FİKİRTEPE TARİHİ

1

Fikirtepeİstanbul‘un Anadolu Yakası‘nda, Kadıköy İlçesi sınırları içinde bir semt. Fikirtepe mahallesinin yanı sıra, Eğitim ve Dumlupınar mahallerini de kapsayan bir bölgenin adıdır.

Batıda Kurbağalıdere ve 15 Temmuz Şehitler Köprüsü çevre yolu (Otoyol 1) ile Hasan Paşa Mahallesi‘ne; doğuda Merdivenköy‘e; güneyde Kayışdağı Caddesi ile Zühtü Paşa ve Feneryolu mahallelerine; kuzeyde D 100 Otoyolu ile Ünalan Mahallesi‘ne komşu olan Fikirtepe, 1975’te, artan nüfusu yüzünden, üç mahalleye bölünmüştür. Bunlar, Devrim (1980 sonrası Dumlupınar), Fikirtepe ve Eğitim mahalleleri olup, semte adını veren asıl Fikirtepe Mahallesi, Mandıra Caddesi ile Hızır Bey Caddesi arasında kalan bölgede yer almaktadır. Güneyinde Eğitim, kuzeyinde Dumlupınar mahalleleri vardır.

Bağdat Demiryolu inşaatı Berlin’i Bağdat’a bağlarken, İstanbul’daki tarihöncesi dönem yerleşmelerinin de keşfedilmesine vesile olmuştu. 20. yüzyılın başlarında gerçekleşen demiryolu inşaatı sırasında Pendik Temenye mevkiinde tarihöncesi döneme ait bir yerleşim saptanmıştı. Demiryolunun inşasında görevli mühendis J. Miliopulos yine aynı dönemde Fikirtepe yerleşimini de buldu. Her iki yerden toplanan arkeolojik buluntular çok kısa bir süre sonra, 1907 yılında A.D. Mordtmann tarafından yayınlandı ve Stockholm Milli Müzesi’nde sergilendi. Müzede bulunan eserler daha sonra 1920’li yılların başlarında T.J. Arne ve M.O. Janse, 1930’lu yıllarda ise S. Przeworski tarafından yayınlandı.

Fikirtepe ve Pendik, İstanbul’un tarihöncesini, şehrin Neolitik dönemdeki durumunu ortaya koyan ilk yerleşimler olmanın yanı sıra Anadolu’da kazısı yapılan en eski yerler arasındadır. Fikirtepe 1952-54 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Prehistorya Kürsüsü adına Kurt Bittel ve Halet Çambel tarafından kazılmış, ancak hangi döneme tarihlendiği uzun süre saptanamamıştı. Bu çalışmayı 1961 yılında Şevket A. Kansu’nun Pendik’te, yerleşimi tahrip eden demiryolu yarmasındaki küçük ölçekli kazıları takip etti.

Neolitik Dönem’e ilişkin çalışmalar bir taraftan İstanbul’un ilk yerleşimcilerini açığa çıkarırken, diğer taraftan da İstanbul ve çevresinin Avrupa ve Yakındoğu arasındaki kültürel ilişkiler bağlamında ele alınmasını sağlamıştı. Söz konusu yerleşmeler ilk çiftçi toplumlarının batıya, Güneydoğu Avrupa’ya yayıldığı aşamaya tarihlenmekte ve konumları dolayısıyla soruna ilişkin tartışmalar için birer veri kaynağı olarak görülmektedir. Nitekim daha sonraki yıllarda yine İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı’ndan Mehmet Özdoğan’ın yaptığı araştırmalar, Fikirtepe yerleşiminin Neolitik Dönem’e tarihlendiğini ortaya koymanın yanı sıra bu sorular etrafında şekillenen, özellikle Anadolu – Balkan kültürleri arasındaki ilişkileri tanımlamaya yönelik çalışmalar olmuştur.

