırmakların Keşmir’den akması,  (bu durum günümüzde de böyledir) dönemin şartları göz önün alındığında Keşmir’in Pakistan’a bağlanmasını gerektirmekteydi.  Keşmir’in Pakistan’a bağlanmasını gerektiren en önemli noktalarından bir diğeri de; Pakistan ile olan ortak din meselesidir. Dönemin nüfusuna bakıldığında Keşmir nüfusunun yaklaşık % 80’i Müslümanlardan oluşmaktaydı. Bu da Hindistan’ın bölünme planı çerçevesinde Keşmir’in Pakistan’a bağlanması için yeterli bir nedendi.

14 Ağustos 1947’de Pakistan’ın bağımsızlık ilanı Cammu ve Keşmir’de büyük bir coşkuyla kutlandı. Aynı gün Keşmir’in çeşitli bölgelerinde Pakistan’a iltihak lehinde yürüyüşler düzenlendi.  Bu dönemde Keşmir’in başında Dogra hanedanına bağlı Hari Singh (1925-1947) bulunmaktaydı. Hari Singh ilk başta her iki devlete de bağlanmak istemiyordu. Bundan dolayı Pakistan’ın bağımsızlığından bir gün önce -13 Ağustos-  Hindistan ve Pakistan’dan mevcut durumunun devamını sağlayacak anlaşmaların yapılmasını talep etti.  Pakistan hükümeti bu kararı 15 Ağustos’ta gönderdiği bir telgrafla kabul ederken, bu talep Hindistan hükümeti tarafından reddedildi.[26] Bu dönemde Keşmir için en çok mücadele edenlerden Müslüman konferansından Gulam Abbas ve Ulusal Kongreden Şeyh Muhammed Abdullah ise cezaevindeydi.[27]

İngiltere bölgeden ayrılırken ardında bugüne kadar çözülemeyen sorunlar yumağını bırakmıştı. Ustalıkla çizilen Pakistan ve Hindistan haritaları bölgede huzurun tesis edilmesi amacından çok uzaktı. İki devletin bağımsızlığından sonra yapılan bölgesel göçler beraberinde zulüm ve katliamları getirdi. Özellikle hem Hindu hem Müslümanların bölgesel olarak çoğunlukta olduğu Pencap eyaleti tam anlamıyla kitlesel katliamların merkezi haline gelmişti. Silahlı Sikh çetelerine karşı, silahsız yoksul Müslümanların çaresiz kafileler halinde belirlenen Pakistan topraklarına ulaşmaya çalışmaları sırasında, akla gelemeyecek derecede çeşitli zulüm ve katliamlar gerçekleşti. Katliamlardan kurtulan Müslümanların Pakistan topraklarına ulaşması üzerine öfkelenen çeşitli Müslüman toplulukları da Hindu ve Sikh azınlığa karşı intikam saldırılarına başladı. Müslümanlara reva görülen katliamların bir kısmı söz konusu Cammu ve Keşmir’de gerçekleştirilmekteydi. Pakistan’a katılmaya meyilli olan Keşmir halkı, Hari Singh’in etnik temizleme girişimlerinin kurbanı olmuşlardı.[28]

Maharaca Hari Singh yönetimindeki Dogra ordusu Keşmir’in Mirpur ve Ponç bölgelerinde Müslüman nüfusa karşı sistematik katliamlar gerçekleştirmeye devam etmekteydi. Şiddet boyutu gittikçe artan olaylarda, -Ağustos ayından Ekim ayına kadar- yaklaşık iki yüz bin (200.000) Müslüman öldürülmüş ve yüzbinlerce kişi de Pakistan’a kaçmak zorunda bırakılmıştı. Katliamlardan kurtulup Pakistan’a ulaşan Müslümanların halini gören ve onlardan katliam haberlerini alan Pakistan’ın kuzey batısında bulunan bazı Pathan kabileleri, Ekim 1947’de silahlanarak Keşmir topraklarına girdiler. Pathan kabile üyeleri ilk etapta Muzafferabad bölgesinde karşılaştıkları Dogra ordusunu hezimete uğratıp günümüzde Azad Keşmir denilen bölgeyi ele geçirdikten sonra başkent Srinagar’a doğru ilerlemeye devam ettiler. Ancak başkente yaklaşık dört-beş kilometre kala Pakistan’dan askeri destek geleceği düşüncesiyle durdular.[29] Pakistan ise o dönemde ‘Devlet’ adına akla gelecek her türlü teçhizattan yoksun olduğu için İngilizlerden kalan silahlara sahip olan Hindistan’la olası büyük bir savaşı göze alamayacağı için olsa gerek, Pathan kabilelere gereken desteği gönderememiştir.

Pathan kabilelerin ilerlemesine karşı koyamayacağını düşünen Maharaca Hari Singh, başkent Srinagar’dan kaçarak Cammu’ya oradan da Hindistan’a geçerek sözde ülkesinin işgal edildiğini öne sürmüş ve 26 Ekim’de Hindistan’dan yardım talep etmişti. İddia edildiğine göre Hindistan askeri destek göndermeden önce Maharaca’dan Cammu ve Keşmir’in Hindistan’a iltihak ettiğini belirten antlaşmayı imzalamasını talep etmiştir. Çünkü Hindistan kendisine göre bu anlaşma ile meşru bir zemin oluşturmak istiyordu. Bunun üzerine doğruluğu günümüze kadar halen ispatlanamamış olan iltihak anlaşması imzalanmış ve 27 Ekim sabahı Hint askerlerinin Srinagar’a kaydırılmasıyla Hint güçleri ile Keşmirli bağımsızlık ve Pakistan yanlısı güçler arasında çatışmalar başlamıştır.[30]

Çatışmaların şiddetlenmesi üzerine -aynı gün (27 Ekim)- Hindistan Başbakanı Cevahar Lal Nehru, İngiltere Başbakanı Lord Clement Attlee’ye bir mektup göndererek:  “Ben şunu açıkça belirtmek istiyorum ki, bu karışık ortamda Keşmir’e yardım edilmesi, Keşmir’in Hindistan’a ilhakı anlamına gelmemektedir. Daha önce müteaddid defalar kamuoyunun önünde tekrarladığımız gibi bizim görüşümüz, tartışmalı bölge ya da devletin ilhak kararının o bölge halkının isteğine göre alınması yönündedir. Biz aynı görüşü şu anda da devam ettirmekteyiz.”  Ertesi gün İngiltere’ye gönderdiği mektubun bir benzerini de Pakistan Başbakanı Liyakat Ali Han’a gönderen Nehru: “Biz emniyet ve düzenin sağlanmasından sonra Keşmir’den askerlerimizi çekeceğimizi ve Keşmir’in geleceği ile ilgili kararın bölge halkı tarafından alınacağını garanti ediyoruz. Bu sadece sizin hükümetinize verilmiş bir söz değil, aynı zamanda Keşmir halkı ve tüm dünyaya verilmiş bir sözdür.” diyerek bu sözünü teyit etmiştir.[31] Görüldüğü üzere Nehru niyetlerinin kalıcı olmadığını, düzen sağlandığında askerlerini geri çekeceğini ve bölgede bir referandum yapılacağını vadetmektedir. Ancak bu vaatler, üzerinden yarım yüzyıldan fazla süre geçmesine rağmen bir türlü yerine getirilmemiştir. 27-28 Ekim 1947’de olduğu gibi Nehru defalarca plebisit vaadinin yerine getirileceğini tekrarlamış ancak bunlar sadece söylemde kalıp bir türlü fiiliyata geçirilmemiştir.

