İlim ve Medeniyet

DEMOKRASİ ÜZERİNE-3

** İktidara gelmek ve orada kalmak açısından yönetim biçimleri incelendiğinde uzun süren bir azınlık otoriteryenizminden sonra, çoğunluk otoriteryenizminin de bir müddet demokrasi olarak görünmesi doğaldır…

Demokrasiye yapılabilecek eleştirilerden bir diğeri de halkın tamamen politize olmasıdır. Samuel Hungtington’un “The Crisis of Democracy” adlı eserinin tezi: demokratik yönetiminin krizine yol açan şey, demokratik yaşamın yoğunluğundan başka bir şey olmadığıdır. Ali Yaşar Sarıbay buna demokratik yaşamın fetişleştirilmesi adını da vermektedir. Demokratik süreç, sürekli olarak oyuna sokma, öznelleşme biçimlerinin icat edilmesi ve kamusal hayatın daimi özelleştirilmesine karşı harekete geçen inceleme vakalarının sürecidir. (Jacques Ranciére-Demokrasi Nefreti : s.70) Halkın politize olması her konu hakkında manipülasyona açık bir hale gelmesine neden olmaktadır. Çünkü, demokrasi, özgürlük ve bireyleşme adı altında herkes posta bir delik açmaya çalışmaktadır. Yukarıda bahsedilen bireyselleşme, narsizm ve demokrasi ilişkisi göz ününde bulundurulduğunda her ağızdan bir ses çıkmış olacaktır. Halbuki, demokrasinin karşılıklı uzlaşı ve konuşma olduğu göz önünde bulundurulduğunda, karşı tarafı ya da ötekini dinleme alanı atlanılmaması gereken bir şeydir. Ya da bu uzlaşı ve tartışmanın sınırı nerede başlayıp nerede bitmektedir?

“Demokrasi, aksine, “ayırt edilemez” şeyleri anlatmak, bir araya gelmiş eşit insanların gücünün şekilsiz ve gürültücü bir kalabalığın kafa karışıklığından başka bir şey olmadığını göstermek için icat edilmiş bir terimdir. Kaosun doğa üzerindeki yeri neyse, sözü edilen kalabalığın gücünün de toplumsal düzendeki yeri aynıdır”

der, Ranciére.
Halbuki mutlak özgürlük olarak algılanan demokrasi Maurice Duverger-siyasi partiler’in girişinde: Siyasi partiler demokrasiye getirilen ilk sınırlardır, der. Madem bireyler özgürse neden özgür olmak için özgürlüklerine kısıtlama getirildiklerinin farkında değillerdir? Halbuki bir araya gelmek için bazı haklardan vazgeçmek gerekmektedir. “Kamusal iyiye duyarsız hale gelmek” beraberinde kaotik düzenden başka bir şey getirmeyecektir. Bir toplumdan ve cemiyetten ziyade topluluk olabilmek için bile asgari müşterekten söz edilmelidir. Gerçi özgürlük hastalığı kaosu düzene tercih etmektir. Bu minvalde egoist ve hazcı bireyden “her türlü düzen”e karşı olmaktan başka bir şey beklenmemektedir.
Uzlaşı adına “her şeyi konuşabilir kılmak” da ilaç niyetine zehir içmek değil midir? Bu soru bir soru ile daha desteklenebilir: Maksat uzlaşmak mıdır yoksa posta delik açmak mıdır?
Sözde demokratlık, tartışma kültürü adına bizden kutsallarımızın ve milli varlıklarımızın tartışılması istenmektedir. Burada maksat kutsallar ya da milli varlıkların bir dogma haline getirilmesi değildir. Hatta “demokrasi üzerine” metinlerinde akıntıya karşı kürek çekilmekte, mesele alışılmışın dışında ele alınmaktadır. Bu yüzden mezkur kavramların tartışılması egoist ve hazcı bireycilik anlayışını gözardı etmeden ele alınmaktadır.

Mücahit Bayram IŞIK

Exit mobile version