2004 yılında Yenikapı’da, RomaBizans dönemine ait Theodosius Limanı’nda başlatılan kurtarma kazılarında deniz seviyesinden 6,5 metre kadar aşağıda Neolitik Dönem kalıntılarına ulaşılması büyük bir heyecan uyandırırken, Fikirtepe ve Pendik gibi eski kazılardan elde edilen sonuçların da yeniden gündeme gelmesini sağladı. En genel tanımıyla insanların, avcı-toplayıcı yaşamı terk edip sabit köyler kurdukları, hayvanları evcilleştirip bitkileri tarıma alarak üretici yaşam biçimini benimsedikleri bir dönem olarak özetleyebileceğimiz Neolitik Dönem’in Marmara Bölgesi’nde ne zaman ve nasıl başladığı halen güncelliğini koruyan sorular arasındadır. Genel kabul gören yaklaşım, bu yaşam biçiminin MÖ 10. binyılda Levant, Kuzey Mezopotamya ve hemen akabinde Orta Anadolu’yu da içine alan bir coğrafyada ortaya çıktığı ve MÖ 7. binyılla birlikte batıya yayıldığı yönündedir. Yenikapı, Pendik ve Fikirtepe’den anlaşıldığı üzere Marmara Denizi kıyılarında MÖ. 7. binyılın ikinci yarısında kurulan yerleşmeler bulunmaktadır. Yenikapı gibi İstanbul Boğazı’nın batı yakasında, Küçükçekmece Gölü havzasında bulunan Yarımburgaz Mağarası ise Alt ve Orta Pleistosen’e ilişkin bulguların yanı sıra Neolitik Dönem’e tarihlenen tabakalarıyla İstanbul ve civarındaki iskânın yoğunluğuna işaret etmektedir.

Marmara Bölgesi’ndeki yerleşimler sadece kıyılarda değil, aynı zamanda Marmara Denizi’nin doğu ve güney kesimlerinden Eskişehir’e kadar uzanan bir coğrafyada izlenmekte ve benzer özelliklere sahip toplumların olduğunu göstermektedir. Burada bulunan ve literatüre “Fikirtepe Kültürü” olarak geçen Neolitik Dönem toplumları, adını İstanbul’un Fikirtepe semtindeki yerleşimden almakta, bir bakıma İstanbul ve çevresinde yaşayan avcı-toplayıcıların Anadolu’nun daha iç kesimlerinden gelen çiftçilerle olan etkileşimini yansıtmaktadır.

Fikirtepe Kültürü, kabaca MÖ 6500-5500 yılları arasına tarihlenmekte ve kıyıya yakın yerleşimlerin koy ya da lagün kenarlarına kurulduğu anlaşılmaktadır. Kıyılara yakın olarak bulunan bu yerleşimler ortalama 150-200 metre çapında bir alana yayılan ve arkeolojik dolgu kalınlığının birkaç metreyi geçmediği yerlerdir. İlk kez Fikirtepe kazılarında ortaya çıkarıldığı üzere bu yapılar, 2,5-4 metre çapında, tabanları hafifçe çukurlaştırılmış yuvarlak planlı dal örgü kulübelerden oluşan bir mimari geleneğe sahiptirler. Bu yöntemde, ağaç dikmelerin araları daha ince dallarla sepet gibi örülerek her iki yönde kerpiç çamuruyla kaplanmaktadır. Kulübeler düzensiz aralıklarla yerleştirilmiş, aralarında bulunan açık alanlar ise gündelik işlerin sürdürüldüğü avlular şeklinde düzenlenmiştir. Bazı kulübelerin tabanlarında, bir bakıma ölüleriyle birlikte yaşamı ifade eden ve bir çocuğun anne rahmindeki duruşuna benzer şekilde, bacakları karna çekilerek yan yatırılmış gömütler bulunmuş, ayrıca iskeletlerin yanlarına çömlek ve kemik alet gibi mezar hediyelerinin bıraklıldığı görülmüştür.

Tarihçede , çevredeki önemli arkeolojik buluntulara göre, Fikirtepe yöresinin tarihi çok eskilere gider. Her iki tarafı vadilerle sınırlı olan ve Kurbağalıdere’ye doğru çıkıntı yapan alçak bir tepe olan Fikirtepe’nin, eski devirlerde denizle bağlantılı olduğu tahmin edilmektedir. Bazı bulgulara bakılırsa, eskiçağlarda Kalamış Koyu, Fikirtepe eteklerine dek uzanıyordu.Bizans ve erken Osmanlı dönemlerinde, Fikirtepe’de yerleşim olup olmadığı bilinmemektedir. Ancak 1786’da Kauffer’e çizdirilen şehir haritasında, “Fikir Tepesi” adı görülür. Halk arasındaki bir söylenceye göre, yöre, adını derviş Fikir Baba’dan alır.