Keşmir’de çatışmaların şiddetlenmesi üzerine Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah ordusunun Keşmir’e müdahale etmesi emrini verdi. Ancak o dönemde Pakistan ordusu İngiliz komutan General Glancy’nin emrinde olduğundan, İngiliz General, Cinnah’ın bu emrini yerine getirmeyi reddetti. Bunun üzerine düzenli bir ordu olarak –ki o dönemde Pakistan’ın düzenli bir ordusu ve teçhizatı da yok denecek derecedeydi- Keşmir’e yardım edemedi ise de, Pakistanlı bazı komutan ve askerler bu emri dinlemeyip gönüllü olarak Keşmir’i savunmak için çatışmalara katılmıştır.[32]

Keşmir’e giren Pakistan birlikleri, Hindistan ordusu karşısında göreceli olarak başarı sağlamaya başlasa da,  İngilizlerden kalan üstün silahlar sayesinde Hindistan ordusu Keşmir’in yaklaşık dörtte üçünü ele geçirmişti. Daha fazla ilerleyemeyeceğini anlayan Hindistan, 1948 yılının Ocak ayında BM Güvenlik Konseyi’ne başvurarak Pakistanlı kabilelerin Hindistan toprağı olan Cammu ve Keşmir’e saldırdıklarını iddia etmiştir. BM Güvenlik Konseyi’ne elinde Maharaca’nın imzaladığı söylenilen katılım belgesi ile başvuran Hindistan’a karşı Pakistan, Cammu ve Keşmir’de bir Hint işgali olduğunu ve bölgede Müslüman halka sistematik bir soykırım uygulandığını iddia etmiştir.[33]

Başvuruların değerlendirilmesi üzerine Güvenlik Konseyi 1948’de üç aşamalı bir karar yayınlayarak ateşkesin sağlanması çağrısı yapmıştır. Bu karara göre: Bölgede hemen ateşkes sağlanmalı, Pakistan vatandaşlarını bölgeden çekmeli, BM denetiminde kurulacak bir komisyonun bölgeye gönderilmesi ve BM denetiminde plebisitin yapılmasını teklif edilmiştir.[34] Bunun üzerine 21 Nisan 1948’de Güvenlik Konseyinin oy birliği ile aldığı bir kararla Keşmir için BM komisyonu kurulmuştur. Plebisit ortamının sağlanması görevini üstlenen komisyonun bölgeye gelmesinden yaklaşık 4 ay sonra -1 Ocak 1949’da- ateşkes sağlanmıştır.

Bölgeye gelen Komisyon, 5 Ocak1949’da yayınladığı ikinci bir karar metni ile; önceki kararların yerine getirilmesi gerektiğini tekrarlayarak bölgenin askerden arındırıldıktan sonra tarafsız bir plebisit ile iki devletten birine bağlanacağını açıklamıştır. Referandumun gerçekleşmesi için garantörlük görevini üstlenen BM Güvenlik Konseyi, bu karardan sonra çeşitli aralıklarla plebisit kararını tekrarlamıştır. Gerek 1948 gerek 1950 plebisit kararları hem Hindistan hem Pakistan tarafından kabul edilmesine rağmen bu karar Hindistan tarafından çeşitli nedenlerden dolayı sürekli ertelenmiştir.

Bilindiği üzere Hindistan Başbakanı Nehru da Keşmirli bir Hindu idi. Dolayısıyla Keşmir’den vazgeçmesi zor görünmekteydi. Ancak o dönemde söylemleri ile uygulamaları birbiriyle son derece çelişmekteydi. Çünkü Nehru, 1948 kararlarının Hindistan tarafından kabul edildiğini defalarca dile getirerek, 5 Mart 1948’deHindistan parlamentosunda şu konuşmayı yapmıştır: Biz katılım belgesinin kabul edildiği anda dahi, Keşmir halkının, bir plebisit ya da referandum ile ortaya koyacağı arzusuna saygı göstereceğimize dair tek taraflı bir deklârasyon yapma yolunu seçtik. Dahası, Keşmir hükümetinin en kısa zamanda halkın benimsediği bir hükümet olması konusunda ısrar ettik. Biz bu pozisyonumuzu her zaman koruduk ve biz, adil bir oylama için her türlü güvenliğin sağlandığı bir plebisit yapmaya ve Keşmir halkının kararına saygı göstermeye hazırız. Aynı şekilde Nehru, 11 Eylül 1951 tarihinde BM temsilciliğine gönderdiği mektupta,  7 Ağustos 1952 ve 31 Mart 1955’de Hindistan parlamentosunda yaptığı konuşmalarda bu vaadi tekrarlamıştır.[35]

Yukarıda belirtildiği üzere, Keşmir’e girdikleri günden itibaren bunun geçici bir durum olduğunu ısrarla tekrarlayan Nehru, bu vaatlerini 1955 yılına kadar tekrarlamış, bu dönemden sonra ise çeşitli iddialardan dolayı bu kararı yerine getirmeyeceğini söylemiştir.  Bu iddialara göre Nehru, 1955 yılında Pakistan’ın SEATO ve CENTO’ya katılımını gerekçe göstererek plebisit kararından vazgeçmiş ve Keşmir’in Hindistan’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu dile getirmeye başlamıştır. BM Güvenlik Konseyi kararlarını kâle almayarak plebisit kararını yerine getirmeyeceğini dile getiren Nehru’nun diğer bir iddiası da; 17 Kasım 1956’da başında Şeyh Muhammed Abdullah’ın bulunduğu Keşmir temsilciler heyetinin Hindistan’a bağlanma kararı alması ve bu konuda bir antlaşma imzalanmasıdır. Böylece 1955’de imzalandığı söylenen antlaşmayla özel statüye sahip olup Hindistan’a bağlı olan Keşmir, 1965 Hindistan anayasası değişikliği ile Hindistan’a bağlı bir eyalet düzeyine getirilmiştir. Ancak Pakistan bütün bunların birer iddiadan ileri geçemediğini söyleyerek bu kararları kabul etmemektedir.[36] Bu durum devam eden süreçlerde Pakistan ve Hindistan arasında hatların gerilmesine ve sınır boylarında çeşitli aralıklarla çatışmaların devam etmesine neden olmuştur. Pakistan ve Hindistan arasındaki durum sıcaklığını korurken olaya bir de Çin aktörü müdahil olmuştur.

Çin’in Keşmir Meselesine Müdahil Olması

Cammu ve Keşmir,  1962 Çin-Hindistan savaşının en temel sebeplerinden biri değildir. Ancak Dogra hükümeti döneminde Keşmir’e bağlanan Ladakh ilinin Tibet ile ortak sınırlarının olması, Keşmir’i savaşın nedenlerinden biri haline getirmektedir. 1950’de Tibet’i ele geçiren Çin’in Cammu ve Keşmir’in Aksai Çin bölgesi üzerinde hak iddia etmesi, Cammu ve Keşmir’i savaşın sonucundan en çok etkilenen bölge konumuna getirmiştir.

1950 Mao Çin’inin sınır güvenliği politikaları kapsamında Tibet’i işgal etmesiyle birlikte, Çin ve Hindistan sınırları 3225 km’ye ulaşmıştı.  Çinin bu girişimi Hindistan ile arasının gerilmesine neden olmuştu. Çünkü bu dönemde Tibet, Hindistan için askeri ve ticari çıkarlar anlamına gelmekteydi.  Tibet’i ele geçirdikten sonra Hindistan ile olan kara sınırının artması üzerine Çin, Hindistan’ın kuzey sınırında yer alan bazı bölgeler üzerinde de hak iddiasında bulunmaya başlamıştı. Bu durum iki ülke arasındaki ipleri kopma noktasına getirdiyse de 1954’de Hindistan’ın girişimleri sonucunda Hindistan ile Çin-Tibet bölgesi arasında bir ticaret antlaşması imzalanmıştı. Ancak bu durum devam eden sınır sorunlarına çözüm üretememiş, sorunların sadece ertelenmesine neden olmuştu.[37]

1959’da Tibet’te meydana gelen ayaklanma sonrasında Tibet’in ruhani lideri ‘Dalay Lama’nın[38] Hindistan’a sığınması ve Hindistan’ın Dalai Lama’nın sığınma talebine olumlu yanıt vermesi Çin ile olan ilişkilerini kopma noktasına getirmiştir. Çin’in diplomatik girişimlerine olumsuz yönde karşılık veren Hindistan’ın, Ruhani Lideri (Dalai Lama) iade etmemesi üzerine Ekim 1962’de iki ülke arasında sınır çatışmaları yerini savaşa bırakmıştır.

Hindistan ordusu karşısında hem silah hem de bölgeye yönlendirilen asker sayısı bakımından üstün olan Çin ordusu, kısa sürede Aksai Çin bölgesini ele geçirmişti. Hindistan’ın uğradığı ağır yenilgi sonrasında ABD ve SSCB, Hindistan’ın yardım çağrılarıyla olaya müdahil olmuşlardır. Gerek ABD gerek SSCB’nin yaptığı silah yardımlarına rağmen Çin’i durdurmakta yetersiz kalan Hindistan, ABD’yi Çin’e doğrudan müdahale etmeye çağırmıştır. Ancak bu sıralarda 21 Kasım 1962’de Çin tek taraflı bir ateşkes ilan ederek Aksai Çin bölgesine çekilmiştir.[39]

Savaş sonunda Çin, Keşmir’e ait olan Aksai Çin bölgesini kendi denetimine aldığını ilan etmiştir. 1963 yılında Pakistan ve Çin arasında imzalanan sınır anlaşması ile Pakistan Aksai Çin bölgesinin, Çin sınırları kapsamına girmesini kabul etmiştir.[40] Çin ve Pakistan arasında imzalanan ve Aksai Çin bölgesinin Çin kontrolünde kalmasını kesinleştiren anlaşmaya karşı Hindistan; Pakistan’ın Cammu ve Keşmir üzerinde tasarruf hakkının olmadığını ileri sürerek bu durumu protesto etmiştir. Bu protestolar karşısında Çin, Cammu ve Keşmir’de yapılacak olan referandum sonrası, Aksai Çin meselesinin tekrar ele alınacağını ve anlaşmanın sürekli hükmünün bulunmadığını ileri sürerek Hindistan’ı kendi silahıyla vurmuştur. Çünkü Hindistan bu bölgede bir referandum yapılmasına izin vermeyeceği için bu bölgenin Çin’de kalmaya devam edeceği aşikâr hale gelmiştir.

1965 Pakistan–Hindistan Savaşı

Çin savaşı sırasında ABD ve SSCB’den aldığı silah yardımları ile Pakistan ordusu karşısında üstün duruma geçen Hindistan ordusu, Çin karşısında uğradığı ağır yenilginin faturasını Pakistan’a kesmeye hazırlanıyordu. Hindistan yenilgisi kesinleşince Keşmir’e girebilecek durumda olan Pakistan, bu durumu fırsata çeviremedi. Denilebilir ki, Hindistan ordusu Çin’e yenildiği zaman Pakistan Keşmir’e girip durumu lehine çevirebilirdi. Ancak gerek askeri yetersizlik gerekse düşünsel eksiklik gibi nedenlerden dolayı bu durum gerçekleşememiştir.

Hindistan bu dönemde bir taraftan Keşmir’de ıslah ve güvenlik politikaları uygulama girişiminde bulunurken diğer taraftan da Çin yenilgisinin ardından askeri modernleşmeye hız vererek olası bir zaferle bu utancı üzerinden atmanın hesabını yapmaktaydı. Hindistan’ın bu hazırlıkları üzerine1965 yılında Keşmir sınırında çatışmalar boy göstermeye başlamıştır. Hindistan’ın iddiasına göre çatışmalar Pakistan’ın 1 Eylülde Cebeli Tarık operasyonu kapsamında Keşmir’e girip isyan başlatma çabaları sonucu başlamıştır. Ancak Pakistan’a göre bu savaş Mayıs ayında Hindistan’ın Pakistan’a ait Kargil tepelerini ele geçirmesiyle fitillenmişti.

Aynı zamanda II. Keşmir Savaşı da denilen bu savaş, şiddetlenerek neredeyse tüm Pakistan-Hindistan sınırına yayılmıştı. Savaş Keşmir’de tüm şiddetiyle devam ederken 1965 Eylül ayının başlarında Hindistan havadan ve karadan Pakistan’ın Lahor şehrini bombalamaya başlamıştı. Kısa sürede Lahor yakınlarına kadar ulaşan Hindistan ordusu, uğradığı ani saldırılar karşısında çok sayıda tank ve ağır topu savaş meydanında bırakarak geri çekilmek zorunda kalmıştır. Lahor’da durum böyle iken, Keşmir’de her iki taraf da küçük ve kısa zaferler dışında birbirlerine üstünlük sağlayamayınca Hindistan’ın başvurusu üzerine BM Güvenlik Konseyi Eylül ayı sonlarında aldığı bir kararla ateşkesin ilan edilmesini sağlamıştır.[41]