  1. yüzyılda, o zamanlar “Kadıköy Deresi” olarak bilinen Kurbağalıdere, Hasanpaşa’ya kadar haliçşeklinde uzanırdı ve bol suya sahipti. Üzerindeki Kasr-ı Ali Köprüsü’nün doğusunda uzanan hassa çiftliklerinin çevresindeki mesire yerleri, İstanbul halkının gözde mekanları arasındaydı. Dönemin elçilik raporlarında, Kurbağalıdere üzerinde yapılan kayık gezintilerinden, mesire yerlerindeki eğlencelerden söz edilirken ressam ve şairlerin ilham almak için Fikir Tepesi’ne gittiğine değinilir. 1876’da kısa süre tahta çıkan V. Murad‘ın av köşkü Fikirtepe’nin neredeyse tek yapısı olma özelliğini 1950’lere kadar sürdürmüştür. Bugün Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü’nün bulunduğu yerdeki köşk ve padişahın kişisel mülkü olan çiftlik, çilek ve bamya tarlalarıyla, akasya ve kestane ormanlarıyla çevrili idi.

O zamanlar Kızıltoprak Mahallesi’ne bağlı olan Fikirtepe’de, 1950’lerin sonlarına kadar öğretmen Refik Apa’nın evinden başka yerleşim olmadığı söylenir. 1950’lerden itibaren yoğun bir iç göçe sahne olan ve hızla bir gecekondu bölgesi haline gelen Fikirtepe, 1965’te Kadıköy İlçesi’ne bağlı bir muhtarlık olmuştur. İstanbul halkının mesire yeri olarak kullandığı çayırlar, çilek ve bamya tarlaları tahrip edilmiş ve yerlerini binlerce gecekondu almıştır. Nüfusun hızlı artışı yüzünden, 1975’te Fikirtepe, Dumlupınar ve Eğitim mahallelerine ayrılmıştır.

 

Fikirtepe’nin yerleşim tarihi Neolitik Çağ’a kadar uzansa da Bizans ve Osmanlı dönemlerinde bu bölgede herhangi bir yerleşim görülmemiştir. Hatta 1950’li yıllara kadar Fikirtepe’deki tek yerleşim yeri Sultan V. Murad’a ait olan av köşküyken, bölgenin geri kalanı mesire yeri, meralar ve otlaklardan oluşan boş bir alandı. 1950’li yıllarda Türkiye’de tarımın mekanize olmasıyla işlerini kaybeden pek çok topraksız köylü ve çiftçi, iş bulma ümidiyle hızla sanayileşen kentlere göç etmeye başlamış

tı. Fikirtepe’deki tüm varış hikayelerinde, doğduğu topraklarda yapacak bir iş bulamayan insanların kente göç edip buralarda kök salma çabaları anlatılır. Bu kişilerden biri olan İsmail Bey, şu an üçüncü nesle ev sahipliği yapmakta olan Fikirtepe’ye,  1960’lı yılların başında yerleşmiş ilk nesildendir.

Çapa‘da bulunan Yüksek Kız Öğretmen Okulu’nun 1966’da Fikirtepe’ye taşınmasıyla gelişmeye başlayan güney kesimi, Eğitim Mahallesi adıyla anılmaktadır. Sınırlarını Hızır Bey, Dr. Erkin ve Fahreddin Kerim Gökay caddelerinin oluşturduğu Eğitim Mahallesi, Fikirtepe’nin en modern kesimidir. Çoğunluğunu çok yüksek blokların oluşturduğu yerleşim modeli ile Fikirtepe ve Dumlupınar mahallelerinden hemen ayrılır. Doğudaki Dumlupınar ve batıdaki Fikirtepe mahallelerinde iki ya da üç katlı düzensiz gecekondu yerleşimi gözlenir. Fikirtepe ve Dumlupınar mahalleleri Kadıköy sınırları içindeki tek gecekondu yerleşimidir. İstanbul şehir merkezinde inşaat yapılacak arazilerin büyüklüğünün hayli az olması nedeniyle bu bölge pek çok yatırımcının iştahını kabartmaktadır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan Fikirtepe analizinde bölgenin tarihsel gelişim süreci de ele alındı. Bakanlık analizine göre 1966 yılında Fikirtepe’nin merkezinde yapılaşma bulunsa da mahallenin çevresinde tarımsal faaliyet devam etmekteydi. Yani Fikirtepe’nin merkezinde evler, etrafında tarlalar vardı. 1970 yılında yapılan çevre yolu, aynı zamanda Fikirtepe’ye ‘mahalle’ kimliği kazandıran unsur oldu. Bakanlık tarafından yapılan analize göre; Kadıköy’de 4 farklı kentsel doku tipolojisi bulunmakta. Çalışma alanı ve Kadıköy doku tipolojileri açısından farklılaşmakta. Kadıköy’de kentsel doku daha çok 4-5 katlı ayrık nizam bahçeli apartmanlardan oluşurken, Fikirtepe bitişik nizam 2-3 katlı yapılardan oluşan bir dokuya sahip. Fikirtepe ayrıca küçük parsellerden oluşan düzensiz bir ızgara plan karakterine de sahip bulunuyor…