Ateşkes ilan edilmesine rağmen zaman zaman çatışmalar yaşanmaya devam edince, 10 Ocak 1966’da SSCB’nin girişimiyle iki taraf Sovyet Özbekistan’ının başkenti Taşkent’te bir araya gelerek ‘Taşkent Deklarasyonu’nu imzalamışlardır. Pakistan Cumhurbaşkanı Eyüp Han ve Hindistan Başbakanı Lal Bahadur Şastri’nin (Shastri) katılımıyla imzalanan Taşkent Deklarasyonu’na göre: her iki ülke de 5 Ağustos 1965 tarihinden önceki sınırlarına çekilecek, iki ülke arasındaki anlaşmazlıklar barış yoluyla çözülecek ve taraflar birbirlerinin iç işlerine karışmamayı taahhüt edeceklerdir.[42]

Taşkent Deklarasyonu her ne kadar iki ülke arasında kopan hatların yeniden inşa edilmesini öngördüyse de Keşmir’de yaşananlar, kopan hatların inşasına izin vermemiştir. Savaştan tam manasıyla üstün çıkamayan Hindistan hükümeti, Keşmir’de uygulanan güvenlik politikalarını daha da sıkılaştırmıştır. Keşmir halkının özgürlük haykırışları bu dönemden sonra da bastırılmaya devam etmiş, bölgede kanayan yaraların kabuk tutmasına müsaade edilmemiştir. Keşmir bölgesinde hayat zulüm sarmalında devam ederken, Pakistan ve Hindistan bir kez daha karşı karşıya gelmişlerdir. Ancak bu sefer Keşmir savaşa neden olan değil, sonucundan doğrudan etkilenen olmuştur.

1971 Pakistan-Hindistan Savaşı

1947 yılında Pakistan bağımsızlığını ilan ettiğinde Doğu Pakistan ve Batı Pakistan olarak ikiye ayrılmıştı. Pakistan-Hindistan arasında gerçekleşen bu savaşın asıl sebebi Doğu Pakistan’ın (şimdiki adıyla Bangladeş) Doğu Pakistan’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmek istemesi ve Hindistan’ın bu isteğe doğrudan destek vermesidir. Her ne kadar Keşmir bu savaşın temel sebepleri arasında olmasa da sonucundan en çok etkilenen bölgelerden biri olmuştur. Dolayısıyla burada savaşın nedenlerinden ziyade doğurduğu sonuçlara odaklanmak yerinde olacaktır.

Doğu Pakistan ile Batı Pakistan’ın ortak herhangi bir sınırı bulunmamakla beraber, aralarında yaklaşık 2200 km’den (kuş uçuşu) fazla mesafe vardır. Doğu Pakistan, 1947 yılında nüfusunun büyük bölümünün Müslüman olmasından dolayı Pakistan’a bağlanmıştı. Hindistan toprakları ise iki Pakistan’ı tamamen birbirinden ayırmıştı.1971’de İslamabad tarafından hak ettiği siyasi ve ekonomik desteği alamadığını öne süren Doğu Pakistan’da büyük ayaklanmalar çıkmaya başlamıştır.[43]

Bu dönemde Pakistan’da gerçekleşen seçimlerde büyük çoğunluğun oyunu alarak başbakan olan Zülfikar Ali Bhutto’un, Bangladeş’teki ayaklanmayı kuvvet kullanarak bastırmak istemesi üzerine bölgede özgürlük yanlısı Doğu Pakistanlılar ve Pakistan ordusu arasında şiddetli çatışmalar yaşanmaya başlanmıştı. Bu çatışmalardan en çok etkilenen siviller tek çareyi Hindistan ve komşu ülkelere kaçmakta bulmuştu. Büyük göçe maruz kaldığını belirten Hindistan, hava sahasını Pakistan’a kapatarak iki Pakistan arasındaki irtibatın tamamen kesilmesine neden olmuştu.

Doğu Pakistan tarafında bulunan Pakistan askerlerine destek gelemeyeceğini garanti eden Hindistan, Doğu Pakistan’a müdahale ederek savaşın tüm Hindistan-Pakistan sınırlarına yayılmasına neden olmuştu. Batı Pakistan’da Doğu Pakistan ordusu kısmen başarı sağlasa da, Doğu Pakistan’daki Pakistan askerleri 16 Ekim 1971’de Hindistan ordusuna teslim olmak zorunda kalmıştı. Pakistan askerlerinin Doğu Pakistan’da teslim olmasıyla 15 Aralık 1971 tarihinde Bangladeş devletinin kuruluşu ilan edilerek Pakistan resmen ikiye ayrılmış oluyordu. Bu olaylar akabinde 2 Temmuz 1972’de Pakistan ve Hindistan arasında Simla Antlaşması imzalanarak Bangladeş’in yeni bir devlet olarak tanınması sağlanmıştı.[44]

Zulfikar Ali Bhutto ve İndra Gandhi başkanlığında imzalanan Simla Antlaşmasına göre; taraflar; ikili ilişkilere zarar verecek davranışlardan kaçınacak ve birbirlerinin toprak bütünlüğüne ve bağımsızlıklarına saygı duyacaklardır. İki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesi ve dostane ilişkilerin tesis edilmesi adına, her iki ülke de birbirlerinin vatandaşlarına karşılıklı seyahat hakkı tanıyarak ticari alanlarda işbirliğinin sağlanmasına önem verecektir.

Yukarıda değinildiği üzere Keşmir bu savaşın temel nedeni olmasa da, sonucundan doğrudan etkilenmiştir. Simla Antlaşmasının Keşmir’i ilgilendiren maddesi: Cammu ve Keşmir’de 17 Aralık 1971 tarihli ateşkes sonucu tanımlanan sınırlara her iki ülkede saygı gösterecektir. Hiçbir taraf Keşmir üzerinden karşılıklı farklılıkları öne sürerek mevcut kontrol hattını değiştirmeye kalkışmayacaktır. Her iki taraf da sınır ihlallerinde tehdit veya güç kullanmayacaktır.[45]

Keşmir hakkındaki maddede geçen; “her iki tarafında mevcut sınırlara saygı göstermesi ve sınırların değiştirilmesi hakkında bir girişimde bulunamayacak olması” durumu mevcut sınırların bu anlamıyla uluslararası sınır kabul edildiği anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Pakistan Simla Antlaşmasını imzalayarak Keşmir üzerindeki haklarından bir nevi feragat etmiş sayılmaktadır. Bunun bir neticesi olarak Keşmir meselesi Birleşmiş Milletler gündeminden düşmüş ve o günden sonra plebisit söylemleri de duyulmamaya başlanmıştır.

Bu dönemlerde iki ülke arasındaki savaşlar sürerken, Keşmir’de her zamankinden farklı bir durum söz konusu değildi. 1977 ve 1978’de çıkartılan iki ayrı güvenlik yasası kapsamında Keşmirli halka uygulanan şiddetin kapsamı genişletilmiş ve kısıtlı olan karşıt basın susturulmuştur. Bu yasaları takip eden süreçlerde Hindistan Başbakanı İndira Gandhi’nin sert politikalarına karşı bölgede sık sık ayaklanmalar çıksa da, bu ayaklanmalar her seferinde Hindistan ordusu tarafından kuvvetle bastırılmıştır. Sene 1984’ü gösterip Pakistan ve Hindistan Keşmir’in Siyaçin buzul bölgesi için savaşa tutuştuklarında, Keşmir’de her zaman olduğu gibi insan hakları ihlalleri devam etmekteydi.

1984 Siyaçin Buzulu Sorunu

Siyaçin bölgesi dev buzullarla kaplı bir coğrafya olmasının yanı sıra, Cammu ve Keşmir bölgesinin bir parçasıdır. Dev buzullarla kaplı olan bu coğrafyada sınırın somut bir şekilde belirtilmesi mümkün olmadığından bu bölgenin ‘hâkimiyeti konusu’ anlaşmazlığa neden olmuştur. Aynı zamanda bölgenin insan yaşamına elverişli olmaması, Hindistan ve Pakistan tarafından göz ardı edilip boş bırakılmasına neden olmuştur. Ancak iki ülke arasında artan rekabet nedeniyle stratejik bir önem kazanan Siyaçin bölgesi, 1984 yılında iki ülkeyi bir kez daha karşı karşıya getirmiştir.[46]

1963 Pakistan-Çin sınır antlaşmasına göre bölgenin Pakistan’a ait olduğu tezi kuvvet kazanmaktadır. Ancak Hindistan, Pakistan’ın Cammu ve Keşmir üzerinde tasarruf hakkı bulunmadığı gerekçesiyle bu tezleri kabul etmemektedir. Karşılıklı tehdit söylemleri sürerken Hindistan’ın Nisan 1984 tarihinde bölgeye asker sevk etmesiyle dünyanın en yüksek noktalarından birinde Pakistan-Hindistan savaşının resmen başladığı görülmektedir.

Elverişsiz hava koşulları, her iki ülkenin de somut bir zafer elde etmeden ağır askeri zayiata uğramasına neden olmuştur. Doğa koşullarının son derece belirleyici olduğu bu savaş,  ağır ekonomik ve askeri kayıplar yaşayan tarafların bölgeyi askerden arındırmak için ikili görüşmelere başlamasıyla son bulmuştur. Fakat tarafların görüşmeler sonucunda somut bir gelişme kaydedememesi, Siyaçin buzulu sorununun günümüze kadar canlılığını korumasına neden olmuştur.

1990’lı Yıllarda Keşmir Mücadelesi

1990’lı yıllarda Keşmir, bağımsızlık yanlısı gruplar ile Hindistan güvenlik güçleri arasında yoğun çatışmalara sahne olmuştur. Zaman zaman ses getiren eylemler gerçekleştiren bağımsızlık yanlısı örgütler, çoğu zaman Hint güvenlik güçlerinin yenilgisine uğramıştır.

Özellikle 1990’lardan sonraki süreçte bölgede Keşmir yanlısı birçok grup ortaya çıkmıştır. Birçoğu Pakistan yanlısı olan bu gruplar özellikle Hint güvenlik güçlerine karşı gerilla savaşı başlatmışlardır. Hindistan tarafının iddiasına göre Pakistan’da eğitim alan bu grupların tetikleyicisi de Pakistan hükümetidir. Ancak Pakistan hükümeti bu iddiayı reddetmektedir. Aynı zamanda bu grupların artması Sovyetlerin, Afganistan işgalinin sona ermesinden hemen sonraki yılarda olduğunu da unutmamak gerekiyor.  Afgan mücadelesinin kısmi olarak 1989’da sona ermesi ile izleyen yıllarda Afgan mücadelesi yürüten bazı fedai isimli gruplar, Keşmir’e geçip, Hindistan güvenlik güçlerine karşı Keşmirli özgürlük yanlısı güçlerle aynı safta savaşmışlardır.[47]  “Şok et korkut” taktiği ile 1990’lardan sonra Hindistan güvenlik güçlerine büyük zararlar veren gruplara karşı Hindistan,  saldırılara karşı önlemler adı altında oldukça baskıcı bir sistem kurarak bölgede hakimiyetini devam ettirmiştir. Ancak bu durum yaşananları daha da alevlendirmiş ve 1999 Pakistan-Hindistan arasında patlak veren Kargil savaşına kadar sürecek bir takım olaylar zincirini meydana getirmiştir.

1999 Kargil Savaşı

1999’da Pakistan Genel Kurmay Başkanının, Hindistan’ın 1984’de Siyaçin bölgesine yaptığı operasyona karşılık vermek amacıyla planladığı bu operasyon, iki ülkeyi adeta nükleer savaşın eşiğine getirmiştir. Hindistan zor hava koşullarından dolayı Kargil tepelerindeki askeri tesislerini kış aylarında terk etmekteydi. 1999 kışında Hint güvenlik güçlerinin bölgeyi terk etmesinin ardından Pakistan güvenlik güçleri ve Keşmirli grupların Kargil tepelerindeki Hint askeri tesislerini ele geçirmesi üzerine Hindistan, bölgedeki askeri tesisleri geri almak adına bölgeye zafer operasyonu adıyla büyük bir askeri operasyon başlatmıştır.

Hindistan havadan ve denizden başlattığı geniş çaplı operasyonlarla kısa sürede birçok noktayı geri almıştır. Bunun üzerine operasyonun kendisinden habersiz yapıldığını ileri süren Pakistan Başbakanı Nawaz Şerif,  ABD’nin baskısı ve arabuluculuğu üzerine birliklerinin geri çekilmesini kabul etmiştir. Pakistan ordusuna bağlı birliklerin geri çekilmesinden sonra bölgeyi terk etmek istemeyen Keşmirli bağımsızlık yanlısı gruplar bölgede kalıp Hint birlikleri ile çatışmaya devam etmiştir. Ancak Hindistan’ın bölgeyi Pakistan desteğinden yoksun birliklerden alması uzun sürmemiştir. Bu durum her ne kadar geniş çaplı bir savaşa dönüşmedi ise de, tarafları muhtemel bir nükleer savaşın eşiğinden çevirmiştir. [48]

Yeni Yüzyıl ve Bir Türlü Gelemeyen Özgürlük

Keşmir topraklarına egemen kılınan kan ve ölüm, yeni yüzyılın gelmesiyle birlikte büyük oranda devam etmektedir. Hindistan hükümeti gerek Keşmirli özgürlükçü savaşçıları gerekse Afgan savaşından sonra bölgede çoğaldığını söylediği örgütleri bölgeden temizlemek adına bölgedeki asker sayısını sürekli olarak arttırmaktadır. Ancak Hindistan’ın bu politikası bölgede şiddetin artmasından başka bir sonuç doğurmamaktadır.