Fikirtepe’nin arazi kullanım ve doluluk-boşluk analizlerine bakıldığında ise dolu hane sayısı 10 bin 835, dolu ticarethane sayısı 1.139, toplam ticarethane sayısı 1.424 ve küçük sanayi birimlerinin sayısının 529 olduğu görülüyor.

1/5000 ölçekli Fikirtepe ve Çevresi Nazım İmar Planı’nında çalışma alanının büyük bir kısmı konut alanı olarak gösteriliyor. Mandıra Caddesi ve Hızırbey Caddesi üzerinde konut+ticaret kullanımları yer alıyor. Kurbağalı Dere aksında ise büyük ticari kullanımlar, spor ve eğitim tesisleri gibi kullanımlara yer veriliyor.

Eskiden yörede yaygın olan oto tamir atölyeleri, Bostancı Oto Sanayi Sitesi’ne taşınmıştır.

Kazılarda çıkan eserler İstanbul’un en eski yerleşim yerlerinden olduğunu göstermiştir. Arkeoloji müzesinde buradan çıkarılan birçok eser sergilenmektedir. Az sayıda tarihi yapının bulunduğu Fikirtepe yöresindeki önemli tarihi yapı Kasrı Ali Caddesi üzerindeki V.Murat’ın av köşküdür. Dini yapılar arasında Fikirtepe Mahallesi’nde Aklar, Tepe, Pehlivan ve Merkez camileri; Dumlupınar Mahallesi’nde Şahsüvaroğlu, Hacı Nusreddin, On iki İmamlar ve Fuat Zilelioğlu camileri; Eğitim Mahallesi’nde de Bayraktar, Saliha Kulaksız ve İhsaniye Camileri vardır.

Fikirtepe dolaylarındaki eğitim kurumları arasında en önemlisi 1966’da kurulan Atatürk Eğitim Enstitüsü çevresine yapılan ek binalarla faaliyet gösteren Marmara Üniversitesi Fikirtepe (sonradan Göztepe) Kampüsü’dür. Kampüs civarındaki Avrupa Birliği Enstitüsü ve Atatürk Fen Lisesi’nden başka, Mehmed Bayezıd Lisesi, İnönü İlköğretim Okulu, Münevver Şefik İlköğretim Okulu, Kaptan Hasan Paşa İlköğretim Okulu, Murat Paşa İlköğretim Okulu, Hüseyin Ayaz (Eski adı ile Arif Paşa İlköğretim Okulu) Fikirtepe civarındaki eğitim kurumlarındandır.

Bölgedeki önemli bir kamu yapısı da Dumlupınar Mahallesi sınırları içindeki “  İstanbul Medeniyet Üniversitesi “ dir.

Yalnızca İstanbul kentinin değil Marmara Bölgesi‘nin bilinen en eski kültürlerinden biri olan Fikirtepe kültürü, adını İstanbul-Kadıköy yakınlarındaki Fikirtepe yerleşmesinden almaktadır. Marmara Bölgesi’nde tarım ve hayvancılığadayalı yerleşik mahalle yaşantısı ilk olarak MÖ 5500 yıllarına, neolitik çağa tarihlenen Fikirtepe kültürü ile başlamaktadır. Yine aynı zaman da 1980’den itibaren semtte çok fazla gayri meşru olay meydana gelmiş ve daha çok Fikirtepeye bağlı bulunan dumlupınar mevkiinin gecekondu evlerden oluşması hasebiyle daha çok tenhalığından ve Fikirtepe’nin tehlikeli oluşundan söz edilmiştir.