2005 yılına kadar yüzlerce kişinin çıkan olaylarda hayatını kaybetmesi, olayların canlılığını günümüze kadar korumasında etkili olmuştur. Baskıcı şiddet politikalarına ek olarak bölgedeki halkın ekonomik yoksulluğu da olayların bilinmeyen tarafını oluşturuyordu. Yaklaşık 80 bin kişinin hayatını kaybettiği 2005 Keşmir depremi ile birlikte bölgenin yoksulluğu kısmen de olsa gün yüzüne çıkmış ve her ne kadar işgal altında olması yönüyle olmasa da Keşmir bir kez daha dünya kamuoyu gündemine gelmiştir.[49]  Ancak Keşmir’in dünya kamuoyunun gündeminden düşmesi uzun sürmemiştir.  Depremin yaralarının sarılmaya başlanmasının hemen akabinde bölgede şiddet olayları tekrar başlamıştır. Özellikle 2008 yılından sonra büyük olaylar patlak vermiş ve yüzlerce Keşmirli bu olaylarda hayatını kaybetmiştir. 2008’de patlak veren olayların faturası her zaman olduğu gibi yine Müslümanlara kesilmiş ve 2009 yılında Cammu ve Keşmir özgürlük cephesi lideri Afzal Guru’ya idam cezası verilmiştir. Bu olay üzerine tüm Cammu ve Keşmir geneline yayılan protestolar şiddetle karşılık bulmuş ve olaylarda birçok kişi ordu güçleri tarafından şehid edilmiştir.[50]

İlerleyen yıllarda hayatını kaybedenlerin sayısında değişiklik olsa da şiddetin dozunda pek fazla değişiklik yaşanmamıştır. 11 Haziran 2010’da Keşmirli bir öğrencinin gösterilerde polis tarafından vurularak öldürülmesiyle olayların seyri değişmiş ve memnuniyetsizlik protestoları yerini karşılıklı çatışmaya bırakmıştır. Olaylar sırasında birçok Keşmirli hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi tutuklanmış ve birçoğundan tekrar haber dahi alınamamıştır. 2016 ve 2017 yıllarında ise çeşitli olaylarda aynı şekilde yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş ve binden fazla kişi yaralanmıştır.

SONUÇ

Pakistan ve Hindistan’ın bağımsızlığının üzerinden yaklaşık 70 yıl geçmesine rağmen Keşmir Sorunu halen iki devlet arasındaki en büyük çatışma konusu olmaya devam etmektedir. Unutulmamalıdır ki; gerek Pakistan gerek BM Güvenlik Konseyinin girişimiyle vaat edilen plebisit kararının üzerinden böylesine uzun bir süre geçmesine rağmen Keşmir halkı halen esaret altında yaşamaktadır.

Pakistan, Hindistan ve Çin arasında üç parçaya ayrılmış olan Keşmir, günümüzde parçalanmış yapısını korumaktadır. Sahip olduğu jeokültürel ve jeostratejik özellikleri ile Asya’nın kalbi konumunda olan Keşmir, büyük bölgesel güçler arasında sıkışıp kalmaya ve günden güne kan kaybetmeye devam etmektedir.

Hindistan’a bağlandığı ilk günden beri kendisine verilen statüden memnun olmayan Cammu ve Keşmir halkının önünde; kabaca üç yol bulunmaktadır. Bunlardan birincisi hakları arttırılmış bir otonom yapıdır. Ancak hali hazırda Hindistan’a bağlı eyaletlerden biri olan Cammu ve Keşmir’in bu statüyü kabul etmediği açıktır. Dolayısıyla Hindistan’ın bölgeye doğrudan müdahale etmesi var olan otonom yapının çözüm getirecek bir yol olmadığını gözler önüne sermektedir. İkinci çözüm yolu ise Keşmir’in bir bütün olarak Pakistan veya Hindistan’dan birine bağlanmasıdır. Ancak Cammu ve Keşmir’in nüfusu göz önüne alındığında halkın Pakistan’a katılma yönündeki eğilimleri olduğunu düşünen Hindistan, böyle bir çözüm yoluna yanaştırmamaktadır.

Üçüncü ve en önemli çözüm yolu ise Keşmir’in bağımsızlığıdır. Ancak Keşmir’in tarihsel arka planına bakıldığında Pakistan ve Hindistan arasında sıkışıp kalan bir bölge olması nedeniyle her iki devletin de birbirleri lehine Keşmir bölgesindeki varlıklarından vazgeçemeyecekleri aşikârdır. Bağımsız bir Keşmir’e hem Hindistan hem de Pakistan tarafından sıcak bakılmamasının bir diğer sebebi de her iki ülkenin de içinde farklılıkları barındırmasıdır. Dolayısıyla Keşmir’e verilecek olası bir bağımsızlık statüsü ile  her iki ülkenin de bölünme tehlikesi ile karşı karşıya kalacağından endişe edilmektedir.

Ancak olaya olumlu yönden bakıldığında ise bölgede sorunun tek çözümünün Keşmir’in bağımsızlığı olduğu görülmektedir. İki ülke açısından da önemli bir güvenlik sorunu olarak görülen Cammu ve Keşmir’in ancak bağımsızlığı halinde bu güvenlik sorununun azalacağı düşünülmektedir. Aynı zamanda Keşmir halkının isteklerine bakıldığında yine en önemli talebin bağımsızlık olduğu görülmektedir. Keşmirli halk, hem Pakistan hem de Hindistan’ın Keşmir üzerinde hak dava etmeyi bırakmalarını ve Keşmir’in bir bütün olarak bağımsızlığını kazanmasını desteklemektedir..

Aynı zamandan BM Güvenlik Konseyinin vermiş olduğu ancak günümüze kadar uygulanamayan referandum kararının uygulanması da sorunun çözümü için hayati önem arz etmektedir. Tarafsız bir komisyon gözetiminde yapılacak olan bir referandumun Keşmir sorununa çözüm olabileceği büyük bir olasılıktır.  Dolayısıyla devlet liderleri tarafından sorunun derinleşmesine neden olan siyasi söylemler bırakılmalı ve bölgede yapılması gereken plebisit bir an önce yapılıp sonucuna her iki devletin de saygı göstermesi sağlanmalıdır. Aynı zamanda uluslararası toplumun konuya olan duyarsızlığı son bulmalı ve sorunun barışçıl yollarla çözülmesine yardımcı olunmalıdır. Aksi takdirde Keşmir sorunu, Pakistan ve Hindistan arasında kanayan bir yara olmaya devam edecektir.

İlim ve Medeniyet

KAYNAKÇA

Ahmetbeyoğlu, Ali. Afganistan üzerine araştırmalar. İstanbul: Tarih ve Tabiat Vakfı, 2002.

Ali, Abdullah Yusuf. The making of India: a brief history of the different elements, geographical, ethnical, material, moral, and political … Lahore: Sang-e Meel Publications, 2006.

Belokrenickij, Vâčeslav Âkovlevič, and Vladimir Nikolaevič Moskalenko. A political history of Pakistan, 1947-2007. Oxford: Oxford University Press, 2013.

Jalal, Ayesha. The struggle for Pakistan: a Muslim homeland and global politics. The Belknap Press of Harvard Univ Press,2014.

Menon, Jisha. The performance of nationalism: India, Pakistan, and the memory of Partition. Cambridge: Cambridge Univ. Press, 2013.

Toker, Halil. Keşmir Dosyası. İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003.

Toker, Halil. Sebepleri ve Sonuçları ile Keşmir Meselesini Kavramak. Demavend Yayınları,2017.

Tez ve Makaleler

Arzu Güler, “Absence of a Common Kashmırı Identıty and Future Claıms ın The Regıon of Kashmır: Paradox of Dıstınct Natıonalısms”, Ömer Halisdemir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi Yıl: Temmuz 2017  Cilt-Sayı: 10(3)  ss: 1

C.Tayyar Arı, “Uluslararası Sistem Teorisi Açısından 1947-1972 Hindistan-Pakistan Çatışmasına Bir Yaklaşım”, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1986, s.99

Central Intelligence Agency “The Kashmir Dispute” .20.09.1965(Erişim Tarihi:12.11.2017)

Deprem Mağduru Cennet Vadi Keşmir – Dünya Bülteni http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haber&ArticleID=1342 (Erişim Tarihi:18.11.2017)

Dr. Abbas Karaağaçlı. “Pakistan-Hindistan İlişkileri ve Keşmir Meselesi”.Bilgesam, doç.(Yayınlanma Tarihi:10.12.2011)

John W. Garver, “China’s Decision for War with India in 1962”. http://indianstrategicknowledgeonline.com/web/china%20decision%20for%201962%20war%202003.pdf (Erişim Tarihi:01.11.2017)

Priyanka Bayaka ve Sumeet Bhatti. “A Study of What Led to The Insurgency in Kashmir Valley and Proposed Future Solutions”. https://web.stanford.edu/class/e297a/Kashmir%20Conflict%20-%20A%20Study%20of%20What%20Led%20to%20the%20Insurgency%20in%20Kashmir%20Valley.pdf (Erişim Tarihi: 03.11.2017)

Simla Agreement.- July 1972 http://people.unica.it/annamariabaldussi/files/2015/04/Simla-Agreement-July-2-1972.pdf , (Erişim Tarihi:18.11.2017)

Simon Tisdall, “Hindistan At Gözlüğünü Çıkaramıyor”, https://www.timeturk.com/tr/makale/simon-tisdall/hindistan-at-gozlugunu-cikaramiyor.html (Erişim Tarihi:05.11.2017)

Tashkent Declaration.-1966, Hindustantimes http://www.hindustantimes.com/india/tashkent-declaration-1966/story-62AdmExtq4cG6uP6DnfbbM_amp.html (Erişim Tarihi: 05.11.2017)

The United Resolutions Adopted by the United Nations Security Council in 1948.(Erişim Tarihi:01.11.2017) http://www.un.org/en/ga/search/view_doc.asp?symbol=S/RES/39(1948)&referer=http://www.un.org/en/sc/documents/resolutions/1948.shtml&Lang=E

Treaty of Amritsar,  http://www.kashmirnetwork.com/justju/stuff/treaty.pdf (Erişim Tarihi:11.11.2017)

 

[2] Menon, Jisha. The performance of nationalism: India, Pakistan, and the memory of Partition. Cambridge: Cambridge Univ. Press, 2013.s.167.

[3] Toker, Halil.”Cunagarh Ve Haydarâbâd Bağlamında Keşmir’in Hindistan’a İlhakı Üzerine Bir Değerlendirme”. Keşmir Dosyası.Halil Toker(ed). İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003.s.75-83.

[4] Coğrafi açıdan bakıldığında Keşmir’in Pakistan ile 1.174 km ortak sınırı bulunurken, Hindistan ile olan ortak sınırında bu rakam sadece 510 km ile sınırlıydı. Hindistan ile olan bu sınırının yaklaşık 48 km’si hariç diğer sınırlar dünyanın en uzun dağları ile ayrıldığı için yolculuğa elverişli değildi. Ayrıca o dönemde Keşmir’de nüfusun yaklaşık % 80i Müslümandı.

[5] Arzu Güler, “Absence of a Common Kashmırı Identıty and Future Claıms ın The Regıon of Kashmır: Paradox of Dıstınct Natıonalısms”, Ömer Halisdemir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi Yıl: Temmuz 2017  Cilt-Sayı: 10(3)  ss: 1

[6] Nuhoğlu, Güller. ”Gazneliler’in Keşmir Seferleri”.  Keşmir Dosyası.Halil Toker(ed). İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003.s.1.

[7] Çiçekler, Mustafa. ”Keşmir’in İslamlaşmasında Sufilerin Rolü”. Keşmir Dosyası. Halil Toker. İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003.s.23.

[8] Nuhoğlu, Güller. ”Gazneliler’in Keşmir Seferleri”.  Keşmir Dosyası.Halil Toker(ed). İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003.s.12-16.

*Hemen hemen bütün tarihçiler Gazneli Mahmud’un Keşmir üzerinde hakimiyet kuramadığında hemfikirdirler. Ancak Keşmir’in bütünü yönünden bakıldığında Mahmud’un vadi dışındaki bazı bölgeleri zaman zaman ele geçirdiği söylenmektedir. Bunun bir örneği olarak Kalencir Racasının Mahmud’un hizmetine girip bütün saltanatı süresince hizmetinde kalıp tabiiyetin Mes’ud devrinde de devam ettiği söylenebilir.

[9]  Özcan, Azmi. “Dünden Bugüne Keşmir ve Keşmir Meselesi”. Keşmir Dosyası.Halil Toker(ed). İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003. s.32.

[10] Uludağ, Süleyman. Câmiyye, Türk İslam Ansiklopedisi – cilt: 07. s.137.

[11] Central Intelligence Agency “The Kashmir Dispute” .20.09.1965(Erişim Tarihi:12.11.2017)

[12]  Zaheer, Nigar Sajjad. “Keşmir davası(1819-1949)”.Keşmir Dosyası.Halil Toker(ed). İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003.s.40.

[13]  Zaheer, Nigar Sajjad. “Keşmir davası(1819-1949)”.Keşmir Dosyası.Halil Toker(ed). İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003.s.41.

[14]Ali, Abdullah Yusuf. The making of India: a brief history of the different elements, geographical, ethnical, material, moral, and political … Lahore: Sang-e Meel Publications, 2006.s.265-266.

[15] 16. Yüzyılda ticaret amaçlı Hindistan’a gelip 1600’de Doğu Hindistan şirketini kuran İngilizler, yaklaşık bir buçuk yüzyıl sonra siyasi emellerini fiiliyata geçirmeye başladılar. Babürlüler’in dağılma sürecine denk gelen bu dönemde, Babürlüler’den ayrılan eyaletleri birer birer ele geçirmeyi başardılar.

[16] Ali, Abdullah Yusuf. The making of India: a brief history of the different elements, geographical, ethnical, material, moral, and political … Lahore: Sang-e Meel Publications, 2006.s.266-267.

[17] Sebepleri ve Sonuçları ile Keşmir Meselesini Kavramak, halil Toker , demavend yayınları ,İstanbul, 1. Baskı,2017 s.13.