1970’li yıllarda hızla büyüyen ve üç muhtarlık bölgesine ayrılan Fikirtepe, 1980’li yıllarda gecekondulara getirilen imar aflarıyla dikey olarak da büyümüş, yığma duvarlı kulübelerin pek çoğu yıkılarak, yerine birkaç katlı betonarme apartmanlar yapılmaya başlanmıştır. Aynı dönemde altyapı hizmetleri de gelmeye başlamış, yollar döşenmiş, yıllarca çeşmelerden evlerine su taşımış insanların evlerine su getirilmiş, elektrik hatları döşenmiştir

Yakın zamandaki kentsel dönüşüm sürecinin öncesine kadar Fikirtepe, 132 hektara yayılmış üç büyük mahallesi (Dumlupınar, Eğitim ve Fikirtepe) ve 100.000’i aşkın nüfusuyla yalnızca evlerden oluşan bir meskûn alan olmakla kalmayıp, aynı zamanda başlı başına bir ekonomi de meydana getirmiştir. Bölgede irili ufaklı tekstil, mobilya ve yiyecek üretme atölyelerinden dükkânlara, düğün salonlarından, lokantalara, pastanelere, kuyumculara kadar pek çok işyeri bulunur. Burada yaşayan nüfusun önemli bir kısmı da geçimini bu işyerlerinden temin etmektedir.

2011 yılının Ocak ayında bölge, bizzat İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından özel proje alanı  ilan edilmiş, İstanbul’un hemen hiçbir yerine verilmemiş çok yüksek bir imar hakkı Fikirtepe’ye tanınmıştı. Bu plan çerçevesinde 132 hektarlık bölge ortalama 20’şer dönümlük ve her biri 200-300 haneden oluşan 57 yapı adasına ayrıldı. Her bir ada tek bir parsel olarak bir müteahhit firmayla anlaşarak evlerini yıktıracak ve her malik, bu evlerin yerine yapılacak süper lüks gökdelen konutlardan kendi arsa payı oranında dairelere sahip olacaktı. Bu plan büyük bir heves ve vaatle kamuoyuna duyuruldu. Medyada “gecekondunu ver lüks daireyi kap” projesi, “milli piyango” gibi tanımlarla tarif edilen Fikirtepe projesinde beş buçuk yıl sonra bugün gelinen nokta bir kısmı yıkılmış, birazı yapılmış, pek çoğu yerinde duran bir kısmı boşaltılmış evler; elektriksiz, susuz evlere yerleşmiş mülteciler ve artık darmadağın olmuş bir mahalleden ibarettir.

Bölgede faaliyet gösteren şirketler, bir kısmı çoktan iflas etmiş ya da iflasın eşiğine gelmiş, evinden, iş yerlerinden çıkarttıkları insanlara kira bedellerini bile ödeyemeyen firmalar, diğer bir kısmı da “çantacı” olarak tarif edilen, maliklerin imzaladığı sözleşmeleri para karşılığı firmalara satan güvenilmez aracılardan oluşmaktadır. Bazı inşaatlar ilerlese de genel olarak ilerlemeyen bir projede onların da akıbetleri meçhuldür. Pek çok insan zengin olma hayallerini çoktan bir tarafa atmış, elindekinden olmamanın derdine düşmüş durumdadır. Elli yılda ilmek ilmek örülmüş bir mahallenin beş yılda tek bir vuruşla darmadağın edilmesi, yıllarca birbirine komşuluk etmiş insanların birbirine düşmesi, rantın ya da potansiyel rant algısının nelere kadir olduğunun da bir göstergesidir.

Öte yandan yıllarca süren “çarpık kentleşme” tarih öncesi Fikirtepe’yi unutturduğu gibi, “kentsel dönüşüm” de Fikirtepe’nin yakın geçmişinden izleri silmekte, semti tanımsız ve kimliksiz bir alana dönüştürmeye başlamıştır.

Yavuz Said TEKİN

Kaynakça

  • Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi
  • Vikipedi , Özgür ansiklopedi
  • Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi Çalışmaları
  • http://sehirharitasi.ibb.gov.tr/

 

 

 

About Author

Konuk Yazar

1 Yorum

  1. Pingback: Dosya Konusu: "Fikirtepe'de Değişim ve Sosyal Hayat" | İlim ve Medeniyet

Leave A Reply