[18] Treaty of Amritsar,  http://www.kashmirnetwork.com/justju/stuff/treaty.pdf (Erişim Tarihi:11.11.2017)

[19] Zaheer, Nigar Sajjad. “Keşmir davası(1819-1949)”.Keşmir Dosyası.Halil Toker(ed). İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003.s.43.

[20] Srinagar Cammu ve Keşmir eyaletinin en büyük şehri ve yazlık başkentidir. Bu eyaletin yazlık ve kışlık olmak üzere iki başkenti vardır. Kışlık başkenti ise Cammu’dur.

[21] Zaheer, Nigar Sajjad. “Keşmir davası(1819-1949)”.Keşmir Dosyası.Halil Toker(ed). İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003.s.44.

[22] Priyanka Bayaka ve Sumeet Bhatti. “A Study of What Led to The Insurgency in Kashmir Valley and Proposed Future Solutions”. https://web.stanford.edu/class/e297a/Kashmir%20Conflict%20-%20A%20Study%20of%20What%20Led%20to%20the%20Insurgency%20in%20Kashmir%20Valley.pdf (Erişim Tarihi: 03.11.2017)

[23] Arzu Güler, “Absence of a Common Kashmırı Identıty and Future Claıms ın The Regıon of Kashmır: Paradox of Dıstınct Natıonalısms”, Ömer Halisdemir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi Yıl: Temmuz 2017  Cilt-Sayı: 10(3)  ss: 1

[24] 1947’den önce bölgedeki devlet veya devletçiklerin sayısı tam olarak belli değildir. Bu sayı 560 ile 580 arasında değişmektedir. Ancak büyük çoğunluk bu sayının yaklaşık 560 olduğunda hemfikirdir.

[25] Menon, Jisha. The performance of nationalism: India, Pakistan, and the memory of Partition. Cambridge: Cambridge Univ. Press, 2013. s.167.

[26] Belokrenickij, Vâčeslav Âkovlevič, and Vladimir Nikolaevič Moskalenko. A political history of Pakistan, 1947-2007. Oxford: Oxford University Press, 2013. s.52-53.

[27] Zaheer, Nigar Sajjad. “Keşmir davası(1819-1949)”.Keşmir Dosyası.Halil Toker(ed). İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003.s.47

[28] Menon, Jisha. The performance of nationalism: India, Pakistan, and the memory of Partition. Cambridge: Cambridge Univ. Press, 2013.s.34-35.

[29] Toker, Halil. Sebepleri ve Sonuçları ile Keşmir Meselesini Kavramak. Demavend Yayınları. İstanbul.2017. s.84-85.

[30] Güleryüz, Ali.”Doğruluğu Şüpheli Olan Bir Gece”. Keşmir Dosyası.Halil Toker(ed.). İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003. s.47.

[31] Zaheer, Nigar Sajjad. “Keşmir davası(1819-1949)”.Keşmir Dosyası.Halil Toker(ed). İstanbul: TATAV (Tarih ve Tabiat Yayınları), 2003. s.50.

[32] A.g.e., s.52.

[33] Toker, Halil. Sebepleri ve Sonuçları ile Keşmir Meselesini Kavramak. Demavend Yayınları. İstanbul.2017. s.59.

[34] The United Resolutions Adopted by the United Nations Security Council in 1948.(Erişim Tarihi:01.11.2017) http://www.un.org/en/ga/search/view_doc.asp?symbol=S/RES/39(1948)&referer=http://www.un.org/en/sc/documents/resolutions/1948.shtml&Lang=E

[35] Toker, Halil. Sebepleri ve Sonuçları ile Keşmir Meselesini Kavramak. Demavend Yayınları. İstanbul.2017. s.74-77

[36] Dr. Abbas Karaağaçlı. “Pakistan-Hindistan İlişkileri ve Keşmir Meselesi”.Bilgesam, doç.(Yayınlanma Tarihi:10.12.2011)

[37] John W. Garver, “China’s Decision for War with India in 1962”. s.10.  http://indianstrategicknowledgeonline.com/web/china%20decision%20for%201962%20war%202003.pdf (Erişim Tarihi:01.11.2017)

[38] Gerçek adı Tenzin Gyatsodur. Dalai Lama, Budizm‘in kurucusu olan Shakyamuni’nin reenkarnasyon sürecini tamamlayabilen kişilere verilen isimdir.

[39] John W. Garver, “China’s Decision for War with India in 1962”. s.53 http://indianstrategicknowledgeonline.com/web/china%20decision%20for%201962%20war%202003.pdf (Erişim Tarihi:01.11.2017)

[40] Belokrenickij, Vâčeslav Âkovlevič, and Vladimir Nikolaevič Moskalenko. A political history of Pakistan, 1947-2007. Oxford: Oxford University Press, 2013. s.193

[41] Toker, Halil. Sebepleri ve Sonuçları ile Keşmir Meselesini Kavramak. Demavend Yayınları. İstanbul.2017. s.95-96

[42] Tashkent Declaration.-1966, Hindustantimes http://www.hindustantimes.com/india/tashkent-declaration-1966/story-62AdmExtq4cG6uP6DnfbbM_amp.html (Erişim Tarihi: 05.11.2017)

[43] C.Tayyar Arı, “Uluslararası Sistem Teorisi Açısından 1947-1972 Hindistan-Pakistan Çatışmasına Bir Yaklaşım”, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1986, s.99

[44] Jalal, Ayesha. The struggle for Pakistan: a Muslim homeland and global politics. 2014.s.178-179

[45] Simla Agreement.- July 1972 http://people.unica.it/annamariabaldussi/files/2015/04/Simla-Agreement-July-2-1972.pdf , (Erişim Tarihi:18.11.2017)

 

[46] Toker, Halil. Sebepleri ve Sonuçları ile Keşmir Meselesini Kavramak. Demavend Yayınları. İstanbul.2017. s.100-101

[47] Ahmetbeyoğlu, Ali. Afganistan Üzerine Araştırmalar. İstanbul: Tarih ve Tabiat Vakfı, 2002. s.371-372

[48] Toker, Halil. Sebepleri ve Sonuçları ile Keşmir Meselesini Kavramak. Demavend Yayınları. İstanbul.2017. s.101-103

[49] Deprem Mağduru Cennet Vadi Keşmir – Dünya Bülteni http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haber&ArticleID=1342 (Erişim Tarihi:18.11.2017)

[50] Toker, Halil. Sebepleri ve Sonuçları ile Keşmir Meselesini Kavramak. Demavend Yayınları. İstanbul.2017. s.121

 

CAMMU VE KEŞMİR ÜZERİNE TARİHSEL BİR BAKIŞ

KEŞMİRLİ MÜSLÜMANLAR VE SORUNLARI

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KEŞMİR SORUNUNUN TARİHÇESİ – 1

 HİNDİSTAN’DA MİLLİYETÇİLİK

PAKİSTAN’DA MİLLİYETÇİLİK KAVRAMI

 

About Author

İlim ve Medeniyet

iletisim@ilimvemedeniyet.com

Leave A Reply